Dün gece başıma gelen bir kaza nedeniyle, yeni yaptırdığım akvaryumun gelmesini beklemeden yetişkin lepistes, plati ve veliferalarımı elden çıkarmak istiyorum.
Gecenin bir vakti, yavru akvaryumu su kaçırmaya başlayınca, irileşen yavruları diğer akvaryumlara dağıtmak zorunda kaldım. Henüz küçük olanlarsa kaldılar. Cam yerinden fırlamasın diye suyu epeyce boşaltıp Duck Tape ile camları bantladım.

Fotografa bakarsanız, su kaçıran akvaryumdan bir tanede yedeğim olduğunu görebilirsiniz. O yüzden, özellikle çakal dükkan sahipleri gelmesinler. Yakından tanımadığım insanlar hariç kimseye balık vermiyorum. Hele bedava hiç vermiyorum. Bu vesileyle, amatör arkadaşları da uyarayım: kimseye bedava balık vermeyin. Bedava verdiğiniz balıklar, ya başka balıklara yem oluyor ya da nasıl olsa bedava diye kovalarda, çakal akvaryumcular tarafından kıyıya köşeye atılıyorlar. Çünkü bu hayvansıların para vermedikleri hiçbirşeye değer verdikleri yok.
Lepisteslerin çoğu, babalarının bir kısmı Endlers olduğu için, lir kuyruk. Leopar, Alman ve kılıçkuyruk gibi çok sayıda varyete mevcut. Havalar sıcak olduğundan, yakın şehirlere acil kargoyla gönderebilirim. Normal kargoyla gönder ucuz olsun diye mesaj atmaya kalkmayın, üç kuruş ucuz olsun diye balıkları öldürecek değilim. Beylikdüzü civarında iseniz elden de teslim alabilirsiniz. Eve gelip seçme şansınız da var, o esnada çayım vars çay da bedava:)
Platilerin bolca rengi var ama genelde mavi-turuncu-kırmızı ağırlıklılar.
İddia ediyorum, bir akvaryumcuda toplu olarak bulamayacağınız kadar çok çeşit var. İstanbuldaki neredeyse tüm akvaryumcuları biliyorum ve garanti veririm, çoğu çeşidi bulamazsınız. Balıkları hep kaliteli yemlerle büyüttüm ve hepsi kendi üretimim.
Dişi erkek eşit almak kaydıyla, ne alırsan 0.5 TL:) Dişilerin çoğu damızlıktır, eve giderken yolda bile yavru almanız olası. 200-300 kadar mevcut. Daha çok isteyen varsa diğer akvaryumlardan da verebilirim.
Evvelsi gün yedek bir kova almak üzere çevredeki bir akvaryumcuya gittim. Doğrusu, bu yakınlarda Sera kova yem bulmak pek o kadar kolay değil. Hele hele Sera San’ın kovasını değil burada, İstanbul’da bile bulmak çok kolay olmuyor. Aslında kafamda Tropical’in Vitality & Color’ı vardı ama onu bulmak daha da zor. Çok kaliteli ve ucuz bir yem olmasına rağmen nedense Türkiye’de bulmak çok zor.
Neyse, akvaryumcuya gittik, 190 TL fiyat çekti. Ne ucuz, ne pahalı. Kalkıp Çiçek Pazarına gitsem biraz daha ucuza bulurum ama yol parasıyla daha pahalıya gelir. Tam alacağım, pazarlığa daha başlamadım, eğildim kovaya baktım, kova açık. Elbette o an almaktan vazgeçtim. Açık kovaları katiyen almayın. Yine de laf olsun diye yemi inceleyeyim dedim.
Kovadaki yemin bir kısmı turuncu gibi birşey, bir kısmı soluk sarı. İlk defa bu kadar adi bir Sera taklidi görüyorum. Kokusu da bir acayip. Flora’nın aksine Sera San’ın sahtesini anlamak çok daha kolay. Orjinali mısır gevreği rengi olur ve çok güzel kokar. Bu rokfor peyniriyle ayak kokusu arası birşey kokuyordu.
100 kağıda alırım dedim, suratı allak bullak oldu. Piyasada 200′den aşağı bulamazsın diye yemin edip duruyor (yalan), kendisi direk Almanya’dan ithal ediyormuş (yalan), ondan en taze yem buymuş (doğrudur, muhtemelen kendi evinde yapıp getirmiş!). İçeri girenler oldu bu arada, duysunlar diye “bu yem sahte” dedim, adamın kara suratı iyiden iyiye patlıcan moru oldu. Kavga çıksın diye sırıtıp duruyorum, ama birşey olmadı.
Sera San’ın protein oranı, neredeyse tüm pul yemler içinde en yüksek olanı. Bu açıdan, besleyici ve balıklar tarafından aşkla tüketilmesine(!) rağmen, suyu daha hızlı bozuyor. San türü yemleri ana öğün olarak kullanmanızı tavsiye etmem; etçil ya da et ağırlıklı beslenmeyi seven türde Chiclid balıklarınız yoksa. En büyük etkisi renklerdedir. Gerçekten de, 1-2 haftada bile renklerin canlandığını fark edebilirsiniz; ayrıca balıkların doğurganlığı da artıyor. Yalnız, fazla yemleme yaptığınızda, sanırım balıklar gut oluyor(!) ve ölüyorlar. Şimdilik favori yemim bu.
Uzun zamandır çeşitli yemlerle denemeler yapıyorum. Yıllık yem tüketimim kaba bir hesapla 6-7 kilo olduğundan, yemleri kova olarak alıyor ve tankların birisinde üç öğün kullanıyorum.
Ülkemizde nedense pek tutulmuyor olsa da, Tropical marka yemlerin bazı türleri ile ilgili çok olumlu deneyimlerim oldu. Balık ve tank nüfusu artınca kova yem almak durumunda kaldım. Maalesef Tropikal’in kova yemlerini bulmak, üstelik benim favorim olan Vitality & Color’I bulmak deveye hendek atlatmaktan farksız. Bu yüzden, kova yemde tercihim Sera ürünleri oldu. Sera en yaygın olarak kova yemini bulacağınız marka; arkasından Tetra geliyor. Tetra ile, filtrelerinden başlayarak aramda süregelen bir tatsızlık var. Daha önce Tetra yemlerin de birkaç türünü denedim ve açıkçası kötü bir deneyimin de olmadı.
Sera kova yemlerle ilgili en büyük şikayet, taklit ürünler. Bu yüzden, öncelikle kesinlikle açılmamış kova almalısınız. İlk başta kovanın yarısının dolu olmasından tedirgin olup kovayı tarttırdım. Kovalar mutlaka 2 kg üzerinde olmalı; çünkü içindeki NET yem miktarı 2 kg. Ürünün sahte olup olmaması biraz şansınıza kalmış.
Ben canlı doğuran baktığım için, kovadan çıkan yemlerin ebatları oldukça büyük oluyor. Eğer küçük balık besliyorsanız, yemin bir miktarını torbaya koyup, içinde ezerek ufalamanızı öneririm.
Bu arada, açtığınız yemi tercihan 3 ayda tüketmelisiniz; 6 aydan sonra ise yemin besin değeri kabul edilebilir limitlerin çok altına düşüyor. Eğer mümkünse, açtığınız yemi ağzı bağlı bir torbada buzdolabında saklayın.
Sera Flora, Spirulina yosunu da ihtiva eden, protein bakımından oldukça zengin bir yem. Sera San gibi, Flora da, Sera’nın Premium serisi; yani pahalı ve kaliteli yemlerinden. Besin değerleri ve parametrelere baktığımda aslında Tropikal muadillerinin biraz daha iyi değerler verdiğini görüyorum. Yalnız Sera yemler suyu birazcık daha az bozuyor gibi geldi. Sera’nın en iyi yemi hangisi derseniz duraksamadan Sera San derim. Kovasını bulmak oldukça zor ama mümkün. Sera Flora’nın aksine, San sarı ve %4 daha fazla protein ihtiva ediyor. %4 önemsiz bir fark demeyin; neden bilmiyorum, Flora kullandığım sürece balıkların doğurganlığının azaldığını gözlemledim. Öte yandan, sağlık açısından bitkisel bazlı yemler canlıdoğrunlar için daha sağlıklı. Eğer Sera Flora kullanacaksanız, önerim (canlıdoğuranlar için) 2 öğün Sera Flora, 1 öğün Sera San kullanmanız.
Balıklar başta Flora’ya alışmakta biraz zorluk çektiler. San’dan sonra doğal karşılıyorum; açıkçası San çok farklı bir yem. Kokusu bile öyle güzelki tadına bakmamak için kendinizi zor tutuyorsunuz!
Ekol 19‘dan sonra Ati Akvaryum, çok geçmeden Ekol 17′yi de piyasaya sunmaya hazırlanıyor.

Ekol 15 gibi, Ekol 17′de, Eheim Classic ya da Hydor Prime tarzı silindirik bir model. Bu tip filtreler tecrübesiz amatörleri korkutsa da, aslında çok daha verimli filtrasyon ve uzun temizlik aralıklarıyla ideal filtreler. Tek dikkat etmeniz gereken şey, debilerinin ve iç hacimlerinin yeteri kadar yüksek olması.
Ekol 17, Ekol 15 değil!
Ekol 17, dış görünüm olarak Ekol 15′e benzese de, çok önemli ama bu tip filtreleri kullanmamış biri için atlanacak 2 farka sahip. Birincisi, klipsler. Gerek Eheim Classic, gerekse Ekol 15′de kullanılan eski metal klipsler yerine, sıkı oturan, plastik klipsler kullanılmış. Deforme olup kaçağa neden olmaları gibi bir risk yok.

İkinci fark ise, Ekol 15′lerde sızdırma problemlerinden şikayetçi olanları yakından ilgilendiriyor. Ati, çok güzel bir iş çıkarıp contayı kafa bölümüne sabitlemiş. Ekol 15′lerde ve Eheim Classic’lerde sabit olmayan o-ringi oturtmak zor olduğu gibi, yıpranma durumlarında da su kaçakları oluyordu.
Dolayısıyla, daha kafa bölümüne baktığımızda, kendisinden 2-2.5 kat pahalı Eheim Classic modelinin önüne geçmişler.
Küçük bir detay daha var: kafa bölümünde, giriş hortumunu oturtabileceğiniz, geçmeli bir bölüm var.
İlk izlenimler
Ekol 17, daha önce test ettiğim Ekol 19 gibi büyük hacimli bir filtre. Aynı motoru kullandığından, debi ve enerji tüketimi de aynı: saatte 1200 litre su çeviriyor ve sadece 20 watt harcıyor. Bu, muadili olan Tetratec 1200 ve Eheim 2217′den birazcık daha iyi bir değer.
Ekol 19 ile birçok parça aynı olduğu halde, Ekol 19′da şikayetçi olduğum bazı küçük eksiklikler giderilmiş. Ati akvaryumun eleştirileri ciddiye alıp bunları giderme hızı gerçekten takdir edilesi bir yaklaşım.
Örnek vermem gerekirse, Ekol 17 ile gelen hortumlar biraz daha sert ve kaliteli. Süzgeç artık siyah değil, yeşil. Akvaryum içinde “sırıtmıyor”. Vantuzların kelepçelerinde beyaz yerine siyah plastik kullanmışlar. Musluklar daha yumuşak ve plastik kalitesi daha iyi. Genel plastik aksam çok daha tok. Özellikle kovayı, Eheim Classic kovasından ayırmanız neredeyse imkansız. Impeller kısmını örten plastik kapak bile yerine çok güzel oturuyor. Sadece 2-3 ayda alınan mesafe çok büyük. Çin malları ile mukayese edilmeyecek kadar tok ve sağlam.
Açıkçası, Ekol 19′a birçok eleştiride bulunmuş olmama rağmen, Ekol 17 ile ilgili söyleyebileceğim hiçbir kusur yok. Üstelik, Eheim Classic türü filtreleri sevdiğim için onu aşan bir ürünle karşılaştığımdan dolayı daha da memnun oldum. Eheim Classic’in tek avantajı, Substrat Pro ile geliyor olması. Yapılan testlere göre, bu malzeme en yakın rakibine, bakteri kolonizasyonu süresinde %30′a yakın fark atıyor. Gerçi bu bir sorun değil; zira bakteriler bir kez oturdumu, substrat pro’ya ödenen akla zarar fiyatın da bir anlamı kalmıyor.
Ekol 17 – İç malzeme
Ürün henüz piyasaya çıkmadığından bana kutusuz geldi; ancak kutunun taslakları elimde var. Mustafa bey, kutu tasarımında dahi eleştirilerimi soracak kadar işinde titiz,nazik biri. Kutu üzerinde 3 ayrı konfigürasyon var. Bana gelen model tip 3. Seramik yüzükler, 2 kat biyo sünger, kalın bir parça elyaf, onun üzerinde karbonlu sünger ve nihayet en üstte aktif karbon mevcut. Malzeme içeriği çok zengin,zira filtrenin hacmi de çok büyük. Burada tek eleştireceğim nokta, aktif karbon. Silindirik filtreler nadiren temizleniyorlar; oysa aktif karbonu 2-3 haftada bir yenilemek gerektiğinden bence gereksiz. Bunun dışında ideal bir malzeme dengesine sahip. Karbon yerine biraz daha fazla seramik boncuk daha iyi olabilirdi.
Ekol 17′yi musluklu ya da musluksuz alabiliyorsunuz; bana gelen model musluklu. Musluklu modeli almanızı şiddetle tavsiye ederim. Aksi takdirde temizlik gerçekten yorucu olabiliyor.





Ekol 17 – Debi
Ekol 17, 200 ila 600 litre arasındaki akvaryumlar için tavsiye ediliyor; kendisinden 200 litre daha düşük debiye sahip Eheim 2217 gibi.
Hobiciler arasında kutu üzerine aldırmayıp, dış filtreleri kutu üzerinde yazandan daha küçük akvaryumlarda kullanmak adettendir. Ekol 17 ile bu hataya düşmeyin; zira debi, dış filtreden çok hidroforu andırıyor! Sıkı malzemeye rağmen, filtrenin debisi değil Eheim 2217, 2250 düzeyinde!
Belki 600 litre gerçekten üst sınır olduğundan şüpheye düşebilirsiniz; ancak 400-500 litrelik chiclid akvaryumlarında bile arkanıza bakmadan kullanabileceğiniz kadar iyi bir debiye sahip. Filtrenin emişi ise elektrikli süpürge gibi! Üstelik bunu içindeki onca sıkı elyafa rağmen yapıyor.
Ekol 19 ile kıyaslandığında, debi biraz daha iyi (aynı motoru kullanmasına rağmen). Gerçi Ekol 19′da yaklaşık 3 aydır kullanmama rağmen en ufak bir debi kaybına rastlamış değilim.
Ekol 17 – Karar
Öncelikle, ilk söyleyeceğim şey, kalite konusunda hiçbir soru işareti bırakmayan, tok bir filtre olduğu. Debi mükemmel. Filtre ile gelen malzeme seçimi, miktarı çok ideal; aktif karbon dışında.
Elbette en merak edilen konu ses düzeyi.
Sessizlik deyince referans alabileceğimiz 2 marka var;Eheim ve Tetratec. Eheim’in Professional ve Ecco serisi gerçekten inanılmaz sessizler (10 santim yaklaşmadan çalıştıklarını anlamıyorsunuz); ancak ben Eheim Classic serisinde asla o efsanevi sessizliğe şahit olmadım. Ekol 17′nin ses düzeyi de Eheim Classic kadar. Daha fazla değil. Türkçesi şu: Filtre, son derece sessiz bir ortamda, tamamen açıkta çalışıyorsa ve siz sadece 50 santim uzaklıktaysanız, kulak kabarttığınızda floresan balastına benzer, belli belirsiz bir ses duyabilirsiniz. Benim ne kadar referans teşkil edeceğim de ayrı bir konu tabi; zira odyometre testinde %98-%100 alacak düzeyde duyabiliyorum.Çoğu insan bu sesi farketmeyecektir.
Şayet dolapta çalışıyorsa, sesini duymanız olası değil. Ekol 19′dan hissedilir şekilde sessiz; bunu da artan plastik kalitesine bağlıyorum.
Sonuç olarak, özellikle Eheim Classic kullanmış ve performansını görmüş hobicilerin kalbini çalacak bir model. Fiyatı belli değil; ancak online satış sitelerinde 140 liraya bulunabilen Ekol 19′dan daha ucuz olacağını tahmin ediyorum. 1 Eheim 2217 yerine 2 Ekol 17 alabilir; hatta artan parayla 1-2 litre Substrat Pro alarak Ekol 17 ile kullanabilirsiniz!
Dış filtreler uzay teknolojisi ürünü filan değiller; elimdeki 1988 model Eheim 2213, bu sene çıkan Eheim 2213 ile bire bir aynı. O yüzden gidip 2.5 kat fazla para verip,Ekol 17 yerine bir Eheim Classic 2217 almanız gerçekten gereksiz. Kesinlikle “ne olursa olsun yerli üreticiyi destekleyelim” gibi bir kaygım yok; aksine kötü mal üreten yerli üreticiden daha bir nefret ediyorum. Ekol 17′yi samimi olarak tavsiye ediyorum.
Umarım Ekol 15′de de Ekol 17′de gördüğüm,çok beğendiğim klips ve entegre conta değişikliği yapılır. Zira Ekol 15 ile ilgili sızdırma konusunda şikayetler var ve bunların neredeyse tamamı kullanıcı hatasından kaynaklanıyor-kafayı kapatırken conta kayıyor. Ki aynı sorun, kısmen Eheim Classic’lerde de mevcut. Bu değişiklik yapılır, yeni bir kutu ve isimle piyasaya sürülürse Ekol 15′in de gelmesi gereken yere geleceğine inanıyorum. Ekol 15,kullanmayı bildiğinizde, düşük tüketimi ve yüksek debisiyle çok iyi bir dış filtre;zaten kimsenin filtrenin temizlik performansı ile ilgili şikayet ettiğini görmedim.
Son olarak, Ati akvaryuma bütün eleştirdiğim aksaklıkları hızla giderdikleri, insanları dinledikleri, nezaketleri ve elbette lafını bile etmediğim halde Ekol 17′yi denemem için gönderdikleri için teşekkür ediyorum.
[nggallery id=7]
, akvaristlerin hakkında genelde “karmaşık hislere” sahip olduğu Ekol 15′i üreten Ati Akvaryum’un yeni ürünü.
Filtre henüz çok çok yeni ve şimdiye kadar herhangi bir akvaryumcuda rastlamadım. Ati akvaryumdan Mustafa Bey ile yazışmalarımız sonucunda filtrenin yakında piyasaya çıkacağını -ki bazı sitelerde satışı yapılıyor- ve 1 senedir test edildiğini öğrendim.
Teknik verilere bakacak olursak:
Debi: 1200 lt/saat
Tavsiye edilen akvaryum boyutu:200-500 lt
Sepet sayısı:4
Elektrik tüketimi: 20 Watt/saat
Kutu üzerinde yazmıyor, ancak kendi ölçümlerimde kova hacminin 10.5 litre civarında olduğunu ölçtüm. Bu oldukça iyi bir hacim; zira bu boyutta akvaryumlar için tavsiye edilen Tetratec 1200 12lt, Eheim 2217 6 lt, Eheim 2226 ise 5 litre civarında bir hacme sahipler. Yüksek hacim, doğal olarak daha iyi bir biyolojik filtrasyona zemin hazırlayan, çok önemli bir faktör.
Kutularda genelde hMax olarak görebileceğiniz, yani filtrenin su basabileceği maksimum yükseklik ise 2 metre. Ancak tavsiye edilen yükseklik 1.6 metre. Şimdiye kadar bunun yarısı kadar bile hortum kullanmadığım için, bu çok yüksek bir değer.
Filtrenin “pompalı” olduğu bazı yerlerde yazsa da, bu bildiğiniz tarz bir pompa değil. Bu konuya daha sonra geleceğim.
Ekol 19-İlk izlenim
Filtre, şık ve iyi tasarlanmış bir kutuda geliyor ve kutu üzerinde size gerekli olacak tüm bilgiler mevcut. Bu önemsizmiş gibi gelse de, ürünle ilk tanışmanız kutusuyla ve o anda aklınızda cevaplanmamış sorular kalıyorsa, edinilen ilk izlenim de olumsuz oluyor.
Yaptığım ilk iş, filtreyi açmak oldu. Filtreyi açtım ve kafasını ters çevirdim.
Neden mi?
Çünkü, Ekol kullanan çoğu akvarist -Ekol 15′den bahsediyorum- genelde temizliğinin çok iyi olduğunu, ancak su kaçağı problemleri olduğunu söylüyor. Ekol, zamanında bence oldukça uyduruk olan Eheim Classic’in geçme o-ring sistemi yerine, kafa etrafını frezeleyip contayı oraya gömseydi, bugün piyasanın hakimi olabilirdi.
Açıkçası, bu sefer çok iyi çalışmışlar. Kafada iki ayrı conta bulunuyor ve gerçekten sıkı oturuyorlar.
İkinci conta dikkatinizden kaçabilir; impeller bölümünün dış çevresinde ve oldukça geniş. İlk conta ise, Atman,Tetratec ve Eheim’ın Pro ve Ecco serilerinde olduğu gibi, kafa kısmına gömülü. Böylece, Ekol 15 ya da Eheim Classic serilerinde olduğu gibi, contayı yanlış oturtma, ya da oturturken zarar verme şansınız yok.
Eğer contayı yırtmazsanız -ki bunun için özel çaba göstermeniz gerek- kesinlikle kaçak yapmayacak, doğru bir tasarım.
Plastik konusunda ise hem iyi, hem kötü izlenimlerim var.

Önce kötüden başlayalım. Maalesef, kafa kısmında kullanılan plastik ucuz ve ince duruyor. Benzer kozmetik sorunlar, yağmurlama borusunda da devam ediyor,delik etrafında çapaklar var. Boru kelepçeleri de yanlış bir kararla beyaz yapılmış. Yeşil ya da siyah gibi göze batmayan bir renk seçilmesi kozmetik açıdan uygun olurdu. Yeşil borulara neden beyaz kelepçe seçildiğini açıklamak zor.
Gelgelelim, kovada kullanılan ABS plastik çok doğru bir seçim. Hatta, çıtkırıldım yapısıyla beni korkutan Eheim Ecco ve Classic kovalarından sonra, bu kova bana çok güven verdi. Zira, özellikle Classic serisinde kullanılan plastik, sert bir darbede cam gibi patlıyor. Sanırım bu yüzden, 2250 ve 2260 Classic serilerinde bu plastiği kullanmıyorlar; Pro serisinde ise çok daha kalın ve biraz daha yumuşak bir malzeme seçilmiş.
Ekol 19′un kovası kırılmayacak kadar esnek, esneyip boşluk yapmayacak kadar da etli. Yandaki koruyucu çıtaların da sağladığı ek rijidite ile, “taş gibi” bir kovaya sahip. Ancak dediğim gibi, yukarıdaki malzeme, maalesef bu kaliteye
gölge düşürüyor. Sanırım bu durum, kalıp maliyetinden kaynaklanıyor ve bir miktar satış yaptıktan sonra bu kalıpları yenileyeceklerdir. Bahsettiğim olumsuzluğun sadece kozmetik bir eksik olduğunu, hatta kafa kırılsa dahi bunun filtrenin çalışmasını etkilemeyeceğini belirtmek isterim.
Önemli bir artı daha: Filtredeki hortumların iç çapı 18 mm. Bu, Tetratec 1200′den 3mm, Eheim’ın ise en büyük modeli olan 2080′den 2mm daha fazla. “Dev” hortum çapı sayesinde, uzun vadede debi düşüşünün çok az olacağını tahmin ediyorum.
Ekol 19-Tasarım
İlk bakışta Atman 33xx/EF serisi ya da Eheim Pro’ları andıran Ekol 19, farklı olarak yuvarlak bir kova kullanıyor. Sanırım aynı kalıp, Ekol 17′de de kullanılacak; zekice bir tasarımla kalıp maliyetini düşürmüşler.
Filtreyi açınca, iç yapı olarak Eheim’ın yeni serisi Ecco ile hemen hemen aynı olduğunu görüyoruz. Aslına bakarsanız, yuvarlak kovaya motor kafasını Pro sistemiyle oturtarak, çok eleştirilen Ecco sisteminden daha iyi bir tasarım çıkarmışlar. Zira, Eheim Ecco serisinin üç işlevli tutma kolu çok kolay arıza yaptığı ve çabuk kırıldığı için kötü eleştiriler alıyor. Bu aynı zamanda, başka bir filtrede görmediğim, özgün bir tasarım. Bu açıdan da Ekol’ü tebrik etmek gerekiyor.
İç tasarıma dış tasarımdan daha çok önem verilmiş. Kova içinde 4 ayrı sepet bulunuyor ve sepetleri kolayca çıkarabilmeniz için her sepette katlanabilir bir sap var. Sepetlerin hacimleri gerçekten çok büyük ve su delikleri çok geniş. Sepet tasarımı da Eheim’dan; ancak detaylar atlanmamış. En alttaki sepet etrafında bir lastik conta bulunuyor. Motor kafasındaki diğer lastik conta ile birlikte, sepet dışındaki dolaşım, yani filtre edilmeden filtreden geçen su miktarı neredeyse sıfıra düşüyor. Ayrıca, sepetler birbirine çok sıkı geçiyorlar ve giriş deliklerinin altında da contalar var. Bu tasarım, sepetli filtreler arasında gördüğüm en iyi tasarım ve Ekol 19′un teorik verimini Eheim Classic serisi düzeyine çıkarıyor; zira hemen hemen tüm sepetli filtrelerde kaçak su için tedbir alınmıyor. (Benzer bir sistem Jebao’da da bulunmakta)
Kafayı ve sepetleri hizalamak ise biraz alışkanlık gerektiriyor; Eheim Pro serisinde olduğu gibi mucizevi şekilde kolay ve çabasız değil. Ancak, yanlış birşeyler yapmanızı engelleyecek önlemler alındığından, filtreyi açıp kapatırken birşeyleri kırmanız, su kaçaklarına sebebiyet vermeniz mümkün değil.
Musluk sistemi Atman’lar ile aynı. Musluklar, filtre giriş ve çıkışlarına vidalanıyor. Hortum tutma sistemi ise diğer filtrelerde olduğu gibi, ancak hortum yerine çok kolay oturuyor ve geniş tutma alanı sayesinde çok rahat vidalanıyor. Bu anlamsız bir detay gibi görünebilir ama, kilitleyici parça geniş ve direnci düşük. Avantajı şu; eğer filtreyi dar bir alanda kullanıyorsanız, hortumları ayırmak işkence haline gelmiyor. Örneğin bu parça, Eheim Classic serisinde oldukça keskin ve küçüktür; bir seferinde bu yüzden elimdeki derinin kalktığını bilirim.
Tek eleştirilebilecek taraf ise, Tetratec ya da Eheim Pro’da olduğu gibi, filtre kafası ile hortumları tek harekette ayıran bir sistem olmaması. Bununla birlikte, bahsettiğim filtrelerin fiyatlarının Ekol 19′dan 2-2.5 kat fazla olduğunu da belirtmek gerekiyor. Ayrıca, Eheim Pro’nun çok pratik çözümünün de bir dezavantajı var: musluklar dönmediği için filtreyi konumlandırmanız zor oluyor.
Bu alanda en iyi çözüme sahip Tetratec’in ardından, Ekol 19′un musluk sistemi bence ikinciliği hak ediyor. Musluklarda küresel vana kullanıldığından, debiyi ayarlamanız mümkün.
Ekol 19 – İç Malzeme
Kutu üzerinde “iç malzemesiz” yazdığı halde, bana gelen Ekol 19 tam dolu olarak geldi. Filtreyi boş ya da dolu olarak alabiliyorsunuz. Bu iyi bir şey; kendimden örnek vermem gerekirse, şimdiye kadar aldığım filtreleri dolu aldığım halde, daima ya malzeme çıkarmak, ya da eklemek durumunda kaldım. Örneğin, asla bioball kullanmıyorum. Yavru akvaryumuma bağlı Eheim Pro 2222′deki Orijinal Ehfi Mech (seramik) yerine sünger parçaları kullanıyorum; zira zaten 2 kat ve düşük hacimli 2222′de sünger ile daha iyi biyolojik ve mekanik filtrasyon yakaladığımı farkettim.
Dolu Ekol 19′un malzeme seçimi özellikle Discus ve Chiclid besleyenler için çok uygun. En alt sepette, ki bu sepet alttaki boşluk sağlayan parçası ve lastik contası ile diğer sepetlerden farklı, seramik yüzükler ve sünger bulunuyor. Seramik yüzüklerin dış alanları benzerlerinden daha pütürlü; bu sayede bakteri kolonizasyonu için daha uygun olduğunu düşünmekteyim. (Tetratec ve Eheim yüzüklerinin dış alanları fazla düzler)
Sepet üstlerindeki süngerler de yerlerine boşluksuz ve mükemmel oturuyorlar.
En alttaki sepetin üstündeki sepette ise derhal filtreden çıkaracağım bioball bulunuyor. Bu benim kişisel tercihim; örneğin Tetratec’lerde bu katı genelde lav taşıyla kullanıyorum. Bioball’ların üzerinde yine bir kat sünger bulunuyor.
Onun üzerindeki sepet ise zeolit ve floss pad denen, ince partikülleri süzen bir elyaf ile dolu. Yalnız bu malzeme, elyaftan çok daha sıkı. Ekol, bu malzemeyi bolca kullanmış. Açıkçası bu cesur bir karar çünkü bu malzemeyle olan tecrübelerim debiyi çok düşürdüğünü gösteriyor. Dikkat edecek olursanız, bu malzeme dolu filtrelerde ince, tek bir katman halinde gelir. Ekol 19′da ise, tam 4 kat var ve buna rağmen debi, en azından kurulduğu an itibariyle, çok yüksek.
En üst sepette ise torba içinde karbon geliyor. Bu katmanda sünger yok; onu örten plastik bir kafes var; hemen her filtrede olduğu gibi. Karbon da oldukça bol kullanılmış. Karbon ve zeolit ikilisi sayesinde, mükemmel bir kimyasal, çok iyi düzeyde mekanik filtrasyon elde edeceğimi düşünüyorum. Ancak, bitkili akvaryumunuz varsa, zeolit ve karbonu çıkarmanız gerekecek. Ya da daha iyisi, boş olan modeli almanız.
Fitreyi boş alırsanız, sadece karbon, zeolit ve bioball gelmiyor. Bunun dışındaki malzemeler zaten gerekli olduğundan, koyulması ihmal edilmemiş. Bu da güzel bir şey; zira örnek vermem gerekirse, boş Atman aldığınızda, sadece sünger ve floss pad (hepsinde görmedim) geliyor. Bu açıdan bakarsak, Ekol 19, fiyatı, iç malzemesi, debi ve elektrik tüketimi ile, özellikle çok tutulan Atman için dişli bir rakip.
Ekol 19 – Pompa

Ekol 19′un kafa kısmı üzerinde bir pompa bulunmuyor; bunun yerine pek az bilinen, zamanında Eheim Classic’ler ile birlikte aksesuar olarak satılan bir el pompası geliyor. Kafa üzerine neden Tetratec gibi filtrelerde bulunan bir pompa koyulmadığını anlamak zor değil: bu, plastik kalıp maliyetini çok ciddi biçimde artırır ve sızdırmazlık gibi problemlere neden olabilirdi.
Türkiye’de bu hobiyle uğraşanların sayısı ve gelir düzeyi maalesef düşük; dolayısıyla Ekol 15 modelini üretmek bile büyük cesaret işi. Çünkü kalıp maliyetleri gibi maliyetler dışında, Türkiye’de her türlü işletme maliyeti, düşük iç hacmine rağmen, çok yüksek. Doğal olarak, “neden bunu da yapmadılar” gibi bir eleştiri, Türkiye şartlarında anlamsız olacaktır. Aynı soruyu Eheim ya da Atman’a sormak elbette makul; ama plastik hammaddesini yarın kaça alacağınızın belli olmadığı, tüketim ve gelir düzeyinin Almanya’nın küçük bir şehri kadar olmayan bir ülkede, bunların bir anlamı kalmıyor.
Açıkçası, Ati bu el pompasını ayrı olarak satsa, birçok akvarist, özellikle de Eheim Classic sahipleri bence büyük ilgi gösterecektir. Ben kullanma ihtiyacı duymadım; bir de hortumun tam oturmaması ve pompa lastiğinin zaman zaman yerinden çıkması gibi sorunları var.
Ekol 19 – Karar (şimdilik!)
Ati akvaryum, çıkardığı ikinci modelde doğru tasarım kararlarıyla başlamış ve temel aldığı Atman ve Eheim Ecco dizaynını zekice dokunuşlarla geliştirmiş.
Bazı kalite sorunları var; ancak bu sorunlar işlevsellik,performans ve güvenilirliği etkileyecek sorunlar değiller. Bu fiyat düzeyinde alabileceğiniz daha iyi bir filtre yok.
Filtrenin debisi şimdilik çok iyi; ancak bu testi bir süre sonra, tahmin ediyorum 2 haftaya kadar, karşılaştırmalı olarak yayınlayacağım. Çünkü, genelde filtrelerin çoğu, özellikle Tetratec’ler, 10 gün geçmeden çok ciddi debi kayıplarına uğruyorlar. Ekol 19 ise, rakiplerinden çok daha kalın bir hortum kullanarak, zaten tasarım olarak sorunu çözmüş gibi görünüyor.
Bir Ekol 19 satın alırmıydınız sorusunun yanıtı ise her zaman çok rasyonel olmayabilir. Genelde hobiciler -her alanda- biraz duygusal davranırlar. Açıkçası, mükemmel filtre yok. Bunu hemen her marka ve modeli kullanmış, kullanamadıklarımı da incelemiş biri olarak söylüyorum. Örnek vereyim; Eheim’ın seramik mili kürdan gibi kolayca kırılıyor, ama Tetratec’in ki çelik kadar sağlam. Yine Tetratec’in hortum ayırma sistemi piyasanın en iyisi, ancak sepet sistemi olarak belki alabileceğiniz en kötü filtre. Debiden bahsedecek olursak; evet, Eheim en verimli elektrik tüketimine sahip ama iç malzemeye birazcık mekanik filtrasyon malzemesi eklerseniz, debi ciddi biçimde düşüyor ve filtre çabuk tıkanıyor. Atman’ın devasa kovaları sayesinde mükemmel biyolojik filtrasyon elde edebilirsiniz; ancak boş geliyorlar ve doldurmaya kalktığınızda fiyatı Ekol 19′u ciddi anlamda geçiyor. Ayrıca, enerji tüketimleri vahim ölçülerde yüksek.
Benim fikrim şu: Ekol 19, yüksek debisi, düşük elektrik tüketimi, mükemmel filtre ve sepet hacmi, daha da önemlisi filtre edilmeden kaçacak suyu önleyeyecek zekice önlemlerle değerli bir filtre. 200 litrelik akvaryumlarımda arkama bakmadan kullanırım. Eksikleri elbette var. Kafa bölümünün kaplama kısmında kullanılan plastik kalitesi hoşuma gitmedi. En azından, daha koyu bir renk seçerek daha göze hitap eden bir tasarım yapabilirlerdi Ama filtre kapalı yerde çalıştığından bu benim için bir seçim kriteri değil. Boruları tutan kelepçelerin renklerini beğenmedim; ama bu da benim seçimimi belirleyen bir detay değil; zira daima kapalı tip, lastik kelepçe kullanıyorum. Pompalı olması küçük bir artı olurdu ama uzun süre Eheim Classic ve Pro kullandığım için, kurulması en zor filtre olan Eheim Classic serisini bile 30 saniyede hazırlıyorum. Elbette bu tip işlere yatkın biri değilseniz, pompa sizin için cansıkıcı bir detay olabilir.

Eğer olabilseydi, seramik mil de isterdim; ama Eheim’ın kürdan gibi kırılan milleri yerine, Tetratec’in sağlam seramik millerinden. Bunun dışında, çok uygun fiyatı sayesinde, özellikle 200 litre civarı kalabalık akvaryumlar için bence en iyi seçim Ekol 19. Tabi en iyi yargıç zamandır. Sızıntı, debi düşmesi gibi sorunların olup olmadığını uzun vadeli testler gösterecek; tabii onları da yayınlayacağım.
Bunların dışında, bir de (yarı-)duygusal faktörler var. Bir ürünü alırken, satıcı ve üreticinin yaklaşımı daima belirleyici faktördür benim için. Ati akvaryumla olan yazışma ve konuşmalarım sırasında, yaptıkları işi imkanlarını sonuna kadar zorlayarak yapan insanlar oldukları izlenimini edindim. (Zaten bu kadar dar bir piyasada, bu işi cidden sevmeden bu riskleri almak hiç de akıl karı değil) Kargo gecikmesi yüzünden, 3 kere arayıp bilgilendirme inceliğini gösterdiler. (İlk ikisinde cep telefonum yanımda olmadığı için yanıt veremedim). Maillarıma gelen cevaplar doyurucu, nazik ve bilgilendiriciydi. Bunları kaale almamın nedeni egomun okşanması değil. Biliyorum ki, bu insanlar ürünle sorun yaşadığımda insanı yarı yolda bırakacak, sinirden delirtecek insanlar değiller. Yaptıkları işi ciddiye alıyor ve titizlik gösteriyorlar, ikinci ürünleri birinciden çok daha üst düzeyde bir ürün. Dolayısıyla, bir sonraki Ekol modelinde daha da iyi bir ürünle karşılaşacağımı, uzun vadede markaya ve ürüne güvenebileceğimi biliyorum. Körü körüne “ama yerli malı, destekleyelim” fikrine sonuna kadar da karşıydım, karşıyım ve karşı olacağım; ama karşınızda sizin dilinizden konuşan, söylediklerinizi de dikkate alan bir muhatap bulmak güzel bir duygu. Şirket yaklaşımlarına olan duruşumu zaten yazılarımı takip edenler iyi bilirler. Hak ettikleri yere gelmelerini temenni ederek, küçük kusurları da düzelttikten sonra yurtdışına da açılmalarını isterim.