Samsung da iPhone’un başarısını tekrarlamak için ona benzeyen telefonlar üretmek gerektiğini zanneden üreticiler kervanına katılmış. Samsung Omnia i900′ün bir iPhone klonu olduğunu söylemek güç değil. Tabii ondan farklı olarak Windows Mobile (Windows Mobile 6.1 Professional) işletim sistemi kullanıyorlar ve tipik Windows Mobile arayüzü, Samsung Omnia i900′de olduğundan oldukça farklı görünüyor-Windows Media Player da öyle. Hatta, Explorer yerine tarayıcı olarak Opera seçilmiş (bir doğru karar daha)
Telefon touchscreen olsa da, altta laptoplara benzeyen bir mouse bulunuyor. Telefon ekranını sürekli kadife bezle silen temizlik hastaları için fena bir özellik değil.
Ayrıca, Divx oynatma özelliği de yeni Omnia ile birlikte geliyor. Böylece sonradan sürüyle program yüklemenize gerek kalmayacak. H264 desteği aslında daha da etkileyici. Bunun dışında, doğal olarak MP4 ve WMV gibi formatlarda kullanılabilecek.
5 Megapiksellik CMOS kamera, yüz tanıma, auto focus, image stabilization gibi hoş elektronik özelliklere sahip olsa da, Nokia N serisinde olduğu gibi iddialı sensör ve optiklerle gelmiyor. Bunu telefonun ebatlarına da bağlamak mümkün; kaba Nokia N serisine kıyasla Omnia i900 oldukça ince; yaklaşık 13mm.
Bluetooth kulaklık ve 8/16 GB hafıza seçenekleriyle gelmesi de güzel; özellikle kapasite alanında Nokia ve iPhone’u sıkıştıracak. Üstelik bu hafıza, kart slotu ile daha da artırılabiliyor. Benim gibi 1 GB kartı bile dolduramayan kullanıcılar için çok gerekli olmasa da, kapasitelerin sürekli artması aksi bir eğilim olduğunu gösteriyor.
HSDPA ve EDGE’de destekliyor; elbette bant genişliğinin altınla satıldığı Türk kullanıcısı için bunlar çok da faydalı özellikler değiller. Daha EDGE bile satın alınamazken üstelik…
Açıkçası beni en etkileyen özelliği, içinde GPS olması.
Temmuz’da piyasaya çıkan Samsung Omnia i900 ne zaman gelir ve kaça satılır bilinmez.
Aylar önce OpenMoko’dan, FIC‘den, Trolltech’in GreenPhone‘undan bahsetmiştim. Aslında daha iki sene önceden, “eli yatkın meraklıların” çok geçmeden kendi cep telefonlarını geliştirebilecekleri belli olmuştu. Eh, madem haklı çıktım, kredimi bir tahminde bulunarak kullanayım: yıllar sonra cep telefonu üreticileri, bazı özellikleri modül olarak sunacaklar. Örneğin, Motorola’nın baz modelini alacaksınız, 4G desteği istediğinizde, onu ayrı bir modül olarak satın alıp cep telefonunuza ekleyebileceksiniz.
Bu dediğim, aşırı hızlı model çıkararak ayakta kalmaya çalışan cihaz üreticileri için idam fermanı gibi görünebilir ama değil; çünkü insanların en azından birkaç sene sonra sürekli telefon değiştirmekten sıkılacaklarını düşünüyorum. Bence telefonlar çok daha pahalı ama kalıcı olmalı. Bunu ticari olarak da doğru buluyorum; hem cihaz başına yüksek kar edecekler, hem sürekli model çıkarmak için masraf etmeyecekler, hem de dediğim modülleri piyasaya sürerek yüksek volümlü ama düşük karlı başka bir koldan mali durumlarını biraz daha kararlı hale getirecekler. Bu yaklaşım çevre açısından da yararlı hiç kuşkusuz; artık her sene tonlarca bataryayı, devre kartını çöpe atmak zorunda kalmayacağız. Ben geri dönüşüme inanmıyorum. Sonuçta geri dönüşüm içinde üretimde kullanılan enerjinin aynısı hatta daha fazlası harcanıyor, belki ortaya çıkan çöpün miktarı azalıyor ama atmosferi ve su kaynaklarını aynı ölçüde zehirlemeye devam ediyoruz.
Engadget ya da Gizmodo gibi bir sitede, cep telefonu geliştirme kartı gördüm. Verilen linke gidince, karşıma daha önce alışveriş yaptığım bir üretici çıktı. Kartı gördüğüm site, 160 dolar gibi hatalı bir fiyat vermiş; zira verdikleri fiyata GSM modülü dahil değil.
112 dolardan başlayan baz model kart, aslında tipik bir Xscale platformu ve bu haliyle bir “cep telefonu” filan değil. Üzerinde GSM modülü olmadığı gibi, LCD ekran ve tuş takımı da bulunmuyor. Intel’in Xscale PXA270 işlemcisini kullanan kartta iki tip CPU hızı seçeneği var. Baz model 300 Mhz civarında, 30 dolar gibi bir ektra ödeyerek 520 Mhz’lik CPU’yu alabilirsiniz. Önceki ARM Cortex yazımda değindiğim gibi, Xscale işlemciler ARM tabanlı, daha doğru ifadeyle ARM IP’si kullanmaktalar.
128 MB RAM’le gelen geliştirme kartı, 512MB bir NAND barındırıyor. Dediğim gibi LCD ve tuş takımı ekstralar arasında; 3.5 inçlik 480×640 touchscreen LCD’ler desteklenebiliyor. Bluetooth, kamera kontrolorü (sensörü siz alıp takmak zorundasınız), SD yuvası, RTC (Gerçek zaman saati), USB ve seri port, kartın temel özellikleri. Dilerseniz ekstra ücret karşılığı GPS, GSM, GPRS ve WiFi modülü ekleyebiliyorsunuz.
Sanırım Çin üretimi, Windows CE yüklü telefonlarda genelde bu Intel Xscale platformunu kullanıyorlar. Sözgelimi, Piranha Twix ve Superfone SF 9040 ve SF 9080′in kesinlikle bu platformu kullandığını söyleyebilirim.
Kısacası artık cep telefonu üretmek son derece kolay. Bu tip bir kart aldıktan sonra tek yapmanız gereken, bir CAD/CAM programında dış kasayı tasarlamak ve Windows CE lisansı almak. Volume licensing ile, birkaç sene önce adet başına 3 dolar gibi bir fiyat almıştım. Plastik enjeksiyon kalıpları ucuz olmasalar da, birazcık piyasayı dolaşırsanız 5000 doların altında bir fiyata yaptırabileceğinizi iyi biliyorum; zira benzer özellikte bir kalıp için 5-6 sene önce aldığım fiyat 3500 dolar civarındaydı. Kalanı da yanılma payı olarak ekledim:) Bugün CNC makinalar ucuzlayıp bollaştığı için, çok daha iyi bit fiyat almanız da olasıdır.
Nokia’nın yeni çıkan bir modelini anlatan fuzuli yazılarımdan birini daha yazsam bundan 100 kat fazla okunurdu; ama gözünüzde büyüttüğünüz iş ve markaların aslında önemli filan olmadıklarını, sektörün sadece Intel, ARM, Texas Instruments gibi devlere gerçek anlamda bağlı olduğunu açıklayabilmek için yazdım bu yazıyı. Yarın öbür gün “komple Türk malı telefon yaptık, işte milli telefon” filan diye çıkan olursa da, bu yazıyı referans gösterip havasını bozarım diye düşündüm.
Yani ciddi ciddi ARGE yapmamız gerek artık, bunu okuyanlarda hemen gaza gelip ARGE filan yapacak değiller tabi; ama gördüğünüz gibi artık cep telefonu üretmek bile ayağa düştü ve yarattığı katma değer son derece düşük. RAKS tekrar cep telefonu alanına dönüş yapınca, bunu söyleme ihtiyacı duydum; çünkü daha ciddi şeylerle uğraşmalarını temenni ederim. Zamanında zor durumda olan Alman kimya devi BASF’a talip olmuşlardı; eh bugün de beklentim nanoteknolojiyle filan “hafiften” uğraşmaya başlamaları olur.
Bu telefonun fiyatı 1500 YTL’nin üzerinde, oysa beşte biri fiyata daha gelişmiş özellikleri olan sürüyle telefon var.
Bu kadar pahalı olmasına rağmen, şıklık dışında hiçbir bir artısı yok. Bununla beraber, fashion phone tutkusu yeniden canlanmış görünen Nokia, kayan kapağı saydam camdan üretecek kadar ileri de gitmiş. Saydam camın arkasındaki tuş takımı, çeşitli ışık oyunlarıyla kullanıcısının gönlünü çalmaya çalışıyor; Nokia 7900 Prism’da olduğu gibi.
Nokia 8600, metal arka kısmı ve çizilmeye dayanıklı cam kapağına rağmen, ağırlığı, vasat pil ömrü ve etkileyici olmaktan uzak özellikleriyle hayalkırıklığı, hatta şaşkınlık yaratıyor. Sözgelimi, 2 megapiksellik kameraya rağmen iç hafıza 128 MB ile sınırlı ve bunu artırma imkanı da yok. Çünkü Nokia 8600′de nedense hafıza kartı slotu bulunmuyor! 240 x 320 piksellik, 16 milyon renk gösterebilen ekranın çok kaliteli olduğu belli; telefon ince sayılır, ancak 140 gramlık ağırlık, bizi Symbian yüklü modellerin çıktığı ilk zamanlara götürüyor. Kameranın kalitesi ise 5 kat ucuz modellerle aynı kalitede gösterilmiş. Fakat Nokia 8600 ilginçliği elden bırakmıyor ve MPEG4, 3GPP gibi alışıldık formatların dışında, kuvvetli bilgisayarların bile oynatmakta zorluk çektiği H264 videoları gösterebiliyor.
107 x 45 x 15.9 mm ölçülere sahip Nokia 8600, Symbian 40 serisi bir işletim sistemi ile geliyor. Batarya ömrü de sadece 240 saat. Aslında özelliklerine bakınca, bunun 3-4 sene öncesinin modeli olduğunu kolaylıkla düşünmek mümkün. Boyutları büyük ve ağır bir telefonun neden bu kadar az özellikle donatıldığını merak etmemek mümkün değil.
Ekranın fazla renk gösterebilmesi dışında, Nokia 8600′ün tüm özellikleri, Nokia 8800 Scirocco Edition ile tamamen aynı.
Yeni sayfalarında yok ama, http://www.apple.com/feedback/iphone.html adresinde, HTML kodlarına baktığınızda bir “iPhone Extreme” ifadesi görüyordunuz. Bu ifade, iPhone’un Extreme modelini çıkaracağı yolunda spekülasyonlara neden oldu. Elbette, Apple, iPhone ile yetinmeyecek ve rakipleri hızla artıp daha iyi özellikler ve daha makul fiyatlar sunarken, aynı iPod’da yaptığı gibi, bol bol model çıkaracaktır.
Apple’ın Intel yakınlaşması ve Intel’in giderek mobil ve (gömülü) sistemler içine girme isteği, bir sonraki iPhone modelinin Intel’in embedded platformunu kullanacağı yolunda spekülasyonlar oluşmasına neden olmuş.
Bahsedilen platform halihazırda mevcut ve kod adı Menlow. Moorestown ise sonraki aşama için planlanıyor. Menlow platformunda -evet;Menlow bir chipset ve CPU’dan oluşan komple bir platform- Silverthorne kod adlı bir işlemci ve Paulsbo isimli bir cihpset var. Standby modunda sadece 0.55 Watt harcıyorki, şu an laptoplarda kullanılan ULV (Ultra Low Voltage) Core işlemcilerden bile kat kat düşük bir değer. Yine de, ARM’a ancak yetişebiliyorlar.
Menlow platformu ve onun CPU’su olan Silverthorne, 64 bitlik bir platform ve x86 uyumlu. İlk etapta, UMPC‘lerde kullanılacaklar; ancak Intel yavaş gelişen UMPC pazarı yerine, gözünü cep telefonlarına dikmiş gibi görünüyor.
Fotografını gördüğünüz Asus R3, Menlow platformunu kullanıyor. Moorestown‘un ise 2009-2010′da çıkması bekleniyor. Intel’in amacı, 2010′a kadar, elektrik tüketimini mevcut platformlara göre 10 kat düşürmek.
Intel Moorestown platformunun Menlow’dan en büyük farkı, bir SoC (System On-a-Chip) olması. Yani CPU ve diğer tüm entegre devreler, tek bir silikon katman üzerinde olacaklar; gerçek ve ultra düşük enerji tüketen rakip platformlarda olduğu gibi. Bu yaklaşım sayesinde devre kartlarını tasarlamak kolaylaşıyor, ilk yatırım maliyetinden sonra sistemi üretmenin maliyeti düşüyor ve enerji tüketimi de kayda değer oranda azalıyor.
Intel, 2009′da çok yüksek olasılıkla üretimi 0.32nm makinalarda yapacak. 0.45nm, çift çekirdekli Penryn’lerin bile 25 Watt tüketecekleri düşünülürse, genelde 1 Ghz ya da altı frekanslarda çalışacak bu işlemcilerin rahatlıkla 5 Watt altına düşeceklerini kestirebiliriz. Hatta, Intel’in 2010′da ATI (AMD) ve Nvidia‘ya rakip olarak çıkaracağı GPU Larabee‘nin “basit” sürümleri, aynı yılda Moonstown platformuna entegre edilebilir.
AMD ise Xileon ile şansını deneyecek, onların en büyük kartı ise, ATI‘nin yıllardır cep telefonları için GPU üretiyor olması.
Benim fikrim, bu gelişmelerin Nokia, Motorola ve Samsung gibi cep telefonu üreticilerinin hiç de hoşuna gitmeyeceği yönünde. Intel, şu an tek bir PCB üzerinde WIMAX,3G, GPS gibi özellikleri destekliyor. Moonstown ile, bu tek bir yongaya inecek. Dolayısıyla, artık cep telefonu geliştirmek, uydu alıcısı kadar, hatta daha kolay bir hale gelecek. Bunun sonucu olarak, önce Asus gibi tecrübeli bilgisayar parçası üreticileri, sonra Uzakdoğu menşeli çok sayıda üretici, özellikle görselliği ön plana çıkarabilirlerse, eski üreticilerden ciddi bir pazar payı koparacaklardır.
Engadget’taki habere göre, Intel OLPC projesi ile el sıkışmış; Nisan 2008 başında OLPC projesi için üretilen ilk kopyalar denenmeye başlayacaklar. AMD, birkez daha kaybetti; zira OLPC’nin işlemcisi AMD Geode tabanlı olacaktı. Bu arada Intel, Classmate PC projesini de sonlandırmış değil. Bu oldukça ilginç bir durum. AMD ve Intel aynı projedeler. Intel, kendi konseptini kabul ettirmek için uğraşırken, rakip projeye de destek veriyor. Bakalım neler olacak…
Intel ve OLPC, uzun zaman birbirlerine saydırıp durdular; Intel OLPC ile dalga geçti, OLPC’de Intel’i vahşi kapitalist,emperyalist şirket ilan etti.
Ben Intel’in nihai amacının, OLPC için işlemci üretmek olduğunu sanmıyorum. Hatta Intel, daha önce OLPC projesinde yeralan AMD’nin devreden çıkmasını bile umursamıyordur. Kuşkusuz bu AMD için sinir bozucu bir haber; önce masaüstü, sonra sunucular alanında kaybettikleri mevzilere böylece bir yenisi daha eklendi. Ancak, OLPC, toplam işlemci satışının çok küçük ve tatsız bir yüzdesini oluşturuyor, hepsi bu.
Intel’in asıl hedefi bence AMD filan değil, ARM. “Olmadı,daha olmadı,seneye de olmaz” desekte, dünya insanı ister istemez bilgisayarları, laptopları cep telefonuna sıkıştırmak zorunda kalacak. Bu sektörde müthiş bir canlılık var ve üreticiler mobil teknolojileri yaygınlaştırmak için inanılmaz para ve çaba harcıyorlar.
Bu alanda Intel’in esamesi okunmuyor. Bugün en becerikli, çok satan ve arzu edilen telefonların içinde ARM işlemciler var. Intel’in Xscale işlemcisi bile esasen ARM tabanlı ve bunun için elbette belli bir lisans ücreti ödüyorlar.
Cep telefonlarıyla ilgili temel sorunlardan biri şu: yazılım geliştirmek zor ve yavaş; zira ARM işlemcisi, dünyanın en geniş programcı tabanına sahip x86 mimarisinden radikal derecede farklı. Sun, Java ile bu boşluğu doldurmaya çalıştı, ancak mobil cihaz programcılarının sayısı istenen ölçüde artmadı. Java, yavaş olduğu kadar, program yazmak için yanıp tutuşacağınız bir dil değil.
Nokia bunu anladı ve Python’u desteklemeye başladı. Gelgelelim, Pyhton uygulamaları çalıştırabilen telefonların oldukça güçlü olması gerekiyor. Bunun tercümesi: ağır, pahalı ve büyükler.
Intel, x86′ları, embedded işlemciler gibi, mobil cihazlara sokacak. Bu bir tür “platform domination”, “x86 everywhere”. Fazlasıyla azimli bir çaba ve ciddi sorunlar var: x86 mimarisi, özü itibariyle verimsiz. Çok yüksek düzeyde elektrik tükettiği gibi, fazla ısınıyor ve sofistike bir yapısı var.
Gelgelelim, Intel, saat hızı yarışından vazgeçip, çekirdek sayısını artırmaya yönelince bence bu çabasının yan ürünü olarak mobil platformlara da girebileceğini uzun süre önce gördü. Düşünün; Intel 80 çekirdekli işlemcilerin en fazla 2-3 sene içinde gerçek olacağını söylüyor. Bunun anlamı, litografi teknolojisinde son derece radikal ilerlemeler olacağı. Yani 3 sene sonra 0.65, 0.45nm gibi rakamlar değil, 0.065 Nm gibi rakamlar telaffuz edebiliriz. Nanoteknoloji, ciddi olarak devreye giriyor; zira 80 çekirdekli işlemciyi mevcut anakart ebatlarında üretmek imkansız!
Eh, gerisi çok zor değil. 80 çekirdekli işlemciden pekala bir ya da iki çekirdeği ayırdığınızda, cep telefonu içine girebilecek, şu anda masaüstü bilgisayarlarda kullandığımız
performans düzeyinde ve muhtemelen mevcut ARM9 ve ARM11 işlemcilerden bile az tüketen bir işlemci elde edeceksiniz.
Reel olarak çok uzakta değil bu tip işlemciler. TILE64 gibi, 64 çekirdekli, embedded uygulamalar için kullanılacak işlemciler zaten MIT tarafından geliştirildi ve üretildi. Tamam; bunlar RISC tabanlı işlemciler ama, ortada çalışan bir örnek var.
Bunun gelecekteki anlamı şu: Artık masaüstü bilgisayarınızda herhangi bir dille yazdığınız uygulamayı, cep telefonunuza atıp çalıştırabileceksiniz. Elbette ciddi programlar için bir miktar optimizasyon yapmak gerekecek; örneğin işlemcinin kaç thread kullanacağını filan belirleyerek sistemin program çalışırken daha stabil kalmasını, işlemcinin programı daha hızlı çalıştırmasını isteyeceksiniz. Ya da hazır gelen bazı API’leri kullanarak dinamik güç yönetimiyle batarya ömrünü artırmaya çalışacaksınız. Ama bunlar olmasa da olur diyebileceğimiz detaylar.
Intel’in Linux üzerine gitgide daha fazla düşüyor olmasının nedenlerinden biri de pekala bu olabilir: eksiksiz bir cep telefonu platformu yaratmak. Şu an Linux’un bu alanda eksiklikleri var.