BİREYCİLİK VE BİREYSELLİK FARKLI ŞEYLERDİR

güncel,öylesine | Etiketler:, — 1 Eylül 2008

bodyarmour1 resmi Bireycilik ve bireysellik farklı şeylerdir yazısı guncel  kategorisindeGeçenlerde -ne kadar geçti bilmiyorum!- bir blog yazarıyla osuruktan bir sebepten ötürü ağız dalaşına girdik. Konu bir domain meselesi. Tafsilatına girecek değilim, zira insanların özel hayatlarını deşifre etmeyi uzun süre önce bıraktım. Kendisi blogumu okuyorsa -okuduğunu sanıyorum- “aha o bendim” diyecektir. (aha kısmından emin değilim).

Farkettiğim şey, yaşça benden bile(!) büyük olan birinin, bana bile(!) çocukça gelen, abartıya kaçmış güvensizliğiydi. Üstelik, buna neden olacak bir şey yapmadığım gibi, geri alabileceğini sandığı bazı hakları kaptırmaması için böyle bir girişimde bulunmuştum. Kendimce yaptığım bu iyilik, bana baş ağrısı olarak geri döndü.

Nereden nereye…

Modern insanın gitgide son derece zavallı,ezik,güçsüz ve çaresizlik duyguları içine hapsedilmiş bir varlık haline getirildiğini düşünüyorum.

Kendimi de tenzih ediyor değilim; bir ayrıcalığım, sadece bunun farkında olmak. Artık kendimi birçok insana göre daha sağlıklı bulmaya başladım.

Son 1 ayda, sayısız güvensizlik örneği gördüm. Ortak nokta, hepsinde kötü birşeyler yapamayacak kadar uzakta olmamdı.

İnsanlar uyutuluyorlar. “Bireysellik” denen şey, insanlara yutturulan bir palavradan ibaret. Bireysellik yalanı altında, insanlara “bireycilik” yutturuluyor.

Ne anlatmaya çalıştığımı anlamanız açısından, farkı kendimce anlatayım. Bu kelimelerin anlamlarına herhangi bir yerden bakmış değilim. O yüzden, bunları Zipotink ya da Zipotinkizm filan gibi “gerçekte olmayan” kelimelermiş gibi düşünebilirsiniz.

Bireysellikle başlayalım. Bireysellikten anladığım, insanın kendini diğer insanlardan ayıran özellikleri hakkında çalışması, kısacası farklılığını artırmak ve geliştirmek istemesidir bana göre. Bunun içine muhakkak özgür düşünceyi de katarım. Kişi ne kadar farklı düşünceleri dinler, okur, öğrenir, gözlemler,bunlar hakkında düşünür, ama sonucunda kendini farklı bir birey haline getirecek bir senteze varırsa, o ölçüde birey olur. Bunun tersine kısaca koyun olmak diyebiliriz.

Bireysellik pozitif bir yönelimdir bu açıdan. İçinde “dünyaya ve insanlara açılmak”, keşfetmek, beyni çalıştırmak ve sağlıklı-samimi bir sosyallik vardır. Denemekten,öğrenmekten,dolayısıyla yanılmaktan kaçmamayı içerir.

Bireycilik ise, yine kendi uydurma tanımımla şöyle birşeydir: İnsana, daima yalnız olduğunu, yeni insan,durum, hatta eşyaların tehdit unsuru olabileceğini, alışıldık yolda gitmenin tehlikeden kaçınmanın en isabetli şekli olduğunu önerir. Bireyci biri, kendini olayların ve ilişkilerin odağında görür ve çevresindeki herşey ikincil önemde, ancak potansiyel olarak zararlı,tehlikeli şeylerdir. Bu aslında bir tür şizofreni halidir ama toplumun çoğunluğunu oluşturmaya başlayan, genelde de üst sosyokültürel katmanlarda bulunan bireyciler (buradan toplumun üst sosyokültürel dilimlere doğru yol aldığını çıkarmak saçma olacaktır; tam tersine, üst sosyokültürel dilimde gelişen bireycilik altlara doğru inmektedir) “sosyal tavırlar” sergilerler. Genelde çok sayıda ahbapları vardır. İlişkileri, duyguları, önemli bazı sosyal konulardaki görüşleri son derece yüzeysel, samimiyetsiz ve basmakalıptır. İlişkileri sürdürmek istemelerinin nedeni insani ihtiyaçlardan değil, kendilerini daha çok sağlama alma güdüsünden kaynaklanır. Sürekli birşeyler inşa etme telaşı içinde olmalarına rağmen, aslında iskambilden kaleler yaparlar. İlişkiler, görüşler, garantiler en ufak bir sarsıntıda çökme eğilimindedir. Doğal olarak, mutsuz ve güvensizdirler. Diğer insanları,gerçekleri ve dünyayı algılama yetileri son derece geridir.

666. YAZI: ŞEYTAN!

öylesine | Etiketler: — 30 Ağustos 2008

666 b resmi 666. yazı: Şeytan! yazısı oylesine  kategorisinde666. blog girdimi yazmak için biraz bekledim; numeroloji takıntım filan yoktur ama (kabalistler,İslam kabalistleri,19 mucizesi,vs) 666 modern kültüre o kadar girmiş ki, yazmamak ayıp olurdu.

Zamanında birileri 666′yı Timberland logosunda bile “bulmuşlardı”. Modern insanın şeytan korkusunu belki de sadece ilahiyata bağlamak sığ bir yaklaşım olur. Bence bu paranoyayı en güzel anlatan eser “Şeytanın Avukatı” filmi. Bu filmde şeytan “kötü bile değil”. Sadece insanın ne kadar kötü olabileceğini gösteren biri.

Nitekim,şeytanın ilahi tasviri de çok farklı değil. İnsana hizmet etmeyi reddeden meleğe, Tanrı bir şans veriyor. O gün bu gündür, “iyilik mi kazanacak kötülük mü?” sorusu, hayatın çeşitli alanlarında sorulup duruyor.

Bana göre şeytan sadece özgür iradeyi temsil ediyor. Kurallara göre oynamazsanız, yaptıklarınızın sonuçlarına katlanırsınız. Hıristiyanlıktaki 7 ölümcül günahta, aslında modern insanın zayıflıklarını yansıtan 7 karakter bozukluğundan fazlası değil. Yine de, bazı ilerlemeler -toplumsal ya da bireysel- için bu günahlardan en az birini işlemek şart olabiliyor. İlerlemenin ne kadar gerekli olduğu ise başka bir tartışma konusu. Sözlerim biraz dini fanatikmiş gibi algılanabilir ama, çoğu zaman yaptığımız aptallıkların sonuçlarını bertaraf etmek için deli gibi çırpınan bir uygarlığımız var. Önce kanserojen maddeler yaratıp sonra bunlarla mücadele etmeye çalışmak gibi. Bu hatalarımızın çoğu, genel olaraksa hata yapma durumu, çoğu zaman içimizdeki en insani değer olabiliyor. Gerçek şu ki, çoğu zaman sonuçları öngörebilmek pişman olmak için yeterli değil; o deneyimleri yıkıcı bir şekilde yaşamak şart. Üstelik bu bile, samimi bir pişmanlık ya da vazgeçiş için yeterli olmayabiliyor. Nitekim, “tarih tekerrürden ibarettir” gerçeği, aslında ders almadığımızı işaret ediyor.

Daha “ilahi” şekliyle söylemek gerekirse, bence asıl kusurumuz “şeytana uymak” değil, “ne kadar uyduğumuz”.

Şeytanın Avukatı’nda, şeytan (Al Pacino) sersem avukatımızı (Keanu Reeves) sürekli uyarır, ama salak ve başarılı gencimiz ona aldırış etmez.

Dindar insanların şeytan korkusu ve nefretini ise asla anlayamadım!

Eğer somut ispatı olmayan birşeylere inanıyorsanız,inancınız için ölmeyi bile göze alabiliyorsanız, sizi inancınızdan döndürecek şeylerle karşılaşmak ancak hoşunuza gitmeli. Zira, inanç kendi içinde, dış bir faktör olmadan, test edilebilecek Bir şey değil. Şeytan ise, Tanrı inancı taşıyan birine bu şansı veriyor!

Oruçlu ve şahane yemekler pişiren bir aşçının inancı, muhakkak ki berbat İngiliz yemeklerini yemek zorunda olan, sözgelimi bir Adanalı’dan,Fransız’dan daha sık test edilmektedir!

ŞİŞME KADIN – 2

öylesine | Etiketler:, , — 24 Ağustos 2008

chelsea shane resmi Şişme kadın – 2 yazısı oylesine  kategorisindeBuradaki şişme kadınlar isimli yazıma çok talep olunca -Google söylüyor- ben de ikincisini yazayım dedim.

Ancak, bu biraz farklı bir tadda. Hani, Terminator’ü çektikten sonra, 2.sini çekerken “yav,bu da aşk filmi olsun, hatta Goddard çeksin anasını satayım” demek gibi.

Şişme kadınlarla seks yapabilen erkeklerin ruh halini çok merak ediyorum.

Mesela,isim filan takıyorlarmı?

“Bundan önce Aylin vardı, çok abanınca patladı Aylin. Lastikçide fitil yaptırdım,yama yaptırdım olmadı. Sonunda attık. Ondan önce Sıdıka vardı. Hoppa karıydı. Altımdan kayıp kayıp giderdi. Lastikçi “abi buna nitrojen basalım daha iyi tutunur” dedi. Nitrojen bastık o da fayda etmedi. Sonunda helyum basayım dedim, o da ısınmadan patladı. Sıdıka kullanılamaz hale geldi, ben de yandım. Ama bu Aysun’dan çok memnunum, yeni model, lateks-neopren karışımı, aramızda güzel bir ten uyumu var”

Çok ucuz, ama kullanılmamış(!) bir tane bulursam alıp salona koymak istiyorum. Evli arkadaşlarım gelip gittiğinden değil, çok evli çift gelse vallahi koyacağım.

“Bu da karım Nebahat. Pek hamarat sayılmaz, ama kendi halinde, sessiz. Evlen evlen dediniz, sonunda biz de bir yuva kurduk işte”.

Araştırmadım ama bekaret zarı olan modeller yaparlarsa çok tutar diye düşünüyorum. Hatta yıkanınca çıkan kırmızı boya da koysunlar içine.

Bir de, ileride birgün denize şişme kadınla girmek istiyorum (namus meselesinden dolayı tek parça mayo giydirerek). Öyle ya,çocukken ördekle filan girerdik, bu yaştan sonra ördekle,simitle girecek değiliz ya!

Merak ediyorum, bunlar haşır huşur edip yataktan kaymıyorlarmı? Şişirmek için pompa veriyorlarmı, yoksa ağızla mı şişiriyoruz (ağızla az kadın şişirmedik hani!) Son olarak, tıpaları nerdedir?

Şişme kadının yanında garanti belgesi ve fatura veriyorlar mı? Örneğin 1 haftada patlatıp geri götürürsem “abi üretim hatası değil, kullanım hatası” derler mi?

Şişme kadınlar kıskanılıyor mu? Mesela, eve gelip arkadaşımı şişme kadınımla cürmü meşhut durumunda yakalarsam, ikisini de vurursam, cezadan indirim alır mıyım?

*Bu arada merak edip girdim araştırma yaptım. “Naylonlar” 70 YTL’den filan başlıyor. Bir de silikonluları varmış. (Şişme derdi yok!) Bunlar bayağı pahalı,1.000-2.000 YTL arası (zamanında o paraya canlı Rus satıyorlardı). Resimdeki model Chelsea Shane’miş (vallahi tanımadım) Bakın ne diyor:”Realistik Kadınlar Chelsea Shane tam %100 silkon şişirmek için uğraşmanıza gerekyok gerçeğini aratmayacak özelliklere pişman olmayacaksınız … ” (Gerçeğini bilmeyenleri kekliyorlar!)

BEN BİR SEVGİ KELEBEĞİYİM...

öylesine | Etiketler: — 19 Ağustos 2008

Bazen evin önündeki ağaçları yalayıp geçen hüzünlü meltem gibi, adın geçerdi aklımdan,yoksa kalbimin peşinden bir yetim gibi gelen, zavallı,ağır adımlı aklım mı demeliydim?

Senin girdiğin bir ruh içinde akla yer yoktu,kaç kişi bilirki? Aşkın önünde durulmaz süvarilerine şehit verdiğimiz nice kırık kalpli ruhlar, acaba hayatta kalabildiniz mi? Umarsızca kılıcımı sallamaktan vazgeçeli iki sonbahar geçti, hala gelip biçare canımı benden kopartmanı, senin olduğun yere almanı bekleyip duruyorum; ama sen bazen öldürmeyecek kadar bile acımasız olabiliyorsun…

Yukarıdaki iki paragrafı yazarken beynimin ısısı 98′e çıktı ve saçlarım alev aldı. Ümit Yaşar Oğuzcan’ın filan şiir yazmayıp fiziğe girse, 23 yaşında doktorasını bitireceğine karar verdim.

Bu neydi şimdi? Bilmiyorum. Sağında solunda güller ve maytaplar patlayan bir-iki bloga denk geldim, biraz okuyayım dedim bir bok anlamadım. Bende aynısından yapabilirim belki diyerek asıldım klavyeye, 2 paragrafta eridim bittim…

HOLLYWOOD NEDEN ŞİDDETİ ANLAMADI?

hatıratım,öylesine,sinema | Etiketler: — 11 Ağustos 2008

90′ların başındayız, Edirne’den arkadaş iade-i ziyarete gelmiş.

O zamanlar yaş 15,bilemedin 16. Gittik Galeria’de boktan ABD hamburgeri yedik (modaydı), Fame City’de jeton tükettik, çaylarımızı içerken, “asacaksın bak bunları nası kurtuluo olum memleket” tarzı vatan kurtarmaca oynadık. Hoş Cumhuriyet’in,Hürriyet’in entelektüel seviyesi de pek bu muhabbeti aşmıyor ya,idare edin artık…

Vatanı da kurtardık,lakin canımız sıkılıyor. Hadi dedim sinemaya gidelim,günün anlam ve önemine uygun olarak Steven Seagel’ın bir filmi var. O zamanlar böyle sinema kompleksleri yok, en delikanlı sinemada 3-4 salon var. Ben nedense 74 sinemasını çok severdim (aslında kolpa bir sinemadır,nuh nebiden kalma dekorasyon,zemini bile yamuktu o zaman),gittik girdik filme. Steven Seagal “arazide” yine. (Gemide geçiyor aslında film…) Seagal’ın iki tip filmi vardır, ya şehirde geçer ya doğada. Tema fiks tabi; öldür ve kızı öp.

Yine de severim Seagal’ı; birçok “jön” gibi kıro değildir. (Dünyanın en büyük gitar ve Japon kılıcı koleksiyonlarından birine sahip, cidden Japonya’da eğitim almış,gitar ve saksafon çalıyor). Ayrıca karısı Kelly LeBrock; bence tüm zamanların en güzel kadınlarından biri.

Hadi lan dedim,sayalım kaç kişi ölecek…

Ben 36′da filandım, arkadaş Trakyalı şivesiyle “te yeter be a…a koyayım, öle tavuk gibi gelirler ölmeye”

Hakkaten de öyle!

Ölenler topraktan bitmiş,bunların hiç ailesi,sevdiği,ne bileyim balığı,köpeği filan ölmemiş, bilgisayar oyununda yaşıyorlar ya, 3 hakları daha var, hatta God Mode’a filan girersen ölüm yok sana…

Öyle kabak gibi, bıkkın sıkkın, sanki belediye otobüsüne yürür gibi ölüme gidiyorlar. Ne bir korku, ne bir dikkat,”aman bu herif 36 eleman deşti,ben biraz daha dikkatli olayım,siper filan alayım,hatta mümkünse kaçıp götü kurtarayım”

Tavuk gibi ölüyor adamlar.

Seagal’da da bir olay yok; “ulan hepiniz geberin de bir an önce mala vurayım” tribi.

Hollywood, ister inanın ister inanmayın,şiddetin ne kadar irkiltici olabileceğini anlamadı.

Sen uzak çekimde adamı bir uçaktan diğerine atlatırsan, seyirci bir bok hissetmez. Atlayacak anasını satayım,işi ne, o kadar para alıyor!

Ne bileyim,hiç kafan basmıyorsa şöyle uçaktan,adamın gözünden yeri bir gösteriver, Bir şey fırlasın gitsin, seyirci “ula ula nası da essio” desin. Nasıl yönetmensin sen!

Adamı ipten maymun gibi kayarken gösterme,ipin ucundan yeri göster,ip uzayıp giderken filan, oraya da hemen ucuzluk yapıp müziği dayama “aha işte seyirci,heyecandan altına sıçacağın an geldi” diye. Şöyle bir rüzgarın uğultusu gelsin,ip sallansın demire vursun…

Hiç gerçek kavga gördünüz mü?
Hergün kavga eden adam görsün şöyle bir irkilir. Gerçekçidir çünkü.

50 tane adam öldürüyorsun,bende tık yok.

Herif bir uçaktan öbürüne atlıyor,irtifa 8.000 metre,”hep aynı terane” diyorum.

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

ARŞİV

1234567891011...Son »