BSA, KORSANLA MI MÜCADELE EDİYOR?

bilgisayar,güncel | 24 Mart 2007


BSA’nın Türkiye’de desteklediği 6 yazılım şirketi var:Adobe,Apple,Autodesk,Bentley,Microsoft ve UGS.

BSA, sizin yazılımınızı korumuyor. Yani ETA”nın,Logo’nun, ACD’nin, Electronic Arts’ın yazılımları kopyalanmış ya da kaçakmış umurlarında değil.

Bunun adı korsanla mücadele filan değil. Bunun adı, parayı verenin avukatlığına soyunma.

Kültür Bakanlığı, Türk yazılım üreticisinin ve sizin bizim verdiğimiz vergilerden,6 yabancı şirketi koruyan BSA’ya kaynak aktarıyor. Türkiye’de her iktidarın saçmalıklarını gördük ama kör topal da olsa çalışan bir bürokrasi vardı; o da yokolmuş. Türk devleti, yabancı şirketlerin çıkarlarını korumak için Kültür Bakanlığından kaynak aktarıyor ama kendi ülkesinin insanı,yerli yazılımcılar umurunda değil. Üstüne üstlük,BSA yasal bir kuruluş bile değil. BSA denen şey,aslında ikinci Selçuk Parsadan vakasıdır.

Basın bu konuda sessiz kaldığı için, neler olup bittiğinin insanlar da farkında değiller.Aslında farkında olsalar da bir tepki göstereceklerinden şüpheliyim.

CAHİL MEDYA VE "HAYALET TABANCA" GLOCK

glock resmi Cahil medya ve hayalet tabanca Glock yazısı guncel  kategorisindeMedyadaki insanların cehaleti beni sık sık hayrete düşürürdü; birgün “kör satıcının kör alıcısı olur” sözünü hatırlayarak bunun üzerinde düşünmekten vazgeçtim.

Kültürsüzlük filan da bir yana, geçen ayki bir bilgisayar dergisinde okur mektuplarından birine verilen cevabı görünce güleyim mi, ağlayayım mı şaşırdım. Hani tipik bir mühendis arketipi vardır Türkiye”de; sadece eğitimini aldığı konuyu bilir başka da bir boktan anlamaz. Okura verilen cevapta gördüm ki, adam Lise düzeyi bilgisayar eğitiminden bile nasibini almamış;kültürsüzlük biryana işini bilen insanda çok kalmadı. Ha bunu o adam mühendistir diye söylemiyorum; muhtemelen parası bile ödenmeyen 15 yaşında bir gençtir. (Ersin Akman”dan hiç hoşlanmam ama onun bile kovulmuş olması aslında dergilerin “ucuz adam çalıştırma” politikasının çok güzel bir ispatı)

Eğer haberleri seyrediyorsanız ya da gazete okuyorsanız, “hayalet tabanca Glock” fiyaskosundan haberiniz vardır.

Neymiş, dedektörden geçer ama dedektörün gıkı çıkmazmış; X-ray cihazı bile göremezmiş bu silahı..

Bunu ilk ortaya atan gerizekalının kim olduğunu çok merak ediyorum. Tamam silahtan hiç anlamadığın belli de, beynin yok oturup düşünemiyorsun. “Hayalet” dediğin silahın çoğu kısmı hala çelik.

Hadi silahtan anlamıyorsun, kafan da basmıyor, Internet”ten de mi haberin yok?

En azından Wikipedia var, Google var. Kaç okka geldiğinden fiyatına kadar her tür bilgiye ulaşmak mümkün. Ama adamın herhalde porno sitelerde gezip, MSN’de geyik yapmaktan vakti olmuyordur bu sitelere bakmaya.

Glock hakkında kısa birkaç bilgi vereyim: Avusturya yapımı. ABD dahil, birçok ülkenin polis ve askeri teşkilatları tarafından kullanılıyor. İsabet oranı oldukça düşük olmasına rağmen, askeri standartları karşılamak için üretildiğinden son derece güvenilir. Yani bir nevi AK-47; gerçi bizim medya anlamaz belki; Kalashnikov yani. Ya da onların tabiriyle “keleş”.

Türkiye”de en çok bulunan model, 9mm ve orta boy bir tabanca kabul edilen Glock 17. Standart şarjörle 16 mermi alabiliyor; ancak modifiye şarjörlerle bu sayı 30”a kadar çıkabiliyor.

Manuel bir emniyet tertibatı yok. Tetik üzerinde minik bir “tetikçik” var; ilk önce ona basmadan tetik düşürmek mümkün değil. Silahın, modern silahlara öncülük eden horozsuz bir tasarımı var. “Striker” denen iğne, klasik horozlu otomatiklerden daha uzun ve mukavim; uzun uzun nasıl çalıştığını anlatmayacağım.

Neden “hayalet” derseniz, sebebi kompozit malzemeden üretilen çerçeve ve sürgünün X-ray”de diğer döküm,dövme ya da pres modellerden biraz daha silik çıkması. Dedektörden geçerken uyarı vermiyor diye bir şey de yok; zira namlu, tetik mekanizması -ve elbette mermiler!- gibi birçok parça hala metal.

Glock‘ların çoğu Türkiye”ye Irak”tan kaçak olarak girdi. ABD”nin Kürtlere ve polis teşkilatına dağıttığı silahlar sınır kaçakçılığı yoluyla Güneydoğu”dan Türkiye”ye dağıldı. Aslına bakarsanız, tek “hayalet” tabanca da Glock filan değil. MKE”nin sattığı Walther P99 da Glock gibi kompozit bir silah. Keza Beretta PX4 ve birçok yeni model tabanca da öyle; ancak şu an hangilerinin satışta olduğunu bilmiyorum. Walther P99 birara MKE tarafından satılıyordu ve enteresan şekilde fiyatı ucuzdu; ayrıca envanterde de vardı. (Normalde ABD fiyatının 5 katına silah satın aldığınız halde, MKE”nin listesinde olan birçok silah ithal edilmiyor)

KARAAOĞLAN DA GİTTİ


ecesimit resmi Karaaoğlan da gitti yazısı guncel  kategorisinde

Ecevit’i iktidara son geldiğinde hiç sevemedim. Adaletsiz hükümlü affı, IMF’i başımıza musallat etmesi, nereye gittiği “açıklanamayan” deprem yardımları,kendi partisi içindeki anti demokratik uygulamaları ve bunun gibi birçok neden yüzünden..

Fakat Bülent Ecevit, Türkiye”nin görmeye hiç alışık olmadığı bir siyasi portreydi. şimdi meclise bir bakıyorum; herhalde en azından 30-40 sene daha böyle birini görme fırsatımız olmayacak.

Bülent Ecevit, gerek Türk siyasetinin, gerek Türk halkının alışık olmadığı derecede nazik, soylu, cesur, dürüst ve asil bir adamdı. Bir resim bin kelimeye bedeldir; resme bakın yeter..

Dikkat ettiniz mi, MHP ve DSP koalisyon yaptıklarında MHP”nin başında Devlet Bahçeli vardı. (Bahçeli”yi de siyasi görüşünü tasvip etmesem de, kişilik ve karakterini çok beğenirim; o da Türkiye”nin çok ilerisinde bir devlet adamı) Herkes Ecevit”e yüklenirken, Devlet Bahçeli Ecevit”in sağlık durumundan yararlanmayı düşünmedi; bilakis ona hep destek çıktı; hakkında konuşanları da sert bir dille susturdu. Zıt fikirlere sahip olsanız da, o fikirleri taşıyan insanların sizi bağrına basacak kadar saygı duyması ne büyük bir meziyet (aslında DSP,MHP ya da CHP arasındaki farklar son derece azdır; o da başka bir konu!)

Ecevit, mütevazi bir hayat yaşadı. Devleti soymadı. Hakkında yazılanları okuyorum; zamanında en büyük düşmanı olan insanlar bile hakkında çok güzel şeyler söylüyorlar.

Delikanlı ayaklarında bıçkın politikacıların aksine Bülent Ecevit yalancı pehlivan değildi. Adını duyduklarında dizlerinin bağı çözülen palavracı politikacıların aksine, ABD”ye kafa tutan tek siyaset adamıdır Ecevit. İstediğini de söke söke almıştır. Üstelik çok kısa bir sürede..

Maalesef, Ecevit”in bu güzel mirasını bırakabileceği, babalarıyla gurur duyabilecekleri çocukları olmadı.

DEMOKRATİK DEVLET OLMAZ!


Devletin ne olduğunu, tarihini, ya da hukuk denen mekanizmanın amacını bilmeyen insanlar çıkıp gazetelerde,televizyonlarda “Fransa gibi demokratik bir ülke…”,”İngiltere gibi demokrasinin beşiği sayılan bir ülke…” gibi tuhaf tuhaf, akla zarar cümleler kuruyorlar.

Bugün sosyal devlet tanımına en çok uyan kuzey Avrupa ülkelerinde bile devlet vatandaşına tek bir şey vermek ister:sıkıntı.

ABD, çok istisnai bir devlettir ve ABD”nin kuruluşunu bilmezseniz, dünyanın haline pek de bir akıl sır erdiremezsiniz!

ABD’nin başında uzun yıllardır bir bela var: silahlanmayı yasaklayamamak. Bunu yapamıyorlar çünkü ABD anayasası çok açık olarak “insanların silah edinme ve taşıma hakkı vardır” der. Bu bizim anayasamızın dokunulamaz ilkeleri gibi güvenceye alınmıştır; ayrıca ABD’de büyük ekonomik ve siyasi güç olan silah taraftarları buna izin vermezler.

Zannetmeyin ki o ülkenin kurucuları, elindeki silahla sırıtarak şebek gibi havaya ateş eden tiplerdi. Tam tersine, “founding fathers” dedikleri kurucu mecliste son derece entellektüel ve hümanist insanlar vardı; Thomas Jefferson, Benjamin Franklin gibi.

 

Anayasaya o maddeyi sokan kişi Thomas Jefferson’dır…Gerekçesi ise gerçekten özgürlüğe inanmış birinin gözlerini yaşartır.”Eğer birgün devlet kontrolden çıkıp insanlara eziyet ederse, o insanların devleti yıkabilme ümitleri olmalıdır!”

Biz insanlar devletlerin malları ya da köleleri değil, yaşadığımız toprağın çocuklarıyız. Hukukun da en temel işlevi, vatandaşı devletin ezici gücünden korumaktır. Üniversitede hukuk dersi aldıysanız, ilk öğretilen şey budur.

Demokratik devlet olmaz. Hele hele, Fransa ve İngiltere hiç demokratik olamaz; aksine onlar sömürgeci, dünya tarihinin en faşist devletleridir. Fransa ve İngiltere demokratiktir; ama devlet öyle istediği için değil. Halktan korktukları için..

Yüzlerce yıl geriye gitmek yerine, çoğunuzun zaten bildiği olayları örnek vereyim. Mesela Fransız ihtilali. Halk, 14.Louis”in rezil krallığına karşı ayaklandı ve kellesini aldı. Hadi bakalım ondan sonra gelenler halka eziyet etmeye devam etsinler! (sağcılık-solculuk lakırdısı nereden türedi derseniz,işte o ilk kurulan mecliste burjuvasi ve aristokrasi yanlılarının mecliste oturduğu kanatlardan!)

Fransa ikinci büyük sınavını 68 olaylarında verdi. O zamanların Fransa”sı, bizim 80”leri andırıyordu. (Tabii çok daha az bir baskı sözkonusu!). Olayların patlaması, tamamen bir “gençlik hezeyanıdır”. Zamanın öğrenci liderlerinden, şimdininse önemli siyasi figürlerinden olan “Kızıl Danny” lakaplı Daniel Cohn-Bendit”in -ki kendisi bizim şovenistlerin beğenmediği komünist fikirlere sahip olsa da, Erdoğan”ın esip coştuğu oylamalar sırasında Türkiye”ye en büyük desteği vermiş, hatta elindeki Türk bayrağını sallayıp durmuştur- kafası yeni bir uygulamadan dolayı son derece bozuktur: erkek öğrencilerle kız öğrenciler artık aynı yurtta kalamayacaklardır!

Kadınlardan yana bir hayli şanslı bir adam olan Cohn-Bendit, bu duruma çok içerler. Seks ve şarap düşkünlüğüyle meşhur Fransızlarda tek sinirleri bozulan Cohn-Bendit değildir elbette; mesele uçkura kadar inince galeyana gelen Fransız gençliği Paris’i duman eder. Olaylar tüm dünyaya yayılır.

Fransa bu şekilde demokratik bir ülke olmuştur. Fakirler ve seslerini çıkaramıyorlar diye uzun süredir Arapların,Müslümanların,zencilerin ve diğer göçmenlerin kanını emmekteydi. Kısa süre önce yaşadığımız olaylar, Fransa”nın yabancılar politikasını biraz olsun gözden geçirmesini sağladı. Elbette çok yetersiz; ama birgün tekrar ve bu sefer daha yıkıcı şekilde ayaklanacaklar ve Fransa istemeyerek de olsa haklarını vermek zorunda kalacak.

İngiltere”de de benzer olaylar yaşandı. (Gerçi oradaki hareketler daha çok soylularla krallık arasındadır ama Fransa kadar kuvvetli olmamasına karşın halk hareketleri de yok değildir).

İster inanın,ister inanmayın Türkiye şu an saydığım bu 2 Avrupa ülkesinden de daha demokratiktir (halk talep ettiğinden değil,AB dayattığından)

Siz hiç Londra”nın göbeğinde IRA”nın İngiliz polisini taşladığını gördünüz mü? Ya da Fransız polisi veya özel timleri bir terör operasyonu için 15 dakikadan fazla bekler mi?

Bizde en kötü ihtimalle DGM’de yargılanırsınız; orada genelde ya siyah bir Mercedes”in altında kalıyorsunuz(!) ya da devlet sahte delillerle size dava açıp, tamamen farklı bir nedenden dolayı sizi hapiste çürütmeye kalkıyor. (Ünlü İngiliz Trip-Hop grubu Massive Attack”in solisti Robert Del Naja,ya da 3D, çocuk pornosu indirmekten tutuklanmış ancak dava o kadar şaibeli bir hal almıştı ki, İngiliz devleti bu sevdadan vazgeçmek zorunda kaldı. Del Naja, Trainspotting”in de müziklerini yapan Damon Albarn ile 2003 yılında Irak savaşı ve İngiliz hükümetine karşı son derece ağır bir kampanya yürütmüş; ikili verdikleri gazete ilanlarının parasını bile kendi cebinden ödemişti.)

Kısacası, “vay be” dediğiniz İngiltere ve Fransa gibi ülkeler hiç de demokratik değiller.

Devletler demokratik olamazlar. İnsanlar devletleri buna zorlar. Türkiye eğer bir mucize eseri AB”ye girer ve kendini kabul ettirirse, demokratikleşeceğini sanıyor musunuz? Boşuna beklemeyin, bu olmayacak. Demokrasi, Türkiye”yi AB”ye almama bahanelerinden biri sadece. Siz istemedikçe, talep etmedikçe, sokaklara dökülüp yürümedikçe demokrasi gelmez. Demokrasi, hiçbir devletin işine gelen bir durum değildir çünkü.

BİLGİSAYARLARLA UĞRAŞAN AKILLILAR DA VARMIŞ!

bilgisayar,güncel,tv | 23 Mart 2007

vanessamarcil 1.thumbnail resmi Bilgisayarlarla uğraşan akıllılar da varmış! yazısı bilgisayar  kategorisindeBilgisayarla uğraşmayı hep şizofrenik bulmuşumdur. Bilumum plastik ve camdan oluşan malzemenin önüne oturup zekası olmayan, zıızzzz diye fan sesleri çıkaran bir aletle konuşuyorsunuz. Tam olarak yaptığımız bu. Üstelik bu aptal alete laf geçirebilmek için kitaplar okuyor, üniversite bitiriyor, antrenman yapıyor ve hayatımızı köreltiyoruz. Bu enerjiyi daha yararlı şeyler için harcasak, eminim dünya çok daha iyi bir yer olurdu.

CNBC-E‘de Las Vegas diye hafif salak bir dizi var. Sırf Vanessa Marcil hatırına arasıra seyrediyorum. Orada Mike Cannon adında, MIT mezunu, yakışıklı (ve hafif salak) bir zenci arkadaş var. Adamın önceki işi otelde valelikti; “hah” demiştim, “işte akıllı biri. Bilgisayarla uğraşmak yerine araba park etmeyi daha eğlenceli buluyor”. Lakin, sonradan o da yoldan çıktı ve kendini tekno bir odaya kapatıverdi.

Richard Stallman‘i “neşeli bir hippi” sanırdım; zekası üzerine hiç düşünme ihtiyacı duymadım çünkü fikirlerini seviyorum ve adam inanılmaz sempatik. Sıkı bir yerden (MIT de olabilir;ya da orada AI lab”ında çalıştığından karıştırıyor olabilirim) fizik diploması olduğunu duyunca afallamıştım; üstelik şu tipik dahi çocuklardan biriymiş.

Para ve iman gibi, aslında aklında kimde olduğu dışarıdan pek belli olmuyor.

Sanırım 26 saattir uykusuzum ve az önce yaptığım bir amme hizmeti için,konuyla ilgili birini bilgilendirme ihtiyacı duydum. Kendisini hiç tanımadığım halde, Joomla ile sıyırmış, 16-17 yaşlarında, kendi halinde bir kız olarak bilirdim. Bir halt bildiğimden değil; öyle olabileceğini düşündüm o kadar. Benden büyük ve fizikçi çıktı.

Aslında kitap yazmak istiyorum..sanırım..

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

ARŞİV

« İlk...2829303132333435363738