Türkiye’de işler farklı yürüyor. Ancak “normal şartlarda”, birine bir mal ya da hizmet satıyorsanız, bundan gerçekten bir fayda elde etmesini istersiniz. Çünkü müşterinize para kazandırırsanız, genelde o da sizden alacağı mal ve hizmetlerin miktarını artıracaktır. (Giffen paradoksu gibi istisnalara girmeyeceğim)
Ekonomik kriz, siteleri de vurmuş gibi görünüyor, ya da daha çok reklam almanın daha çok kazandıracağını sanıyorlar. Kısa vadede evet, ama uzun vadede hayır.
Yaklaşık 1.5 ay önce, pozitifpc.com ve oyun.pozitifpc.com projelerini tekrar canlandırmaya koyulduk.
Bu iki site de, dünyada bile bu tip sitelerde rastlayamayacağınız XHTML 1.1 ve CSS 2.1 uyumluluğuna sahipler; W3C testlerinden geçiyoruz. (Bazı günler geçemediğimiz oluyor; çünkü okuyucular bazen farketmese de gün içinde sitede ufak tefek sürüyle değişiklik yaptığımız oluyor, zaman zaman testleri yenilemeyi unutuyoruz).
Bir ara siteyi görme engelliler için de rahat takip edilir hale getirmeyi düşündük; ancak ekran okuma programları gibi konularda hiç deneyim sahibi değiliz. Maalesef bu konuda hızlı başlangıç yapabileceğimiz kaynaklara da ulaşamadık. Ancak elimizden geldiği kadar bildiğimiz bazı teknikleri uyguluyoruz; resimlere de açıklamalar eklemek, title alanlarını doldurmak gibi.
Açıkçası arama motorları, W3C standartlarına saygı göstermeniz durumunda sizi kayırmıyorlar. Maalesef bu web’in çöplük haline gelmesindeki en büyük etkenlerden biri. Çoğu web tasarımcısı -ve kodcusu- tarayıcılar arasındaki uyumsuzluklardan, bilhassa Internet Explorer sorunlarından bahsedip duruyor. Oysa, W3C standartlarını takip edip tavsiyelere uyduğunuzda, tarayıcıya özel sorunlar neredeyse sıfıra iniyor. Örneğin, kesinlikle tarayıcıya özel -IE’nin meşhur quirks mode kodları gibi- kod yazmam. Aksini yapmanın zararını görmedim; ama bazı konularda fazla esnek olmamak gerektiğini düşünüyorum. Kesinlikle hiçbir dogmaya sahip olmayan biri olarak, bu tip, kimi saçma kurallar koymam aptalca gelebilir. (Bazen aptalca bulduğum oluyor) Ama şu da varki, bu aptalca kurallar belli bir disiplin de sağlıyor.
Bunları bir yana bırakalım. İddia ediyorum, son değişiklik ve güncellemelerle siteyi biraz gereksiz şişirmiş olmamıza rağmen, Pozitif PC, benzer siteler içinde açık ara en yüksek performansa sahip sitedir. Cache performansı konusunda %80 memnunum. Daha yapılması gereken işler var; ama günün yoğun saatlerinde bile alt sayfalar 1.5 saniye altında açılabiliyor. Google reklamlarını koymadan önce bu süre 0.5 ila 1 saniye arasında değişiyordu.
Tasarımın mümkün olduğunca basit olmasını istedik. Elbette birileri tasarımı beğenmeyecektir, herkesi memnun etmek mümkün değil.
Peki neden paragraflar boyunca Pozitif PC’den bahsettim ve başlıktaki konuya daha gelmedim?
İlk tasarladığımız tema, şimdikiyle neredeyse aynı görünüyordu. Henüz test ederken gösterdiğimiz insanlar siteyi “uzaktan” izlerken benzer tepkiler gösterdi: çok fazla Flash kullanmışsınız, herkeste Flash yok, vs vs.
Oysa sitede hiç Flash yoktu. Yalnızca Javascript’i abartmıştık. Sırayla, onca emek verilen öğeleri ayıkladık.
Kendi siteme bir başkası olarak baktığımda, oradan buradan fırlayan efektler yerine sayfanın yarım saniye bile hızlı açılmasını tercih edeceğimi farkettim. Özellikle de arama motorlarından geliyorsam.
Türkiye’ye Internet geldiğinden beri ben burada sürtüyorum. Sürüyle akımın,modanın gelip geçtiğini gördüm. Yeni şeylerle bazen zaman öldürürsünüz, ama aradığınızı bulamazsanız, okuyacak birşeyler yoksa canınız sıkılır. Aslolan içeriktir. Hepimizin zamanı az ve sörf yapmak çoğumuzun asli görevi değil. Dolayısıyla İÇERİĞE HIZLI VE KOLAY ULAŞMALIYIZ.
Banner reklamlarının reklamverenlere kayda değer bir fayda sağlamadığını, bunun nedenlerini uzun uzun anlattım. O konuya tekrar tekrar girmeyeceğim. Ancak tek kelimeyle özetlemek gerekirse, şimdiye kadar söylediğim şey, insanlarının gözlerinin bannerlara alıştığı ve onları görmezden geldiğiydi.
Şimdi bir ekleme daha yapayım: birçok Internet kullanıcısı, artık reklamları görmemekle kalmıyor, onlardan tiksiniyor. Firefox tercih eden çoğu Internet kullanıcısı, reklam engelleme eklentilerini uzun zamandır kullanıyor. Hatta geçtiğimiz aylarda bizimle aynı kulvardaki bir site, reklamları engelleyen kullanıcıları siteye almamakla tehdit etmiş, gelen şiddetli tepkiler karşısında geri adım atmak zorunda kalmıştı.
Öte yandan, çoğu insan, sitelerin daha iyi içerik sunabilmek için para kazanması gerektiğinin de bilincinde. Demekki yapılması gereken, reklam formatını değiştirmek.
Aslında, bundan daha fazlası. Zira, sorunu kavrayan ama insanların sinirlerini bozmaktan çekinmeyen site sahipleri, kendi açılarından sorunu çözeceklerini düşündükleri yeni saçmalıklara giriştiler. Sitelere “kapak sayfası” yapmak gibi. Özellikle yabancı sitelerde yaygınlaşan bir eğilim. Siteye girdiğinizde önce tam sayfa reklamla karşılaşıyorsunuz. Daha kötü uygulamalar ise, bir anda sayfa ortasında patlayan Flash reklamlar.
Bunu açıklamak “ticari açıdan” doğru değil ama, rakiplerimize göre çok az içeriğe sahip olmamıza rağmen, gerçekten anormal hızlı bir yükseliş içindeyiz. İstatistiklere baktığımda insanların sitede genelde çok uzun kaldıklarını görüyorum. Şu an içerik olarak istediğimiz kalite ve çeşitlilikte değiliz ama, demekki insanlar rahatsız da olmuyorlar. Bu durumun tek açıklaması, insanları irrite eden ucuzluklardan kaçınıyor olmamız. Bunu reklam olsun diye söylemiyorum; gelmek istediğim başka bir nokta var.
“Reklam”, Internet siteleri için baştan beri yanlış, saçma bir fikirdi. İhtiyacımız olan reklam değil, sponsorluk.
Bir örnek vereyim: Bir sitede, X şirketinin ekran kartının banner reklamı çıkıyor. Hemen altında da Y firmasının anakartının reklam banneri. Komik olan şeyse, X şirketinin aynı zamanda bir anakart, Y şirketininde ekran kartı üreticisi olması!
O kadar çok birbirine benzer ürün, kafa karıştıran model numaraları, rakamlar, yakın fiyatlar varki, bu curcunada aslında olan şey şu: Başlarda, Z bir ürünü satın almak için belki onlarca marka ve model arasında değerlendirme yapıyorsunuz. Görüyorsunuz ki, özellik ve fiyatlar birbirine çok yakın. Ama çok küçük bir fark, örneğin ZB ekran kartı yanında gelen bedava bir oyun, o ürünü seçmenize neden oluyor. Sonra mağazaya gidiyorsunuz ve ZB ürününün olmadığını görüyorsunuz! 10 saniye düşündükten sonra, “olsun, diğerleri de çok yakın zaten” diyerek, herhangi bir ürünü alarak mağazadan çıkıyorsunuz!
Bunu bilgisayar alanında ilk -ve sanırım tek- fark eden Apple oldu. Oysa otomotiv gibi sektörlerde bu durum daha çok başlarda fark edilmişti. Özellik ve fiyat farklılaştırması, ileri düzeyde endüstrileşmiş alanlarda çok sınırlıdır ve birsüre sonra bir “imkansız” noktasına varır. Yani artık OBJEKTİF DEĞERLENDİRMEYE değil, SUBJEKTİF GÖRÜŞLERE oynamalısınız.
Apple, “benim makinem seninkini döver” demek yerine, Apple kullananları daha zeki ve yaratıcı insanlarmış gibi göstermeye koyuldu (bana göre öyle değiller, Apple reklamlarındaki insanlara bakın, sürekli ellerini kullanmadan konuşamıyorlar bile!) Bu müthiş derecede işe yaradı. Çoğu Apple kullanıcısı bilgisayarındaki işlemciyi bile bilmez. Geçenlerde kuzenimin 14 yaşındaki oğluna neden o makinayı aldığını sorup, Apple almamak için yüzlerce neden sıraladım. Tek tepkisi boş boş yüzüme bakmak oldu. Kabul edelim, bir parçayı alıp eve getirene kadar ondan daha iyisi çıkıyor; teknik üstünlük bu alanda artık bir artı olmaktan çıkalı çok oldu.
2 sene kadar önce Pozitif PC, farklı bir içerikle ve formatla çıkıyordu; patlayan web sitelerine karşılık biz içeriği e-dergi olarak dağıtıyorduk. O zaman bu fikir bakirdi ve dergi cidden büyük sükse yaptı. Bu arada birkaç firmaya reklam teklifi götürdük ve ilgilenen olmadı. O zamanlar GP2X’in Türkiye Distribütorü olan SmartBS hariç. Onlar da zamanın ve ülkem insanının çok ilerisinde bir zihniyete sahipti, o da ayrı.
Oysa bahsettiğim şirketler o günlerde forumda neler konuşulduğuna göz atsalar ve çalışanları şirkete değer katmak niyetinde olan kişiler olsaydı, durum çok farklı olurdu. Kendi aramızda küçük bir tarikat gibiydik. Bugün bile maillaştığımız okuyucularımız var. Reklam sorunumuzu forumda tartıştığımızda, çok ciddi sayıda okur bundan son derece rahatsız oldu ve şirketlerin dar görüşlülüğünü eleştirdi.
REKLAM DEĞİL, SPONSORLUK PEŞİNDEYDİK.
Açık konuşalım; şu an izlediğimiz yolu izleyen sürüyle site var. Hepimizin yaptığı şey, basın bültenlerini Türkçeye çevirip, resim ekleyerek yayınlamaktan ibaret. Pozitif PC dışında, çok az da olsa, arada özgün içerik üretmeye çalışan 3 site sayabilirim, o kadar. (Blogları saymıyorum). Şu an özgün içerik yüzdemiz %10′u geçmez; iyimser tahminlerle. Bu kısır döngü, maalesef insanları da kısırlığa itiyor. Bizler kısır içerik üretiyoruz, insanlar gelişemiyor çünkü heryerde aynı şeyler yazılıp çiziliyor. Şirketler bundan karlı çıktıklarını sanıyorlar çünkü biz sözümona bedava basın bülteni yayınlıyoruz. Gerçekse şu: OKURLAR BİZLERİ MAGAZİN DERGİSİ GİBİ OKUYOR: İŞİN HOBİ KISMI ÖLMEK ÜZERE.
Oysa kafamızda örnek verelim, Intel Atom anakart satışlarına etki edecek, ekran kartı satışlarını yeni oyun çıkmadan da artıracak projeler var. Bunlar “aman nasıl daha fazla tüketim yaratırız” tarzı uyduruk şeyler değil, HOBİCİ projeleri. Ama oturup bunlarla uğraşacak halimiz yok; uğraşsak ilgi gösterecek şirket yok.
Eğer SPONSORLUK SİSTEMİ GELMEZSE BU TİP SİTELER, AYNI DERGİLERİN ÖLDÜĞÜ GİBİ, BİRKAÇ SENE İÇİNDE ÖLECEKLER.
2 sene önce, bilgisayar dergilerinin teker teker kapanmak zorunda kalacaklarını, nedenleriyle birlikte yazmıştım. İsteyenler Pozitif PC’nin eski sayılarına bakabilir. O zamanlar aksini iddia edenler olmuştu. Son 2 ay içinde kapanan 3 dergi biliyorum; belki fazlası vardır.
Siteler de, farklı nedenlerden ötürü aynı akıbeti paylaşacaklar.
Bu iş, herkes için “kaybet-kaybet” oyunu haline geldi; ancak kimileri körü oynuyor, kimileri göz boyuyor kimileri de görmemek istiyor.
SPONSORLUK SİSTEMİ ŞUNLARI SAĞLAR:
1.Özgün içerik üretilir.
2.İnsanlar, özgün içerik üreten sitelerle ve kişilerle gönül bağı kurarlar. Hobi sahipleri bunun anlamını çok iyi bilir.
3.Hobi sahipleri, kendilerine hobi hakkında değerli bilgi sağlayan kaynaklara sponsor olan firmaları ödüllendirir, onlarla da gönül bağı kurar.
4.Şirket, reklam, banner curcunası içinde görünmeye çalışmak durumunda kalmaz. “X sitesinin sponsoru” gibi konuşulmaya değer bir titre sahip olur.
Korkunç derecede uzun yazdığımı farkettiğimden artık duruyorum; ama buraya tekrar döneceğim:)
Barış abi lütfen durma!..
Bu tür yazılar bize lazım… Keşke herkes okusa! Bende birkaç reklam yayınladım sitemde, günlük kazanç en fazla 3 lira. Ziyaretçileri ürküteceğime hiç yayınlamam daha iyi… Sizinde söylediğiniz gibi tek çözüm; SPONSORLUK… hem şirketler hem siteler için.
Katılıyorum bir nokta hariç: Ben bir Mac kullanıcısıyım, henüz Mac OS X’i kullanmaktan aldığım keyfi bana verecek başka bir işletim sistemi görmedim. Senelerce Windows tabanlı PC’ler kullandım. Halen yeni işletim sistemlerini test etmeye devam ederim. Bu ay içinde tüm güncel Linux sürümlerini tekrar denedim, Mac OS evim gibi
Param olduğu sürece, donanım fiyatı (hele ki Türkiye’de) fahiş olmasına rağmen, yaşamakta olduğum deneyime karşılık bedelini ödemeye razıyım. Bu çok ilginç bir konu, kalbim açık kaynaklı yazılımlardan yana ama analizlerim ne yaptığını bilen bir grup insanın kapalı kapılar ardında hazırlanarak ortaya koydukları kadar başarılı olamayacağını hatırlatıp duruyor bana. Ne anlamda başarı? Tartışılır.
Mac almamak için sayılacak 100 nedeni okumayı da çok isterim, eminim ki katılacağım pek çok sebep olacaktır, buna rağmen memnunum.
de; benim Mac kullanmıyor olmamın tek nedeni kişisel: hem Steve Jobs’dan, hem de Apple’ın Türkiye distribütöründen nefret ediyorum. Bundan belki aylar önce Mac kullanacak durumumda yoktu; çünkü esnek bir makina değil. Şu an kendi makinama bir disk bağlayarak partition yapıyorum, formatlayıp Via anakartlı bir makinaya aktarıyorum. Bunları bir Apple makinada yapmak zor ve gereksiz. Motorola işlemciler kullanırken, Apple’ın PC’lere göre donanımsal bir üstünlüğü de vardı. Şu an masaüstü PC’im kadar güçlü bir Mac zaten yok. Kısa bir dönem kullanmadım da değil. Soğumamda fanboylarında etkisi oldu. Bu konuda çook uzun konuşabilirim ama pek o havada değilim. Cömert yorumların için ayrıca teşekkürler.
@Barış Atasoy: Rica ederim. Ben son derece asosyal yaşayan bir insan olduğum için, sanırım fanboy’lar o kadar üzmüyor beni. Buna rağmen yabancı kaynaklı sitelerde okuduğum yazılar fikir vermeye yetiyor. Resmen mantığın ve aklın konuşmasına izin vermiyor bu fanboy’lar. Mutlaka haberin vardır, hackintosh konusu da ilginç. Ben bir tane denedim, gayet güzel çalışıyor.