TECHNORATİ API, BLOGRAZZİ VE PHP

bilgisayar,blog,linux,web | Etiketler:, , , , — 4 Ocak 2008

Blogmani projemden daha önce bahsetmiştim.

İki gündür, projeyi kendi bilgisayarıma aldığım için hızlı ilerleyebiliyorum. Yaklaşık 20 gündür, sunucu üzerinde değişiklik yapıp, sonuçları bekleyerek boşu boşuna debelendim. Yarım saatlik bir emekten sonra, çok daha hızlı çalışabilmeye başladım. Her kodcunun bazı komik tembellikleri vardır; benimkisi de, çalışma hızı ve rahatlığını artıracak basit işlemlerden sürekli kaçınıyor olmak.

Şu an, basit bir komünite sistemi için “yeterli” olan bazı geliştirmeleri tamamladım. Umuyorum, gece server’a upload edeceğim. Şu haliyle site feci görünüyor ve bazı şeyler darmadağınık. Puanlama sistemini de halledince, Serhan’la birlikte tema gibi konulara da eğileceğiz ve biraz biraz kullanılabilir bir altyapı çıkacak ortaya.

Zamanımın çoğu, WordPress’in bazı saçmalıklarıyla debelenmekle geçiyor. Bunlardan bir tanesi, usermeta isimli veritabanı tablosu. Nedense, bilinen tüm veritabanı tasarım kurallarına karşı gelerek, kullanıcı bilgilerinin tutulduğu tuhaf bir tablo hazırlamışlar. WordPress, kullanıcı adı ve şifre gibi temel bilgileri users tablosunda tutarken, isim,soyad gibi bilgileri usersmeta isimli bir başka tabloda tutuyor. Bazı durumlarda, kullanıcı bilgilerini çekmek, deveye hendek atlatmaktan beter. Mümkün değil demiyorum; ama öylesine “çakma” çözümler geliştirmek zorundasınız ki, site büyüdüğünde (özellikle ziyaretçi sayısı arttığında) verdiğiniz yanlış kararların altında ezilmeniz işten bile değil. Bu yüzden, usersmeta’yı olduğu gibi bırakarak -çünkü bazı eklentiler ve iç fonksiyonlar onu kullanıyor ve hepsini değiştirmeye kalkmak, sistemi yeni baştan yazmaktan daha zor-, kritik alanları users tablosuna taşıdım.

Neyse ki, şu an için sorun yok. Aslında, kontrol panelinin tasarımı da ciddi zorlayıcı etkenlerden biri. Buna daha sonra geleceğim; sistem tamamlandıktan sonra, şayet kullanıcı sayısı artarsa, oraya da el atacağım.

Az önce, puanlama sistemine başladım.

Blograzzi’nin izinden gideceğim: Google, Technorati verilerini çekip, bunu başka parametrelerle birlikte kullanıp, puanlama sistemini yazacağım. Daha önce de bahsettiğim gibi, puanlama sır filan olmayacak. En sonunda algoritmayı açıklayacağım; bununla oturup kendi puanınızı kendiniz hesaplayabileceksiniz.

İlk olarak, Technorati verilerini çekmeye karar verdim…hatta çektim de. (Resmi büyütün).


technorati resmi Technorati API, Blograzzi ve PHP yazısı bilgisayar  kategorisinde

Verileri çekerken izleyebileceğim birkaç metod vardı.

1.Kullanıcının sayfasını technorati içinden açıp, gelen HTML sayfayı parse ederek istediğim alanları çekmek. Bu daha önce yapmadığım iş değil. Hala birileri farkında olmasa da, PHP, RegEx (Regular Expressions – Düzenli İfadeler) konusunda neredeyse PERL kadar iyi; üstelik POSIX ya da PERL uyumlu Reg Ex kullanabiliyorsunuz.

Bunu yapmadım. Çünkü Technorati API’nin varlığından haberdarım ve daha önce bahsettiğim gibi, “uydurma” işleri sevmiyorum (mecbur değilsem, vaktim varsa)

2.Blograzzi’den verileri “çalabilirdim”. Bunu da doğal olarak yapmadım. Birincisi, özellikle veri, fikir ve bilgi hırsızlığına karşıyım. İkincisi, pragmatik bir çözüm olmasına rağmen, bu bir klon site değil. Aslında amacım bir yandan, daha önce Pozitif Linux’ta ve Pozitif PC’de yaptığım gibi, insanları teşvik etmek; birşeylerin sanıldığından çok daha kolay olduğunu göstermek.

3.Son olarak, Technorati API’yi kullanabilirdim ve bunu yaptım.

Gelgelelim, bunun bazı sakıncaları var.

Eğer para ödemezseniz, Technorati, API’si üzerinden, günde 500 query yapmanıza olanak tanıyor. Bunun anlamı şu: sonuçları günlük güncelleyeceksem, üye sayım 500′ü geçemez. Ya da para ödemem gerek, ama para kazanmadan doğal olarak Technorati’ye para verecek halim yok(!).

Birkaç API key almak da bir başka çözüm; kodda minik bir oynamaya bakar;)

Aslında API key’i limitsiz kullanabilsem, Blogmani içine çok çok daha kullanışlı bir dizi fonksiyon ilave edebilirdim. Öte yandan, buna zamanım ve isteğim de yok. Eminim, bir gün projeyi açarsam, birsürü insan bu tür siteler yapacaktır.

Technorati API’lerini kullanmak kolay olsa da, kod hamallığından kaçınmak için hazır bir kütüphane buldum. Duck Soup, bu işi hakkıyla yapıyor. Kodu inci gibi yazılmış. Gelgelelim, Technorati sunucuları pek hızlı sayılmaz; böylece Blograzzi’nin neden sonuçları anlık değilde günlük güncellediğini de keşfetmiş oldum.

Bundan sonra yapacağım şu: bir tablo açıp, Technorati’den çektiğim verileri günlük olarak buraya kaydedeceğim. Bunu da, günün “ölü saatlerinde” yapmam gerek ki, sunucum isyan etmesin. Bu arada, Linux tabanlı sunucumun Cron hakkında bana ne gibi haklar tanıdığını da öğrenmem gerek. Aslında, sunucu elimde olsa, yapacağım iş çok basit: cron.daily içine bir script atacağım; bu da PHP ile yazdığım, verileri toplayıp veritabanına giren PHP kodunu çalıştaracak (komut satırından, ya da shell script içinden, “php phpscriptim.php” şeklinde PHP kodu çalıştırabilirsiniz). Elbette, bu kadar hakkın, paylaşımlı bir sunucu içinde bana tanınmış olacağını sanmıyorum; ama birkaç saat içinde çözebileceğim, basit bir problem bu…

SOLDİER OF FORTUNE PAYBACK

bilgisayar,oyun konsolu | Etiketler:, — 10 Aralık 2007

soldier of fortune payback 1.thumbnail resmi Soldier of Fortune Payback yazısı bilgisayar  kategorisindeSoldier of Fortune, çıktığı zaman büyük yaygara koparmış bir oyundu. Zamanının oldukça ilerisindeki grafik kalitesi dışında, bunu şiddet düzeyine de bağlayabiliriz. SOF, yanlış hatırlamıyorsam, ateş ettiğinizde düşmanların kollarının,bacaklarının, kafalarının filan koptuğu ilk oyundu.

Modifiye Quake motorları kullanan Soldier of Fortune serisinin diğer oyunlarının aksine, Soldier of Fortune:Payback, Couldron tarafından geliştirilen CloakNT adında yepyeni bir oyun motoru kullanıyor.

Yeni oyun motorunun, daha gelişmiş bir oyun deneyiminden çok maliyet kaygısıyla kullanıldığı belli. Zira, Doom 3 motoru zamanında 2 milyon dolarlık acaip bir lisans etiketine sahipti. Üstelik, bu benim bizzat gördüğüm fiyat etiketi; rivayete göre -ki doğrudur- ilk çıktığında fiyat 10 milyon dolarmış. Parayı vermekle de kurtulamıyorsunuz; dağıtım bedeli üzerinden de, yanlış hatırlamıyorsam %30 alıyorlar.

Bilindik ve popüler oyun motorları, belli bir satış düzeyini garantilese de, küçük geliştiriciler için bu bedelleri ödemek son derece riskli. Soldier of Fortune Payback de de,soldier of fortune payback 2.thumbnail resmi Soldier of Fortune Payback yazısı bilgisayar  kategorisinde son zamanlarda oynadığım oyunların çoğunda olduğu gibi, “doğu bloku” etkisi görüyoruz. Takımın neredeyse tamamı eski doğu bloku ülkeleri vatandaşları; isimlerden muhtemelen Sırp oldukları kanaatine vardım. Bu ülkelerde ücretler düşük ve çok kalifiye programcılar, grafik sanatçıları var. ABD ve Avrupalı yatırımcılar, tam bir beyin avındalar. Kısacası, oyun furyasını da ülke olarak kaçırdık.

Gelelim oyuna:

CloakNT, fizik motoru olarak Havok kullanıyor ve bence gayet başarılı. Kol-bacak koparma hadisesi, bütün seride olduğu gibi abartılmış. Yapay zeka oldukça zayıf; ancak oyun oldukça zor. Zorluğun nedeni, düşmanlarınızın çok iyi kamufle olmaları ve iyi yer tutmalarından; iyi dağılmış ve genelde aynı anda ateş etmeye başlayan ağır silahlı düşmanlar, oyun boyunca epey zorluyor. İkinci zorluk kademesinde, ortalama bir askeri öldürmek için -çelik yelek giyenler doğal olarak daha zor ölüyor- genelde bir şarjör mermi harcadım. Kafaya yapılan tek ve isabetli bir atış ölümü garantilese de, bahsettiğim nedenlerden ötürü bunu gerçekleştirmek neredeyse imkansız.

soldier of fortune payback 3.thumbnail resmi Soldier of Fortune Payback yazısı bilgisayar  kategorisindeSilahlar çok iyi. Yeni çıkan P99, 454 Casull mermi atan bir tabanca, Heckler & Koch’un PDW’si gibi silahlar oyunda yerini almışlar. Anladığım kadarıyla,soldier of fortune payback 6.thumbnail resmi Soldier of Fortune Payback yazısı bilgisayar  kategorisinde lisans ödememek için gerçek görünümlü silahlara uyduruk isimler verilmiş. Herşeye rağmen, çoğu oyunda canımı sıkan silah meselesi, bu oyunda çözülmüş. Silahların davranışları, zorluk seviyesine göre değişmekle birlikte, en düşük zorluk seviyesinde bile, örneğin tepme gibi parametreler orantısal olarak doğru ayarlanmış. 40 değişik silah olduğu söylense de, bu doğru değil. İlerledikçe, örneğin tabancaları çift olarak taşıyabiliyorsunuz ki, bu seçeneği de sanki yeni bir silahmış gibi saymışlar. Gerçekte, 20-25 kadar silah var; ancak seçimlerden oldukça memnun kaldım.

Enerji, TimeShift, Crysis gibi yeni oyunlarda olduğu gibi. Vurulduğunuzda, enerjinin yükselmesi için bir parça beklemeniz gerekiyor.

Soldier of Fortune’da, ilk kez gördüğüm bir hoşluk daha var, silahı doldururken, ekran flulaşıyor ve düşmanın hareketlerini takip etmeniz biraz daha zorlaşarak taktik dezavantaj yaratıyor.

Grafikler konusunda karmaşık hislere sahibim!

Açık alanlar bayağı iyi çizlmiş; özellikle gökyüzü ve otlar. Silahlar da öyle. Gelgelelim, özellikle NPC’ler (düşmanlar diyelim) sanki 2-3 sene önceden fırlamış gibiler. Oyun ilerledikçe, grafik kalitesi bariz bir şekilde düşüyor. Cutscene’lerde çok vasat; hatta Deus Ex’in ilkinde bile çok daha etkileyici videolar vardı.

soldier of fortune payback 5.thumbnail resmi Soldier of Fortune Payback yazısı bilgisayar  kategorisindePatlamalar hiç gerçekçi olmamasına rağmen, oldukça hoş canlandırılmış; bir nevi “soyut sanat” yapmışlar animasyonda!

SOF payback oldukça kısa; hatta Sin:Episodes kıvamında. Bu bence iyi bir şey; tadında kalıyor. İlk Soldier of Fortune oyunlarında olduğu gibi “boss”larla karşılaşıyoruz bölüm sonlarında. Bunlar, bizim gibi paralı askerler ya da terörist liderleri oluyor. Çoğunu öldürmek gayet kolay; tek yapmanız gereken iyi mevzilenip bolca mermi sallamak. Oyunu 6-7 saatte bitirdiğimi söyleyebilirim.

Oyunu oynayacaklar için bir hatırlatma: Ortalara doğru, bir Rus savaş helikopterinden asker indirip bize ateş ediyorlar. Bu helikopteri boşu boşuna elinizdeki silahlarla vurmaya, ya da adamları öldürüp tüketmeye çalışmayın. Gelen düşmanları öldürüp ilerleyin; biryerlerde RPG-7 bulacaksınız. Helikopteri ancak bununla düşürebilirsiniz.

Oyun siteleri çok düşük not vermiş olsa da, kötü bir oyun diyemem.

DirectX 9 uyumlu, kuvvetlice bir kartınız varsa oyunu çok düşük ayarlarda oynayabilirsiniz. (Oyun DirectX 10 destekli değil!) Minimum X800 ATI isteniyor olmasınasoldier of fortune payback 4.thumbnail resmi Soldier of Fortune Payback yazısı bilgisayar  kategorisinde rağmen, X700 ile akıcı olarak oynayabildim. Çok daha güçlü olan, overclock edilmiş bir X800 kuş kondurmuyor açıkçası. Ayarları sonuna kadar açabilmeniz için çok kuvvetli bir kart gerek. Ancak, takılma olmadan oynanması büyük avantaj.

Minimum sistem gereksinimleri:

. Windows XP/Vista

. Pentium 4 2.5GHz

. 512 MB RAM

. DVD-ROM

. 256MB DirectX 9.0c uyumlu pixel/vertex shaders V.2.0 – ATI Radeon x800 veya Nvidia GeForce 6800

Tavsiye edilen:

. Windows XP

. Core 2 Duo 2.0GHz

. 1 GB RAM

. DVD-ROM Drive

. 512MB DirectX 9.0c – ATI Radeon x1900 veya Nvidia GeForce 7900

HİTMAN -AGENT 47- SİNEMALARDA, YENİ FİYASKOYA HAZIRIZ (NERDESİN UWE BOLL?)

bilgisayar,oyun konsolu,sinema | Etiketler:, — 7 Aralık 2007

hitman ver2 poster resmi Hitman  Agent 47  sinemalarda, yeni fiyaskoya hazırız (Nerdesin Uwe Boll?) yazısı bilgisayar  kategorisindeEidos’un serisini yapıp azıcık baydığı Hitman serisi de film oldu. Eidos, çoğunuzun bildiği üzere, bilgisayar oyunundan film olmuş tek başarılı örneğin -göreceli olarak!- Lara Croft’un da sahibi.

Bence en baştan çok yanlış bir seçim. Eğer bir Eidos oyunu film olacaksa, bu kesinlikle Thief olmalıydı. Üstelik senaryo sıkıntısı çekilen bu dönemde, oldukça karanlık, ilgi çekici bir film olabilirdi.

Üstelik, bence Hitman kısmen sinemadan aşırılmıştır; Nikita-Leon arası biridir bizim Ajan 47. Ensesindeki barkoddan başka numarası yoktur. Renkli filanda değil, aleni robottur. Cinsiyetsiz, aseksüeldir.

Hitman güzel çizgi film olur, film filan olmaz.

Görünen o ki, Hitman’den film filan çıkmayacağını yapımcılar da anlamış; isimsiz oyuncular oynatmışlar. Fransız / ABD ortak yapımı; bana sorarsanız 100.000 kişi seyrederse olay olur. Neredeyse tüm fiyasko bilgisayar oyunu uyarlamalarını çeken Uwe Boll, bu sefer yönetmen koltuğunda oturmuyor. Berbat bir yönetmen ama enteresan karakter Uwe Boll; kendisine o kadar gıcık olan adam var ki -çok haklılar- bir ara piyangoyla kendiyle ringe çıkacak adamı seçiyordu. Piyangoyu kazanmak isterdim doğrusu; aşağıda Uwe Boll’un boks maçı videosu var. Rakipleri feci derecede başarısızlar, hepsini dövmüş. Bir boksör çocuğu ve Uwe Boll karşıtı olarak, Uwe Boll’u ringe davet ediyorum. Dökülen dişlerini kolye yapıp okuyucularıma dağıtacağım:)

uwe boll finger.thumbnail resmi Hitman  Agent 47  sinemalarda, yeni fiyaskoya hazırız (Nerdesin Uwe Boll?) yazısı bilgisayar  kategorisinde

Beyazperde.com’da yorum yazanlar çok haklı olarak Jason Statham’ı beklemiş Ajan 47 olarak. Gerçekten de, oyundaki Hitman sanki Jason Statham’dan kopyalanmış gibi.

Elbette seyretmeyeceğim. Birgün çok fena televizyon izleme krizi geçirirsem, Hitman’den gayri film ya da herhangi bir şey de yoksa, mecburen bir bakarım.

Hangi oyunlar film olmalı? Bence Deus Ex ve Thief. Thief, güzel bir macera filmi olabilir. Deus Ex, iyi çekilirse, Minority Report ayarında bir film olarak çıkabilir karşımıza.

Aslında körler sağırlar birbirini ağırlar durumu var. Senelerdir sinema da da, oyunlarda da senaryo ve yaratıcılık sıkıntısı görüyoruz.

[youtube tqbVb-W7GqI nolink]

TİMESHİFT: SİERRA, TİME SHİFT İLE FPS'DE AĞIRLIĞINI KOYMAK İSTİYOR

bilgisayar,oyun konsolu | Etiketler:, — 30 Kasım 2007

Timeshift. Fazla gümbürtü koparmadı. Demosunu oynadıktan sonra birazcık el atmaya karar verdim.

Vivendi’nin sahibi olduğu Sierra, efsanevi Half Life ve Leisure Suit Larry, Kings’ Quest gibi klasiklerin de yaratıcısı. Aslında, Half Life gibi bir efsaneden sonra, Sierra’nın neden satıldığını anlayabilmiş değilim. Aynı şeyi, yine Fransız Vivendi’nin sahibi olduğu Blizzard Interactive için de tekrarlamak mümkün. Bence Vivendi, Sierra ve Blizzard’a “fren yaptırdı”.

timeshift 2.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 3.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 4.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 5.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisinde

Timeshift, yepyeni bir oyun motoruyla geliyor. Son trend, Rusları çalıştırmak! Ekibin görebildiğim kadarıyla -grafikçisinden programcısına kadar- tümü Rus. Aslında aynısını CryTek içinde söyleyebilirim; bizim üç Türk kafadarın şirketi CryTek, daha en başından beri Ruslarla çalışıyor. “Komünizm adamları yaktı” gibi “şahane tespitler” yapan güruha duyurulur!

Oyunun motorunu (ve kalanını!) geliştiren Saber Interactive’in zaten Rusya’da, St. Petersburg’da faaliyet gösterdiği söyleniyor. İşin üstadlarına göre, Serious Sam ekibi de, bu grubun içinde (onlar hatırladığım kadarıyla Sırp iki kafadardı). Saber Interactive, daha önce Ubisoft ile çalışmış ve Will Rock isimli bir oyun çıkarmışlar; ancak Will Rock 2.80 uzanınca, anladığım kadarıyla Sierra Saber’a bir şans daha vermiş.

timeshift 6.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 7.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 8.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 9.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisinde

Max Payne ile hayatımıza giren “zamanla oynama mefhumu”, Time Shift’in “temeltaşı” diyebilirim. Zamanı dondurma, geri alma gibi seçeneklere sahibiz. Bu, giydiğimiz ve zamanda yolculuk yapmayı sağlayan özel bir giysi sayesinde oluyor(!). Bir Half Life + Max Payne sentezi yani!

Fiziksel etkileşim için Havok motorunu kullanan oyunda, AI’nin de üst düzeyde olduğunu hemen söyleyeyim. TimeShift dünyasında etkileşim oldukça gerçekçi diyebiliriz. Düşman askerlerin zekası çok etkileyici olmasa da, yaptıkları hareketler “olduklarından daha zeki” gibi görünmelerini sağlayabiliyor. Sözgelimi, varillerin arkasından uçarak ateş edebiliyor, yerlerde yuvarlanıp mevzi değiştirebiliyorlar. Bizde bu tip numaralar yok. 10 santim sıçrayıp belli belirsiz eğilebiliyoruz. Sanırım, oyunun bu eksikliğini kamufle etmek adına, o elbiseyi giyiyoruz!

timeshift 10.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 11.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 12.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 13.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisinde

Grafikler de çok çarpmadı; ama Direct X10 destekli bir ekran kartım olmadığı için bu konuda yorum yapmam çok doğru değil. Gerçi, pek de özenle çizilmediklerini anlamak için, Direct X10′a gerek yok. Call of Duty 4 ile kıyaslarsam, aradaki fark hemen ortaya çıkıyor. Sistemi çok daha az zorlamasına rağmen, Call of Duty 4′ün grafikleri, Timeshift yanında daha kaliteli görünüyor. Zaten COD4′ün kadrosunu okumak bile, Timeshift’i kurmak kadar zaman alıyor! Bu arada, COD4′ün kadrosunda Sami Onur diye birisi var; muhtemelen Türk.

timeshift 14.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 15.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 16.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 18.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisinde

Oyunun motorunun çok da efektif kodlanmadığını anlamak için, COD4 ile kıyaslamanız yeterli. Çok daha detaylı grafik ayarları açıkken COD4′de takılma filan olmazken, Time shift bayılıp kalıyor. Ayrıca, silahların namlu alevleri gibi detaylar, COD 4′de çok daha iyi görünüyor. İki oyunun ve motorun aynı ligde olmadığı çok açık.

timeshift 20.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 22.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 23.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 26.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisinde

Vahşet düzeyi bakımından Soldier of Fortune serisine benziyor. Özellikle el bombaları ile düşmanlarımız paramparça olabiliyor. Yine Soldier of Fortune’da olduğu gibi, bu vahşet sahneleri gerçekçilikten çok uzak, fazlasıyla stilize edilmiş. Oyunun epeyce zor olduğunu söylemeliyim. Zamanı durdurma + yavaşlatma özelliğini iyi kullanmayı mutlaka öğrenmeden, Timeshift’te ilerlemek zor ve sıkıcı. Ayrıca düşmanlar, üzerlerine bir şarjör mermi boşaltmanıza rağmen yerden kalkıp tekrar ateş etmeye başlayabiliyorlar. Silahların “gerçek” silahlar olmamasından hoşlanmadım. Fütüristik, uydurma silahların olduğu FPS’lerden hoşlanmıyorum.

timeshift 31.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 29.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 30.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 34.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisinde

Gelelim konuya:

ABD’de YÖK olmadığı için, canı sıkılan bir bilimadamı -Dr. Aiden Krone- araştırma merkezinden Alpha modeli özel bir kıyafet çalarak sırra kadem basar. Biz de, daha üstün bir model olan beta modelini kaparak peşine düşeriz. Aslında, hemen hepimizin çocukluğunda fantezisini kurduğu bir konu; “ulan şimdi G3′ü kapıp ortaçağa gitsem direk kral olurum” gibi.

Dr. Aiden Krone, 1939′a gidip bahsettiğim fanteziyi gerçekleştirir. Hitler ve SS’lerin kendisini nasıl olup da oymadıkları bilinmez! Aynen Hitler gibi, faşist ama ondan azıcık farklı olaran monarşik bir düzen kurar. Bu sistemde vatandaşlar fişlenmekte ve izlenmektedir. (Sanki şimdi farklı!) Bu mevzuyu kafaya takan bazı anarşist arkadaşlar, Krone’ye karşı ayaklanırlar. Amaçları, mevcut sistemi yıkıp yerine Marksist ve Leninist bir düzen kurmak mıdır bilemiyoruz(!). Lakin, onlarla beraber savaşan kişi biziz.

timeshift 36.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 37.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 38.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisindetimeshift 39.thumbnail resmi Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPSde ağırlığını koymak istiyor yazısı bilgisayar  kategorisinde

Cutscene dediğimiz oyun arası videolar da çarpıcı derecede güzeller.

Oyun içi resimleri herhangi bir yerden değil, oynadığım oyundan F12 ile aldım. Bunun nedeni şu: geçmişte, bazı oyun sitelerindeki ekran görüntülerinin “haddinden fazla kaliteli” olduğunu farkettim. Hatta bazı iddialara göre, bu resimler PhotoShop gibi programlarla “rotuşlanıyordu”. DirectX10 destekli ve daha güçlü bir ekran kartında, grafiklerin biraz daha iyi görüneceği kesin. Doğrusunu isterseniz, Timeshift’in neredeyse yayınlanmış bütün ekran görüntülerine bakmama rağmen, çok kayda değer bir fark göremedim.

Oyunu herhalde birkaç günde bitiririm. Sorunuz varsa da sorabilirsiniz.

{democracy:5}

ÖZGÜR BASIN MÜMKÜN: INTERNET VE TEKNOLOJİYLE BARIŞMAK ŞART!

bilgisayar,ekonomi,öylesine,pazarlama | Etiketler:, , — 28 Kasım 2007

Sürekli söyleyip duruyorum: 30 yaş üzeri entelektüel kuşağın çok önemli bir kısmının sahip olduğu bilgisayar fobisi, hatta bilgisayar ve Internet’ten uzak kalmayı budalaca bir dargörüşlülük içinde “marifet” saymaları, ciddi bir devrimi kaçırmalarına neden oldu. Bugün çoğu, “sosyalizm öldü” derken, ya da Chavez gibi şovmenlerden medet umarken, burunlarının dibindeki devrimi görmekten acizler. (Bahsettiğim kesim, sosyalizm ya da liberal sosyalizm yanlılarıdır; sağcıları bu kümeye katmıyorum)

Anlamadıkları şey şu: bilgi olmadığı ve hızla,geniş kitlelere yayılmadığı sürece değişim olmasını bekleyemezsiniz. Üstelik, bu yayılma hızlı, insanların kolay ulaşacağı şekilde olmalı. Televizyon, zamanında bu şekilde yazılı basını ezdi. Okumak, seyretmek kadar edilgen değildir. En azından, gazete önünüze gelse bile sayfayı çevirmek zorundasınız; oysa televizyon gözünüzün içine giriyor!

Şimdi aynı şekilde televizyon kaybetmek üzere; zira insanlar artık biraz daha fazla seçim özgürlüğüne sahip olmak, istediğinde rol değiştirmek -yani hem haberi izleyebilmeli, hem de yorum yapabilmeli- istiyor. Televizyon ise, teknolojik sınırları yüzünden bunu aşamayacak.

IP TV’nin televizyonun yerini alacağını, ancak Internet’in alternatifi olamayacağını düşünüyorum. Bunun nedenlerini başka bir yazıda açıklarım; çünkü gerekçelerim uzun. Bugün bahsetmek istediğim, özgür basının olup olamayacağı.

Aslında Taraf gazetesinin çıkışı, bu konudaki umutlarımı artırmakla birlikte, gazeteye bir göz atmak, özgür basının önündeki zorlukları hemen ortaya çıkarıyor: En pahalı rakibinden iki kat pahalı; çünkü sübvanse edilen, TV kartelleri ile sürekli reklamı yapılan rakiplerine göre, hayatta kalabilmesi için koyması gereken fiyat etiketi bu. Bir de dağıtım tekelleri varki, o da ciddi bir problem. Çağımızda önemi azalmış olsa da, üretim araçlarını ellerinde bulunanlar hala ekonominin hakimi; özellikle de teknoloji üretemeyen bizim gibi geri kalmış ülkelerde (artık “gelişmekte olan ülkeler” tabirini kabul edemiyorum; çünkü bunu sağlayacak altyapı kurumlarımız ve yatırımlarımız yok).

Bugün bağımsız bir yayıncı olarak herhangi bir girişimde bulunmak isterseniz, Türkiye’den bahsediyorum, ciddi zorluklarınız olacak: birincisi, Internet’te yayıncılığı seçtiğinizde, reklam sıkıntısı yaşayacaksınız. Hala bu konuda son derece katı bir bağnazlık hakim. Internet sitelerine reklam verilmek istenmiyor; verilen reklamların ise getirisi gayet düşük.

Daha garanti gibi görülen yol, “basmak”. Reklam almak çok daha kolay ve karlı ama, maliyetler, angarya ve formaliteler yıldırıcı derecede çok. Asli işiniz olan yayıncılık dışında, aynı zamanda ciddi bir işletme yükü altında kalacaksınız. Küçük gruplar için fazla yapacak bir şey yok. Daha en baştan pes etmek durumundasınız.

Paralı bir Internet sitesi de olabilir, ama bu sefer psikolojik engeller devreye giriyor. Neredeyse yüzlerce bedava haber sitesi varken, sizin sitenize kaç kişi para öder? Muhtemelen, maliyetlerinizi bile çıkaramazsınız.

Şimdi radikal bir öneride bulunacağım.

Aslında çok iyi bir ticari fikir olduğuna inanıyorum; ama bununla uğraşmaya bile yeltenmeyeceğim için, fikri ortaya atıp “yapan kazansın” diyeceğim.

Dağıtım kanalları ve satılmayan gazeteler bir sorun. Mesela, Taraf gazetesi 250.000 civarında basılıp, 40.000 civarında satmış. 210.000 gazetelik hurda kağıt, dağıtım giderleri, matbaa masrafı, vesaire.

İlk etapta, şehrin merkezi yerlerine, içinde printer olan, bozuk parayla çalışan kiosk’lar yerleştirilir. Parayı atar, dokunmatik ekrandan satın almak istediğiniz gazete ya da yayını seçersiniz; anında basılıp size verilir!

Elbette, maliyet ofsetten çok daha fazla olacaktır. Ama aynı zamanda, dağıtım ve satılmayan kopyalarla uğraşmayacağınız için, bence maliyet dengelenecek, hatta daha ucuza gelecektir!

Bunun bir avantajı daha olur: sözgelimi, ben spor sayfasını okumam. Boşu boşuna kağıt israfına gerek yok; spor sayfasız seçebilirim gazetemi, hatta teşvik etmek için biraz daha ucuz olur!

Biraz daha hayal kuralım: bireysel yayıncılar, aynı bloglarda olduğu gibi, ama daha değişik bir altyapı kullanarak, gazete formatında yayın yapabilirler. Sözgelimi, ben beğendiğim bir blogu Internet’ten takip etmek yerine, ya da mecburi durumlarda -mesela canım vapurda okumak isteyebilir- bu kiosklardan basılı halde satın alabilirim.

Reklamverenler açısından da bakın: reklamveren de, satılan baskı başına ödeme yapacağı için, bu sistem onlara da cazip gelecektir.

İşte, “ne şiş yansın, ne kebap!” tarzı bir yaklaşım!

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

ARŞİV

« İlk...345678910111213...Son »