Debian, Ubuntu, Kubuntu ve Pozitif Linux, apt-get ya da synaptic ile depolara bağlanıp paket indiremiyorsa, bunun oldukça sofistike bir nedeni olduğunu söyleyeyim. Aslında çözümü çok basit ve çok sık sorulan sorulardan biri bu.
Komik gelebilir, ama sorun kullandığınız ADSL modem / router ile ilgili. Eğer Linux tabanlı bir ADSL router/modem kullanıyorsanız, içinde muhtemelen dproxy adında bir program çalışıyordur. Dproxy, eğer linux makinanızda DHCP çalışıyorsa, DNS adresi olarak router’ın kendi IP adresini yolluyor. Buraya kadar bir sorun yok; zira bu hatanın karakteristik özelliği, Firefox gibi programlarla Internet’e bağlanabilirken, apt-get ve synaptic’in çalışmamasıdır. Aslında sorun biraz apt-get kaynaklı.
Üstesinden gelmekse kolay:
sudo nano /etc/resolv.conf
komutuyla, resolv.conf dosyasını açın. Ubuntu kullanıyorsanız muhtemelen nano yüklü değildir, gedit gibi başka bir editör kullanabilirsiniz.
resolv.conf dosyasında DNS sunucularının adresleri bulunmaktadır. Tüm DNS sunucularını silin ve eğer ADSL kullanıyorsanız, şu satırı ekleyin:
nameserver 195.175.39.39
Dosyayı kaydedin ve çıkın.
Şimdi, bilgisayarınıza DHCP’den IP almak yerine, sabit bir IP vermelisiniz. (Eğer DHCP kullanmıyorsanız dokunmayın!)
sudo ifconfig eth0 192.168.1.3 netmask 255.255.255.0
192.168.1.3 yerine, router adresiniz ile aynı subnette olan ve kullanımda olmayan bir IP vermelisiniz. Sözgelimi, eğer router adresiniz 192.168.3.4 ise, IP adresi yerine 192.168.3.5 gibi bir sayı verebilirsiniz (router’ın kendi adresini ya da ağınızda mevcut herhangi bir IP adresini vermeyin; IP çakışması olur)
Son olarak, yaptığımız ayarların geçerli olması için, network servisini tekrar başlatacağız (IP adresini değil de, sadece resolv.conf’u değiştirdiyseniz bu işleme gerek yok!)
sudo /etc/init.d/networking restart
Bu işlemleri, KDE ya da GNOME altında denetim masasından da yapabilirsiniz. (Ekranda görüldüğü gibi)
*Eğer Türk Telekom dışında bir ADSL hizmeti alıyorsanız, ya da dialup bağlanıyorsanız, kullandığınız servisin DNS adreslerini öğrenerek buraya geçerli bir DNS adresi yazmalısınız. Eğer yazdığınız DNS adresi doğru değilse, Internette hiçbir yere bağlanamazsınız. Sorun değil; DNS adresini bulmak üzere tekrar Internet’e çıkmak için, demin girdiğimiz nameserver yerine, ADSL modem/router adresini yazın. Bu genelde, 192.168.1.1′dir, ama marka ve modele göre değişiklik gösterir. Örneğin, 10.0.0.1 gibi adresler kullanan routerlarda mevcut.
Konqueror, Linux sistemlerde KDE ile birlikte geliyor. KDE içine entegre olduğundan, açılma hızı, Windows üzerinde Internet Explorer gibi; hatta daha hızlı. Zaten anormal diyebileceğim bir hızda açılan Konqueror’a, Pozitif Linux üzerinde birkaç ayar çekince, sol mouse butonuna basma hızımla açılıverir oldu!
Firefox, bütün çabalarıma rağmen, ilk açılışta 6-7 saniyede, eğer daha önceden yüklenmişse 2 saniyede açılıyor.
Aslında bu açılma hızları mesele değil; zira bir kez browser’ı açınca, kapatmadan saatlerce kullanıyorum. İşte, tam bu noktada, Firefox’un asıl problemi ortaya çıkıyor: birkaç saat, çok sayıda siteyi gezdiğimde, Firefox 2 GB RAM’i kolayca silip süpürebiliyor!
Flash animasyonları, işlemci kullanımını, çift çekirdek üzerinde ortalama %30′a çekebiliyor. Bu arada, gereksiz hiçbir program çalıştırmadığımı, birçok servisi kapattığımı, aynı anda iki programın nadiren açık olduğunu ekleyeyim.
Firefox’un bu kötü ününden daha önce de bahsetmiştim. Aslına bakarsanız, Konqueror, aynı Firefox gibi, tüm platformları ele geçirebilecek bir potansiyele sahip. Windows üzerinde çalışması da olası; birilerinin bu işe el atması gerek o kadar. Peki en azından ben, neden Konqueror’u sevmiyorum?
İlk neden, bazı sayfaları doğru dürüst gösteremiyor olması. Bu alanda, Internet Explorer ile aynı problemleri yaşıyorlar. Opera’yı bile oyuna kattığınızda, Firefox, nefesini bile zorlamadan bu alanda hepsini kolaylıkla yeniyor.
İkincisi, Konqueror’un eklenti motoru. Örneğin, Flash eklentisini, Gecko motoru uyumluluğu sağlayan ek bir eklenti ile sağlıyor. Bu eklentinin performans ve başarısı oldukça kısıtlı. Çok sayıda Flash destekli site, Konqueror’ın hemen pes etmesine neden olup, çökertebiliyor.
Üçüncü ve en az önemli neden, ama insanları kesinlikle rahatsız eden bir detay, Konqueror’ın C kodundan daha zor anlaşılan menüleri. Pozitif Linux 2007.0′da bu konuya el atıp, menüleri çok daha rahat anlaşılır bir hale getirdim. Ekran görüntüsünü büyütürseniz, farkı rahatlıkla anlayabilirsiniz.
Maalesef, KDE bir rehavet içinde gibi ve bu doğal olarak Konqueror’ı da etkiliyor. KDE 4′de, dosya kullanıcısı olarak Dolphin kullanılacak. Bu karardan çok önceleri, Dolphin’i zaten takibe almıştım. Doğrusunu isterseniz, yetenek olarak Konqueror’ın çok gerisinde Dolphin; bunu KDE geliştiricileri de inkar etmiyorlar. Ayrıca, metabar gibi birçok yararlı yan panel eklentisini Dolphin ile kullanamıyoruz; en azından şimdilik. Dolphin, daha çok bir GNOME projesi gibi görünüyor ve çalışıyor.
KDE 4′de, olmasını beklediğimiz birçok değişiklik gelmiyor. Aslına bakarsanız, günlük kullanıcının farkı anlaması cidden zor. Kod temelinde bazı geliştirme ve iyileştirmeler olsa da, ben bunların reel performansa yansımasını şahsen göremedim. Dolayısıyla, Pozitif Linux’un sonraki sürümü olan Pozitif Linux 2007.1, muhtemelen KDE 3.5.7 ile çıkacak.
Geçenlerde,burada bir Pozitif Linux testine denk geldim ve blog sahibinin ağırlıkla Linux kullanmasına şaşırdım; zira sistemi ideal bir Windows oyun makinesiydi!
Öyleki, oldukça kuvvetli sayabileceğimiz benim “mangal” dan, 4 dakika daha hızlı kurmuş Pozitif Linux’u: bende sistem 9 dakikada kuruluyordu; Cihan 5 dakika civarında bir değer elde etmiş. Hem şaşırdım, hem sevindim.
Bu arada, özellikle Türk donanım ithalatçıları, Linux’a ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapmaya devam ediyorlar. Ucuz laptop ve masaüstü makinelerle “lütfen” verilen, öylesine bir işletim sistemiymiş gibi.
Donanım üreticileri desteklemediği sürece, Linux’un yaygınlaşması ve biz Türklerin adamakıllı dağıtımlar çıkarması çok zor, hatta imkansız olacak. Örnek vermek gerekirse, şu an ne bende, ne de yakın bir tanıdığımda USB ADSL modem yok. Dolayısıyla, Pozitif Linux’u hazırlarken, bırakın hangi modemleri tanıyacağını, USB ADSL modemlerle çalışıp çalışmayacağından bile emin olamıyorum.
Kendi bilgisayarımda sistemi herşey çalışır vaziyette 21 saniyede açabiliyorum. Bu süreyi, düzgün çalışır şekilde, 15 saniye civarına çekmek de olası görünüyor. Yani, OEM laptop ve sistem satanlar için, aslında ideal bir sistem. Tabii bu süreleri yakalamak için, sisteme özel kernel derliyor, kritik uygulamaları da işlemci mimarisine göre tekrar derliyorum. Yani, bir nevi, sisteme özel Gentoo gibi oluyor; bunun üzerine Debian kararlılığı ve Ubuntu hızını ekleyin. Kaldı ki, Pozitif Linux standart Ubuntu’dan da birçok alanda daha hızlı.
Çoğu kullanıcı zaten çok kısıtlı sayıda programla ve sadece Internet’e girmek için bilgisayar alıyor. Bunun içinde Microsoft vergisi ödemek anlamsız. Elbette, OEM’ciler diğer Linux dağıtımlarını da kullanabilirler, ama sanırım 15 saniyede açılıp sorunsuz çalışan bir sistem, bilgisayarını yeni alan kullanıcıyı Windows’tan daha da çok memnun edecektir. Üstelik, bunu hiçbir standart Linux dağıtımı sağlayamaz. Zaten Pozitif Linux’da sağlayamıyor; her bir donanım platformuna uygun ayrı bir dağıtım oluşturmak 3-4 günlük yoğun bir mesai gerektirmekte. Örneğin, şu an masaüstümde kullandığım ve kendime özel hazırladığım bu sisteme “Pozitif Linux Exxtreme” adını verdim. Bunu başka bir anakartla kullanmaya kalktığınızda, direk kernel panic mesajlarıyla karşılaşıyorsunuz. Aslında oldukça hoş bir sistem oldu, bir ara detaylardan bahsetmeyi düşünüyorum.
Gelmek istediğim nokta şu: donanım ve Linux artık barışmalı. Linux’un bu konuda herhangi bir “suçu” yok; donanım üreticileri sırtlarını büyük oranda Microsoft ve oyun üreticilerine yaslamış durumdalar. Her yeni Windows sürümü ya da Doom, Half Life çıktığında, kullanıcıların bilgisayarlarını çöpe atıp yenilerini aldıklarını sanıyorlar. Bu kısmen doğru olsa da, giderek artan ve yüksek performans beklentisi olan bir Linux kullanıcı kitlesi var.
Pozitif Linux’un DVD dağıtımı fazlasıyla içime sinmişti. CD sürümü biraz aceleye geldi. Hatta, doğrusunu isterseniz, bazı sorunlar acemiliğimden kaynaklandı. Bunu da söylerken "kim ne düşünür?" diye çekinmiyorum. Biraz mantığı olan biri, 1-2 kişinin yan iş olarak uğraştığı bir dağıtım projesinin, birkaç ayda ancak bu kadar olabileceğini kabul eder. Elbette bu bir bahane ya da eleştirenlere karşı öne sürülecek bir def’i filan değildir; bu sadece "bir şekilde olmalı, olabildiğince de iyi olmalı" felsefesiyle yola çıkıldığında, olası durum senaryosudur.
Nelerden memnun kalıp, nelerden kalmadığımı zaten açık açık söylemiştim. Bunun üzerine, birçok değerli öneri ve eleştiri aldık. Başka insanlar kullansın diye birşeyler yapıyorsanız, kendi kararları geri plana atmakta fayda var. Zira, Pozitif Linux ile KDE gelmese, hatta kernel gelmese bile, bir şekilde yolunu bulup kullanırım, bunu yapabilecek düzeyde çok sayıda GNU/Linux kullanıcısı da var. Ama, bende başka bir dağıtım denerken, aynı onlar gibi, maksimum konfor, uyumluluk ve performans bekliyorum. Klavye ayarı yanlış geldiyse, çözüm önermek cansıkıcı bir durum; çünkü bu tip sorunlar beni rahatsız ediyor. Diğer dağıtımlardan ne bekliyorsam, ya da OpenSUSE gibi, Red Hat gibi, mandriva gibi dev şirketlerin geliştirdiği dağıtımlar varken ben de bu işe soyunduysam, "ama onlar Suse, birsürü kaynak var" deme şansım yok. En azından birkaç noktada daha iyi çözümler sunamıyorsam, hem kendi zamanıma, hem de kullanıcıların zaman ve emeklerine yazık.
Pozitif Linux’un, bazı detaylarıyla bu farkı yarattığına ve çok daha iyi olabileceğine inanıyorum; ama herşeyden önce, 2 senedir anlatmaya çalıştığımız GNU ve GPL felsefelerinin küçük bir kitle tarafından da olsa anlaşıldığını ve değer bulduğunu görüyorum. İşte bu kitle tarafından, Pozitif Linux’un en azından denenmeye değer bulunması, iyi ve kötü yönleriyle eleştirilmesi benim için gurur vericidir. Bu kitleyi işte biz yarattık filan gibi saçmalıklar anlaşılmasın bu dediğimden; ama şunu biliyorumki, Pozitif’i takip eden kitle, daha eğitimli, olgun ve bu konuları daha iyi hazmetmiş bir kitledir. Bu kitle, biz olsak da, olmasak da, GNU felsefesinin yayılmasını sağlayacak olan, evrensel ve hümanist düşünen, komplekssiz kitledir.
Her zaman, toplumları değiştirenlerin bireyler ya da çok küçük gruplar olduğuna inandım; bu boş bir inanç değildir, örneği çoktur. Zaten, çok büyük kalabalıkların, aralarında anlaşıp yeni fikirler, yeni hareketler doğurması çok güçtür. Türkiye’de, GNU felsefesini taşıyabilecek, bunu "elitist" (seçkinci) havalara girmeden yapabilecek, muhakeme yeteneği üst düzeyde ve tartışmayı bilen, sınırlı da olsa bir kitle var. Şu an kritik bir noktadayız, bu insanlar popülist Linux kitlesi tarafından yıldırılırsa, maalesef ucundan bayağı tutmaya başladığımız özgür yazılım felsefesinde yine bir yüzyıl geride kalırız. Bahsettiğim tarzda insanların, zorluklara rağmen, kuvvetli bir örgütlenme çıkarabileceklerine inancım tam. Tek dileğim, bunun tez elden gerçekleşmesi.
Pozitif e-dergi projesi, maalesef istediğimiz gibi sonuçlanmadı. O zaman da biliyorduk; Türk işadamı, Türk bilişim sektörü buna hazır değildir. Yapılanları hazmedemeyen bir kesim olduğu da paranoya değildir; bunun izlerine bugün bile bir Google araması yaptığınızda kolayca ulaşabilirsiniz. İsim vermek ahlak dışı olur; ancak piyasanın en büyüklerinden olan bir derginin Pozitif PC’yi dağıtmak istediğini, sonra editörlerini eleştirdiğim için vazgeçtiklerini, bunu da neden olarak ileri sürmekten herhangi bir rahatsızlık duymadıklarını söyleyebilirim.
Pozitif PC’yi tek başına bir vaka olarak tartışmak doğru değildir; ister beğenin, ister beğenmeyin, tasarımından içeriğine, Pozitif PC, Türkiye’de kendi alanında bir ekol yaratmış, taklit edilmiştir. Taklit edilmeyi kötü anlamda söylemiyorum; keşke doğru yapılan her iş, taklit edilse. Sonuçta bizde gördüklerimizi taklit ederek başladık ve zaman içinde ona kendi karakterini kazandırdık. Basiretle bu işe devam edenler, aynı etkiyi yaratacaklardır. Maalesef, o arkadaşların sonunun da bizden farklı olacağına inanmıyorum; parayla satılmayan ve elde tutulmayan bir dergi, hala sektörün algılama sınırlarının dışında kalacak kadar soyuttur. Uzun süre de öyle kalacaktır; çünkü maalesef yüksek teknoloji ürünlerin satışına soyunan insanlar bile, hala burjuva, hatta küçük burjuva bile değildir. Çizgi Elektronik gibi, Smart BS gibi şirketleri tenzih ederim; örneğin Çizgi Elektronik, bize destek vermediği halde, şirket kültürü itibariyle çok farklı bir yerdedir. Yiğidi öldür, ama hakkını yeme!
Pozitif Linux‘u nasıl algılamalıyız? Doğrusunu isterseniz, yeni dağıtımlara en karşı olan, en başta benim. Bu pencereden bakarsanız, Pozitif Linux bir hatadır. Ama, ben Pozitif Linux’u bir ürün değil, bir yaklaşım biçimi, platform olarak görüyorum. Türkiye’de GPL, Linux, özgür yazılım ve bunun getirdiği paylaşım kültürü ve yeni yeni dünyada yerini bulan paylaşım ekonomisi, anlaşılamamıştır. Pozitif Linux’u çıkardım; çünkü amacım bir ürün etrafında, onun taşıması gereken nitelikleri ve felsefeyi, becerebildiğimce doğru olarak anlatmaktı. Elbette, bunu en doğru yapan, bu konuda otorite benim diyen bir totalarist bir yapılanmaya gidecek bir çaba değildir bu; herşeyden önce, özgürlükten bahsediyorsak, Pozitif bu konuda en yüksek standartları koysa bile, inandığım felsefe gereği böyle bir misyonun bayraktarlığına soyunamaz Pozitif Linux projesi…
Bugün dünyada hiçbir dağıtımın bu tip bir sıkıntısı yoktur; çünkü felsefe, bunun getirdiği ekonomik çerçeve gayet iyi anlaşılmıştır. TÜBİTAK‘ın bu işe böylesine bodoslama girmiş olmasında, eleştirdiğim noktalar arasında da başı bu çeker. TÜBİTAK, bu felsefe ve ekonomik modeli açıklama gayreti içinde hiçbir zaman olmamıştır. Bunun Türkiye’ye olan getirisini, basit "esnaf" parametreleriyle, örneğin "bedava" olmasıyla açıklamaya kalkmıştır. "Özgürlük" kelimesi bol bol kullanılmış, ama özgürlükten ne anlamamız gerektiği vurgulanmamıştır. Elbette, bu tip sorular sorulduğunda, "şunu oku, bunu öğren" türünden akıl dağıtılmaktadır ama, başına "ulusal" sıfatı koyulan bir dağıtım, Türkiye’nin bilim otoritesi kabul edilen bir kurum, bunun gereklerini tam ve doğru anlatmakla, üstelik bunu kendi kaynaklarıyla yapmaya da mecburdur.
"Bedava" olması, Linux’un güçlü olduğu bir alan değildir. Kaldı ki, bu en basitinden, bir piyasa bilgisizliğine delalettir. İş adamı, bedava mal değil, onu yolda bırakmayacak, garantili mal ister. TÜBİTAK, hatalar silsilesine, evrensel değerleri "milli" bir çatı altında toplama gayretiyle devam etmiştir. Türkiye’de son yıllarda hızlı bir yükselişe geçen neo-milliyetçi akımların etkisiyle, Pardus hızlı bir çıkış yakalamıştır. Ancak, hedeflenen kitle, GPL, özgür yazılım ya da Linux gibi fenomenleri kucaklayıp, daha ileri taşıyacak kitle değildir. TÜBİTAK gibi kurumların, günübirlik "başarı" hayalleri görmesi, ülkeyi iyi etkilemez. Orta ve uzun vadede ise, TÜBİTAK’ın benimsediği bu slogan, Pardus’a yarar değil, zarar getirecektir. Nitekim, artık çok sayıda Linux ve özgür yazılım taraftarı, işaret ettiğim konuları tartışmaya başlamıştır. TÜBİTAK’ın son derece kontrolsüz ve amatör halkla ilişkiler hataları, yeni kullanıcıyı kucaklamaktan çok savaş meydanı haline gelen ve dünyada çoktan terkedilmiş liste uygulamaları, bunun tuzu biberidir.
Pozitif Linux’da, şimdiye kadar doğruları söyleyip bir avuç insanı hoş tutmak dışında, bahsettiğim idealleri gerçekleştirmekten bir hayli uzaktadır. Genel olarak Pozitif, özel olaraksa Pozitif Linux’un, TÜBİTAK’dan farkı, Pozitif’in bu ideallerini zamansızlık, maddi imkansızlık ve işgücü azlığı nedenleriyle uygulamaya koyamamış olmasıdır; oysa TÜBİTAK, bu tip bir niyet sergilememiştir. Zaman içinde, Pozitif olarak bunun da altından kalkacağız; bahsettiğimiz projenin mazisinin henüz birkaç ay olduğunu unutmayalım. Pardus, start verildikten 1.5-2 sene sonra ilk sürümü çıkardı ve bugün itibariyle, yaklaşık 4 senedir bu işin içindeler.
Şimdi tuhaf gelebilecek birşey ortaya atacağım: Pozitif Linux’u, en çok Pardus taraftarları desteklemelidir! Yanlış anlaşılmasın; bu adresin Pozitif Linux olması şart değildir. Geliştirilmeye devam eden, herhangi bir yerli dağıtımı destekleyebilirler.
Bunu iki nedenden ötürü söylüyorum: birincisi, rekabet kaliteyi ve gelişmeyi artırır.
İkincisi, ve daha da önemlisi, tek partili bir rejimde, seçim ve demokrasiden bahsedemezsiniz! Sadece pardus ya da pozitif linux varsa, özgürlüğünüz, geliştiricinin keyfiyetine bağlıdır. Bunun adı da özgürlük değildir.
Elbette, Debian gibi, Ubuntu gibi, Suse gibi,Slackware gibi, Türkçe sorunu olmayan yüzlerce dağıtım var. Bir Türk kullanıcısı, bunlardan biriyle de pekala özgür kalmaya devam edebilir. Öte yandan, geliştiricileri ile aynı dili konuştuğunuz, aynı sıkıntıları -örneğin yavaş Internet- yaşadığınız yerli bir dağıtımı tercih etmek, birçok kullanıcıya daha da fazla özgürlük ve esneklik sağlayacaktır. Üstelik, Linux geliştirme faaliyeti, kendi içinde bilgi üreten bir faaliyettir; böyle bir çabaya giriştiğiniz vakit, çok sayıda yeni teknolojiden, neyin nasıl yapıldığından haberiniz olur; hatta farklı kullanım alanları keşfedersiniz. Yani, yerli geliştiricilerin dağıtımları arasında adil ve düzeyli bir rekabet ortamının yaratılması, ülke olarak bu alandaki bilgi ve beceri düzeyimizin artmasına önemli katkılar yapar.
Belki önümüzdeki yıl gerçekleştirebileceğim şeylerden biri de, bir Linux dağıtımının sıfırdan nasıl yapılabileceğini anlatan bir kitap yazmak. Bu LFS gibi bir kitap olmayacak; hedef sadece bir dağıtım ortaya çıkarma bilgisini kazandırmak değil, biraz daha derinlere inmek. Ben buna, "amatör meraklılar için hızlandırılmış bilgisayar mühendisliği" diyorum
Bu çok iddialı bir proje tabii, takdir edersiniz ki, böyle küçük bir kitleye hitap eden bir kitabı bastırmak da çok zor. Üstelik, bunun karşılığında elinize geçecek para, bir laptop satın alacak kadar bile olmayacaktır. Ah, bir piyango vursa demeden edemiyorum!
Eğer buraya kadar okuduysanız, bravo. Amma yazmışım, bana bile daral geldi! Özellikle bu tip yazılara yorum bekliyorum; çünkü "Beryl’ın yeni versiyonu çıkmış" geyiğinden çok, işin temeliyle daha ilgiliyim ve GNU,GPL gibi şeylerin olumlu ya da olumsuz, bolca tartışıldığını görmek istiyorum.
Pozitif Linux sitesinde, defter bölümüne şöyle bir not düşülmüş:”Ubuntu varken ne gerek vardı…”
“..başlat ikonunu değiştirip wallpaper çakmakla olmaz bu işler..”
Bugün, komşumuz Rusya’nın, Alman İmparatorluğunun bir eyaleti olmamış olmasının nedeni, çok basit, bir derecelik bir fark. (Tabi, Alman İmparatorluğu diye bir devlet te, aynı nedenden ötürü yok!).
Alman mühendisleri, karda kışta motorlu taşıtların Rusya’da ilerlemeyeceğini, çünkü soğutma sistemlerindeki suyun donacağını biliyorlar. Bunun üzerine, antifriz’i geliştiriyorlar.
Antifriz, -36 derecede donmuyor. Herkes memnun. Tabi Alman aptal değil; hava durumu istatistiklerini değerlendirmiş ve görmüş ki, o mevsimde,Alman ordularının ilerleyeceği hiçbir yerde, -36 derece hava sıcaklığı görülmemiş.
Bunun üzerine, Almanlar gönül rahatlığı ile Leningrad’a ilerliyorlar. Stalin’in bile korkudan ödü patlamış durumda; öylesine korkuyorki, 1939′da Finlandiya’ya sınırı taşıması için ültimatom veriyor; zira Leningrad’ın topçu ateşinin menzilinde olduğunu biliyor. Finlandiya, bir avuç adamla kafa tutuyor. Hatta, Molotov kokteylini icat edip, Rus tanklarına kök söktüren Finlilerdir. (Bu arada, Molotov’un Osmanlı zamanında Rus başkonsolosu olduğunu da hatırlatalım)
Lakin, Leningrad düşmek üzereyken, kaderin cilvesi bu ya, hava sıcaklığı -37′ye düşüyor ve Almanların tüm mekanize birlikleri buz çöllerinde kalakalıyor!
Bir derecelik ısı farkı, bugünkü dünya düzenini belirlemiş.
Soruyu ben çoğaltayım: Debian varken Ubuntu’ya ne gerek vardı? Mis gibi Red Hat varken, neden Fedora, CentOS çıktı? Debian neyine yetmiyordu Knoppix’i çıkardın?
Şöyle de sorabiliriz: Pentium 3 neyine yetmiyordu Pentium 4 çıkardın?
Benzinli motor varken hibride ne gerek vardı?
Elbette, bunların hiçbirine gerek yoktu. Ama medeniyet maalesef gereksiz şeyler yapmakla ilerler!
Çok boş vaktim vardı yaptım. Ayrıca, sırf Pozitif Linux değilki, 10 tane çeviri, dergi, birsürü makale, şu an devam eden özgür yazılım projeleri, ticari projeler…
Rekabet iyi birşeydir. Pozitif Linux’un KDE’si Ubuntu’dan farklıdır. Türkiye şartlarına özel bazı Internet ayarları vardır. Bazı ufak tefek tercüme ekleri vardır. Konqueror menüsü bile tamamen farklıdır. Birçok program, farklı compiler switch’ler ile derlenmiştir ve daha hızlı çalışırlar. Daha sayayım mı?
Herşeyden önce, Pozitif Linux’un yaklaşımı farklıdır. Yobaz ve sevimsiz değildir. Bunca karalama, kötüleme, hazımsızlığa rağmen…
Pozitif, yoğurdu farklı yer. Pozitif PC de öyle, Pozitif Linux da öyle. Biz, moda dergisi havasında yayıncılık ya da iş yapmayız. İnsanlara yararlı şeyler vermek isteriz, zaman öldürecekleri boş şeyler değil. Bu yüzden, Pozitif okuyucusu farklıdır, hem bilgi, hem de görgü seviyesi standartların üstündedir.
Biz bilgiyi üretir ve paylaşırız; kopyala yapıştırla işimiz olmaz.
Pozitif Linux çıkalı 15 gün olmadı. Şunu çok iyi biliyorum ki, birkaç ay sonra, bazıları Pozitif Linux hakkında da fanatizm yapacak; ama bizim camiamızdan kimse çıkıp “Pozitif Linux varken ne gerek vardı” demeyecek.
İşte fark budur. Herkes her istediğini yapabilir, ama herkes değişmeyi beceremez.