TÜRK İNSANI VE SEKS

güncel | Etiketler:, — 16 Ağustos 2009

ilkturkseksfilmi resmi Türk İnsanı ve Seks yazısı guncel  kategorisindeAile Sağlığı Araştırma Derneği, Tempo dergisi için araştırma yapmış. Tempo, yıllardır seks, mafya, söylenti ile tiraj yapmaya çalışan bir dergi. Sonuçlara Milliyet gazetesinin Internet sitesinde rastladım. Artık bu gazetelerin web sitelerine girmek Yüksek Kaldırım Yokuşunda yakalanmak gibi birşey olduğundan hemen ekleyeyim; çıplak kadınlara bakmak için girmemiştim:) MSN açılınca bildiğiniz gibi “Bugün” diye bir bölüm geliyor. Milliyet de oraya genelde seks, fuhuş, ölüm ve dedikodu gibi “dikkat çekici” haberler koyduğundan, tıklayıverdim.

Araştırma 2100 kişi arasında yapılmış ama bu kişiler kaç yaşındadır, nerede yaşar, eğitim durumları nedir bilemiyoruz. Zira haberi yazanın araştırma nasıl yapılır, yorumlanır gibi şeylerden haberdar olmasını beklemek hayal olurdu. En azından, bunların %62′si erkek, %38′i kadınmış. Bu da başlı başına saçmalık; seks gibi bir konuda araştırma yapıyorsan oran %50-50 olmalı ama neyse. Deveye boynun eğri demişler, nerem doğru ki demiş. Bunlar eğri olduklarının farkında da değiller ya neyse…

1- Asansörde seks
2- Arabada seks
3- Denizde/havuzda seks
4- Uçakta seks
5- Oral seks
6- Tecavüz
7- Açık havada seks
8- Komşuyla seks
9- Ünlü biriyle seks
10- Partnerle birlikte seks yapan birilerini izlemek
11- Striptiz seyretmek
12- Grup seks
13- Partnere istemediği bir cinsel eylemi zorla yaptırmak
14- Erkekler için Slav ırkından, kadınlar için zenci biriyle seks
15- Web kamerasıyla internet üzerinden karşılıklı striptiz ve mastürbasyon

Avrupa Cinsel Sağlık Birliği Başkanı İrem Hattat, araştırma sonuçlarına göre her iki cinsin de fantezilerini paylaşmakta güçlük çektiğini belirtiyor. Özellikle kadınların eşlerine özel fantezilerini açamadığını ve bu gizli düşünceleri yüzünden suçluluk hissettiğini söyleyen Hattat, “10 kadından 8’i fantezileri olduğu için suçluluk duyduğunu ifade ediyor. Her ne kadar fantezileri utanç verici bulsa da çoğunluk en tahrik edici fantezisini partneriyle paylaşmaktan heyecan duyacağını söylüyor. İnsanlar gizli cinsel yaşamını paylaşmak istiyor, ama bundan korkuyor” diyor.

Hattat Hastanesi’nde dün düzenlenen “Kadınlar aslında ne ister?” konulu toplantıda Avrupa Cinsel Sağlık Birliği (ESDA) Türkiye telefon bilgi hattını arayan 3 bin 513 kadın üzerinde yapılan araştırmanın sonuçları açıklandı. ESDA Başkanı İrem Hattat, “Eşinizin cinsel tatmini ne kadar önemli?” sorusuna kadınların yüzde 96’sının “önemli” dediğini, buna karşılık “Kendi cinsel tatmininiz ne kadar önemli?” sorusuna ise yüzde 88’inin “önemli” dediğini söyledi.
Hattat, “Kadınlar, eşlerinin yaşadığı cinsel sorunların suçunu kendilerine atma eğiliminde. Oysa erkekteki sorun kadının cinsel isteğini yüzde 93’ten yüzde 40’a indiriyor” dedi.
Araştırmaya göre ilköğretim seviyesinde eğitim düzeyine sahip kadınların yüzde 45’i seksi görev, yüzde 42’si üremek, yüzde 38’i kadınlığı kanıtlamanın yolu, yüzde 35’i zorunluluk olarak görürken, yüksekokul mezunları arasında yüzde 47’si heyecan/uyarılma, yüzde 45’i iyi zaman geçirmek, yüzde 45’i partnerini mutlu etmek gibi nedenler üst sıralarda geliyor.

Şimdi benim bu araştırmadan çıkardığım şunlar:

1.Türk halkı, oral seks gibi “seksin parçası” olan eylemleri fantezi gibi algılıyor (Rus kadınların bu kadar popüler olmasını, evli kadınların devamlı kocalarını aldatmalarını anlıyorum)
2.Maddelerin neredeyse hepsinde teşhir ağırlıkta. Aslında kadınlar ve erkekler için listeleri ayrı alabilsek gerçekten bir yararı olacaktı.
3.Hayalgücü son derece sınırlı. Listenin en azından üçte ikisi fantezi kabul edilecek türden şeyler değil.
4.Daha çok striptiz kulubü istiyoruz, striptiz seyretmek fantezi listesine girmiş!
5. 6 ve 13. maddeler ve dolaylıklı olarak 10. madde, ne kadar aşağılık duygusu içinde ve bastırılmış bir güruh olduğumuzu gösteriyor.
6.Stadlarda saniyede 3 küfür eden Türk erkeği, sevgilisinden / karısından yatakta ne istediğini söylemekten aciz.
7.Ben eğitim düzeyi ile seksten zevk alma arasında güçlü bir bağlantı olduğuna kesinlikle inanmıyorum. İlkokul mezunu kadınların zevk aldıklarını, ya da bu işin bir de zevk tarafı olduğunu söylemelerini sadece “öyle düşünmelerine” bağlanamaz. Bence çoğu utanmıştır. Araştırmanın nasıl yapıldığını da öğrenmek lazım.
8. “Eşinizin cinsel tatmini ne kadar önemli?” sorusuna kadınların yüzde 96’sının “önemli” dediğini, buna karşılık “Kendi cinsel tatmininiz ne kadar önemli?” sorusuna ise yüzde 88’inin “önemli” dediğini söyledi” cevabının “hain erkekler kadınları seks objesi olarak kullanıyor” gibi yorumlanmaması gerektiğini düşünüyorum. Dikkat ederseniz, “kadın dergisi” olan Cosmopolitan gibi dergilerin kapaklarında her ay “partnerinizi delirtin”, “zevkten gebertin” tarzında bir yazı olur. Evlenen genç kızlara, ya da bekaretini kaybedenleri de babalarının kenara çekip “bak kızım partnerini zevkten çıldırt” dediğini sanmıyorum(!).

KORSAN PARTİ PUSULAYI MI ŞAŞIRMIŞ?

güncel | Etiketler: — 9 Ağustos 2009

Korsan Parti ile ilgili bende çok büyük rahatsızlık yaratan bir mesele var: Telif haklarının 5 seneyle sınırlı olmasını istiyorlar. Neden?

Neden 5 sene? Ya da, bu işin “detayı” ne?

Yani, 5 sene sonra, telif hakkını “kiralayan” yayıncı, artık bu hakka sahip olmayacak mı?

Yoksa, hak hepten mi düşecek? Yani eser sahibi de mi bu hakkı kaybedecek?

Şimdi başka bir konuya dönelim: 5 yıl sonunda, telifi düşmüş olsa da, biri benim kitabımı basacak. Muhtemelen de, bu, ilk anlaştığım, 5 yıl önce kitabımı basan yayıncı olacak. Çünkü kitabı basmak, dağıtmak ve reklamını yapmak gibi olanaklara sahip değilim. İşin kötüsü, sanırım Korsan Parti hariç, bu sorunun herkes farkında. Yani, telif hakları olmasa bile, yayıncılar, onları doğal olarak tekel haline getiren bazı piyasa sorunlarından yararlanıyorlar.

Peki şimdi canalıcı soruyu soralım: Neden yayınevi sahibinin oğlu Ali, babasının birikmiş servetini yeme şansına sahip olacakken, benim oğlum Ahmet’in, benden kalan tek mirası, telif, 5 sene sonra piç ediliyor?

Şunu diyebilirsiniz: sen de paranı gayrimenkule çevir, yatırım yap, borsaya gir. İyi de, ben kapitalist değilim ki! Götü boklu emekçiyim; yazdığım kitabın telifiyle karnım doyuyor. Ayrıca kapitalist olmak da istemiyorum kardeşim; fasülye hesabı yapacak olsam oturup neden kitap yazayım yahu!

Neden, üç kuruşluk telif hakkımı sorgulayan Korsan Parti, çok daha ciddi sorunlarla ilgilenmiyor, sözgelimi üreteni mağdur etmeden nasıl kapitalizmin cukkaladığı aşırı karı yok ederiz demiyor?

Neden yayınevi,dağıtıcı tekeline çomak sokmak yerine, eser sahibinin tekerine çomak sokuyor?

Korsan Parti, medyayı ürkütmeden, medyatik olarak güç mü kazanmaya çalışıyor?

Belki de, Korsan Parti de, aslında “o tarafın adamı”. Öyle ya, telifler 5 seneye düşerse, bu işten yine yayıncılar kar edecekler!

Şimdi diyebilirsiniz ki, “serbest piyasa kanunları içerisinde yeni yeni yayıncılar piyasaya girip fiyatların düşmesine neden olacaktır”

Elbette hayır. Dünyanın en “sağlam” tekellerinden bazıları yayıncılık tekelleridir; zaten böyle birşey olabilse günümüzün şartlarında da olabilir. Yeni şirketler piyasaya girip yayıncılarla anlaşabilirler. Sözgelimi, normalde cirodan %20 kazanan U2′ya, ben %50 verirsem, neden benle çalışmasın? Çalışır; ama piyasa, onu sanatçı, beni de girişimci olarak çeşitli müdahalelerle yok eder.

KORSAN PARTİNİN PROGRAMI

Az önce Korsan Parti’nin programını okudum. Aslında buna bir program değil, “wishlist” demek daha doğru. Sakın küçümsediğimi ya da ciddiye almadığımı sanmayın. Tam aksine, yıllardır bu programın savunduğu şeyleri savunuyorum.

Vaktim olsa da çevirsem. İlk paragrafta sıkı bir giriş yapıyorlar. Konu ilaç şirketleri yüzünden insanların ölmesinden, genlerin patentlenmesinden başlıyor ve sonra birden bire yazılımla sınırlı bir alanda cereyan ediyor tartışma. En sonunda da “açık formatlar ve açık kaynak desteklenmelidir” temennisiyle bitiyor.

Açıkçası, bu bir tuzak. Yazılım ile ilaç inanılmaz farklı iki sektör. Yazılım patentlerinde engelleri aşmak çoğu zaman kolay.Yazılım patentleri yüzünden insanlar ölmüyor. Yazılımla başka hiçbir endüstriyi mukayese edemezsiniz; çünkü yazılım doğa koşullarına bağlı değildir.

Korsan Parti, aynı zamanda, dövletin vatandaşını röntlemesine de karşı. Buna hesapta herkes karşı ama, iktidar olan herkes vatandaşı röntleme fırsatını da kaçırmıyor. Yani Korsan Parti burada yeni birşey söylemiyor. Solcular, anarşistler zaten yıllardır bu yüzden Avrupa ülkelerinde taş taş üstünde bırakmıyor. Doğrusunu isterseniz, bunun için bir partiye de gerek yok. Aklı başında her partinin, isterse sağ bir parti olsun, bu deliliğe dur demesi gerekmekte.

Ancak, korkarım, ekonomik krizin derinleşmesiyle faşizan akımların yükselişine tanık olacağız. (1930 krizi olmasa muhtemelen Hitler de, Mussolini de olmayacaktı)

Bu dönemde devlet, sanki vatandaşını işsiz ve çaresiz bırakan baştan beri kendi değilmiş gibi, aç ve işsiz kalabaklıklara, ancak sosyal patlamaları önleyecek kadar sadaka dağıtacak ve korkarım yeniden devletçilik akımlarının yükselişe geçtiklerini göreceğiz.

Korsan Parti, bu gelişmeler karşısında yeni bir umut mu ? Elbette hayır. Çünkü hiçbir konuda tutarlı bir politikası, bir eylem planı, ideolojik bir zemini yok. (Sonuncusunun varolması gerektiğini söylemiyorum, ama diğerleri şart)

Kabul edelim ki, Korsan Parti’nin hızlı yükselişi (ki İsveç’te bile aldıkları oy %1 değil) büyük oranda Pirate Bay davasının sonucuna duyulan öfkeden ötürü. Dava sonucundan sonra üyeleri iki katına çıkmış; grafiği de koyacaktım ama kaybetmişim.

Korsan partisi ne istiyor? Daha fazla özgürlük mü? Adalet mi? Kardeşlik mi? Hayır; korsan parti konuya direk olarak telif haklarından giriyor.

Korsan partisi aslında “korsan filan değil”; zira onların derdi telif hakları fikriyle değil, bunun süresi ile. Sürenin indirilmesini -5 seneye- istiyorlar.

Peki ya patentler? “Patent kötü şey” diyorlar; çözüm? Yok.

Doğrusunu isterseniz, bırakın bir siyasi hareketi, ancak Lise düzeyinde bir öğrencinin yazdığına inanabileceğim kadar üstünkörü patent hakkında söylenenler. Bu partiyi kuranların bu seviyede olduklarına inanmıyorum. İşin aslı, patent meselesi hakkında konuşmaktan kaçınılıyor. Çünkü kapitalizm ve devleti tartışmadan patentleri tartışamazsınız.

Korsan Parti, “ne solcu,ne sağcıyız, sadece ilericiyiz” diyor.

Solcuların en azından sosyalist kanadı da bunu söylüyor yıllardır. Solculuk, devletçilik (Sovyetler Birliği, Çin, Türkiye) ya da faşizm ile karıştırılmıyorsa (Çin, Stalin Rusyası) daima ilericidir. (CHP gibi gerici ve devletçi partileri lütfen sol sanmaya devam etmekten vazgeçin)

LİSELERE GÖRE ÖSS BAŞARISI

güncel | Etiketler:, — 18 Temmuz 2009

sheeps resmi Liselere Göre ÖSS Başarısı yazısı guncel  kategorisindeGeçen hafta yılda en fazla iki kere okumaya tahammül edebildiğim gazetelerden birini aldım. Önceki günlerde ÖSS sonuçları açıklandığından, gazetenin önemli bir kısmı ÖSS ile ilgiliydi.

Peki, yerli basın esnafını takip etmeyen biri olarak, ÖSS sonuçlarından nasıl haberim oldu? Apartmanda bir anne kızın çığlık çığlığa, saatlerce kavga etmesi sayesinde. Tabii arkasından da her sene tekrarlanan facialar tekrarlandı. Başarılı intihar teşebbüsleri, başarısız intihar teşebbüsleri, evden kaçmalar, vs.

Üniversite eğitimi de dahil, tüm eğitim düzeyinin bu kadar kıtipiyoz olduğu bir ülkede çocuklar ölüyor, karnını zor doyuran aileler yıllık gelirlerinin çok önemli bir kısmını dersane esnafına yediriyor. Aynı ülkede, resmi rakamlara göre bile, gençlerin dörtte birinden fazlası işsiz. Üniversite mezunları, oturup adam gibi bir makale yazacak düzeyde, bırakın yabancı dili, Türkçe bilmiyorlar. Dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında tek bir Türk üniversitesi yok.

Basın esnafının gazetelerinden birine göre, İstanbul’da çok sayıda “sıfır çeken” okul var. Bu okullardan mezun olan çocukların hiçbiri üniversiteye girememiş. “Yetkili biri”, “araştırma başlatacağım” demiş.

Hiç araştırma başlatma. Ben sana neden sıfır çektiklerini anlatayım. İşine gelirse anlarsın, birşey yapmaya çalışırsan da artık sürülür müsün, karalanır mısın bilmem.

Bahsedilen semtleri zaten devlet gözden çıkarmış. O mahallelere polis bile girmiyor. Oraya gönderilen öğretmen de muhtemelen yeni mezun,tecrübesiz. İşin doğrusu bu çok da önemli değil. Asıl mesele öğrencide bitiyor, en azından öenmli kısmı. Ama öğrenci üniversiteye gitmeyi umursamıyor.

Neden umursasın ki? Çoğu ailesini geçindirmek için çalışmak zorunda. Çoğu, eş, dost, tanıdık olmadan bir baltaya sap olamayacağını biliyor. Umutsuz ve çaresizler. Gençlerin en az dörtte biri işsiz, bunların çoğu da üniversite mezunu. Çocuk televizyonu açınca, kömür çıkarmak için sırtına küfe yüklenerek eşek gibi yüke koşulan, bu şekilde test edilen üniversite mezununu görüyor.

Bu ülkede zekaya, bilgiye, kültüre, üretmeye saygı mı var? Türk medyası ahlaken (dini bir ahlaktan bahsetmiyorum; bahsettiğim temel insanlık değerlerinden nasiplenmemiş olmak) çökmüş adamların elinde ve benim bildiğim 20 senedir, orospuluğun en adi türleri, hırsızlık, dolandırıcılık, tetikçilik teşvik ediliyor.

Ama en önemli nedeni söyleyeyim araştırmacı arkadaş; kıytırık “eğitim sisteminizden” mezun olup, yine kıytırık üniversitelerinize girebilmek için dersane esnafının eline bakmak şart. Çünkü öyle bir sınav yapıyorsunuz ki, öğrenciyi dersaneye muhtaç ediyorsunuz. Türkiye’de kolej açan dersaneler var.

Senin sıfır çeken okullarının öğrencisinde dersane esnafına verecek para yok. Ben liseden mezun olalı 15 seneden fazla oldu. Özel lisede okudum ve son sene, ikinci dönem okula gitmedim. O sene okula dersane hocaları geldi ve sadece test çözdük. Ben son sene matematik görmedim. Türev,diferansiyel ve integrali ilk kez üniversitede gördüm.

Bugün özel okul öğrencilerinin %60-70′i üniversiteye giriyorsa, ya son 1-2 sene okulda dersane sistemi olmasından, ya da hepsinin dersaneye gidecek, özel hoca tutacak parası olmasından…Yoksa sizin müfredatla Galatasaray,Robert,Saint Benoit mezunları bile üniversiteyi zor kazanır.

Sokaktaki adamın bildiğini sen bilmiyormusun? Bilmiyorsan o koltukta işin ne? Elbette biliyorsun da, dersane esnafına, eğitim sistemini bitiren hükümetlere laf etmek işine gelmiyor.

Bak resmen ihbarda bulunuyorum. Hatta son sene sınıflardan birini kumarhane haline getirip fotograflarını da çektik. Benim gibi 250 tane de adam bu işe şahit. Neredeydi Milli Eğitimin müfettişleri? Yoksa bazı okullar bu konuda da “ayrıcalıklı” mı?

Bu sene ÖSS’yi kazanan kazanamayan her öğrenciye söylüyorum: Gelin buraya yaşadıklarınızı yazın. Ben sizin daha yeni girdiğiniz yolu çoktan bitirmiş biri olarak şikayet ediyorum. Ayrıcalıklı muamele görmüş, istediği zaman dersaneye, istediği zaman ayağına özel hoca gelmiş biri olarak isyan ediyorum. Nasıl olsa kazandım diye düşünmeyin; daha sürüyle haksızlık yaşayacaksınız. Hayatınızın en iyi yılları elinizden alındı. Belki aranızdan bazılarının arkadaşları, kardeşi evden kaçtı,intihar etti. Üniversitenin kapısından çıkınca da, aranızdaki 4 kişiden en az biri işsiz kalacak. Kalmayanların çoğu da ancak karın tokluğuna, aylarca iş aradıktan sonra çalışabilecek; muhtemelen de hiç istemediği bir işte…

Ben yine de şu “araştırmanın” sonuçlarını merakla bekliyorum…

TÜRKİYE KORSAN PARTİSİ KURULUR MU, KURULURSA KİM KURAR?

güncel | Etiketler:

pirate63 resmi Türkiye Korsan Partisi Kurulur mu, kurulursa kim kurar? yazısı guncel  kategorisindeTürkiye’de Korsan Parti tartışmaları, neredeyse sadece Internette varolsa bile, devam ediyor.

Korsan Parti İsveç’de kuruldu ve popülaritesinde kesinlikle Pirate Bay davasının büyük katkısı var. Zaman zaman bu tip “marjinal partiler” kurulur ve genelde magazin muhabirleri dışında da pek ciddiye alınmazlar. Zamanında meşhur Cicciolina’da Çıplaklar partisi filan gibi bir parti kurmuş ve gazetelerin arka sayfalarını bolca işgal etmişti…

Ancak, Korsan Parti, çok daha ciddi bir iştir. En azından, şu anki hallerinden daha ciddi olmaları gerekir.

Korsan Parti’nin içinde kimler olduğu, tam olarak ne düşündükleri hakkında fazla bilgim yok. Zira genelde bu tip gruplara bilfiil girmeden, söylenenlerin çoğunun yalan,yanlış ya da söylenti olduğunu bilirsiniz. Ancak, ortadaki kompozisyon itibariyle, şu an için Korsan Parti içinde anarşistlerin, öfkeli gençlerin, belki bir miktar sosyalistin, (umarım) bir ihtimal de, fikir özgürlüğünü ciddi bir tartışmaya açacak entelektüellerin olduğunu varsayabiliriz.

Türkiye ile İsveç inanılmaz derecede farklı ülkeler, kültürler. Yasalar,devlet yapısı, insanların devlete bakışı ve ondan beklentileri, herşey son derece, üstelik uzlaşamaz derecede farklı.

ŞUNU KABUL EDELİM: KORSAN PARTİ, SOSYALİST OLMAK ZORUNDA.

Çünkü, eğer daha makul patent (oraya sonra geliriz) ve telif hakkı yasaları isteyecekseniz, kapitalizmin tekerine çomak sokacaksınız. Kaldıki, buradaki uzlaşma noktaları da fludur; nerede, hangi şartlarda uzlaşacaksınız?

Telifin 3 seneye inmesini mi isteyeceksiniz? Bunun makul süresi nedir?

Şimdiki süre yanılmıyorsam 70 sene. Bunun gerekçesi de şu olacaktır: Eğer 20 yaşında bir başyapıt yarattıysanız ve 90 yaşına dek yaşayacaksanız, eseriniz size para kazandırmaya devam etmeli.

Ben sosyalistim ve tuhaf gelebilir ama buna itirazım yok. Hakkında sürüyle davalar açılmış adamlar milletvekili olup 5 seneden sonra hayatlarını rahatlıkla idame ettirecek paraları alıyorsa, halkın parasını çalan birisi 10 sene ortadan kaybolduktan sonra yargılanamıyorsa, beyniyle bir eser ortaya çıkaran insan da bu hakka sahip olmalı. Buna hiçbir insan evladı itiraz etmemeli. Peki, 70 sene boyunca insanlar, bir esere en azından makul bir fiyatla ulaşmak için, yazarın anlaştığı yayıncının (müzik,kitap,aklınıza ne geliyorsa) istediği bedeli mi ödeyecek?

Maalesef öyle. Çünkü kapitalist sistemde yayıncı korunmazsa yazar da korunmaz; çünkü sistemin amacı üstün eserler,üstün fikirler,insanlığı ileriye taşıyacak eserler üretmek değil. Bu anlamda bir kamu yararı da sözkonusu değil. Sistemin amacı para kazanmak ve ticaretin korunması. Adalet “mülkün” temelidir.

Bu işi mevcut ekonomik sistem ve devlet yapısı içinde çözmeniz imkansız. Fransa gibi ülkeler sanatçılara belli bir miktar para ödüyor ve hamallık yapmak zorunda kalmadan işlerine odaklanabilmelerini sağlıyor. O zaman da “sanatçı kimdir?” sorununu çözmekle uğraşmak durumundayız. Acaba Jean Micheal Jarre’ın birikmiş bir serveti olmasa ve Sarkozy’nin über-faşist politikalarını protesto etse, o yardımı alabilir miydi?

Bildiğim kadarıyla hiçbir devlette “insanlık yararı” diye bir konu yok. “Kamu Yararı” denen şey de, genelde devletin vatandaşın elinden birşeyleri alabilmesini sağlıyor. Arabanızın ruhsatındaki “Seferberlik emri” maddesine, B tipi orman arazilerine bakın. Zannetmeyin sadece Türkiye’den bahsediyorum; bütün dünyada bu durum böyle.

Şimdi, bu koşullar altında, Korsan Parti’nin devletten ne isteyeceğini söyleyin.

Telif hakları ve patentlere dokunamazlar. Korsan Parti’nin bu konuda ciddi bir politikası var mı? Ne öneriyor? Eser sahibini ve o eserden mahrum kalan halkı bir arada memnun edecek çözümleri nedir?

“Bunları sonra tartışalım” da diyebilirler. Neyi tartışalım? Internet’i sansürleyen kanunu mu? MOBESE kameralarını mı? Yoksa çift hukuklu adalet sistemini mi?

Elbette bu konuları sonra da tartışmak mümkün; ama en azından bu konular hakkında birşeyler söylemeden, bir eylem yapmadan kimse Korsan Parti’nin ya da bu oluşum içinde yer alacakların samimiyetine inanmaz, öyle değil mi?

Bu haklar için bir parti kurulması gerekir mi? Ben “%1 bile alamaz” laflarına itibar etmiyorum. Elbette alamayacaktır. Ama bu haklar ve özgürlükler için bir siyasi çatı olması, seslerin duyurulması ve örgütlenme açısından muazzam bir artı olacaktır.

Dolayısıyla bir parti kurulmasının elbette zararı olmayacaktır; ancak en azından muhalif entelektüellerin desteğini alabilmek için bu partinin sağlam temellere oturması gerekir. “Torrenta yasak gelemez” gibisinden bir söylemle ancak Twitter’dan 10 tane genç toplanır, o kadar.

Başta sorduğum soruyu birkez daha sorayım; bu soruya doyurucu bir cevap verenin bu işi kıvıracağına kani olacağım:

“Eser sahibini mağdur etmeden, insanlara nasıl bir özgürlük vaad edeceksiniz? Özellikle de mevcut kapitalist düzen içinde?”

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

ARŞİV

« İlk...23456789101112...Son »