İki gündür evi boyuyorum; normalde bu tip mekanik işler yaparken alakasız şeyler düşünüyorsunuz (başka ne yapabiliriz ki?).
Su bazlı boyalar yaygınlaştığından beri, düşündüğüm şeylerin kalitesi de düştü(!). Zira tiner, bir yandan beyninizi yakarken bir yandan da daha neşeli(!), hatta yaratıcı olmanızı sağlıyordu (kesinlikle şikayetçi değilim).
Benim tercihim PHP; uzun süre Visual Basic kullanmış biri olarak doğal olarak ASP’yi seçmem beklenirdi. Ancak, tersine, C’ye çok fazla benzeyen PHP’yi seçtim. “Beleş” olduğu için değil; para ödemem gerekse ve ASP 1.000 dolar olsaydı, PHP’ye 3000 dolar verirdim!
ASP’ye karşı PHP’yi seçmek için sayısız neden var. Birincisi, çok daha hızlı. İkincisi, yazım şekli daha katı olduğu için, ancak bir maymunun yapabileceği kodlama hatalarını yapmıyorsunuz. Evet; biraz daha fazla zaman alabiliyor (yeniyseniz) ama debugging’e harcanan zaman radikal derecede düşüyor.
Üçüncüsü, PHP son derece modüler. Bu, çoğu Windows kullanıcısı ya da kiralık hosting kullanan web yayıncısı için Bir şey ifade etmeyecektir; ancak kendi kurduğum embedded bir sistemde, PHP’yi sadece kendi istediğim özellik setiyle derleyerek 5 küsur megabayttan 1.9 MB’a indirdim. Hız farkı ise daha radikaldi. Eğer biraz daha agresif olmak durumunda kalsaydım -ki sistemin bulunduğu 32 MB’lık Compact Flash kartın neredeyse yarısı boştu- herhalde 1 MB civarı bir executable dosya yapabilirdim. Burada tek faktör, çalıştırılabilir PHP dosyasının büyüklüğü değil. Çok yoğun bir sunucu üstünde PHP’nin küçülmesi ciddi bir performans farkı yaratacaktır.
Dördüncüsü, PHP platform bağımsız. Geçmişte zorunluluktan dolayı Linux bir sunucuya kasarak ChilliASP kurmuş ve ASP tabanlı scriptleri çalıştırmıştım; ancak ASP.NET’ten sonra durum nedir bilemiyorum; ancak pek de parlak olmasa gerek. “Mono kullan” gibi bir fikir savurmayın, neden işe yaramayacağı üzerine kitap yazabilirim…
Beşincisi, PHP çok hızlı gelişiyor ve sayısız hazır fonksiyon var. PHP’ye öyle güveniyorum ki, yapabilir miyim diye bir saniye tereddüt etmeden embedded bir cihazın kontrol panelini yazmaya giriştim ve zorlanmadım bile. C ne yapabilyorsa, PHP’de aşağı yukarı hepsini yapıyor. Hatta, PHP’de pointer olmadığını iddia eden Microserf’ci bir elemanı 30 saniyede, patronunun yanında patlıcan moru yapmıştım. Baştan beri kılçık tavırlar içinde olmasa buna yeltenecek değildim; herhalde millet olarak takım elbise ve kravata alışık olmadığımız için, onun içine girenler kendini başka bir dünyada sanıyorlar…
Bugün, özellikle Türkiye’deki çok sayıda ASP tabanlı sitenin patlak ve yavaş olması, “aman bunu kolay ve hızlı öğreniyoruz, bir de site patlatır parayı cukkalarız” anlayışından kaynaklanıyor. Her dil belli bir tecrübe gerektirir; maalesef Visual Studio dilleri ve ASP.NET gibi projeler insanlar üstünde gereksiz ve tabanı olmayan bir kendine güven hissi yaratıyor; sonuçlarını da hep beraber görüyoruz…
Ha, seçim yapabilecek kadar bilgi ve deneyiminiz yoksa, kopya çekin: Alexa’nın ilk yüzünde yer alan sitelerin neredeyse tamamı PHP ile kodlanmış…JSP (Java Server Pages) da PHP gibi bir disiplin sağlıyor; ancak sunucunun çalışma mantığı bana çok dolambaçlı geldi; ki SUN’ı el üstünde tutarım(!)
Altıncı bir neden olarak, IIS’ e hapsolma konusu var. Apache, dünyanın %70′ini elinde tutarken ve MS yıllarca önünü kesmek için dezenformasyon kampanyası yaparken, insanlar yine de Apache’yi seçtiler. Bugün ASP filan olmasa, MS’in IIS ile uğraşacağını bile sanmam.
Via, Linux potansiyelini değerlendiremiyor. Bundan defalarca bahsettim. Karmakarışık, ITX platformu Via’ların driver’larını bulmanın ve derlemenin ne kadar zor olduğundan da. Tüm dünya, kolay ve modüler olmasından dolayı hemen her embedded cihazda Linux kullanırken, işlemci ve ITX platformunu neredeyse sadece embedded ya da yarı embedded uygulamalar için pazarlayabilecek Via, bu konuya gereken önemi vermiyor.
Üstelik, Intel bu alana da el atmışken…Yakında, gumstix benzeri kartlarıyla piyasaya çıkacaklar. Bunlar, Via’dan çok daha az enerji tüketen ve daha yüksek işlem gücüne sahip cihazlar. Anlaşılan Intel, ARM’ın tozunu attırdığı cep telefonu pazarına girmeye niyetli. Via, UMPC’lere Via C7 işlemcileri ile girmişti ama, Intel’in pazara çıkmasıyla kısa sürede oradaki satışlarını kaybedecektir. Özellikle de, bu pazardaki en iddialı oyuncu Asus, Intel’in “has adamıyken”…
Via’nın “portalı” bir sayfadan ibaret. Yine 2-3 dağıtım üzerine, derlenmesi ve kurulması şansa bağlı bir dizi driver paketleri var. Bu dosyaların tam olarak hangi ITX anakart için olduğu, her zamanki gibi, belli değil.
Buyrun bir de siz bakın:
http://linux.via.com.tw/support/downloadFiles.action
İngilizce blog açmaya karar verince, alternatifleri incelemek farz oldu…
Wordpress, çok güçlü ve esnek. Gelgelelim, özellikle Blogmani sayesinde, WordPress’in ne kadar hantal olduğunu da farketmiş oldum.
Görsellikten anlamam ve doğrusunu isterseniz fazla da prim vermem. Benim yaptığım bir sitede, blogda, ya da Internet’te varolan herhangi bir şeyde, önemli olan içerik…Bir de, o içeriğin hızla açılması!
Wordpress yavaş. Öylesine yavaş ki, standart haliyle, yerel Apache sunucunuzda bile zar zor açılıyor sayfalar…
Sadece 1 saat içinde WordPress’e bir alternatif bulmam gerekiyordu ve Serendipity’yi seçtim.
Serendipity, WordPress’den kat kat hızlı. Eklenti ve tema sayısı elbette WordPress ile boy ölçüşemez ama bir avantajı var: eklenti ve temalar, merkezi depolardan geliyorlar. Tek tıklama ile, hiçbirşey yüklemeden, tema ve eklenti kurabiliyorsunuz. Ivır-zıvır eklentiler yok. 200′e yakın eklenti, gerçekten “işini yapan”, sistemi hantallaştırmayan, yeterli seviyede özelleştirilebilir ve kafa karıştırıcılıktan uzak eklentiler.
Serendipity ile hazırlamaya başladığım İngilizce blogum, bu blogdan neredeyse 3-4 kat hızlı açılıyor!
Hızından öyle etkilendim ki, birsüre sonra bu blogu da Serendipity’ye taşıyabilirim.
Türkiye’nin yurtdışı Internet çıkışı yerlerde sürünüyor…
Sanırım bazı yerlerde pilot VDSL uygulaması başlandı. 30Mbit hızlardan bahsediyoruz. Ne olacağını söyleyeyim: yurtdışı çıkışı artırılmazsa, birsüre sonra Google’ı bile açamaz hale geliriz. Zaten, gün içinde bile bağlantı hızları vadedilen hızların yarısına düşüyor zaman zaman…
Benim bildiğim Türk Telekom, yurtdışı çıkışını artırmak için kolay kolay parmağını kıpırdatmaz. Keza, İtalya’da da durum böyledir. Peki neden VDSL’i getirdiler derseniz, açıklaması basit: IPTV istiyorlar, Doğan grubu bu işe çuvalla para harcamaya hazır. Yani o yatırım biz Internet’te gezip tozalım diye değil, bir de IP TV’ye para verelim diye yapılıyor. Yayın, yurtiçinde yapılacağı için, yurtdışı çıkışını da artırmaya gerek yok. Tatlı para yani.
Sizce Türkiye’nin toplam yurtdışı bant genişliğinin ne kadarını YouTube kaplıyor? İyimser bir tahminle %40 diyorum. Hatta %60 bile diyebiliriz. “Atıyorsun” diyen varsa, Türk Telekom’da “sağlam” bir tanıdığı olanlara sorsun. %30′un altında bir rakam gelirse, bilgisayarımı filan bir fukaraya verip bu işlerden elimi eteğimi çekeceğim.
Etrafınızdaki insanların ne kadar YouTube kullandıklarına bakın (artık bakamazsınız hoş!). YouTube’un 5-6 dakikası yaklaşık 20MB bant genişliği götürüyor. Harddiskindeki MP3′ü çalmaya üşenip arkada YouTube’dan klibini oynatanları biliyorum.
Kısacası, çoğumuz kan ağlarken (Tahtakale’de bayağı takıldım!) Türk Telekom bayram ediyor…
Umarım Telia Sonera bir şekilde gelir ve bu tantanadan kurtuluruz…
Dün gece Levent’in uyarısıyla YouTube’un kapatıldığını öğrendim…
Delirdim, çok sinirlendim filan diyemiyorum. Fransa’da yaşamıyorum çünkü. Mazota %5 zam geldi diye otobanları trafiğe kapatmıyor burada insanlar; hatta benzine %100 zam geldiğinde “ne yapalım artık, otobüse bineriz” diyorlar.
Robert Fisk’e bir arkadaşı, “Türklerin sorunu yasalarla ya da sistemle değil, her birinin kafasının içinde minik orgeneraller var” demiş. Doğru; sırtına sopayı vurdukça koyun kesilen bizler, zamanı gelince osurdukmu mangalda kül bırakmıyoruz.
2 sene önce, bu yasalar için imza kampanyası düzenlerken, “yarın YouTube’u filan da kapatırlar” demiştim. Hatta geçen gün de söylüyordum. Türkiye’de Internet’in lokal bir ağa dönüşmesi yakındır…
Kimileriniz bunun faturasını AKP’ye kesecek; çünkü AKP bu yasaları geçirirken meclisin kalanı itiraz etmişti ya(!).
Bu yasa, AKP kadar diğerlerinin de işine gelecek. Bugün bana, yarın sana. Dokunulmazlıkları kaldırmak konusunda nasıl herkes ikiyüzlülük yaptıysa, bunda da onu yaptılar.
Basında bu işin üstüne fazla gitmeyecektir; ne de olsa Türkiye’de Internet “Intranet” halini alırsa, ekmeklerine yağ sürülecek. Ne kadar çok site kapatılırsa, ona alternatif olarak açacakları tapon siteler o kadar iş yapacak. Zira Türk basını, kalitesizlik üzerinden prim yapar: bugün halkımızın yarısı İngilizce bilse, kıtipiyoz gazeteleri okumak yerine Reuters’i, BBC’yi takip eder.
Kalan birkaç şuurlu gazetecide tınlamayacaktır; zira eski kurtların Internet’le işi olmaz. Sevmezler. Benim gibi, eskimiş saman kağıdın kokusuna tav olur onlar; iyi de bunun da “başka birşey” olduğunu anlayın artık. Romantizmle yobazlığı ayıran çizgi bazen çok ince oluyor…
AKP daha minimum 8 sene tepemizde; çünkü bir dahaki seçime de alternatifleri olmayacak. Demokrat ve liberallerin hiçbir alternatifi yok; Jakoben dostlarımız oylarını MHP ile CHP arasında paylaştırabilirler. İkisi de aynı partidir; MHP Alaturka, CHP hafif alafranga versiyondur. Sınıf olma çabasında olan şuurlu Müslümanlar da artık AKP’den medet ummasınlar; onlar da sisteme güzelce entegre olup ayak uydurmuştur. Sizlere de bu işten bir nane düşmeyecektir. “Pes valla, amma dindar adamlar” diye oy verecekseniz lafım yok; Yeşildirek’teki dükkanlarınızı kapatmak zorunda kalınca ahirette iki elinizle yakalarına yapışıverirsiniz artık.
Dünyada faşizme, özgürlük düşmanlığına, türlü kolpalığa giden bir düzen var; bu aynen Türkiye’ye de yansıyor. Zaten biz ecnebinin en boktan yanlarını hızla kaparız ama iyi bir şey yaptılar mı tatbik etmemekte direniriz. Yakında uğraşacak adam bulamaz, bizi de ufak ufak oymaya başlarlar.
YouTube’un kapatılması nabız yoklamadır. Elbette sokaklara dökülüp caddelerden sel olup akmayacaksınız; çünkü ortada ne tabut, ne bayrak, ne slogan var…
Tınlamayanlara V for Vendetta’yı seyredin diyeceğim ama, “kim lan bu anarşist” deyip, bağlantıyı da kuramayacaklar…
Lakin, YouTube uzun süre kapalı kalmaz; zira bu sefer WordPress’çi çocuklarla değil, Türkiye’den daha zengin bir şirketle uğraşıyorlar. 5 kişi blogunda yazdı diye açılmaz; açılınca ben de dahil, “biz yazdık açtılar” diye kimse kendi kendine gelin güvey olmasın.
Ne diyelim; Atatürk ve din düşmanı, bölücübaşı YouTube’un kapatılması vatana millete hayırlı olsun!
Çok sevinen arkadaşlar yürüyüş de tertip edebilirler. Jakobenler Şişli’den, şeriatçılar Beyazıt caminden yürüyüşe geçer, iki kol Vatan Caddesi’nde yanyana gelir.
Bugünde vatanı kurtardık; yarına Allahın izniyle izindeyiz Atam. Bu birleştirici, doğu-batı sentezi mesajla da yazıma son vereyim.