Microsoft’u tekelcilik politikalarından dolayı sık sık eleştirsem de, Microsoft’a zaman zaman haksızlık edildiğini düşünüyorum.
Özellikle özgür yazılım camiasından olduğunu iddia edenlerden bir saldırı geldiğinde, fazla ciddiye almıyorum. Buradan Stallman ya da Moglen gibi “üstadların” hukuki,ahlaki ya da vicdani eleştirilerini ciddiye almadığım anlaşılmasın. Lafım, bilgisayarın nasıl çalıştığını bile bilmediği halde sağdan soldan “terminoloji”,”jargon”,”klişe” edinip, saçmasapan argümanlarla MS”e saldırıp, gerçek özgür yazılım “müridlerini” küçük düşüren ayaktakımına…
Saçmasapan teknik tartışmalara girmemeye özen gösteriyorum. Hayır; GIMP Photoshop”tan daha iyi bir program değil. Bunu iddia edenin, GIMP kullanarak düz bir çizgi bile çizemediğini düşünürüm. Windows XP”nin bellek yönetimi fiyasko değil; bu da yaygın bir iddia. Koca koca adamlardan duyuyorum, sinirlerim bozuluyor. Kafaları hala Windows 98′de kalmış. Windows NT serisi ve Windows 9x serisi, bellek yönetimi konusunda ancak karpuzla kamyon jantı kadar benzeşiyorlar!
Bir de Apple fanatikleri var. Mac OS X hiç bozulmazmış. Virüsten filan etkilenmezmiş. Senelerdir Mac OS üzerinde profesyonel grafik tasarımı yapan arkadaşım, Freehand”de fontlardan birini seçince makinası çöküyor. Kullandığı diğer makinede Windows 2000 yüklü; 15 dakikada Windows kurabiliyor ama Mac”i saçmalamaya başlayınca panikliyor; zira çoğu Mac kullanıcısı BSD tabanlı sistemin nasıl çalıştığını pek bilmiyor. Mac’de de çok sayıda virüs var ve Microsoft kadar da hızlı çözüm üretemiyorlar.
Çoğu Mac kullanıcısı neden bu kadar memnun biliyor musunuz? Bir PC”nin 3 katı para ödedikleri için!
Türkiye”de bir Apple Mac sahibi olmanın bedeli, ABD”denin 1.5-2 katı. Çok yeni parçaları hesaba katmazsak, PC bileşenleri ABD”den sadece %10-20 daha pahalı. Onu da ABD”den IMF’ye borcu olmamasına bağlayabiliriz!
Bir de iPod var tabii..iTunes”dan değil de başka bir ağdan müzik indirdiğinizde çalmanıza izin vermiyor. Aynısını Microsoft yapınca tekelci oluyor, Apple yapınca “Ipod şaaanee alet valla”.
iPod”un ses kalitesi konusunda da bir üstünlüğü filan yok; gerçekten ciddi yapılan testlerde orta sıralarda yer bulabilen bir cihaz. Test1:http://reviews.cnet.com/4520-11297_7-6510133-3.html?tag=nav Test2:http://reviews.cnet.com/4520-11297_7-6510133-4.html?tag=nav Test3:http://reviews.cnet.com/4520-11297_7-6510133-2.html?tag=nav
Sorunsuz bir cihaz da değil iPod; bazı serilerinde batarya arızaları var. Üstelik yan sanayi bataryaların ABD fiyatı 30 doların üzerinde; Türkiye”de ise orjinal batarya değişiminin 100€¬ üzerinde olduğunu duydum.
iPod, “özgür” bir cihaz da değil. Standart dışı,tuhaf bir PC bağlantı kablosu var. Seyahat ediyorsanız bunu da yanınızda taşımak zorundasınız. Standart bir şarj cihazı ile iPod”u şarj etmeniz mümkün değil; çünkü o sokete uyacak bir fiş bulmanız mümkün görünmüyor.
Apple”ın Open Source konusunda da “samimiyetini” gördük. Darwin Intel”e taşınmaya başlayınca kaynak kod derhal kapatıldı. Mac OS X, zaten açık kaynak kodlu BSD ve Mach kernel üzerine kurulu. Kimse de çıkıp “kimin kaynak kodunu kime kapatıyorsun?” diye sormadı; ya da sesleri zayıf kaldı.
Apple, öldürmeye karar verdiği Power PC mimarisi üzerine kurulu Darwin ve Bonjour gibi projeleri açarak, insanların feedback yollamasını sağladı. Yani ortada bir özgür yazılım kahramanı yok!
Ama nedense herkes Sun”a Java konusunda saldırdı. Birkaç gün önce Sun, Java”nın kaynak kodunu açtı. şimdi de J2ME kavgası sürüyor. Evet; Microsoft işletim sisteminin kaynak kodunu açmadı ama en azından BSD”den aldığı network kodları hariç, kendine ait bir kernel”ı var. iPod fiyatına satın alınabilen bilgisayarlarda çalışan bir işletim sistemi satıyor. Liste fiyatlarına bakarsanız Mac Os X”in Windows”tan daha pahalı olduğunu göreceksiniz.
Ben burada bir çifte standart, hatta “servet düşmanlığı” görüyorum. Apple da en az Microsoft kadar tekelci. Mac OS bence teknik açıdan daha iyi bir sistem; ama destek açısından bakarsak Linux”tan geride. 100 Windows ve 100 Linux programına karşılık, kaç Mac OS X programı var ki? Pahalı,desteği az bir sistem. Üzel donanım gerektiriyor. Servis sorunu var; köşedeki bilgisayarcı Mac OS X kuramıyor. Donanım desteği de yazılım desteği gibi zayıf. Hal böyle olunca, Windows bana daha “arzu edilir” bir sistem gibi görünüyor! Üstelik oyunda oynayabiliyorum.
Eskiden Mac sahiplerinin öne sürdükleri karşı argüman,işlemci mimarisi ve gücüydü. şimdi o da yok;PC”lerle aynı işlemciyi kullanıyor. Üstelik bir Mac”e vereceğim parayla çok daha güçlü bir PC kurabilir, istersem üstünde Linux,Windows,hatta Mac Os çalıştırırım!
Artık bazıları amaçlarının üzüm yemek mi,bağcıyı dövmek mi olduğuna karar versinler (tabi karar verebilmek için muhakeme yeteneğine de sahip olmak gerek!)
Özgür yazılım savunucusu olmak eşittir Microsoft düşmanı olmak değildir. Üzgür yazılımdan yanaysanız, Microsoft”a da, Oracle”a da, Apple”a da aynı mesafede duracaksınız. (Daha yüzlerce şirket sayılabilir).
Google’ın “summer of code” programı ile, özgür yazılım geliştiricilerini uzun bir süredir destekliyor. Daha önce bu işten 0$ (yazıyla sıfır) kazanan bir geliştirici için emeği karşılığı birkaç bin dolar almak ve adının bir şekilde Google ile anılması elbette gurur verici birşey.
Bu Google için iyi bir reklam. Halen azınlıkta olan ve bu yüzden dolayı da kendi camiası dışından gelen küçük iyilikleri bile gözleri yaşararak karşılayan topluluklar için Google müthiş bir sempati puanı elde ediyor.
Google, sadece bilgisayar dünyasının değil, genel olarak dünyanın en büyük ekonomik (hatta sosyal) gücü olmak konusunda hızla ve durdurulamaz şekilde ilerliyor. Firefox”u neden desteklediklerini merak ediyor musunuz?
Yıllar önce Netscape, kendi tarayıcılarına AltaVista”yı entegre etti ve Google gelene kadar AltaVista, elindeki olağanüstü gücü Yahoo ile paylaştı. Altavista, kendi reklamını oldukça ucuza yapabildi; Avrupa”nın %60 gibi bir bölümü Netscape navigator ile geziyordu nette..
ABD ile kıyasladığında tüm Avrupa kıtası hallice bir köyden farksız. X bir ürünüm olsaydı ve tüm dünyada pazarlamakla ABD”nin sadece bir eyaletinde pazarlamak arasında bir seçim yapma konumuna gelseydim, tüm dünyayı orta karar bir ABD eyaleti için gözden çıkarabilirdim. Netscape ve Altavista kaybetti çünkü Yahoo “Amerikalı” gibi oynadı bu oyunu. Altavista, pazarlama ve elindeki gücü paraya çevirme konusunda yavaş ve beceriksizdi. Ama bana sorarsanız, gelmi geçmiş en başarılı arama motoruydu. İşe yarar bir bilgiye ulaşmam, Google ile AltaVista ile olduğundan 3 kat fazla zaman alıyordu. şu an bir kıyaslama yapamam çünkü artık arama motorlarını kurcalamaya vaktim olmuyor; alışmış kudurmuştan beterdir misali direk “google.com” yazıveriyorum.
Google, Firefox”un hızla yayıldığını gördü; üstelik Netscape”in aksine homojen bir yayılma bu. Netscape”in müthiş Avrupa başarısına karşılık, Firefox tüm dünyada yayılıyor. Yavaş ama çok kararlı bir artış bu. Google, kendini Firefox”a entegre ederek, kalan tüm sağları da kendine çekecek; çünkü çoğu kullanıcı için devamlı kullandığı arama motorunun URL”sini yazmak eziyetten başka bir şey değil.
“İyi de herkes zaten Google kullanıyor” diyebilirsiniz. Üyle değil. ABD”de hala ciddi bir Yahoo kitlesi var. Her TV kanalında, öyle ya da böyle bir Yahoo reklamına denk geliyorsunuz. Dünyada kral Google olabilir ama Yahoo ABD”de hala ciddi bir kullanıcı kitlesine sahip ve Google doğal olarak dünyanın en müreffeh, en çok para harcayan ülkesinde kesin ve tehdit edilemez bir üstünlük kurmak istiyor.
Yahoo,popülaritesini korumak için çok para harcarken, Google bunu doğal yollardan yapıyor. Google, popülaritesini neredeyse sadece Internet kanalından tesis eden, istisnai bir şirket. Bu sayede, çok daha az para harcayarak dev rakibi Yahoo”nun gırtlağına çökecek duruma geldi; hatta onu geçti.
Firefox, bu üstünlüğü direk Google”ın eline teslim edecek kadar güçlü bir silah değil; ama kullanımı ucuz, etkili bir silah ve Google da bunu iyi değerlendiriyor. Yahoo, tek karesi bile Google”ın Mozilla bir ayda verdiği maddi destekten fazla olan reklam kampanyaları ile para ve zaman kaybederken, Google Firefox sayesinde direk hedef kitleye ulaşıyor.
Yahoo ise, Microsoft ile iyi ilişkiler kurma peşinde. Bunun doğru bir strateji olduğunu söyleyemem. Evet; MS hala bir dev ama sürekli güç kaybediyor. Artık hisse senetlerini alıp 5 sene elinizde tutmak isteyeceğiniz bir şirket değil.
Hani şu ekonomide asla çalışmayan “oyun teorisinin” belki tek geçerli örneği Google ve Firefox ilişkisi. Mozilla bu işten hiç kazanamayacağı kadar çok para kazanırken, Google”da göreceli olarak düşük bir meblağ karşılığında direk hedef kitleye ulaşıyor; ikisi de kazanıyor.
Kurulum programları rezaleti örnekleri aklıma gelince, Macrovision ve InstallShield‘dan bahsetme ihtiyacı duydum.
Macrovision’ı bir Hintli kurdu. Sonra yanılmıyorsam, 1 milyar dolar gibi astronomik bir rakama sattı. Hindistan yazılım alanında neden bu kadar ileri sorusunun cevabını da hemen bu arada vereyim: Çok akıllı bir devletleri var. Nüfus çok fazla ve kaynaklar az;dolayısıyla eğitimi ucuz ama getirisi yüksek yazılım mühendisliği gibi alanlara ağırlık verdiler. Bugün Hindistan, dünyanın en fazla -ve nitelikli- matematik ve yazılım mühendislerini yetiştiren ülkesi. Ayrıca, uzun süre İngiliz sömürgesi olmalarından dolayı -artık “resmi” olarak değiller- İngilizceyi anadilleri gibi konuşuyorlar; hatta bilingual bir halk desek yanlış olmaz. Ha birde, nüfusları 1 milyar! Bizde eğitim 100 kat beter olmasına ve 10 kat az nüfusumuza rağmen, Türkiye’den bile parmakla gösterilen insanlar çıkıyor.
Macrovision, çok sayıda rakibi olan bir şirket ve çok kısıtlı bir kesime hitap eden InstallShield motor ürünleri. Üzellikle Windows ortamında oyun kuruyorsanız, kurulum programı çok yüksek ihtimalle Macrovision markası taşıyordur. “Installshield” kelimesini görmeyen bir Windows kullanıcısı tanımıyorum.
Açıkçası, Cannes film festivali sponsorları arasında Macrovision”ı da görünce, biraz daha ciddiye alıp araştırmaya başladım şirketi.
Installshield, tanınmış ve çok gelir getiren bir ürün olmasına rağmen, Macrovision asıl parayı DRM ve korumalı içerikten kazanıyor. Bir yazılım şirketiyseniz, binlerce dolara satılan programınızın üç milyondan tezgaha düşmesini en azından biraz daha geciktirmek için, Macrovision‘a hatırı sayılır bir rakam ödüyorsunuz; o da size muhtemelen daha önce defalarca kırılmış bir koruma yazılımı satıyor.
Neden Cannes film festivaline sponsor olduğu sorusunun cevabı ise CVM (Content Value Management) teknolojisinde yatıyor. Dünyada IP TV, kablolu yayın gibi yayıncılık biçimleri artış gösterirken, bu içeriğin kopyalanamaması üzerine de kafa yoruluyor. Tahmin edeceğiniz gibi, Macrovision bu alanda da “kafa yormayı” seçip, oldukça tatlı bir pastanın başına çoktan oturmuş.
CVM ve Installshield gibi araçları kullanan pazarın büyüklüğü, 215 milyar dolar! Macrovision, bu pazardan sadece %1 kar etse, yıllık karı 2 milyar doları aşıyor. Büyüklüğünü siz tahmin edin.
Şimdi biraz ürün olarak Installshield”dan bahsedeyim.
Kurulum dosyası hazırlamak zordur. Aslında çok basit görünür; hatta Windows ortamında çalıştığınız VB,VC++,Delphi gibi IDE”lerin çoğuna entegre kurulum dosyası hazırlayan araçlar vardır. (Bunların neredeyse tamamı Installshield”in “Lite” sürümleridir). Ancak, bu kurulum dosyasıyla başka bir bilgisayara kurulum yapmaya kalktığınızda, programınız %99 doğru çalışmayacaktır. İlla, eksik DLL,OCX”ler vardır. Birşeyler yanlış ya da eksik kurulmuştur. Registry ayarları yazılmamıştır. Windows 2000′de çalışan program, Windows XP”ye kurulduğunda çalışmaz. Size bu konuda 10 sayfa örnek verebilirim.
Yazılım, zoraki hediye aldığınız birinin sıkıcı hediyesi gibi hızla paketlenmemeli. Sorunu geç farkettiyseniz, başınız belada. Para, zaman ve itibar kaybedeceksiniz.
Ciddi yazılım firmaları, sadece kurulumla ilgilenen mühendisler çalıştırır. Bu adamların günlük geliri, çoğumuzun yılda kazandığından daha fazla. Eğer Installshield”ın 12.sürümünü kurarsanız o adamları kıskanmayacaksınız. Ben en son 10.5 ile çalışmıştım ve basit bir kurulum dosyasını başarıyla çalıştırmam 2 günümü aldı. 12 ise çok daha karışık; denemek için kurduğumda gözüm korktu.
Programın yanında gelen kılavuz, 1000 sayfanın üzerinde. Üstelik “Installshield nedir?” gibi “geyik” bölümler yok. Macrovision”ın bu alanda sertifika programı bile mevcut; yani CV”nize “iyi düzeyde Installshield biliyorum” gibi birşeyler karalayıp Electronic Arts”da iş bulmanız mümkün değil.
Öte yandan, tam da kullanmaya alışmışken, Installshield nihai seçimim olmadı. 2000 dolara yaklaşan lisans ücreti ve benim beklentilerimin çok ötesinde özellikler, InnoSetup”ı seçmeme neden oldu. Üstelik InnoSetup bedava. Birçok profesyonel yazılım şirketi, ya da özgür yazılım geliştirici Innosetup kullanıyor. Kendi script dili var; ancak bazı ek araçlarla minimum düzeyde kod yazıp istediğinizi yapabiliyorsunuz. Oluşturduğu dosyaların ebatları da, gerek Wise, gerek InstallAnyWhere, gerekse InstallShield’dan çok daha küçük. Diğer ücretsiz alternatif ise, Winamp geliştiricisi Nullsoft”un çıkardığı NSIS. İkisi arasında kıyasıya rekabet var; ben script yapısının Pascal”a benzemesinden dolayı InnoSetup”ı seçtim. NSIS ise daha çok C++ gibi ve gereksiz derecede karışık. Bunun dışında Tarma ya da Ghost Setup gibi bazı ücretsiz alternatifler mevcut; ancak Inno”dan şaşmayın derim. Sitede yeralan Freemind, Democracy Player ve Scribus programlarının da setup dosyalarını InnoSetup ile hazırlamıştım; şimdi Scribus”a yaptığım çeviri resmi Scribus çevirisi olarak kabul edildiğinden, ekip kurulum paketini kendi yapıyor ve download linkini de zaten oraya verdik. Ne kullandıklarına hiç dikkat etmedim; ama sanırım Scribus ekibi de InnoSetup kullanıyor.
Bir ara Innosetup ve genel olarak kurulum ile ilgili çok detaylı bir makale, hatta dizi hazırlayacağım; zaten bunun sözünü daha önce vermiştim.
Farklı olmak için ne yapardınız? Sonsuz paranız olduğunu düşünün…
Yaz ortasında, önünüzden kar atan bir kamyon eşliğinde Bağdat Caddesinde
Ski-Doo”ya biner miydiniz (Ben yapardım!)
Elmaslarla süslü altın bir klozet yaptırır mıydınız?
Golf turnuvasına platin-altın karışımı sopalarla katılır mıydınız?
Versace imzalı pembe incili bir kaftanla(!) sinemaya gider miydiniz?
Asus, bunlardan en azından bir kısmını yapabileceğinizi düşünüyor. Böyle biriyseniz, sizin laptopunuz deri kaplı bir Asus S6F olmalı.
Asus, doğru bir fikri yanlış bir alanda kullanıyor. Ufacık ekranı, küçük ve estetikten yoksun kasası ile Asus S6F, laptoptan çok steroid almış bir ajandayı andırıyor. Asus’un kafasında herhalde şu var: insanlar onbinlerce dolara saat, 30.000 dolara Vertu telefon alıyorsa, neden benim laptopuma 2600 dolar vermesin?
Sorunun cevabı basit: Laptop bir prestij ürünü değil. Laptop’u kolunuza takıp gezemezsiniz. Üstüne binip gezemezsiniz, giyemezsiniz. Bir laptop ile kimseye hava atamazsınız. Üstelik, vasat bir rakibinden “sadece 2 kat pahalı” bir ürün, sizi çok daha üst bir sosyoekonomik düzeye taşımaz.
Asus S6F, laptop sınıfında kitsch bir ürün. Lamborghini ya da Ferrari özentisi diğer modeller gibi..
Türkiye’de şu sıralar hangi bilgisayar foruma girseniz, illa bir “GP2x mi, PSP mi?” tartışmasına denk gelirsiniz. Ben bir GP2x kullanıcısıyım ve bu tartışmadan acaip derecede sıkılıyorum. Bu, şekli benziyor diye cep telefonu ile GPS”i kıyaslamaktan farksız. Nedenlerinden biraz sonra bahsedeceğim; ama öncelikle Smart BS‘den bahsetmek istiyorum.
Smart BS, GP2X’i Türkiye’ye ithal eden şirket. Bunun dışında başka işler de yapıyorlar ama onlarla çok ilgili değilim. Smart BS’den bahsetmemin nedeni, kayda değer bir şirket olması; çünkü onlar Ekonomi 2.0 kurallarıyla oynuyorlar. Aslında “oynuyorlar” yanlış bir tabir; onlar zaten öyleler ve bu onlara doğal bir avantaj sağlıyor.
Normalde adreslerine bakınca pek de gitmek istemeyeceğiniz bir yer (şişhane); ancak binanın önüne gelince küçük bir şok yaşıyorsunuz. Son derece şık ve değişik bir bina bu. Ofislerinde fıskiyeli bir havuz yok; ama bir sıcaklık var. Bir kenarda duran gitarı farkediyorum; üst katta kendilerine ait bir stüdyo olduğundan bahsediyorlar.
İnsanlar güleryüzlü. Konuşmayı seviyorlar. Normalde karşılaştığınız mahkeme duvarı suratlı tiplerden değiller. Şirketi terkettiğinizde, kültür seviyesi yüksek, güvenilir ve tarz sahibi insanlarla vakit geçirdiğinizi düşünüyorsunuz. Bu pozitif birşey; çünkü sattıkları ürün herkes için değil. Ancak yeni dünyanın kurallarına ne kadar iyi adapte olduklarını görmeniz için sitelerine girmeniz gerek. Mükemmel bir GP2x siteleri var. Tasarım filan harika değil ama, forumları çok kaliteli. Bir wiki’leri var. Her soruya muhakkak cevap veriyor ve sorunu ne olursa olsun çözüyorlar. Dolayısıyla, GP2X sahipleri onları benimsediler. Cihazlarına aşıklar çünkü hem GP2X gayet iyi, hem de Türkiye”de hiç rastlamadığımız kadar iyi bir destek var. Hatta diyebilirim ki, dünyadaki en kapsamlı GP2X sitelerinden birine sahipler.
Smart BS, GP2X‘i yüceltiyor. Maalesef, hemen hemen hiçbir distribütor için bunu söyleyemeyiz. Bir diğer istisna Çizgi Elektronik; ondan da bahsedeceğim.Türkiye’de piyasası asla çok fazla olmayacak bir ürün getiriyorlar. Buna fanatik derecede destek veriyorlar. Sonuç? Türkiye şartlarında gayet iyi bir satış çizgisi. Forumlardaki insanların sayısı yavaş ama kararlı bir biçimde artmakta.
Biraz da GP2X”den bahsedelim. Fotografa bakarsanız,içinde Linux çalıştığını göreceksiniz. PSP gibi müthiş görünen, pahalı oyunları yok. Ama şimdiye kadar dinlediğim en iyi MP3 çalma özelliğine sahip. 2 adet kalem pille çalıştığı için pil derdi yok. Zaten dergide bunlardan uzun uzun bahsettik. Söylemek istediğim şu: GP2X, dar bir çevreyi hedefleyen, ilgi çekici bir ürün. Bir ruhu var. Harika bir distribütörü var.
Daha önce de bahsettiğim gibi, Smart BS ve GP2X asıl noktayı kaçırmıyor;hizmet. Bugün çoğu bilgisayar parçası distribütörünün bile adam gibi çalışan bir web sitesi yok. Bir kısmı sadece IE uyumlu. Bir kısmından driver bile indirmeniz mümkün değil. Bir forumları yok, çünkü ne kendilerine, ne ürünlerine, ne de hizmet kalitelerine inanç ve saygıları var. Ne iş yaparsanız yapın, artık başlangıç noktanız adam gibi bir web sitesine sahip olmak olmalı.