Solar Splash diye bir yarışma var, Carneige Mellon, hatta ABD Deniz Akademisi gibi sağlam üniversiteler tekneleriyle giriyorlar. Bu tekneler, adından da anlaşılacağı üzere, güneş enerjisi ile çalışıyor.
Bu haberi ıskalamış olabilirsiniz; zira bizde üniversiteler kayıkçı kavgalarıyla gündeme gelirler.
Bakın bizim İTÜ’lü çocuklar ne yapıyorlar: kalkıp ABD’ye gidiyor ve üçüncülük alıyorlar. Aferin İTÜ’ye değil mi?
DEĞİL!
Bombayı şimdi patlatıyorum:
ABD’de, Haziran 2007′de düzenlenecek "Solar Splash The World Championship of Intercollegiate Solar Boating"e (Dünya Güneş Enerjisiyle Çalışan Tekneler Şampiyonası) katılacak güneş teknesini yapan İTÜ ekibi, malzemeleriyle birlikte laboratuvardan çıkarıldı.
Haberi "www.teknikforum.com"da duyuran öğrenciler, laboratuvardan sorumlu Prof. Dr. Faik Mergen’in, ekibe danışmanlık yapan Yrd. Doç. Dr. Deniz Yıldırım’la yaptığı tartışma sonucu laboratuvarı kendilerine yasakladığını söylediler.
Haber, Hürriyet gazetesinden; bu da adresi…
Sivrizeka prof, çocukları laboratuara sokmuyor. Kimbilir ne karın ağrısı var, neyi çekemiyordu.
Bu çocuklar, İTÜ’lü bilim katilinin kovduğu çocuklar, artık nerede projeye devam ettilerse, ABD’de 3. oluyorlar.
Yani Türkiye’de başarılı olmak için, önce sizi türlü çeşitli oyunlarla alt etmeye çalışan köhnemiş zihinleri yenmeniz gerekiyor. Diyorum ya, "dış mihrak" arayamayın boşuna, adamlar gitmiş, çatır çatır almışlar ödülü. Kimse de "sen Türksün,Müslümansın" filan diye hırtlık etmemiş. Hırtlar kendi içimizdeler.
Bu tek örnek filan değil. İTÜ’de çocuklar helikopter yaptılar, akibetleri güneş teknecileri gibi oldu.
Kuzenim ödül alınca, hocaları küsmüştü.
Size bir rica, bu haberi, burayı ya da Hürriyet’i kaynak göstererek sitelerinize taşıyın. Taşıyın ki, bu tip "zihinler" yaptıklarının yanına kar kalmayacağını anlasınlar.
Basın da düşmedi haberin üstüne, ne de olsa şovenist ya da magazin içeriği yok.
İTÜ’lü bu gençlerin önünde saygıyla eğilip,teşekkürlerimi sunuyorum.
Hem Nvidia, hem ATI, GPU’ları daha kolay programlanabilir hale sokup, yeni bir işlemci mimarisinin temellerini atmaya çalışıyorlar. Bu mimari yaygınlaşır mı sorusuna cevap vermek zor; ama şahsi fikrim, belli alanlar dışında yaygınlaşmayacağı ve masaüstüne gelmeyeceği yönünde. Gerçi işletim sistemi konusunda problemleri yok ama, programcılar için bu mimarilerde yazılım geliştirmek çok zor. Bunun için yeni nesil derleyicilerin çıkarılması, bunların Microsoft Visual Studio, Java, Python gibi yaygın dil ve RAD’lar ile çalışabilmesi gerekli. Korkarım, ne ATI (AMD), ne de Nvidia, bu yeni akımı Microsoft gibi, Sun gibi devlere empoze edebilecek güçte.
Tesla güzel bir oyuncak, ama 7500 dolarlık fiyatı, şu an için soru işaretinden ibaret olan gerçek hayat performansı ve Nvidia’nın bunun ne kadar arkasında duracağı gibi sorunlarla yeni kapıları çalmakta zorlanacak gibi görünüyor.
Öte yandan, performans iddiaları çok dikkat çekici. Bana kalırsa, hem Nvidia, hem de ATI, zaman içinde süperbilgisayar listeleri içinde daha çok görülür olacaklar. Bunun ne kadar maddi getiri sağlayacağını ise hesaplamak bizim işimiz değil. Ama şunu biliyorum ki, bilgisayar sektörü göründüğünden çok daha tutucu; nitekim çok daha üstün mimariye sahip SPARC, MIPS gibi işlemciler ve Sun Solaris, Linux gibi işletim sistemleri asla olması gerektiği kadar yaygınlaşmadı.
Uzun zamandır Nvidia‘nın, x86 tabanlı bir işlemci üreteceğini iddia ediyordum; ama sanırım Intel’in Core mimarisi biraz gözlerini korkuttu.
Nvidia, durumları kötü olsa da, ATI‘yi yutan AMD ile başa çıkabilmek için GPU gücünü öne çıkarmak ve bunu farklı uygulamalarda kullanmak zorunda olduğunun farkında. AMD ve ATI birleşmesi, bu tip uygulamaların önünü açtı. Aslında, olağanüstü bir işlem gücüne sahip GPU’ları, hesaplama alanında kullanmak yeni bir fikir değildi, ama ciddi sorunlar vardı. Bu sorunları kısmen de olsa aşan, ilk kez AMD oldu. Şu an, özellikle çok fazla işlem gücü gerektiren uygulamalarda kullanılmaya başlanmış durumdalar. AMD, kullanımı teşvik etmek için, saygın üniversitelerin bilgisayar laboratuarları ile dirsek teması halinde.
Nvidia, tanıtım için daha “ticari” bir yol seçmiş durumda. Nvidia, kendi mimarisine CUDA diyor; CUDA mimarisi ile
çalışan ilk “yardımcı bilgisayarlar”, Tesla adıyla piyasaya sürüldüler bile. Bu şık aletlerin fiyatları 7500 dolardan başlıyor.
Tesla, bir bilgisayar değil. Aslında, onu yardımcı bir matematik işlemcisi gibi düşünmek mümkün.
Geçen gün, CUDA dokümanlarını indirdim ve kullandığı C semantiğine göz atma fırsatı buldum. Artık, GPU’ya işlem yaptırabilmek için, herşeyi vektör grafiği gibi gösterip, GPU’yu kandırmak zorunda değilsiniz! GPU’ların bellek erişimi ile ilgili problemleri de çözülmüş gibi duruyor; ancak bu işlemciler için C kodu yazmak, hiç de zevkli görünmemekte. Şu an sadece Linux ve Windows platformunda çalışıyor C araçları ve derleyicisi. Korkarım, Cell işlemcilerinde yaygınlaşmasıyla birlikte, C dilini tekrar öğrenmek zorunda kalacağız.
Vaktim olursa, Pozitif PC için detaylı bir CUDA ve Tesla incelemesi yazmak niyetindeyim.
Size bir komplo teorisi daha…
Türkiye’de, yabancı dille eğitime karşıyım. Matematiği, fiziği insan kendi diliyle öğrenmeli. Edebiyatı filan zaten saymıyorum bile. Tabii, bu dediklerim gerçek bir eğitimde böyledir, bizde ister Klingonca ile yapın, ister Türkçeyle, içerik olmadığı için değişen Bir şey olmaz. Tezgah çoktan kurulmuş. Çocuğun senelerini çalacaksın, sonra dershane esnafının elinde maymun edeceksin, kazanan liseden hallice üniversitelerde 4 sene daha kaybedecek, kazanamayan yine dershane esnafına teslim; artık biçki dikiş kursundan mı sertifika alır, “bilgisayarcı” mı olur, yoksa KPSS kurslarına gidip devlet kapısında mı ekmek arar, kaderine kalmış.
Kaliteli Osmanlı kılıçlarında “Zülfikardan başka kılıç, Hz. Ali’den başka yiğit yoktur” yazar. Şimdi fanatik Sunni’ler kızarlar bana, doğru ya, Bektaşilik Sunni tarikatıdır(!)
Birileri, Türkçe’den başka dil yoktur havalarında.
Neymiş, kendi dilimiz varken neden yabancı dille eğitim yapılıyormuş.
Yerden göğe kadar haklılar, ama meseleyi çarpıtıyorlar. Bir yere kadar “aa,ne güzel dedi” diye dinliyorsunuz, sonra adam konuyu başka dil öğrenmenin gereksizliğine getiriyor. Biz neden onların dilini öğrenecekmişiz, onlar bizim dilimizi öğrensinmiş.
Sivrinin biri de çıkıp “kardeş, iyi diyorsun da, Fransız mimarı, Alman mühendisi, Amerikan fizikçisi neden Türkçe öğrensin ki?” diye de sormuyor.
Ha, adam ol, boş lafla uğraşacağına bilim yap, otur kitap yaz, ortaya eserler koy, merak etme, onlar senden istifade etmek için dilini senden de iyi öğrenirler.
Florida eyaletinin yarısından fazlası, ama yarısı bile Hispanik olmadığı halde, İspanyolcayı bilir. Neden, hispaniklerden ilim irfan mı kapıyorlar? Değil elbette; az önce kendi dediğimin anti tezi biryerde, iletişim kurmak için. Yani diyorum ki, ilim irfanla işin olmasa bile, başka dil öğrenirsen gözün çıkmaz. Daha fazla insanla diyalog kurar, dünyayı filan tanırsın. Sen 5 dil biliyorsan, karşındaki adam senin dilini bilmiyorsa, bu da senin zenginliğin, onun fukaralığı olur. Üstüne, bir de beynin daha fazla çalışır, daha geç bunarsın.
Merak etme, başka dil öğrenirsen, Türkçeyi unutmazsın. Çetin Altan, İlber Ortaylı, Engin Ardıç filan unutmuş mu? (bunlar 4-5 dil bilen adamlar)
Bana Türkçe yeter dersen, en basitinden, bir bilgisayar problemini çözmek için tırım tırım Türkçe site, forum ararsın; “kardeş bana bir anlatsana gözünü seveyim” diye mesaj atar durursun. Daha nitelikli konularda merağın varsa, işin daha da zor. Amatör roketçilik, kemankeşlik gibi konularda Türkçe forum bulursanız, bana da haber verin.
Başka insanların değerlerini, dillerini, dinlerini, kültürlerini öğrenmek sizi “kendi benliğinizden” uzaklaştırmaz. Biz o kadar karaktersiz insanlar mıyız da, örneğin İngilizce öğrenince hemen ne olduğumuzu şaşırıp İngiliz sömürgesi vatandaşı havasına gireceğiz? Neden korkuyorsunuz misyonerlerden, adam İncil’i okumakla Hıristiyan olacaksa, demekki zaten Müslüman değilmiş. Aptalların beyinleri yıkanır, bırakın aptalların beynini yıkasınlar yıkıyorlarsa, bize asalak olacaklarına, onlara asalak olsunlar!
Hiç düşündün mü ey Türk genci, belki de birileri “vatan,millet,Sakarya” edebiyatı yaparken, “aman bu herif bir bok öğrenmesin” kaygısı içindedir?
Deprem dedeyi hatırlar mısınız? Hani ak saçlı, ama hafif asık suratli deprem dedemiz vardı; “korkmayın çocuklar, deprem olacak ama herkes de ölmeyecek, deprem değil, ihmal öldürür” türünden nasihatlar verirdi. Deprem dede, şöhret oldu.
Herkes şöhreti kaldıramaz, medya da, insan hafızası da nankördür; gün gelir unutulur gidersin.
Deprem dede, inşaat reklamlarının yüzü oldu, siyasete soyundu. Ama herkes unuttu deprem dedeyi. Bakın, adını bile unutmuşum. Gerçekten de unuttum, şaka değil! Oysa, 1-2 sene boyunca her gün televizyonda gördüğüm halde…
Geçenlerde yine gördüm deprem dedeyi; yine bir inşaat reklamında, “top atsan yıkılmaz” anlamında bir lakırdılar afişin altında. Muhtemelen sonradan görmeler için yapılan sitelerden biridir; adına bile dikkat etmedim. Hani şu “Ottoman Delight Residence” türü zırvalıklar var ya, alıp otursan içine, belki kendinden hödük kız arkadaşını (nazik olsun diye kız arkadaş diyorum) “paşa dedemden kalma” diye kekleyebileceğin, yalıyla modern İskandinav mimarisinin çiftleşmesinden vucut bulan mutant mimarilerle yapılan, tuhaf evler.
Şimdi düşünüyorum, allah saklasın, 98 depremi gibi bir deprem olsa, seni ararlar mı deprem dede? Yine çıkarmısın televizyona? Çıksan da, ben sana inanır mıyım?
(Resmini ararken ismini de buldum deprem dedenin; Ahmet Mete Işıkara. Camilerde vaaz verecekmiş deprem hususunda. Yaşar hocayı da al yanına deprem dede, kıraat eder,okul günlerini yadedersiniz)