Türkiye yine gündeme bomba gibi düşen bir haberle yankılanıyor ey vatandaş! Daha seçimlere çok var; o yüzden ART filan gibi “marjinal” televizyonlar hariç, “gemicikleri” konuşan, “hehehühü ay Ergenekon mu, hani nerde bea nihahaha” diyen pek yok. “Önümüzdeki sıcak yaz günlerinde” gündem daha bir light artık (sanki diğer konular değil!), ne bileyim, yedikçe zayıflamak, yoga namazın yerini tutarmı, Jack Bauer hak yolunu mu seçti gibi uyduruk konular var.
Hollywood ve CTU’ya yakın bazı haber kaynaklarımdan aldığım bilgilere göre Jack Bauer gerçekten de Müslüman olarak hak yolunu seçti ve “I’m happy and proud to announce that I chose Islam, Allahu ekber” dedi. Hastane personelinden aldığım bilgiye göre, pipisine turnike yaparak, banyodaki kırdığı ayna ile kendi kendini sünnet etti. Kan kaybından bayılan Jack Bauer (yeni adıyla Cemil el Buhari) ayıldıktan sonra abdest alarak namaz kıldı.
Jack Bauer, yeni adıyla Cemil el Buhari, muhabirimizin sorularına çarpıcı yanıtlar verdi. İşte o röportaj..
-Cemil bey, yeni dininiz hayırlı olsun. Neden İslam’ı seçtiniz acaba?
-Ölmek üzereyken bir melaike gördüm. Sayın başkanımız Obama ile birlikte bana doğru yaklaşarak, “Ey Jack, bu dünya sadece bir testti. Sen vatanına ve milletine büyük bir liyakatla hizmet ederek bu dünyadaki sınavını verdin. Yüce rabbimiz yeni cennet katına alyık buldu, ancak sana daha fazla ömür ihsan eyleyerek bundan böyle herkesin kardeş, İslamın da hak dini olduğunu dünyaya duyurma görevi verdi. Bundan sonra İslam dünyası ve ABDli petrol ve silah sanayi kardeştir diye emr olundu” dedi. Akabinde Cebrail Aleyhiselam “Oku” diyerek bir kağıt uzattı. Adımın bundan sonra Cemil el Buhari olduğu tebliğ olundu.
-Çok güzel Cemal bey. Bundan sonra terörle mücadelenizde daha yumuşak ve adil olacak mısınız? İslam size daha insani birşeyler kattımı, örneğin şimdi olsa kardeşinize işkence eder, çalışma arkadaşınızı öldürür müsünüz?
-Bismillahirahmanirrahim. Rahman ve Rahim olan Allah (Celle Celalühü) ın adını anarak derim ki, şimdiye kadar yaptığım herşeyin helal olduğu malum oldu bana. Ben bir hata yapmadım, idrak etmiş bulunuyorumki, Allah-u Teala, o zaman hak yolundan dönen müşrik ve münafıklara karşı önüme sınavlar çıkarmış. Ben de İslamdan habersiz cahil bir kul olarak, Allahın inayet ve de insafıyla, çok şükürler olsun ki, hidayete ermişim. Tam tersine, bundan sonra amaçlarımıza daha ilahi bir platformda mücadele ederekten ulaşacağız. Cihad’ın aslında Arap kardeşlerimizle anlaşıp, Türkiye’yi de yanımıza alarak fazlaca azan İsrail’e inceden ayar vererek, ortadoğuya Müslüman sayın Obama kardeşimizin de katkısıyla ABD demokrasisini götürmek olduğu malum olmuştur.
-Polat Alemdar ile ortak bir çalışmanız olacak mı?
-Elbette. Herşeyden önce Türkiye ve ABD dost ve müttefiktir. Örneğin, teröristleri ve müşrikleri,münafıkları hak yoluna döndürmek amacıyla kullandığımız CIA uçakları için üst sağlamaktadır Türkiye. Polat mert bir din kardeşidir.
-Ergenekon iddiaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
-Yok Ergenekon diye birşey. Kimisi Gladio filan diyor, boş işler bunlar. Bakın 1977′de Taksim meydanında yapılan katliamı da bizim üstümüze yıkmaya çalıştılar. Oysa herkes biliyorki o işçileri öldürenler yerlerine geçmek isteyen birtakım işsiz serserilerdi. Darbelerde filan da en ufak bir parmağımız olmadı. Gladio zaten Rodos şovalyelerine kılıç sağlayan üreticilerin kurduğu bir demirciler kooperatifidir. Simgeleri bile kılıç. NATO örgütü olsa NATO ya da ABD bayrağı, kartal filan olurdu. İnsanlar bu kadar körler işte.
-Peki zamanında söylenen şu “our boys have done it” sözü için ne diyorsunuz?
-Aaa ezan okunuyor yahu. Birader ben şimdi bir namaz kılayım, ondan sonra konuşuruz.
-Cemil abi, Los Angeles’da caminin ne işi var yahu!
-Karıştırma şimdi orasını. Minareler süngülerimizdir. Es selamın aleyküm!
-Aleyküm selam abi.
-CTU’dan arkadaşlar sana eşlik etsinler.
-Abi sağol ben giderim.
Gazeteler kıytırık haber yapmaya alışıktır; o yüzden asıl “mevzuyu” kaçırmışlar. Hoş kaçırmasalar da nasıl olsa kimse ilgilenmeyecek. Demekki asıl mesele neymiş? Yabancı gelin Maria, 109 Maria fuhuş yapmış! Vay pis bilmemne,rus gelin,zırt zurt! Bağrımıza basıp damadımıza gelin edeydik az kala, konu komşuya irrezil olcaydık.
Ben böyle kıytırık şeyler ve televizyonlar izlemediğim için doğal olarak bu “yarışmayı” kaçırmışım. Hoş “yarışmak” başka anlamda da(!) kullanıldığından, yarışmanın anlam ve önemine uygun düşüyor yarışma kelimesi. Ekranda birileri yarışıp evleniyor ya da evlenemiyor, birileri de bunları izliyor. Sosyoloji ilminin açıklama sınırlarını aşacak vakalarla karşı karşıyayız; ancak doğal olarak kimsenin alakası yok.
Maria Krapivina’ya bakayım dedim; fena hatun değil. Biraz etlice butluca ve ablak yüzlü ama olsun, allah için güzel. Hoş Moskova’ya filan gitseniz bakmazsınız ayrı.
Şimdi birinci soru geliyor; ekrana çıkıp evlenmeye çalışan biri “escort kız” olmayacaktı da, ne olacaktı?
Sanki daha “masum” nedenlerle çıkıp üç kuruş için kendini rezil eden, hayatını rönte açanlar daha namuslu oluyorlar. Escort kızla evleneceksem niye televizyona çıkıp konu komşuya rezil olmuşunu alayım, Laleli’de daha edeplileri var. Parayı veriyorsun ama o anda sadece sen kullanıyorsun, 70 milyon röntlemiyor!
Hem eskort filansa ne olmuş yahu; iPhone almak için “çalışan” liseli hiç mi görmedik? Evlenmek için ona buna bakire ayağı çekip 25 kere kızlık zarı (himen, teknik dursun!) diktiren mahalle karılarını bilmiyor muyduk? Hadi bizde her bok yasak,günah,ayıp olduğu için ahlaksızlık, rezillik dizboyu da, bunlardan Japonya’da bile bol bol yokmu?
Asıl rezalet, benim yıllardır bildiğim rezalet, hatunun “medikalci” tayfası ile basılması…
Şöyleki, medikal şirketleri mal satmak için, alıcılara “Rus ikram ediyor”. “Rus ikramı”, artık ticari örf ve adetlerimize yerleşmiş bir alışkanlık zaten. Şimdi fuhuş operasyonunda ebelenen arkadaşlara soralım; be medikal şirket sahipleri, usulüyle cebine para koymayı beceremedinizmi de, artık “mekan tuttuğunuz” evde bu olaya girip kek gibi basılıyorsunuz? Hem ya adam ne bileyim, huri değil de gılman tercih ediyorsa! Ey alıcı, sen ne halt etmeye işini görmeye öyle evlere gidersin? “Karı” yerine “para” istesene! Ne malum adamların seni videoya filan çekmeyip şantaj yapmayacakları? Madem satın almacısın, usülüyle avantanı indir cebe, sonra artık huri mi istersin, gılman mı istersin, karınla tatile mi çıkarsın, ne halt edersen et!
İster misiniz, bu “medikal” dedikleri şirketler arasında koskoca ilaç şirketleri filanda olsun! Vallahi ben orasını bilmem; zaten azıcık safımdır da, öyle kuruntu yapar dururum.
İşin kötü yanı, bu “gider kalemleri”, “medikal” ürün fiyatlarına bir şekilde yansıyor. Artık bilançoda nasıl gider gösteriyorlar orasını bilemem; ama ben fahişe vergisinin en azından sağlık ürünlerinde kalkmasından yanayım!
Şimdi düzen nasıldır bilmem ama eskiden Depeche Mode konserleri Wembley Arena’da başlar, sonra grup Avrupa’yı gezerdi.
Mp3 zararlarıydı, albümler satmıyordu, herkes şarkı söylüyor çaptan düştüktü derken artık lisedeyken “hassittir len gelirmi onlar Türkiye’ye” dediğimiz gruplar patır kütür Türkiye’nin yolunu tuttular. İstanbul artık iyiden iyiye “atraksiyon merkezi” olmuş olsa da, ünlü grupları filan görmek bizim için hala enteresan bir olay. Sorun şu ki, turnelerin son ayağı genelde biz oluyoruz; şimdilerde artık eski Balkan ülkeleri de turne takvimlerine girmeye başladılarda son köfteci olmaktan kurtulduk.
Doğal olarak, bize gelen grupların bize gelene kadar posası çıkmış oluyor. Birçok grubun turne takvimi, gerçekten iyi antrenmanlı bir futbol takımının kaldıramayacağı kadar yorucu.
Eh, Dave Gahan’da Yunanistan’da hastalanıp memleketin yolunu tutmuş (Artık ABD’ye yaşıyor) Adam zaten babam yaşında, hadi kuliste birşeyler çekmediğini varsaysak bile, çekilecek eziyet değil!
Şimdi benim kelleyi kurcalayan sayısız problem var. “Neden Biletix sorumsuzluk edip, konsere 24 saat kala hala iptal olduğunu açıklamadı da biz haberi başka yerlerden alıyoruz” demiyorum; Biletix’dir yapar. Merak ettiğim şudur; sürüyle yerel ve uluslararası sponsoru olan bir konserin bilet fiyatı neden 180 YTL kardeşim? Hadi biz hafif sosyetiğiz 100′lük biletten almadık, ama 100 TL’ye bilet olurmu birader? Konsere üniversite öğrencisi gider, genç adam sevgilisini alır gider, 2 kişi gittin 200 kayme. Ne o ya, İsviçre oldukta dağıtılan paralar bizi teğet mi geçti?
Hayır, bileti kol gibi sokacaksan sponsor ne ayak? Benim bildiğim sponsorluk sosyal görev gibi birşeydir, yoksa konser günü eşantiyon dağıtacaksan verirsin parayı organizatöre ne istersen dağıtırsın.
Son aldığım DM bileti ile şimdiki arasında dolar bazında 3-4 kat fark var! Ki bahsettiğim zamanlarda Depeche Mode çok daha popülerdi. Yoksa bu “kan ağlıyoruz” ayakları hep palavra mıydı?
Yavaş yavaş şuraya gelelim; tamam, bazı insanlar ayrıcalıklı yaşayacaklar ama makasın bu kadar geniş olduğu bir toplumsal keşmekeşde huzur,refah olurmu?
Gahan’ın bindiği Porsche’u üreten fabrikadaki işçi işini kaybetmek korkusu yaşamamalı, ne bileyim adamlar konsere helikopterle giderken konseri izlemeye giden üniversite öğrencisi bileti almak için 6 ay simit yemek zorunda kalmamalı.
Vallahi komünizm propagandası yapmıyorum:) Sadece bu işin boku çıktı diyorum. Zenginliğin ve fakirliğin alt ve üst limitleri olmalı. Arabistan’da baldırı çıplak hırbo 28 tane Ferrari alacak, 3 tanesinin altına şamriyel koyup tekne yapacak, ne bileyim 2 Mercedes SLR’la harem karavanını çekecek öküzlükleri yapacak parayı bulamamalı. Dünyada sürüyle adamın tuvalet kağıdı niyetine kullansa, kaloriferi 100 dolarlık baknotla yaksa tüketemeyeceği kadar parası var ve dünyanın birsürü yerinde, insanlar günde yarım doları olmadığı için tavuk gibi ölüyorlar.
Kendim için de söylüyorum; eğer bizler Afrika’da 10 kişinin hayatını kurtaracak parayla bilet alıp eğlenmeye gidiyorsak insanlık kalmamış. Bunu da emekli memurlar gibi gazete okurken cıkcıklayarak kendi kendine konuşur tarzda söylemiyorum; bu çok ciddi bir sorun. Eğer hayvanat bahçesinde seyrettiğimiz canlılardan daha iyi değilsek, siktir edin iyi olmayı, onlar kadar türümüzün devamını düşünemiyorsak arabeskçiler haklıymış, batsın bu dünya!
Devletler ne işe yarıyorlar? Hiç. Bu rezil düzeni korumak ve kollamaktan başka birşey yapmıyorlar. Bugün dünyanın yönetimi sayısını bilmediğimiz bir grup manyağın elinde. Artık olayları para filan da değil, kimin ölüp kimin kalacağına karar vererek Tanrıcılık oynuyorlar. ABD’de bir grup adam yarattıkları hayali ve palavra para ve kredi sistemiyle insanların hayatlarını kaydırıyor. Sonra kukla başkanlar, kukla devletler, kukla kurumlar hesapta durumu kurtarmaya çalışıyor.
Roma’nın Caligula dönemini yaşıyoruz. Roma da böyle çökmüştü, koskoca imparatorluk itin kopuğun elinde oyuncak olmuştu. Tabii çökene kadar da sürüyle insan, çoğu sadece zevk için böcek gibi öldürülerek yok edildi.
Yerel seçim heyecanı muhtarları da sardı. Neredeyse partilerin belediye başkanları kadar abuk sabul el ilanı, bez afiş, promosyon bastırıyorlar.
Aralarında artık aleni palavra, akıldışı vaatler ortaya atanlar var: mühür parasına son gibi.
Teknik olarak bakarsak, muhtar seçmek için sandık başına gitmek gülünç derecede aptalca! Tek partili rejimde başbakan seçmeye benzer bir komiklik sözkonusu.
Çünkü muhtarın görev ve yetkileri son derece açık. Ayrıca, muhtarın hiçbir yaptırım gücü yok. Muhtarlığın önündeki kaldırıma boya bile süremez. Halka değil devlete karşı sorumlu. Doğrusunu isterseniz, nüfus memurluğunda çalışan katipten hiçbir farkı yok. Muhtarın yaptığı işi kasabalarda kaymakamlar yapabilirler. Şehirlerde bu iş belediyelere, nufüs müdürlüklerine verilebilir. Köylerde ise muhtar gerekli olabilir; özellikle ücra köylerde. Ancak o kişinin de seçilmesine gerek yok; devlet atayabilir. Zaten muhtarlar da seçildikten sonra devlet memuru statüsüne tabi oluyorlar.
Muhtarın doğru dürüst bir yetkisi olmadığına, görevleri ise çok net tanımlandığına, bunların dışında vereceği hizmeti daha farklı,çeşitli vermesi mümkün olmadığına göre, şehirlerde muhtar seçmek için sandığa gitmek saçmalık.
Merak edenler için, muhtarın görev ve yetkileri:
Mahalle Muhtarının Görevleri
1- Seçim zamanlarında sandık seçim kurullarına, sağlık ocağı ve sağlık merkez kurullarına ve emlak vergisi ile ilgili olarak arsaların bedel tespit komisyonu gibi kurul ve komisyonlara katılmak,
2- Sandık seçim listelerinin ve askerlik çağına girmiş olanların kimlik çizelgelerinin askıya çıkarılması gibi ilan işlerinin yapılması,
3- Cadde, sokak ve meydan levhalarını zaman zaman kontrol ederek eksik ve bozulmuş olanları belediyeye bildirerek yapılmasını sağlamak,
4- Salgın ve bulaşıcı hastalıkları şüpheli kimseleri ilgili kuruluşlara bildirmek,
5- Askerlik ve seferberlik başta olmak üzere tebligatların yapılmasında yardımcı olmak,
6- Seçmen kağıtlarının dağıtılmasını sağlamak,
7- Mahallede oturan vatandaşlar için gerekli ilmühaberler düzenleme,
8- Nüfus kağıdını kaybeden yada yenisini çıkarmak isteyenlere gerekli olan belgeleri düzenlemek,
9- Muhtaç, yaşlı, sakat ve kimsesizlere ,”Yeşil Kart” verileceklerin ve afet zamanlarında yardım yapılacakların tespiti gibi işlerde idareye yardımcı olmak,
10- Mahallede yapılan ve yürütülen hizmetlerle ilgili görüş bildirmek.
Köy Muhtarının Görevleri .
Muhtarın göreceği Devlet işleri şunlardır:
1 – Hükümet tarafından bildirilecek kanunları, nizamları köy içinde ilan etmek ve halka anlatmak ve kanunlar, nizamlar, talimatlar, emirler ile kendisine verilecek işleri görmek;
2 – Köyün sınırı içinde dirlik ve düzenliği korumak (asayişi korumak);
3 – Salgın ve bulaşık hastalıkları günü gününe Hükümete haber vermek;
4 – Hekim olmayanların ve üfürükçülerin hastalara ilaç yapmasını menetmek ve Hükümete haber vermek;
5 – Köylünün çiçek ve bulaşık hastalıklar aşısı ile aşılanıp hastalıktan kurtulmasına çalışmak;
6 – Köye gelip gidenlerin niçin gelip gitmekte olduklarını anlamak ve bunlar içinde şüpheli adamlar veyahut ecnebiler görülürse hemen yakın karakola haber vermek;
7 – Her ay içinde köyde doğan, ölen, nikahlanan ve boşananların defterini yapıp ertesi ayın onuncu gününden evvel nüfus memuruna vermek ve köyün nüfus defterini birlikte götürerek vukuatı yürüttürmek;
8 – Vergi toplamak için gelen tahsildarlara yol göstermek, yardım etmek ve tahsildarların yolsuzluğunu görürse Hükümete haber vermek.
9 – Asker toplamak ve bakaya ve kaçakları Hükümete haber vermek;
10 – Köy civarında eşkıya görürse Hükümete haber vermek ve elinden gelirse tutturmak;
11 – Köylünün ırzına ve canına ve malına el uzatan ve Hükümet kanunlarını dinlemiyen kimseleri köy korucuları ve gönüllü korucularla yakalattırarak Hükümete göndermek;
12 – Köy sınırı içinde yangın ve sel olursa köylüleri toplayıp söndürmeğe ve çevirmeğe çalışmak, (orman yangınlarında sınırdan dışarı olsa dahi yardıma mecburdurlar.);
13 – Mahkemelerden gönderilen celpname ve her türlü tezkere ve hükümleri lazım gelenlere bildirerek istenilen işleri yapmak ve mahkeme mubaşirine ve jandarmaya vazifesinde kolaylık göstermek;
14 – İhzar ve tevkif müzekkereleri (bazı adamların kanun namına tutulmasını emreden mahkeme kağıdı) gösterildikte aranılan kimseleri kağıdı getirenlere tutturmak;
15 – Zarar görenlerin şikayeti ve bilip işidenlerin haber vermesi üzerine sorup araştırmak;
16 – Bu kanunda ismi geçen davaları ihtiyar meclisine söyleyip hükmünü almak.
Madde 37 – Muhtarın göreceği köy işleri şunlardır:
1 – 13 üncü maddede sayılan işleri ihtiyar meclisi ile görüşerek yapmak ve yaptırmak;
2 – 14 üncü maddede sayılan işlerin yapılabilmesi için köylülere öğüt vermek;
3 – İhtiyar meclisi ile görüştükten sonra köylüyü işe çağırmak;
4 – İhtiyar meclisi kararı ile köy işlerine harcanacak parayı toplamak;
5 – Köy işlerine harcanacak parayı topladıktan sonra harcamak için emir vermek;
6 – Bir ay içinde nerelere ve ne kadar para harcamış ise gelecek ay başında hesabatını ihtiyar meclisine vermek;
7 – Köy işlerinde hem davacı, hem hasım olarak mahkemede bulunmak ve isterse mahkemeye diğer birini yerine (vekil) göndermektir.
Madde 38 – Köy muhtarına köy işlerini gördükleri zaman karşı gelen ve kötü söyliyenler Devlet memuruna karşı koyanlar gibi ceza görürler.
Madde 39 – Muhtar yazılarını köy katibine yazdırır. Köyde katip bulunmazsa bu işi köyün muallimine ve yoksa imamına yaptırır.
Madde 40 – Köy muhtarının köylü faydasına olmayan kararlarını kaymakam bozabilir. Fakat, onun yerine kaymakam kendiliğinden karar veremez. Karar, gene köylü tarafından verilir.
Madde 41 – (Değişik: 18/7/1963 – 286/2 md.)
İl merkezine bağlı köylerde vali, ilçelere bağlı köylerde kaymakamlar, muhtarın köy işlerini ve kanunlarla verilen diğer görevlerini yapmadığını görürlerse muhtara yazılı ihtarda bulunurlar. Buna rağmen iş görmeyen muhtar, yetkili idare kurulu kararıyla görevinden uzaklaştırılır.
İhtiyar meclisinin göreceği işler
Madde 42 – İhtiyar meclisi en az haftada bir defa toplanıp konuşur. İhtiyar meclisini muhtar toplanmağa çağırır. İhtiyar meclisi köy muhtarının çağırmadığı ve meclisin toplanma günü olmadığı vakitlerde dahi köy muhtarına haber vererek kendi isteği ile toplanabilir.
Madde 43 – İhtiyar meclisi köy işlerini en ziyade lazım olandan başlayarak bir sıraya koyar ve biri yapılıp bittikten sonra sırasiyle hepsini köylüye gördürmeğe çalışır. Evvel yapılması lazım gelen sağlık, yol, mektep işlerinin geri bırakıldığı haber alınır veya şikayet edilirse köyün bağlı olduğu kaymakam veya vali tarafından gösterilen yolda yapılır.
Uzun süredir kredi kartı denen illetin ne kadar “şeytan icadı” bir şey olduğunu farketmiş bulunuyorum. Tandığım çoğu insana kredi kartlarını bırakmalarını önermedim; çünkü cebinizde nakit olsa bile, kredi kartı olmadan yaşamak güçleşiyor. ZATEN AMAÇ DA BU!
Yaklaşık 2 senedir kredi kartı kullanmıyorum. Kredi kartım yok.
Son zamanlarda, kredi kartları ile ilgili çok rahatsız edici gelişmeler var.
Bunlardan biri, DEVLETİN KREDİ KARTINI DESTEKLEMESİ. İşin ardındaki mantık şu: eğer alışverişlerde kredi kartı kullanımını yaygınlaştırırsak, kayıtdışı ekonomi azalacaktır.
Dün, kitap almak için Taksim’deki bir kitapevine (Mephisto) girdim. Yıllardır Mephisto’dan alışveriş yaparım ve birkaç gün önce, online alışveriş yapabileceğim bir siteleri olduğunu öğrendim. Online alışveriş sitelerinde alacağım kitap 16 TL idi. Mağazada ise 21 TL!
Kitabı almaktan vazgeçip mağaza yöneticisi ile görüşmek istedim. Mağazanın masrafının çok olduğunu, birsürü eleman çalıştırıp maaş ve kira ödediklerini, dolayısıyla %35′lik fiyat farkının normal olduğunu söyledi! Doğal olarak bu açıklamadan tatmin olmadım; o zaman mağazanızı kapatıp müşterileri web sitesini yönlendirin dedim. Çünkü bu mantıkta mağazadan alışveriş yapan cezalandırılıyor. Üstelik, “hizmet” dedikleri şey, kitabı rafa dizip mağazada ödeme yapmak için size sıra bekletmekten ibaret. Çay ikramı gibi bir şey yok. Demekki ek bir hizmet de yok. Kitapları mağazaya yığmak bana verilen bir hizmet değil; mağazacılığın olmazsa olmaz fonksiyonlarından..
Bu işte bir mantıksızlık var diyerek devam ettim; ben bu kitabı nakit alacağım, eğer siteden kredi kartıyla alırsam bir de üstüne bankaya komisyon ödeyeceksiniz…
“Bankayla anlaşmamız var” dedi.
Bu cümleyi 3.kez duyuyorum. Bu nasıl bir anlaşma ki, komisyon bedeli kesildikten sonra bile, satıcı daha karlı oluyor? Üstelik, normalde parayı bankadan almanız içinde belli bir süre geçiyor.
Sistemin nasıl çalıştığını bilmiyorum; ama VERGİ KAÇIRMAYA YARDIM EDEN BİR “KOLAYLIK” OLMADIĞI SÜRECE, SATICININ KREDİ KARTIYLA SATIŞ YAPMASI NAKİT SATMASINDAN ÇOK DAHA DEZAVANTAJLI. Bunun da mantıklı bir açıklaması var: banka, kredi kartı şebekesini kurmak için para harcıyor (kart basmak, bedava POS makinesi vermek, lojistik, call center personeli vs). Üstelik, bu harcamanın üstüne bir miktar da kar etmek zorundaki, amme hizmeti yapmamış olsun.
Biri, tercihan bir bankacı, bana bunun mantığını açıklasın!
Geçenlerde, hangi gazete hatırlamıyorum, online satışlarda KDV’nin kalkacağı yolunda bir haber yaptı.
Açıkçası, böyle bir yasa, zaten fiyaskodan ibaret olan ekonomik sistemi daha da yıkıcı hale getirir.
Daha fazla insan işsiz kalır, mağazalar kapanır, mağazacılık sistemini destekleyen yan sektörler -kırtasiyeden camcılığa, aydınlatmadan catering hizmetine kadar birsürü sektör sayabiliriz- büyük sekteye uğrar.
ABD’de online satış fikri patlama yaptığında, büyük bir kriz olmuştu. Ben devlette herkesin bu krizi bilmediğini varsayabilecek kadar saf değilim. Kaldı ki, bilmeseler bile, bunun dediğim gibi olacağını düşünebilmek için 90 IQ’ya sahip olmak yeterli. İnsanlar bu kadar aptal olmadıklarına göre, ben bunda artniyet ararım!
Ekonomiyi kredi kartı şirketlerine ve bankalara teslim edip, oh daha çok vergi alacağız diye seviniyorlarsa, artniyetten öte, feci derecede bir kumpasa gelip kilitlendiklerini, ya da açık açık birşeyleri sattıklarını düşünürüm!
Hemen hemen tüm devletlerin anayasalarında ya da ticaret kanunlarında, “emisyon (para basma,daha doğrusu tedavüle para çıkarma) yetkisi yalnızca devlete aittir” ifadesi bulunur. Bunun yazılmasında amaç, “devlet parayı kendi matbaasında basar” demek değil elbette. Sözgelimi, siz X devleti olarak emisyon yetkisini Y devletine bırakırsanız, Y devleti emisyonu istediği gibi ayarlayarak ekonominizi 1 günde çökertir.
Şimdi hukukçular benle tartışmaya girsin: Mantık olarak, elinizde bir hak varsa, aksi söylenmediği takdirde bu hakkı devretme,kiralama,hibe etme ya da satma hakkına da sahip olursunuz. En azından, ticarette bu böyledir. Ancak, devlet soyut bir kurumdur ve aslında temsil ettiği şey, daha doğrusu bize öyle söylenir, halktır. Dolayısıyla, devleti yöneten bir avuç adamın, “biz egemenlik hakkımızı X devletine ya da Y şirketine satalım” diyemez. Çünkü bir avuç adam, tüm halkın doğuştan sahip olduğu ve gelecek nesillere devredilecek haklar üzerinde tasarrufa sahip olamaz. O zaman anayasanın da bir değeri kalmaz. Hadi biraz daha geniş düşünelim: bugün, reşit olan ve oy verme hakkı akli yetersizlik gibi nedenlerle zedelenmemiş tüm insanlar, ki dünyadaki tüm insanlardan bahsediyorum, “elimizdeki tüm demiri Zoltron gezegenine satalım,çünkü bizim artık demire ihtiyacımız yok” diyemez. Çünkü onlardan sonra gelen nesillerin de demiri kullanma hakkı vardır.
Peki, bir devlet, nasıl olurda televizyonlara reklam vererek, tedavüldeki kendi parasına rakip bir başka “sanal paranın” reklamını yapar? Üstelik, kendini kuran ve egemen hale getiren, kendi yaptığı yasaları hiçe sayarak?
Evet; kredi kartı sanal paradır ve dolaşımdaki parayla bir ilgisi yoktur! Ne demek istediğimi anlamadıysanız, Zeitgeist: Addendum‘u mutlaka izleyin.
Ekonomik egemenlik de ulusal egemenliğin vazgeçilmez şartıdır. Ekonomik egemenlik olmadan ulusal egemenlikten bahsetmek komik olur.