1.10 sene sonra Microsoft’dan bahsetmiyor olacağız. Cep telefonu furyasında başarısız oldular, embedded cihazlara giremediler ve DX10 mucize değil. Artık parlak çocuk değiller; şu an için bile…
2.Sun,Nvidia,IBM ve Canonical pazarı domine eder. AMD kafayı kullanıp Torrenza gibi başlangıçları embedded ortama taşırsa, taşınabilir tüm cihazların efendisi olur. Masaüstü ve server konusunda AMD’ye şans tanımıyorum; zira Intel’in gücüne erişebilmeleri için anormal yatırım yapmak zorundalar üretim konusunda. Bence küçülüp, spesifik alanlara yönelmeleri daha akılcı olur; Intel’i gömme hayalleri kurmaya başlamadan önce yaptıkları gibi…
3.x86 ölmeyecek ama muhtemelen aynı anakart üzerinde farklı mimaride işlemciler kullanıyor olacağız. IBM ve Sony iyi presente edemese de, Cell platformu muhteşem ve bir şekilde masaüstüne girecekler.
4.Sony, bu sefer inadından vazgeçip PS3 SDK’sını açar ve Linux’a taşınmasına ses çıkarmazsa, 10 sene sonra “Pozitif Windows ne zaman çıkacak?” diye soruyor olabilirsiniz! Zira, Linux masaüstünde en az %90 yaygınlık kazanır ve Microsoft aynı Sun’ın para getirmeyen Solaris’i açması gibi, Windows’u GPL ile dağıtır.
5.Nanoteknoloji, süper kumaşlar hayata geçerse, bu sefer “mobile computing” gerçek olur.
6.İşletim sistemleri de web tabanlı olacak. Bu kesin.
7.Televizyon denen aleti unutacağız. “Compuvision” gibi hibrid aletler doğabilir. Gerçek şu ki, birkaç seneye kadar en çok seyredilen kanal YouTube olacak! (Fox neden o kadar para saydı ama satın alamadı sanıyordunuz ki!)
8.Yeni şeytan Microsoft değil, Google olacak!
9.”Okumak”, nostaljik bir hobi haline gelecek.
Her televizyonun elinde en azından bir eski istihbaratçı ve general bulunur ve acil durumlarda racon kesmeleri için telefon bağlantısı yapılır canlı yayında.
Televizyonların bu adamlara ciddi paralar ödediklerini biliyorum; haber bültenleri de panayır alanına döndüğünden, herkes daha fazla panik, heyecan ve korku yaratmak derdine düşmüş.
Bunlardan biri de, Hırant Dink’in katili, beyaz bereli hakkındaydı. Neymiş, çok profesyonel bir cinayetmiş! İstihbarat örgütlerinin parmağı varmış!
Bunları duyunca artık sinirlenemiyorum bile, gülüyorum sadece.
Eline kıytırık bir tabanca alan şovenist bir zibidi, kalkıp İstanbul’un göbeğinde bir gazeteciyi vuruyor. Bu hiç de zor değil ve profesyonellik istemiyor. Bir silah edinmek ve gerizekalı olmak yeterli. Her ikisinden de bolca bulunuyor.
Adını unuttuğum beyaz takkeli gencin aylar önce, yapacağı gerizekalılığı Trabzon Pelitli’de kahve köşelerinde anlattığını biliyorum. Buna şahit insanlar tanıyorum. Trabzon Emniyet Müdürlüğü, İstanbul Emniyet Müdürlüğünü defalarca uyarmış. Ama kabak Trabzon Emniyet Müdürünün başına patlıyor; nedense İstanbul’daki meslektaşları dokunulmazlar!
Birini öldürecek olsanız, aptal gibi sağda solda bundan bahseder misiniz?
7.65 ise, bir suikast için olabilecek en kötü seçimdir. Herşeyden önce, 7.65 çok etkisiz bir mermidir. Eğer suikast yapacaksanız, birden fazla atış yapma ihtimaliniz çok düşük olur; yapsanız bile istatistiki olarak sadece ilk 1 ya da 2 mermi hedefi bulur. Dolayısıyla, akıllı bir suikastçi, edinebileceği en yüksek kalibreli, tercihan kısa namlulu bir toplu tabancayı edinecektir. Toplunun bir avantajı daha vardır; tutukluk ihtimali çok daha düşük olduğu gibi, isabet oranı da daha iyidir. Kaçabilme şansınız varsa, kovan olmadığından, mermiden alınacak çekirdek balistik raporu daha uzun süre alacak ve size zaman kazandıracaktır.
Profesyonellerin düşük kalibreli silah kullanma konusu ise kiralık katillere özgüdür; suikastçilere değil. Burada tercih edilen kalibre ise genelde .22′dir. 22′nin birçok avantajları var: Mevcut bir 9mm kurusıkı tabanca bile, 22 kalibre mermi atabilecek hale getirilebilir. Müsabaka mermisi olduğundan, mermiyi yasal işlemler olmadan temin etmek daha kolaydır. Ayrıca, 22′lik silahlar çok sessizdir ve ev yapımı susturucu ile bile, neredeyse tamamen sessiz hale gelebilirler. Öldürücü etkisi düşük olduğundan, atışlar genelde kafa bölgesindeki zayıf noktalara, en az 3 el yapılır. Mesela gözler gibi. 22 kalibre delici bir mermi olduğundan, yakın mesafeden yapılan atışlarda kan sıçraması da çok daha az olacak, katil, üstünü kirletmeden tekrar kalabalığa karışabilecektir.
Şimdi benim hakkımda, “azılı bir CIA ajanı, MOSSAD tetikçisi” filan diye yorum yaparlar mı acaba!
Ne zamandır zombiler gerçek derim de kimse inanmaz! Zühre, bu konuda bir yazı yazmış. Voodoo ayinleri ile Haiti’li Zulu kabilesi, yıllardır bu gizli “tozu” kullanıyor. Aslında, ben bunu Burundanga ile aynı şey sanıyordum; ancak Zühre’nin yazısından sonra kısa bir araştırma yaptım ve Burundanga’nın bitkisel kökenli olduğunu öğrendim.
Burundanga, Boracchio isimli bir ağaçtan elde ediliyor ve daha ziyade Brezilya’da yaygın. Buna rağmen, son yıllarda Burundanga, ABD’nin de başına bela olmuş durumda. Yasaklanan Rohypnol ile aynı etkiyi yapan Burundanga, kurbanın istenilen herşeyi yapmasını, ama hatırlamamasını sağlıyor. Doğal olarak, başta tecavüz ve soygun olmak üzere, çok sayıda suçtan da sorumlu olduğunu tahmin edebilirsiniz.
Hemen hemen bütün psikoloji ve psikiyatri kitaplarında görürsünüz bu resimleri. Aslında bunlar hatırladığım kadarıyla 20′den fazladır; zira ressam çizdiği kedi resimleri ile ünlüdür.
Şizofreni, beyinde “görüntülenebilen” nadir akıl hastalıklarından biridir. Katatonik şizofrenler tercihimdir; zira hiçbirşey yapmadan kilitlenirler. İnsanların bu kadar çok ve boş konuştuğu bir kültür ve zamanda, katatonik bir şizofrenle dostluk kurmak dinlendirici bir deneyim olabilir. Genelde hiçbir tepki vermediklerinden, bazı aptal kimselerce iyi bir dinleyici oldukları zannedilebilir.
Paranoid şizofrenler ise bazen sinirbozucu, bazense eğlendiricidir. Ben buna “peygamber hastalığı” diyorum; zira peygamber olduğunu iddia eden biri, gerçekten Kızıldeniz’i ortadan ikiye cart diye ayırmadıyda, modern bilim tarafından paranoid şizofreni teşhisi ile ilaç tedavisine başlar.
Ressamın adı:Louis Wain
Şizofreni böyle ilerliyor işte…
Reuters’de ilginç bir habere denk geldim: 17 yaşında bir öğrenci, iPod’un kalp pili ile tehlikeli bir kokteyl oluşturabileceğini ortaya koyuyor.
Yaş ortalaması 77 olan ve kalp pili kullanan 100 denek, iPod’larını kalplerine 5 santim mesafede, 5 ila 10 saniye arasında değişen sürelerde tutmuşlar ve bu sürenin yarısında, elektromanyetik enterferans oluşmuş. Bunun anlamı, kalbi düzenli çalıştırmak için sinyal toplayan ve aritmi tesbit ettiğinde elektrik şoklarıyla atımı düzenleyen kalp pili ünitesinin yanlış çalışması demek.
Aynı etki, bazı durumlarda 40 santimlik mesafelerde de gözlemlenmiş. Bu arada, deneyde sadece iPod kullanıldığını, diğer mp3 player’larında da aynı etkiyi yapabileceğini ekleyelim.