APTALLAR İÇİN REKLAM İSTEMİYORUZ: BRAVO TEKSTİLBANK!

güncel,reklam,toplum | 22 Haziran 2007

Dünyadaki reklamlarla kıyasladığınız zaman, Türkiye’deki reklamların ne kadar saçma, ne kadar özensiz, boş ve sıkıcı olduğunu görüyorsunuz. Sonuçta artık kimse reklam izlemiyor, kanalı zaplıyor. Reklam şirketleri, birsüre daha, Internet ve dünya ile pek de alakası olmayan müşterilerini uyutabilirler; ama sonunda bu kafayla giderlerse kendi iplerini çekecekler.

Reklam konulu bir forumda şahit olduğum konuşmalar ise, Türkiye’de reklamcılığın son derece vahim bir durumda olduğunu gösteriyor.

Bir de piyasa araştırmaları var. Bunlar son derece yüzeysel araştırmalar. Bir kere, “hedef kitle” denen şeyin, sıkça tekrarlanmasına rağmen, anlaşılmış olduğuna suret-i katiyede inanmıyorum. Hala, “herkese seslenmek”, “sivri olmamak”, “ortadan gitmek” gibi, reklamın ruhuna aykırı iptidailikler devam ediyor. Bir araştırmaya göre, Türk halkı en çok içinde bebek olan reklamları seviyormuş. Hatırlarsanız, bir ara traş bıçağı reklamına bile bebekleri çıkaracaklardı neredeyse!

“Biz aslında kabızız” gerçeğini, araştırmaları kendilerine uydurup rasyonalize etmeye çalışmak bu sektörü bitirecek. Doğrusunu isterseniz, bana göre çoktan bitti bile.

Geçenlerde bir faciaya daha rastladım. Türkiye’nin en büyük bilgisayar parçası zincirlerinden biri, en büyük gazetelerden birine, tam sayfa ilan vermiş. Pazar günü. Reklam bedelini tahmin edemem; ama çoğumuzun herhalde birkaç senede kazandığından fazladır. Bir laptop’un pil ömrü hanesine yazdıkları rakam: 3 saat 70 dakika! Bu sayfayı hangi gerizekalı hazırlamış, tanışmak isterdim!

Halk,önüne koyulanlardan birini seçmek zorunda. Onlar da bebekleri seçmişler. Daha nitelikli işler koysanız, onu da seçebilirlerdi.

“Bunu anlamazlar” ayağına yatmayın. Üstelik, insan hemen anlayamadığı bir reklamı unutmaz! Reklam böyle yapılır. Reklam, kışkırtmaz, dikkat çekmezse akılda kalmaz.

Tekstilbank, Türkiye’deki en iyi banka reklamını çektirmiş; rakiplerini de ti’ye almış. Eğlenceli, esprili bir reklam. On numara diyemesem bile, bu kalite düşüklüğünde hemen ışıldıyor.

Ama siz hala, “biz çok köklü, güvenilir bankayız” diye reklam çekin. Emin olun, herkes hatırlar. (Paranızı alıp deve yapabiliriz, ona göre diyecek değiller ya!). Ya da, bankada çalışan memurların bile anlamakta güçlük çektiği, karmaşık vadeler, yüzdeler, geri ödeme koşulları, havuz problemi tarzındaki reklamlarınıza devam edin.

MUSTAFA ALTIOKLAR BENİ YANILTMAMIŞTI

reklam,tarih | 10 Haziran 2007

arzu yanardag resmi Mustafa Altıoklar beni yanıltmamıştı yazısı reklam  kategorisindeGerçi yıllardır Mustafa Altıoklar adı geçmiyor ama, İstanbul Kanatlarımın Altında’yı “herkes seyrediyor, bari bende göreyim” bahanesiyle seyrettiğimde “bu adam son derece yeteneksiz” demiştim. Nitekim, filmde tek konuşulan şey 4.Murad’ın eşcinselliğiydi; sonra da Arzu Yanardağ sayesinde gündemde kaldı Altıoklar.

Kısa bir kemankeşlik macerasının ardından, 4.Murat’ın neden iyi bir hattat olduğunu biraz olsun anladım: 30 kiloluk gürzü sallayıp, ardından da yayı germek, insanın koluna anormal şeyler yapabilir. Modern, kompozit, makara sistemli bir yay bile, 20-30 kez gerilince, kolunuz He-Man’inki gibi oluyor. Birsüre, eliniz zangır zangır titriyor; ama alıştığınızda el ve kol hareketleriniz zarifleşiyor, çay bardağını kavrarken bile çok daha kontrollü ve hassas oluyorsunuz.

Atalarıyla öğünüp, onlara zerre kadar benzemeyen, hatta çoğu da muhtemelen olsa olsa Patrona Halil’in sülalesinden gelen zerzevatların aksine, ben filmden ve Altıoklar’ın tutumundan, 4.Murad’a eşcinsel yaftası yapıştırdı diye nefret etmedim. Koca koca adamların, hatta padişahların “güzel oğlanlara” şiirler yazdıkları gerçektir; ama beste yapan, muhtemelen dünyanın en iyi kemankeş’i olan, derin bir kültüre sahip olmanın yanında muazzam bir savaşçı olan adama, tutup da sadece “.bneydi işte” demek, sadece “ben sansasyon yaratmadan gündeme gelemeyecek kadar beceriksizim” ile eşanlamlı. Bu oyuna gelenlere de ayrıca bir yuh çekiyorum.

ADİDAS..HEDEFİ KÜÇÜK TUT

pazarlama,reklam | 4 Mayıs 2007

Her nedense, eğer reklamcı olsam, dünyayı sallayacağıma inanırım. Bu kesinlikle bir hezeyandır muhtemelen; burnumu sokmadığım az şey kaldığı halde, ne bu alanda çalışmak için bir girişimim oldu, ne de birisine reklamcı olduğu için imrendim.

Birşeye merakınız varsa ve o şeyi yapamıyor ya da yapmıyorsanız, eleştirmen olursunuz (futbol yazarları, sinema eleştirmenleri vs)

Adidas’ın reklamı bana çok kuru geliyor ve seyrederken sıkılıyorum. Neymiş, Beckham penaltı kaçırmış çok üzülmüş, Yunanistan maçında gol atınca herkes alkışlamış (o maçta kupayı kaybeden tarafta oynamıyor muydu?)

Yok zibilyon maçta kenarda oturan biri varmış, oynatacak adam kalmayınca çık oyna demişler, o da 0 numaralı formayı giymiş.

Daha canlı birşeyler gerek, bunlar insanı gaza getirmiyor.

Ben, düşmanımın kafasını kör testereyle koparmak, kafatasından kanını içmek, karısına tecavüz etmek ve çocuklarını kölem yapmak istiyorum. Spor yaptığımda, sadece bunun için yaptım. Kendi biricik tatlı egomu tatmin etmek, bir nevi mastürbasyon…

Sporda duygusal hanım evlatlarına yer yok. Düşmanım yeterince güçlü değilse, onu yenmekten tatmin olmam.

Zaten güçsüz olan düşmanımı ezmek için, bir tshirt’e 2 Napoleon Konyak parası vermem.

EHL-İ NAMUS KARTUŞ

bilgisayar,güncel,pazarlama,reklam | Etiketler:, — 23 Nisan 2007

inktecbotts resmi Ehl i namus kartuş yazısı bilgisayar  kategorisindeBilgisayar işinde olup da kaale aldığım ve saygı duyduğum sayılı şirketlerdendir HP; elbette 20 sayfa yazdırınca kartuşu biten inkjet’ler ürettikleri için değil!

HP, gerçek bir AR-GE şirketi. İnanması güç olsa da, asıl uzmanlık alanları sensörler. Öyle “müşür” diye aşağılanacak sensörler de değil bunlar; milyonda Türkiye’nin-gerçek-okur-yazarlık-oranında hassasiyette sensörler üretiyorlar.

Gelgelelim; ne kadar dünyalı da olsanız, Türkiye’de ofis açınca oraya sivrizeka birkaç vatandaşımızın sızmasına da engel olmak kabil değil. Geçenlerde bir HP reklamı beni dumura uğrattı. Aslında dumura uğradım diyemem; ne de olsa 32 senedir Türkiye’de yaşıyorum! Sadece farklı bir kombinasyonda yuh diyebildim, o kadar!

Bazılarının hala bilmediği üzere, dünyada bir çöp sıkıntısı var. Özellikle, 20 sayfa bastıktan sonra ya tıkanan, ya da biten kartuşlar yüzünden dünyanın medeni yerlerinde yaşayan bazı insanlar fıttırma durumunda. HP gibi şirketler de çöp fiyatına yazıcı satıp kartuştan para kazandıklarından, oralarda bir “toplumsal anlaşma” yapılmış. Boş kartuşu zarfa koyup şirketlere beleşe postalıyorsunuz; onlar da bunları sıfırını üretmekten daha çevreye zararlı biçimde geri dönüştürüyorlar.

Lakin biz Türkler kadın gibi kartuşun da bekaretinin bozulmamış olmasını tercih ettiğimizden -ki bekareti bozulmamış kadınların son duraklarına varıncaya dek ne kadar bozulduklarını düşünmeyin bile!- olsa gerek, HP Türkiye “bizim kartuşlar öyle geri dönüşümden filan geçmez, bekareti bozulmadan yazıcınıza girer” gibi bir reklam kampanyası düzenlemiş.

Elbette bakiredir filan demiyorlar ama o mesajı alıyor insan.

20 sayfa bastırdıktan sonra bitmez değil de, bakire kartuş..

Eh, ahlak standartlarımızla kartuş standartlarımız pek de farklı değil.

AKLA ZİYAN MP3 PLAYER

27 03 07 1541 resmi Akla ziyan Mp3 Player yazısı ekonomi  kategorisindeBazı insanların özgüveni beni dehşete düşürüyor. İronik olan, özgüvenin genelde aptallıkla doğru orantılı ve logaritmik ölçekte artması.

Bu arada, yıllar sonra da olsa, cep telefonlarındaki ıvır zıvırların -kamera gibi- zaman zaman gerçekten işe yaradıklarını da farkettim. Bu aralar, tamamının olmasa da, rastgeldiğim bazı tuhaflıkların fotografını çekiyorum.

Haftanın bombası, koşu ritmiyle hızlanan ritimde müzik çalan aygıt! Yüzyılın buluşu gibi lanse edilen bu cihazla, eğer yeterince hızlı koşabilirseniz, Metin Milli’yi Mickey Mouse kıvamında dinlemeniz mümkün oluyor.

Normalde asla istenmeyecek özellikleri, süper bir özellikmiş gibi, “iftiharla takdim etmek” nasıl bir beynin eseri çözebilmiş değilim.

Bakış açısına göre görüntüyü eğen monitör, direksiyonla ters istikamete dönen lastikler, ekstra kalorili şekersiz tatlandırıcı gibi fikirlerinde hayata geçirilmesini merakla bekliyorum.

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

ARŞİV

123456