İnsanlar daima gelir dağılımının adaletsizliğinden şikayet ederler. Herhalde bundan şikayet eden sadece bireyler değil; eminim şirketlerinde kafası bu işlere bir hayli bozuktur.
Az önce televizyonda Motorola KRZR K1′i gördüm. Cep telefonu hastalığım yok; verdiğim paraya acır, hor kullanır ve tuhaf arızalarla karşılaşmadan da değiştirmem. Ama Motorola dizayn olarak çok hoşuma gidiyor. Bu biraz da Motorola’ya beslediğim sempatiden dolayıdır ve kökeni Amiga zamanlarına dayanır.
Fiyatını merak ettim ve hepsiburada.com’a baktım. 650 YTL civarında. “Alınacak şeyler” listemde 40.sıraya filan yazdım; ilk üçü bile zar zor alacak param olduğundan ve 40′lara gelene kadar üretimden kalkacağından asla bir KRZR K1 almayacağım. Bunun beni üzdüğünü söyleyemem.
Sonra merak edip en pahalı telefonu aradım ve Nokia 8800 Scirocco Edition’ a denk geldiğimde aramaktan vazgeçtim: 869 Euro + KDV.
Clavia Nord Lead, dünyanın en iyisi olmasa da, kendine has bir “tarzı” olan, Depeche Mode’dan tutun David Bowie’ye kadar birçok ünlünün yıllardan beri kullandığı bir synthesizer. Clavia Türkiye distribütörü BL Müzik; genelde bu camiada en yüksek fiyatları verseler de, Clavia Nord Lead Modular 2X’i, KDV dahil 1000 Euro’ya alabilirsiniz.
Nord Lead’in seslerinin olduğu en azından 30-40 parça dinlemişsinizdir. Bu adamlar, önce bir “sentezleme” prensibi ortaya atıyor, onu modelliyor, bunu yapabilecek donanımı araştırıyor, buluyor, satın alıyor, geliştiriyorlar. Sonra bir cihaz dizaynı yapıyor, potans gibi komponentleri satın alıyorlar. Bu cihazı üretecek bir üretici buluyorlar. Sonra bu cihazı dağıtmak için dağıtım kanalı arıyor, kullanım kılavuzu hazırlıyor, müşteri isteklerini dinleyip cihazı gelişirmeye devam ediyorlar.
Sonra cihazın “tutması” için dua etmeye koyuluyorlar; çünkü bu sektörde Novation gibi efsane 1-2 cihaz üreten firmalar bile battılar. Tutarsa ne ala…
Nord Lead’i üreten adamlar 1000 metrekare kapalı alanda çalışmıyorlar ve şirket personeli sadece 20 kişi.
Nokia, 8800′ün parçalarını TI gibi tedarikçilerden satın alıyor. Daha önce yüzlerce model çıkardıklarından ve elektronik kısmı tamamen dijital olduğundan, elektronik devre tasarımı göreceli olarak son derece basit.
Nokia, sözgelimi GSM şebekesiyle bağlantı kuran, ya da kamerayı çalıştıran yongayı üretmiyor. Bu parçalar zaten var; o sadece bu parçaları telefon kasası içine sığacak şekilde biraraya getirmek zorunda.
Bugün bir Scirocco Edition yapacak parçaların tümünü satın alabilirsiniz. Çok küçük miktarlarda alacağınız için, 100 dolarlık telefonu imal etmek size 1000 dolara patlayabilir. Ama sorun bu değil. Telefon yapmak son derece basit. Artık bu iş zeka, mühendislik, fikir, kısmen sanat filan gerektirmiyor. Vasat bir mühendis için, elinde dokümanlar olduktan sonra, legolarla oynamak gibi.
Öte yandan, yüzbinlerce satılan Nokia 8800 Scirocco Edition, en fazla 30.000 satan bir Clavia’dan daha pahalı. Bu dünyaya en ufak bir katkı yapmanızı sağlamıyor. Sadece alıyor, tüketiyor ve belki 1 sene kullanmadan çöpe atıyorsunuz. Bu dünyaya verdiğiniz, kulak tırmalayıcı bir ses bile değil. Hiçbirşey vermiyor, sadece ukalaca tüketiyor ve dünyanın biryerlerinde su için birbirini öldüren insanları sömürüyorsunuz.
Google’ın “summer of code” programı ile, özgür yazılım geliştiricilerini uzun bir süredir destekliyor. Daha önce bu işten 0$ (yazıyla sıfır) kazanan bir geliştirici için emeği karşılığı birkaç bin dolar almak ve adının bir şekilde Google ile anılması elbette gurur verici birşey.
Bu Google için iyi bir reklam. Halen azınlıkta olan ve bu yüzden dolayı da kendi camiası dışından gelen küçük iyilikleri bile gözleri yaşararak karşılayan topluluklar için Google müthiş bir sempati puanı elde ediyor.
Google, sadece bilgisayar dünyasının değil, genel olarak dünyanın en büyük ekonomik (hatta sosyal) gücü olmak konusunda hızla ve durdurulamaz şekilde ilerliyor. Firefox”u neden desteklediklerini merak ediyor musunuz?
Yıllar önce Netscape, kendi tarayıcılarına AltaVista”yı entegre etti ve Google gelene kadar AltaVista, elindeki olağanüstü gücü Yahoo ile paylaştı. Altavista, kendi reklamını oldukça ucuza yapabildi; Avrupa”nın %60 gibi bir bölümü Netscape navigator ile geziyordu nette..
ABD ile kıyasladığında tüm Avrupa kıtası hallice bir köyden farksız. X bir ürünüm olsaydı ve tüm dünyada pazarlamakla ABD”nin sadece bir eyaletinde pazarlamak arasında bir seçim yapma konumuna gelseydim, tüm dünyayı orta karar bir ABD eyaleti için gözden çıkarabilirdim. Netscape ve Altavista kaybetti çünkü Yahoo “Amerikalı” gibi oynadı bu oyunu. Altavista, pazarlama ve elindeki gücü paraya çevirme konusunda yavaş ve beceriksizdi. Ama bana sorarsanız, gelmi geçmiş en başarılı arama motoruydu. İşe yarar bir bilgiye ulaşmam, Google ile AltaVista ile olduğundan 3 kat fazla zaman alıyordu. şu an bir kıyaslama yapamam çünkü artık arama motorlarını kurcalamaya vaktim olmuyor; alışmış kudurmuştan beterdir misali direk “google.com” yazıveriyorum.
Google, Firefox”un hızla yayıldığını gördü; üstelik Netscape”in aksine homojen bir yayılma bu. Netscape”in müthiş Avrupa başarısına karşılık, Firefox tüm dünyada yayılıyor. Yavaş ama çok kararlı bir artış bu. Google, kendini Firefox”a entegre ederek, kalan tüm sağları da kendine çekecek; çünkü çoğu kullanıcı için devamlı kullandığı arama motorunun URL”sini yazmak eziyetten başka bir şey değil.
“İyi de herkes zaten Google kullanıyor” diyebilirsiniz. Üyle değil. ABD”de hala ciddi bir Yahoo kitlesi var. Her TV kanalında, öyle ya da böyle bir Yahoo reklamına denk geliyorsunuz. Dünyada kral Google olabilir ama Yahoo ABD”de hala ciddi bir kullanıcı kitlesine sahip ve Google doğal olarak dünyanın en müreffeh, en çok para harcayan ülkesinde kesin ve tehdit edilemez bir üstünlük kurmak istiyor.
Yahoo,popülaritesini korumak için çok para harcarken, Google bunu doğal yollardan yapıyor. Google, popülaritesini neredeyse sadece Internet kanalından tesis eden, istisnai bir şirket. Bu sayede, çok daha az para harcayarak dev rakibi Yahoo”nun gırtlağına çökecek duruma geldi; hatta onu geçti.
Firefox, bu üstünlüğü direk Google”ın eline teslim edecek kadar güçlü bir silah değil; ama kullanımı ucuz, etkili bir silah ve Google da bunu iyi değerlendiriyor. Yahoo, tek karesi bile Google”ın Mozilla bir ayda verdiği maddi destekten fazla olan reklam kampanyaları ile para ve zaman kaybederken, Google Firefox sayesinde direk hedef kitleye ulaşıyor.
Yahoo ise, Microsoft ile iyi ilişkiler kurma peşinde. Bunun doğru bir strateji olduğunu söyleyemem. Evet; MS hala bir dev ama sürekli güç kaybediyor. Artık hisse senetlerini alıp 5 sene elinizde tutmak isteyeceğiniz bir şirket değil.
Hani şu ekonomide asla çalışmayan “oyun teorisinin” belki tek geçerli örneği Google ve Firefox ilişkisi. Mozilla bu işten hiç kazanamayacağı kadar çok para kazanırken, Google”da göreceli olarak düşük bir meblağ karşılığında direk hedef kitleye ulaşıyor; ikisi de kazanıyor.
Avea’ nın reklama korkunç paralar harcadığını tahmin edebiliyorum. Bu kadar reklam karşılığı ise pek bir abone kazandıklarından emin değilim. Neredeyse hiç Avea abonesi tanımıyorum.
Fakat konu Avea”nın abone sayısı değil, reklam bütçesini harcama, daha doğrusu “savurma” şekli. Önce reklamlarda Tarkan”ı kullanmakla başladı bu. şu an pek de esamesi okunmayan ve “memleketimi amma özlemişim” yaltakcılığıyla Rize”de boy gösteren Tarkan”dan bahsediyoruz. Hatırlarsanız Avea Tarkan”ı o kadar ön plana çıkarmıştı ki, “Avea, Tarkan”ın albümünün reklamını yapıyor” diye içten içe dalga geçmiştik. Bunun için Tarkan”a ödenen rakamın 5 milyon dolar olduğunu duydum. Muhtemelen bu şimdiye kadar Tarkan”a en havadan gelmiş paradır. Hem albümünün reklamını yap, hem de üstüne 5 milyon dolar al. Çok tatlı iş..
“Tarkan fiyaskosundan” sonra, Avea daha da beterini yapabileceği konusunda beni yanıltmadı. Öce şu son derece itici çizgi tipleri ekrana dayadılar, ardından Pegasus‘la anlaştılar.
İşte bu cidden komik; Pegasus uçaklarında Avea reklamı var. Sanırım sivrizekanın biri, Good Year balonundan feyz aldı. Ancak Good Year‘ın balonu görülebiliyor; üstelik de çok kalabalık yerlerde. Avea”nın reklamını görmek içinse, son derece maharetle kullanabildiğiniz bir teleskop lazım!
Cidden berbat bir fikir. Hatta yılın en kötü reklam fikri bu.
Birincisi, reklamı görenlerin sayısı çok az. Uçağa binerken genelde motor ve kanatlara bakarım; uçağın arkasına değil. Zaten uçağın arkasını görmeniz göreceli olarak çok daha zordur. Üstüne üstlük burası ABD değil; insanlar uçakla fazla seyahat etmiyor. İkincisi, uçağa binecek kadar geliri olan insanların çoğu zaten cep telefonu sahibi, dolayısıyla bir şebekeye aboneler. (Herhangi bir şekilde protesto edenler hariç; ki zaten onlar hedef kitle olamaz)
Türkiye’deki güdük ekonomik ve bilimsel şartların nedeni de, biraz bu parayı nereye savuracağını şaşıran, dümeni kilitlenmiş şirketler. Sponsorluk konusundaki hayalgüçleri, konserlerde bez afiş açmaktan öteye gidemiyor. Merak etmeyin; kimse konser heyecanında o afişleri görmüyor zaten. Şirketlerin parayı saçmasapan yerlere harcamaları yüzünden, çalışıp birşeyler üretmeye çalışan insanlar yeterli maddi imkanlara sahip olamıyorlar.
Örnek vermek gerekirse, Honda çok zekice bir iş yapıyor: Asimo. İnanılmaz bir reklam kampanyası aslında. Bugün herkes Asimo”yu konuşuyor, basın haber yapıyor. Üstelik Honda, Asimo”ya para harcayarak sadece reklam yapmıyor; aynı zamanda son derece değerli bir know-how üretiyor.
Çok daha basitini Sony Aibo ile yaptı. Bu robot köpeği satın alanların çok olduğunu sanmıyorum; ama kesinlikle önemli bir reklam başarısıydı. Hemen herkes köpekleri sever. Robot köpek de dikkat çekti.
Türk şirketleri, artık reklam bütçelerinin önemli bir kısmını sponsorluk faaliyetlerine harcamalı. Elbette abidik gubidik popçuların konserlerine filan değil. Üok basit; Avea örneğin Pardus” sadece 50-100.000 dolar gibi bir para harcasaydı, bugün binlerce Pardus sayfasında reklamı olur ve insanlar Avea’dan övgüyle bahsederdi. Hatta birçok Pardus ve Linux taraftarı Avea’ya geçebilirdi. Reklam sloganı bulmak bile son derece kolay.
Bir sonraki Avea icraatını çok büyük bir merakla bekliyorum!
Çok değil, 1 sene önce yıllarca rakiplerini titreten Sun Microsystems, herkesin hisselerini elinden çıkarmaya baktığı bir şirkete dönüşmüştü. Kötü gidişten, kurucusu olan Scott McNealy suçlanıyordu.
Oysa McNealy, Sun”ı parlak günlerine taşıyan adamdı. Ancak her ne olduysa, Sun tepetaklak oluverdi. McNealy, elbette bunamamıştı. şirketi de batırmak amacında değildi. Olan şey basitti: McNealy, yeni ekonomik düzeni,benim Ekonomi 2.0 dediğim şeyi kavrayamamıştı.
Batan bir geminin kaptanıysanız,yapılacak en akıllıca şey dümene ikinci zabiti geçirmektir. Gemi batarsa kimse sizi fazla suçlayamaz. Suç direk tecrübesiz ikinci kaptana atılır. Belki gemiyi kurtarıp kahraman olma şansını kaçırırsınız ama gerçek dünyada da fazla kahraman yok zaten.
McNealy’de istemeyerek bunu yaptı; aslında buna zorlandı. Messman”ın kaderini paylaşmamak için dümene Schwartz”ı geçirdi. At kuyruklu,güleryüzlü ve spor giyinmeyi seven, oldukça da medyatik olan Jonathan Schwartz, birçok insana göre ideal kaptan değildi.
Schwartz”ın ilk icraatları birçok insanı şaşırttı; hatta çoğunun hafifçe gülümsemesine yol açtı. şirket uçuruma sürüklenirken Schwartz blog yazmaya merak sarmış, hararetli biçimde de kendini bu işe vermişti. Sık sık seyahate çıkıyor, çoğu zamanda işle pek ilgisi olmayan faaliyetler içinde görünüyordu.
Ancak beklenmedik şeyler olmaya başladı: Sun hisseleri,karlar ve şirket anlaşmaları yıllar sonra ilk kez pozitif bir görünüm kazanmıştı. Acemi şansı denilerek fazla ilgi gösterilmedi.
Genç patron, Solaris ve Sun”ın efsane işlemcilerinden Niagara”nın kaynak kodunu açtığında ise ben dahil herkes deli olduğuna inanmıştı. Kendi güçlü ürünleri Solaris ve Niagara yerine, Opteron ve Linux’a yönelmişlerdi.
Ancak bu strateji çok başarılı oldu ve Sun son yılların en parlak dönemini yaşıyor. Opteron tabanlı serverlarla yine piyasanın hakimi; HP gibi eski stratejilerde direnen rakiplerini ağır kayba uğrattılar. Linux ve Opteron tabanlı sunucularla ise aklınıza gelebilecek hemen hemen tüm kritik alanları ele geçirdiler.
Sun’ı “ciddi,ağır” bir firma olarak bilirsiniz değil mi? şu an şirketin stratejisi,cep telefonu pazarına girmek üzerine kurulu. Senelerdir söylüyordum; para artık kurumsal müşteride değil, gençlerde. Sun buna oynadı, kazandı, kazanmaya devam edecek.
Schwartz’ın yaptıklarını biraz analiz edelim:
Solaris”in kaynak kodunu açtı: Solaris mükemmel bir işletim sistemi. Ancak Godzilla gibi. Fazla güçlü,fazla karmaşık. Dünyadaki kurumların ancak binde biri bu güce ihtiyaç duyar ve bedelini ödeyebilir. Neden 9999 müşteri kaybetmeyi göze alsınlar? Artık kurumsal müşterilerine, aşırı büyük olmayanlara Linux öneriyorlar:Linux programları, desteği,sistem yöneticileri çok daha fazla.
Üstelik, o binde bire hala Solaris satıyorlar. Zaten bu ölçekte hiçbir kurum, lisans ücretinden kaçmak için OpenSolaris kullanmayacaktır. Ama kaynak kodunu incelemek istiyorsa, alıp değerlendirebilir.
Buradan çıkarılacak ders şu:kaynaklarınızı açmaktan korkmayın. Paylaşım çağında yaşıyoruz ve birileri sizden daha açık olduğu için önünüze geçebilir. (Ayrıca karı yüksek ama müşterisi az pazarlara da bel bağlamayın!)
Niagara: Solaris için yazdıklarım Niagara içinde geçerli. Üstelik,açık kaynak kodlu bir işlemciyi üretecek, Sun’dan ucuza satacak ve üstüne bir de bu işletim sisteminin çalıştırabildiği Linux ve Solaris sürümlerinin desteğini verecek çok şirket yok herhalde!
Blog macerası: Schwartz’ın belki de yaptığı en akıllıca iş bu. Sun”ın durumunu patronun ağzından dinliyorsunuz. Ne yaptıklarını ilk ağızdan duymak, birçok insana güven aşılıyor. İşler kötü gittiğinde baştakiler sıvışacak yer arar; oysa Schwartz ortaya çıkarak şirkete olan güveni tazeledi. İnsanlar, karşılarında “gerçek” kişiler görmek isterler. Şu an General Motors da dahil, birçok dev şirketin CEO”su blog yazıyor. İnsanlarda garip bir psikoloji vardır. İşler kötü gittiğinde saklanırlar. Kumarbazlar,dolandırıcılar ve Ekonomi 2.0”ı benimseyenler(!) ise farklı davranır. İnsan içine karışırlar. Bu insanlara olumlu bir mesaj verir. şirket ne kadar büyük olursa olsun, başındaki insanın gerçekten “orada” olması farklıdır. Çoğu insan,kurumdan çok onun başındaki insana değer verir. Çzellikle o şirketle iş yapıyorsa..
Kendinizi ofisinize kapattıysanız,çalışanlarınız müşterilerinizi başından atmak için bahane uyduruyorsa,bayilerin ve müşterilerin bazı sorularına cevap vermekte güçlük çekiyorsanız, karanlık bir sona doğru hızla yaklaşıyorsunuz.
Hemen hemen hepimiz robot gibi yaşıyoruz.Dünya anormal bir hızla değişiyor; ama sanki sadece değişiyor. Birçok şey dünden daha iyi ya da kötü değil.
Girişimci iseniz,birşey satıyorsanız, artık sizi bir reklamcı kurtaramaz. Bunu onlar bile yapamazlar.
Geçenlerde, iyi bir dostum müthiş bir iş fikriyle çıkageldi. Dünyada bile örneği olmayan, eşsiz bir fikir. Çalmayın diye size söylemeyeceğim:)
Gelgelelim, kendinden ve fikrinden çok emin görünmesine rağmen yaprak gibi titriyordu. Korkuyordu.
Korkan insanlar birşeylere sığınırlar. Bomba gibi bir fikriniz varsa, ilk sığınmayı düşündüğünüz şey başarılı bir reklamcıdır. O da Sinan Çetin’e sığınmayı düşünüyordu. Yarım milyon dolar gibi bir reklam bütçesiyle 2 milyon dolar kar edebileceğini umuyordu.
Biraz konuştuktan sonra o işi askıya aldı. Korkarak bir işe girmenin akıllıca olmayacağını biliyordu. Çok daha iddiasız,ortak bir iş yapmaya karar verdik.
Klasik bir iş adamıysanız,dostumu 2 milyon dolardan ettiğimi düşünebilirsiniz. Ekonomi 2.0′ı anladıysanız, 1 milyon dolara yakın zarar etmesini önlediğimi göreceksiniz.
Dostumun hatası, seçtiği doğru hedef kitleye yanlış araçlarla ulaşmayı planlamasıydı. Sorun şu ki, bu durumda *henüz* doğru araçlara sahip değil. Ama olacak.
Oturup bir yol haritası yaptık ve düşündüğü işi 6 ay gibi bir sürede gerçekleştirebileceğini, üstelik yarım milyon dolar reklam bütçesi ayırmasına gerek olmadığını tesbit ettik. Değişim mimarlığı yaptık. Muhtemelen batacak çok iyi bir fikri, çok az sermayeyle gerçekleştirilebilecek ve kesinlikle başarılı olacak şekilde tekrar yapılandırdık. Ekonomi 2.0′ı çok kısa sürede kavradı ve bunun üzerine çok zekice fikirler geliştirdi. Burada birgün yazmaya başlayıp sizlerle de tanışmasını çok isterim.
“Değişim Mühendisliği” gibi bir fikir ortaya atıldığını duymuştum; itiraf etmeliyimki pazarlama,ekonomi gibi konuları pek sevmiyorum.
Değişim Mühendisliği, kelime olarak çok şey vadediyor gibi görünebiir; ama para kazanmak istiyorsanız mühendis gibi değil,mimar gibi düşünmelisiniz. İnsanlara projenizin ne kadar zekice olduğunu göstermek size para kazandırmaz. Yeni bir bilgisayar mimarisi geliştirecekseniz, bunun ne kadar zekice olduğu,ne kadar iyi çalıştığı önemli değil. SGI battı. Sun, kendi yavrusu Niagara”dan çok Opteron”u destekliyor. Ne kadar zeki işler yaparsanız yapın para kazanamayacaksınız. Ne kadar iyi bir mühendis olduğunuzu düşünüyorsanız iş arayın; sizden girişimci olmaz. Ama gerçekten zeki biriyseniz,siz de değişebilirsiniz. Değişim mimarlığını anlamanın en iyi yolu, bunu ilk önce kendi üzerinizde denemenizdir.
Mimarlar mühendislerden farklıdır. Daha zeki değil daha yaratıcı, hatta aykırı olmaları beklenir. Daha iyi giyinir, daha az çalışır, daha çok gezerler. Entellektüel olarak daha az doyurucu gibi görünebilir; ama tanıdığım çoğu mimarin, yine tanıdığım birçok mühendisten daha fazla kazandığını ve daha çok zevk aldığını söyleyebilirim.
Mimarın işi,işten çok insanla ilgilidir. İyi bir mimar,sizi analiz eder ve ilginizi çekecek fikirler ileri sürer. Konu bunlara ne kadar ihtiyacınız olduğu değildir. Daha büyük bir salona ihtiyacınız olsa da, iyi bir mimar size kutu gibi bir salon tasarlar. Ancak bunu size o kadar güzel empoze ederki, o dar salonda dönecek yer bulamazken evinizin en sevdiği yeri olur. Çünkü bizler robot değiliz. Konu da ihtiyaçlar değil. Hangi mantıklı insan bir saate helikopter kadar para verir ki?
Ekonomi 2.0 ve değişim mimarlığı insana odaklanır. Ekonomiyi bilimsel olarak ele alırsanız maliye bakanı olabilirsiniz; ama bu size girişimci olarak para kazanmanın kapısını açacak anahtar değildir. İlgi çekici olmalısınız. Bunun içinde ürününüzü, ama daha önemlisi sunum şeklini ve hizmetlerinizi değiştirmelisiniz.