ÖZGÜR YAZILIMIN GELECEĞİ

bilgisayar | Etiketler:, , — 6 Nisan 2010

Ne bu meseleye kafa yorması, model olarak alması gereken entelektüeller, ne de sektörün içindeki yazılımcı tayfası ilgilenmeyince, özgür yazılım fikrinin Türkiye’ye çok uzak olduğunu saintignucius 217x300 resmi Özgür Yazılımın Geleceği yazısı bilgisayar  kategorisindekabullendim. Uzun süredir özgür yazılımla ilgili birşey yazdığım yoktu; son zamanlardaki gelişmeler olmasa, yazacağım da yoktu…

Sektördeki gelişmeleri isabetli tahmin etmek konusunda kendimle gurur duyabilirim. Nadiren yanılıyorum. Maalesef bu sefer. özgür yazılımın geleceği konusunda ümitli değilim.

Özgür yazılım fikri, maddi olarak yanlış gelişti: maalesef, kaynak kodu açık bir yazılımın bedava olması gerektiği yerleşti ve yardımın paralı olması ayıplandı. Oysa ki, ben, örneğin WordPress konusunda size yardım ettiğimde bir maddi karşılık beklemiyorum ama fırına ekmek almaya gittiğimde para ödemek zorundayım. Çok hatalı bir şekilde, özgür yazılım hareketi, bilgiye olan saygıyı artırmak yerine, o saygının daha da dejenere olmasına yol açtı. Çünkü teknik ve pazarlama başarıları, felsefi argümanlarını yerleştirmek konusundaki derin başarısızlığının önüne geçti.

Şirketler de, bu fikri kullandılar: daha doğrusu, özgür yazılım trenini yakalayamayan şirketlerin batacağı ortaya çıktı. Örnek vermek gerekirse, Windows ve Office’deki anormal operasyonel karları dışında, Microsoft’un sunucu piyasasından ciddi bir geliri yok. Ne Java gibi koşan bir dili, ne Apache gibi yıldız bir sunucu uygulaması, ne de Firefox gibi değerli bir ürünü var. Üstelik, camiaya da mesafeli yaklaştıklarından, özgür yazılım dünyasının önemli isimlerini başka şirketlere kaptırdılar.

Peki ne oldu? Sun gibi, IBM gibi şirketlere giden özgür yazılım kahramanları, mesela Ian Murdoch, bazı şriketlerin daha sempatik olduğunu yaydılar. Bedava reklamdı bu. Bu isimler etrafında, bedava ya da çok ucuza çalışan bir kitle oluştu. Bir komünite gelişti. Ciddi feedbackler alındı. Ya şimdi?

Şimdi, büyük şirketler ürünlerini geri çekmek istiyorlar. Oracle, büyük ihtimalle MySQL’ı bedava dağıtmaktan vazgeçecek. Daha ilginci, daha dün, IBM’in bir açık kaynak kodlu mainframe yazılımına dava açmasıydı. Sıkışan karlar, belki şirketleri daha çirkef oynamaya itecek. Oracle ve IBM’den gelen haberler çok tedirgin edici ve muhtemelen Microsoft cephesinden “bizim uzun vadede daha ucuz olduğumuzu söylemiştik” salvosu gelecek.

Reel sonuç? Şirketler, yok yere MySQL gibi, OpenOffice gibi, Java gibi yazılımların, hatta belki Apache’nin de, üzerine konacaklar.

Diyeceksiniz ki, hareket tekrar ayağa kalkar.

Evet ama, şu an en nitelikli beyinler o şirketlerde çalışıyor! Özgür yazılım, sadece beyin gücünü değil, organizasyon kültürünü bilen, bu konuda tecrübeli kadroları da kaybetti.

Bunun da tek nedeni, bedava kullandığımız muhteşem bazı yazılımlara, örneğin Apache’ye, Linux’a, Firefox’a, Scribus’a 3 kuruş bağış yapmıyor oluşumuz. Tırt ekran kartlarına, cicili bicili Mac’lere zevk çığlıkları atarak değerlerinin çok üstünde bedeller ödeyen bizler, zeka, emek ve iyiniyet ürünü olan özgür yazılımları, daha da kötüsü bu özgürlük fikrini desteklemiyoruz.

NEDEN APPLE'I SEVMİYORUM?

bilgisayar | Etiketler:, — 4 Nisan 2010

Eğer internette beni 5 sene önce gören biri olduysa, bu muhtemelen Pozitif PC sayesinde olmuştur. Günün birinde Pozitif PC’den detaylı olarak bahsederim ama, bilenler bilirler: Pozitif PC’yi özgür bir yazılım olan Scribus’la tasarladık ve hazırladık. Sonrasında, bu yazılımı Türkçeye çeviren ikinci kişi oldum (İlk sürümlerinden sonra önceki çevirmen işi bırakmış ve yeni sürümün neredeyse %70′i Türkçeye çevrilmemişti). Pozitif Linux adında bir Linux dağıtımı hazırladım. Özgür yazılımla ilgili, sayısı 150′ye yaklaşan howto ve makale yazdım. NVU, Gimp gibi özgür yazılımlar için kullanım videoları hazırladım ve yine Pozitif PC bünyesinde Serhan, Scribus için kullanım videoları hazırladı..Yayınladığım 3 WordPress eklentisi var ve elimdekileri de toparladıkça yayınlamaya devam edeceğim. Bunun yanında bahsetmeyi unuttuğum birsürü şey de olabilir; örneğin şu an başka hangi yazılımları yerelleştirdiğimi hatırlamıyorum bile…

Bu girişi neden yaptım? Türkiye’de sayısı 50′yi kesinlikle aşmayacak, teknik anlamda üretken denebilecek, “politika” kısmında ise duruşu belli özgür yazılım taraftarlarından biriyim. Dolayısıyla benim için Microsoft da, Apple da muteber markalar değiller. Stallman’e ne kadar saygı duyduğumu, ne kadar takdir ettiğimi kelimelerle anlatmak daha zor ama maalesef ben onun kadar dirayetli bir özgür yazılım kullanıcısı değilim. Gerek Windows, gerekse Linux platformundan para kazandım. (Apple bana daha para kazandırmış değil). Açıkçası, bazı yazılımların özgür alternatiflerine alışmak konusunda -Fireworks gibi- tembellik ve gevşeklik ediyorum. Bilgisayar kullandığım sürenin herhalde %5′ini de Apple OS’ları kullanarak geçirdim. Bu çok uzun bir süre gibi gelmeyebilir ama ilk programımı yazdığımda ortaokulda bile değildim ve şu an 35 yaşındayım. Bu sürenin bir işletim sistemi ve yaklaşımını tanımak için yeterli olduğunu iddia ederim. Bu arada şunu da eklemem gerek: Linux ile olan uzun tanışıklığım, beni Mac OS X’i direk “kavrar” hale getirdi. Zira, kaputun altındaki BSD, sonuçta Linux ile ortak atadan geliyor. Gelelim özgür yazılım konusuna: Apple, yazılım geliştiricileri olduğu kadar tüketici tercihlerini dahi kısıtlayacak kadar diktacı bir şirket. Microsoft, bu konuda çok daha açık, sevin ya da sevmeyin, gerçek böyle. Bugün çoğu Apple cihazının pilini bile değiştiremiyorsunuz. Apple, ürettiğiniz yazılımı keyfi nedenlerle ekosisteminden uzak tutabiliyor. Eğer bana “birinden birinin yok edilmesine karar vermek zorundasın, hangisini seçerdin?” diye sorsanız, bu Apple olur; MS değil. Üstüne üstlük, açıkça BSD kerneli kullanan, CUPS projesini bünyeye katan Apple’ın özgür yazılım camiasına tavrı, canımı çok ama çok sıkıyor. Bu yüzden, asla para verip bir Apple ürünü satın almam. Ama beleş geleni kullanırım:)

Şimdi size tuhaf birşey söyleyeyim: 20 sene önceki Apple ile şimdiki Apple arasındaki fark, teknik detayları kenara atarsak, sadece müşteriye bakış paradigmasının 180 derece değişmiş olmasıdır. Başka hiçbir fark yoktur; ama bu paradigma değişimi, Apple’ın kimliğini de çoğu kimsenin farketmediği biçimde dönüştürmektedir.AppleLisa4 3 300x242 resmi Neden Appleı Sevmiyorum? yazısı bilgisayar  kategorisinde

Nasıl mı? Size kendi çocukluğumdaki Apple imajını anlatayım: çağın ilerisinde, sürüye uymayan, özgür düşünen, özgür ruhlu ve vicdanlı iki adam, takım elbiseli, ciddi ve statükocu rakiplerinin (IBM) ürettikleri makinaları aşağılayan tasarımlarla ortaya çıktılar. Güleryüzlü, sıcakkanlıydı Apple…Aynı zamanda zeki, hoş ve modaydı. Apple asla ucuz bir makina olmadı ve bu kimsenin de umurunda değildi: biz onları farklı ve ilerici oldukları için seviyorduk. Apple sahibi olmak, bir statü değil ama bir dünya görüşünün ifadesiydi. Çünkü ister inanın ister inanmayın o zaman kişisel bilgisayar pazarı daha çeşitliydi ve Apple iş istasyonlarının daha pahalı ve sofistike rakipleri vardı. Sun gibi, Silicon Graphics gibi üreticilerin altın çağı başlıyordu.

Apple’ın fiyatı sorun değildi, zira gelir düzeyi yüksek, ama “aydın” diyebileceğimiz bir kitle içinde kemikleşmiş, sadık bir müşteri kitlesi vardı. Bu kesinlikle bir gösteriş filan değildi. İnsanlar, düşük satış rakamlarıyla Apple’ın IBM düzeyinde ucuz olamayacağını biliyor ve zaten bunu da beklemiyor, firmayı ödüllendiriyorlardı. Apple da onları iyi ve sıcak tasarımı ile ödüllendiriyordu. Bu sıcak ve İKİ TARAFLI BİR İLİŞKİYDİ.

Ne zamanki Apple iyiden iyiye tökezledi ve Jobs geri döndü, o zaman işler değişti. Artık Apple’ın tüketicisi ile ilişkisi TEK YÖNLÜDÜR: o buyurur, Apple tüketicisi satın alır..

Bu etkinin nasıl oluştuğunu çok da izlediğimi söyleyemem; zira PowerPC işlemcili Mac’ler, Intel tabanlı PC’lerin performans olarak gerisine düştüğünde, Apple ile işim bitti. Apple, artık yorgun, bezgin ve inancını kaybetmiş bir devrimciydi. Che gibi savaşırken ölüp geride muteber bir isim de bırakmamıştı; bunun yerine Castro gibi hayalkırıklığı yaratıyor ama ölmüyordu. Fakat Jobs dümene geçtikten sonra şunu net olarak gördüm: müthiş bir basın kampanyası yürüttü ve bilgisayarı daktilo olarak bile zar zor kullanabilen popüler basın mensuplarını “guru” ilan edecek ortamı hazırladı. Bu insanları çok iyi ağırladı. Dünyanın en güzel şehirlerine lansmanlara davet etti, tabi elleri boş da göndermedi. Dolayısıyla, birsüre sonra hiçkimse Apple veya ürünleri hakkında kötü birşey yazamaz oldu. Apple’ı teknolojik açıdan eleştirenler ise zaten firmanın hedef kitlesi değildi. Zira Apple, bugün artık eski Apple olmadığının farkında. Şu an herkes gibi o da Intel işlemciler kullanıyor ve eskinin aksine, markalı bilgisayarlar içinde esamisi okunmayan bir performans düzeyinde. Donanımında özel olan tek şey, Mac OS X’in standart PC’lere kurulmasını önleyen, PC BIOS muadili EFI BIOS.

Firmayı gerçek anlamda dirilten elbette iPod ve ardından gelen iPhone oldu. iPod, şirketi kurtaran tek mermi oldu. Hedefi bulmasa, bugün bir nostalji sembolü olacaktı. Bütün bunları yaparken sadece iki şeye odaklandılar: tasarım ve medya ilişkileri. Kaliteden filan bahsetmeyelim; zira iPhone hariç, son dönemde üretilen çoğu Apple ürününün içini kendi ellerimle açtım. Sadece MacPro’nun çok kaliteli olduğunu söyleyeceğim, bir de MacBook Pro’nun…Ama o fiyat düzeyine geldiğimizde, zaten her ürün çok ama çok kaliteli. Apple, aslında doğru olanı yaptı zira eskiden teknoojiye uzak duran ve muhtemelen bu pazarın %5′lik bir kısmıyla anılan kadınlar, bugün önemli bir kitleler. Özellikle iPod ve iPhone’un satışlarını uçuran kadınlar oldu. Bu cihazlar kesinlikle “dişi” cihazlar.

Yani aslında iki önemli değişim var: 1. Müşteriyle iki yönlü iletişimin yerini Jobs diktası aldı, 2.Şirket, teknolojik alandaki öncülüğü pas geçip, pazarlama ve tasarıma odaklandı.Region capture 1 resmi Neden Appleı Sevmiyorum? yazısı bilgisayar  kategorisinde

İkincisinin kötü birşey olduğunu söyleyemem; bu sadece bir tercih. Ama birincisi “soğuk” bir tercih: firmanın eski ve yeni logolarına baktığımızda, aslında markanın kendini nasıl konumlandırdığı açıkça ortaya çıkıyor: renkli, optimist ve rahat logonun yerini gri, soğuk ve homojen yeni logo alıyor. Risksiz oynarım, rengimi belli etmem diyen bir Apple var artık karşımızda…Jobs, heyecanını kaybeden PC endüstrisinde herkesi yönlendiren (ve artık birşey vaad etmek zorunda bile değil) bir Tanrı rolüne soyundu. Bilgisayar medyasından da eski “hacker ruhlu”, entelektüel gelişimini genelde iyi tamamlamış figürler de çekilince, ortalıkta çok fazla fanboy dolaşır oldu. Apple ve Jobs da, bu fanboyları tüm medyalarda megafon gibi kullanmayı ihmal etmedi. Bu “Applevari tasarım” çılgınlığı o kadar alıp başını gitti ki, web sitelerinin tasarımları bile Apple web sitesinin klonları haline geldi. Bilgisayar dünyasında belki ilk kez, tasarım bu kadar acı bir farkla işlev ve performansın önüne geçti.

İşin doğrusu, PowerPC işlemcili Mac zamanlarının aksine, bugün Adobe programları Intel + Windows’lu PC’ler üzerinde daha hızlı çalışıyorlar, üstelik fiyatları muadil Apple Mac’lerin yarısı kadar. Aslında Apple, teknolojik liderliği elden çıkararak, bir anlamda çok riskli bir hareket de yapıyor. Zira, pazarlama ve reklam ağını daha iyi kullanan herhangi bir teknoloji firması, Apple’ı kısa sürede yerinden edebilir. Örnek? Bilemiyorum. Ama Richard Branson gibi, ya da Mark Shuttleworth gibi renkli zengin girişimciler bir marka yaratabilirler. Ki Shuttleworth’un şu sıralar bunu deneyeceği konuşuluyor…

LOGİTECH MX1100 WİRELESS LASER MOUSE

bilgisayar | Etiketler:, ,

Hatırladığım kadarıyla, ilk laser mouse modeli, bugün bahsedeceğim MX1100‘ün dedesi diyebileceğimiz MX1000‘di. “Dede” dememe bakmayın; MX1000, bugün bile güncel diyebileceğimiz özelliklere sahip bir laser mouse. Aslında MX1100‘ün yaptığı belki de en büyük iş, MX1000‘in zamanında kendi alanında yarattığı etkiyi daha makul bir fiyata yaratabilmesi.

Şu an 70 TL gibi bir fiyata satın alınabilen MX1100, bu parayı fazlasıyla hak ediyor. 1600 DPI tarama çözünürlüğü, 9 ay bekleme süresi (iki pille), standart AA pil kullanımı, birisi gizli logitech mx 1100 wireless laser mouse 20 resmi Logitech MX1100 Wireless Laser Mouse yazısı bilgisayar  kategorisindeolmak üzere 9 tuş, 2.4 Ghz haberleşme frekansı aklıma ilk gelen özellikler. Yalnız, bu modelde beni çok şaşırtan ve açıkçası mouse’u aldıktan epey sonra keşfettiğim bir özellik var: tek pille çalışabiliyor! Bu gerçekten çok ama çok iyi bir fikir. 2 pille oldukça ağır -150 gr üzerinde- olabilen MX1100, tek pille hissedilir derecede rahatlıyor. Yani Logitech, bir nevi “ağırlık ayarı” yapmış.

Konu Logitech olunca, ilk merak edilen şey doğal olarak malzeme kalitesi oluyor. Malzeme kalitesi muhteşem. Mouse o kadar kaliteli ki, sanki plastikten frezede yontulmuş, kalıba dökülmemiş. Sol taraftaki lastik kısım, daha önce bahsettiğim Microsoft Natural Mouse 6000‘i yerin dibine sokacak kadar kaliteli bir malzeme. Bu bölümün altındaki kısma başparmağınızla tıklayabiliyorsunuz, yani bahsettiğim gizli düğme burası. Kullanımı oldukça yumuşak. Gerek düğmeler, gerek altlarındaki mikro şalterler çok tok, sağlam bir his veriyor. Yine daha önce bahsettiğim Logitech G9‘daki biraz gevşek plastik düğmeler, daha ucuz olan bu modelde daha tok bir his veriyorlar. Aslında MX1100‘ün ilk çıktığında 100 dolar gibi bir fiyata sahip olduğunu hatırlıyorum. Çok uzun süredir piyasada olması nedeniyle, Logitech G9′dan ucuz olması normal. Mouse üreticileri, uzun süre üretilen ancak yakın zamanda yenisi çıkacak modellerde ciddi indirimler yapıyorlar. Büyük ihtimalle, stoklar eriyince raflarda Logitech MX1200 modelini de göreceğiz. Bu yeni modelde muhtemelen Performance MX modelinde gördüğümüz Darkfield Laser kullanılacak. Yani cam üzerinde bile rahatlıkla çalışabilecek.

Aslında şu an top modeller ile MX1100 arasında iki önemli fark bulunuyor: Birincisi, az önce bahsettiğim Darkfield laser teknolojisi, ikincisi ise yeni yaygınlaşan unifying receiver. Unifying receiver, çok küçük, USB portuna takılan bir alıcı ve anlaşılan o ki, artık tüm kablosuz Logitech klavye ve mouse’lar tek bir unifying receiver ile bağlanabilecekler. MX1100 ise, serçe parmağından biraz daha ufak bir alıcı ile geliyor. Çekim gücü çok iyi. Özellikle optiği çok iyi çalışan, ama pil biraz zayıfladığında arada takılan A4Tech‘in optik modellerinin aksine, bir kez olsun takıldığına şahit olmadım. İşin doğrusu, yeni nesil kablosuz mouse ve klavyelerin hiçbirinde artık takılma problemi yok. Ben mousepad kullandığım halde, masa üzerinde de rahatlıkla, takılmadan kullanabiliyorum. Yani çok kötü bir marka/model almıyorsanız, artık ucuz kablosuz/optik mouselarda bile bu problemler yaşanmıyor. Oyuncuların merak edeceği şey tabiki hız konusu. Hız konusunda da çok iyi olduğu açık. Zaten bu mouse’un hızı size yetmiyorsa, muhtemelen profesyonel oyuncusunuz ve yıllık sponsorluk geliriniz birkaç yüzbin dolar demektir(!).

Normalde ilk yapılan şeyleri sona aldım: kutudan bahsedelim. Kutu, pahalı oyuncu fareleri gibi, çok dolu ve tok, janjanlı değil. Hatta, Natural Mouse 6000den bile sade. Çok tok ve kaliteli basılmış bir kullanım kılavuzu, SetPoint yazılımının yer aldığı bir CD, garanti kartı gibi şeyler çıkıyor kutudan. Elbette alıcı ve piller de kutuya dahil. Tek pille de çalışabildiği halde, 2 adet Duracell pil çıkıyor kutudan. Logitech‘in en sevdiğim yanı, kaliteden hiç taviz vermemesi.

Büyüklük olaraksa, MX1100 birçok ele büyük gelecektir. Bu arada, formları nedeniyle bu tip “ergonomik” diye adlandırılan mouseların sadece sağ elini kullananlar için üretildiklerini hatırlatma ihtiyacı duyuyorum. Bana -tabiki!- bu modelde küçük geldi. İşin kötü yanı, mükemmel forma sahip ama elim sağ taraftan taşıyor. Aslında bunun çözümü kolay: mouse üreticileri, bu tip mouseların sağ alt köşesini değiştirilebilir kauçuk malzemeden üretebilirler. Bu fikir, Beretta PX4 ve Walther P99 gibi tabancaların kabzalarında kullanılıyor.

Makul fiyatına rağmen, MX1000′de olan şarj girişinin bu modelde olmaması biraz can sıkıcı gelebilir. İlginçtir ki, Logitech, bu modelin klavye + mouse bundle’ı ile verdiği versiyonunda şarj girişine yer vermiş. Bir yandan, mouse tek pille bile çalışabildiğinden, önemli bir eksik değil ve fiyatının düşük olması bu eksisini kapatıyor.

[nggallery id=13]

APPLE İPAD HAKKINDA HEMEN HERŞEY

bilgisayar | Etiketler:, , , — 3 Nisan 2010

Apple, yeni ürünü iPad ile, elbette kendini büyük bir baskı altına sokuyor: iPod ile Mp3 çalar piyasasını, iPhone ile ise akıllı telefon pazarını şekillendiren Apple, bu sefer değişik bir segmente el attı. Aslında, Apple’ın hedeflediği pazar, bu sefer diğer ürünlerinde olduğunun aksine, çok açık değil. Herkesin büyük bir yanılgı ile “e-book reader” olarak algıladığı cihaz, bu alanda çok ciddi bir dezavantaja sahip: Bahsettiğimiz dijital kitap okuyucular, e-ink denilen özel bir ekran kullanıyorlar. Bu ekranlar, günümüzdeki taşınabilir cihazlarda kullanılan LCD -Likit Kristal- ekranlardan çok farklı. e-ink denilen bu ekranların en büyük özellikleri, açık havada çok rahat okunabiliyor olmaları. Bildiğiniz üzere, LCD ekranların IPS teknolojisi içeren modelleri bile güneş ışığında okunmaz hale geliyorlar; üstelik ışık ekrana vurmasa bile. Öte yandan, e-ink ekranlar, neredeyse direk güneş ışığında bile rahat okunmaktalar. Diğer artıları, son derece düşük enerji tüketimleri. Bu sayede, bahsettiğim cihazlarda 24 saat çalışma süresi yakalanabiliyor. Bunun yanında, LCD ekranların aksine, yazı karakterlerini son derece net ve keskin görüntüleyebiliyorlar. hardware 01 20100127 300x174 resmi Apple iPad Hakkında Hemen Herşey yazısı bilgisayar  kategorisinde

Dolayısıyla, iPad, bir reader değil. Elbette, Apple, çoğu insanın bunu bilmediğinin de farkında! Mevcut readerların özel ekran teknolojisi nedeniyle fiyatları oldukça yüksek. Yaklaşık 400 dolara Kindle satılırken, Apple Store‘a giden birinin, “hmm, hem ekranı renkli, hem daha büyük, hem dokunmatik ekranlı, hem internete girebiliyor, hem Apple, hem de..sadece 500 dolar!” diyerek bu cihazı alması muhtemel. Aslında bir e-reader olarak kullanılmadığı sürece, ne işe yarayabileceği de çok açık değil. Klavyesi olmadığından, netbook yerine taşıyabileceğiniz bir cihaz değil. İçinde GSM modülü olmadığından telefon değil. Sonraki modellerde 3G gelecek ama, sadece internette o an elzem sitelere girmek ve birini kolayca aramak için iPhone çok daha uygun bir seçim. Yani bu veriler ışığında, ilk satışa çıktığında iyi satıp, sonrasında tökezleyeceğini düşündüğüm bir ürün iPad. Apple‘ın Newton deneyimi geliyor aklıma..

iPad’in Özellikleri – Modeller ve Fiyatlar

Apple, depolama alanına göre üç ayrı model sunuyor: iPad 16GB, iPad 32 GB ve iPad 64GB. Fiyatları sırasıyla 499, 599 ve 699 dolar. Bu fiyat, elbette ABD fiyatı. Bilkom’un fiyatlandırma ölçülerine bakıldığında, bu cihazların Türkiye’de en az 900 dolardan başlayacağını düşünüyorum. Nisan ayı sonu itibariyle, 3G’li versiyonlar da çıkıyor. 3G’li iPad’ler için, bu fiyatlara 130 dolar ilave etmeniz gerek.

iPad’in Özellikleri  – Boyutlar, Ağırlık, vs

Apple iPad, büyükmüş gibi görünse de aslında oldukça küçük bir cihaz. Bir A4 kağıtla kıyasladığımızda, 3 santim daha dar ve 11 santim daha kısa olduğunu görüyoruz. Çerçeve payını da eklersek, cihazın ekranı National Geographic ebatlarında bir dergi kadar diyebiliriz. Büyük olmaması kimi için avantajken, kimi için dezavantaj. Açıkçası, ekranı biraz daha büyük olan bir netbook almak benim için daha cazip bir seçim görünüyor. 680 gramlık ağırlık da, klavyesi ve diski olmayan bir cihaz için çok da hafif sayılmaz. Cihazın tam ölçüleri 242.8 mmx189.7 mmx13.4 mm. 3G’li model 50 gr daha ağır olacak.

iPad’in Ekranı

9.7 inçlik IPS teknolojili LCD ekranın çözünürlüğü 1024×768. Eğer netbookların düşük çözünürlüğünden şikayetçi değilseniz, bu çözünürlük oldukça tatmin edici diyebiliriz. Ekran elbette gallery software ibooks 20100403 300x174 resmi Apple iPad Hakkında Hemen Herşey yazısı bilgisayar  kategorisindedokunmatik ve iPhone ile benzer fonksiyonları içeriyor. Zaten işletim sistemi de aynı. Yine iPhone’da olduğu gibi, parmak izini (fazla) belli etmeyen oleofobik kaplama kullanılmış. Oleofobik de ne derseniz, özel bir malzeme filan değil:) Latince bir kelime ve oleo yağ demek. Fobiyi zaten herkes biliyor. Yani OLED, AMOLED filan gibi teknik bir kelime değil bu.

iPad Pil Ömrü

Bu cihazda da son dönemde çıkan tüm mobil Apple ürünleri gibi, sabit bir batarya var. 25 WAh kapasiteli Lityum polimer pilin 10 saat kullanım ömrü sağladığı söyleniyor. 3G kullanımdayken bu “teorik” süre 9 saate iniyor. İyi bir rakam, ancak bir e-reader için uygun değil. Zaten daha önce de bahsettiğim gibi, bir e-reader olarak değerlendirilmemeli.

Neyseki Apple bu sefer özel bir soket filan uydurmaya kalkmamış. Cihazı USB bağlantısı ile bilgisayarınızdan şarj edebiliyorsunuz. Yanında şarj cihazı verilse de, bilgisayardan şarj ediliyor olması elbette iyi bir özellik. Darısı cep telefonlarının başına. Şu USB şarj ve bağlantının stnadart olması gerekli.

iPad CPU

Apple, iPad’i piyasaya sürmeden aylar önce bir ARM tabanlı işlemci tasarımcısı olan P.A Semi’yı aldı. Apple A4 isimli işlemci, özel bir tasarım filan değil; bir ARM Cortex A9 tabanlı SoC, yani applea4 resmi Apple iPad Hakkında Hemen Herşey yazısı bilgisayar  kategorisindetek yonga üzerinde grafik, CPU, ses, ağ gibi özellikleri birleştiren bir tasarım. Bu işlemci 1 Ghz hızında. Bilindiği gibi Google Nexus One, Qualcomm Snapdragon kullanıyor. Nvidia Tegra, Qualcomm Snapdragon ve Apple A4 derken, mobil cihazlardaki CPU gücünün dramatik düzeyde yükseldiğini söyleyebiliriz.

ARM Cortex‘den 2.5 sene kadar önce bahsetmiştim. Keza Nvidia Tegra ile ilgili de birşeyler karalamıştım burada; aradan yıllar geçmiş. Demek ki aslında sektör sandığımız kadar hızlı gelişmiyor.

PowerVR SGX ise GPU kısmını oluşturuyor. Mimari olarak, bu işlemci şu an iPhone’da kullanılan Cortex A8′in bir ileri sürümü. İşlemci, 45nm litografi ile üretiliyor ve Samsung fabrikalarından çıkmakta.

iPad – Bağlantılar

iPad’de WiFi ve Bluetooth 2.1 + EDR bulunuyor. Herkesin sorduğu sorulardan biri, hafızasının genişletilip genişletilmediği. Böyle bir şansınız yok. Öte yandan, USB portu ileride firmware’ın kırılması halinde dışarıdan USB bellek bağlamaya izin verecektir diye düşünüyorum.

Dijital pusula, yardımlı GPS, ivmeölçer ve ışık sensörü cihazda bulunan algılayıcılar. Doğal olarak aGPS, 3G’siz modellerde işe yaramıyor ancak bluetooth üzerinden GPS modülü kullanma şansınız var. Bu platforma pek yakın olmadığım içi daha fazla yorum yapamıyorum.

Kulaklık çıkışı olarak ise standart 3.5 jack kullanılmış. Bu cihazda Apple saçmalıklarına gidilmemiş olması sempatimi kazandı.

Diğer Özellikler

iPad’in ekran klavyesinde Türkçe desteği yok. Film ve ses formatı desteği konusunda da tipik bir Apple; yani pek birşey beklemeyin. Özellikle Ogg desteği olmaması midemi bulandırdı. ipad klavye 300x169 resmi Apple iPad Hakkında Hemen Herşey yazısı bilgisayar  kategorisinde

Yazılım olarak ise Mobil Safari ve Mail sürümleri internet bağlantısı kısmında göze çarpanlar. e-kitap uygulaması Mac OS X‘in Preview özelliğine benziyor, ancak bu cihaza özel kotarılmış. Notes, Calender ve Contacts gibi tipik Apple uygulamaları da mevcutlar. iTunes da uygulamalar arasında çünkü aynı iPhone’da olduğu gibi, Apple, uygulama satışından da para kazanmak istiyor.

Sonuç olarak, “ne at ne eşek” diyebileceğimiz türden cihazlardan biri Apple iPad. Kesinlikle riskli bir hareket ve açıkçası satın almak için bir neden de bulamadım. Pahalı olmasa, salondaki sehpaya koymak üzere alınabilir.

MİCROSOFT NATURAL WİRELESS LASER MOUSE 6000

bilgisayar | Etiketler:, , , — 2 Nisan 2010

Logitech G9 elime küçük gelince rotayı bu sefer başka bir modele çevirdim: Hayalimdeki mouse Logitech MX Revolution idi ama açıkçası korkunç diyebileceğim fiyatı (210 TL) bu kararımdan caymama neden oldu.

Bir süredir Microsoft‘un Natural Mouse 6000‘ini incelemek istiyordum. Ancak bu mouse’u gören hemen herkes şüphe ve önyargı ile yaklaşıyor. Açıkçası, bu modeli denemeyi kafama koyduğumdan bu belki de benim için sürpriz bir avantaj oldu: ABD fiyatı 79 dolar olan Natural Mouse 6000, muhtemelen stoklarda şiştiğinden sadece 49 TL’ye satılıyordu! Başlarda biraz alışamayacağım korkusu yaşasam da, fiyat cidden çok cazip olduğundan denemeye karar verdim.microsoft natural mouse 6000 wireless 01 300x225 resmi Microsoft Natural Wireless Laser Mouse 6000 yazısı bilgisayar  kategorisinde

Gerçekten de, MS Natural 6000, kutudan çıkınca korkutucu duruyor: O kadar sağa yatık ve yüksekki, elinizi neredeyse dikey olarak koyuyorsunuz masaya. Microsoft’a göre, bu pozisyon karpal tünnel sendromunu en azından yavaşlatıyor. Açıkçası bilek ağrımın azdığı bir zamanda aldım ve herhalde alalı 2 ay oldu. Günün yarısında kullandığım mouse bu ve bilek ağrım hissedilir ölçüde azaldı. Yalnız soldaki oyuğa parmağınızı sabitlemeniz gerekiyor; aksi halde düz bir mouse tutuşuna “kaçıyor” eliniz. Bu durumda mouse’un ergonomisi doğal olarak bir fayda sağlamıyor. Zira, karpal tünel sendromunu engelleyen mouse’ların “numarası”, bileği yere paralel değil dik konuma getirmek. Hatta bu amaçla üretilen ve Türkiye’de henüz rastlamadığım, tutuşu oldukça “dik” mouse modelleri de bulunuyor.

Mouse’un iyi yanı, şimdiye kadar kullandığım marka ve modeller arasında, “küçük” demediğim tek model oluşu. Çoğu insan için büyük gelebilir. Wireless özelliği çok iyi çalışıyor; alıcısı gerçekten çok kuvvetli. 2.5 metreden dahi pek takılmadan çalıştığını gözlemledim. Ancak alıcısı can sıkıcı derecede büyük olduğundan monitörün arkasına yapıştırmak zorunda kaldım. İki tuşun ortasında pil seviyesi düştüğünde yanan bir LED var. Mouse, AA tipi kalem pillerle çalışıyor ve kutudan 2 adet Energizer pi çıkıyor.

Plastik kalitesine gelirsek: Logitech tokluğu yok. Tabandaki bölüm çok kaliteli bir malzemeden üretilmiş; aynı şekilde kayganlığı sağlayan teflon parçalar da, Logitech’lerden daha kaliteli duruyorlar. Mouse üstündeki ve yanlarındaki plastik de genel olarak kaliteli. Yanlarda kullanılan siyah plastik ise farklı malzemelerden oluşuyor: sol taraftaki siyah kısım sert plastikken, sağdaki bölüm lastiksi bir malzemeden üretilmiş. Bu lastiksi malzeme, aynı başparmağın geldiği yer gibi hızla aşınıyor ve neredeyse onun kadar da yapışkan, kötü bir his veriyor. Soldaki şeffaf parmak dayama bölümü, üstteki tekerleğin kaplaması ve sağdaki siyah bölüm, jelibon gibi yapışıyor! Üstelik soldaki kaplamanın çok çabuk aşındığına birçok yabancı blogda rastladım.

Bunun dışında, mouse tekerleği son derece rahatsız edici şekilde çalışıyor: jelibonumsu lastik biryerlere sürtünüp fren etkisi yaptığından tekerlek zaman zaman sertleşiyor ve Logitech’in verdiği tok hissi vermiyor. Ayrıca yine Logitech’in hıza göre kaydırma oranını artıran, vitesli mekanizması bu mouse’da yok. Neyseki benim mouse tekerleği zamanla aşındı ve artık rahat çalışıyor.  Switchler ise kaliteli ve tok. Logitech ile aynı diyebilirim. Mouse tekerleğinin tilt özelliği varmış gibi dursada aslında yok! En azından, Mac üstündeki MS tarafından üretilen IntelliPoint yazılımında yok. Sol taraftaki iki buton ve orta buton (wheel tıklanabiliyor) ise programlanabiliyorlar. Tilt olmaması ise bu tip bir mouse için büyük bir eksik. Onun yanındaki diğer mouse şu an Logitech MX 1100. Hem programlanabilir bir tilt özelliği, hem de soldaki iki düğmeye ek olarak altta “gizli” bir düğmesi var.
microsoft natural mouse 6000 wireless 26 300x225 resmi Microsoft Natural Wireless Laser Mouse 6000 yazısı bilgisayar  kategorisinde
Kontrol yazılımı ise basit ama anlaşılır ve yeterli. Soldaki düğmelerin yeri iyi seçilmediğinden fazla kullanmıyorsunuz. Lazer optik ise gayet iyi çalışıyor; parlak yüzeylerde dahi sorunsuz. 1000 DPI olması ise açıkçası benim için yeterli ama daha fazla çözünürlük isteyenleri tatmin etmeyecektir. Pillerle 145 gram gelen mouse ne çok hafif, ne de çok ağır.

Sonuç olarak, Microsoft Natural Wireless Laser Mouse 6000, özellikle grafikle uğraşanlar ve oyuncular için yetersiz gelebilecek bir model. İkinci mouse olarak ise, bilek pozisyonunu değiştirdiği için tavsiye ederim. Tipik bir masaüstü kullanıcısı için göze çarpan bir eksiği yok. Pil ömrü çok uzun, (en az 6 ay) 2 adet programlanabilir tuş yeterli, Mac OS X ve Windows kontrol yazılımları Logitech ve A4Tech kalitesinde olmasa da makul düzeyde kontrol sağlıyor ve lastik kısımlar hariç malzeme kalitesi gayet iyi.  79 Dolarlık fiyat etiketi bu model için astronomik düzeyde yüksek; muhtemelen de üretimi durdu. Eğer 50-60 TL gibi bir fiyata bulursanız, cazip olabilir. Elbette, büyük elli kullanıcıları en çok memnun edecek modellerin de başında geliyor Natural Wireless Laser 6000…
[nggallery id=12]

  • Twitter!!
  • FriendFeed
  • Flickr
  • az kaldı!

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 5834 yorum ve 846 blog girdisi bulunuyor.

ARŞİV

1234567891011...Son »