Bir zamanlar 12.7 mm (50 BMG) mermisi atan Barrett gibi tüfeklere bakıp iç geçirirdim. Bu arada, bahsettiğim mermi, uçaksavar mermisi. Fotografa bakarsanız, bununla atış yapmanın neye benzeyeceğini tahmin edebilirsiniz.
Anzio Ironworks namlı silah atölyesi, abartıp 20 mm mermi atan bir tüfek yapmış. Bu dediğim mermi, Vulcan topunda kullanılıyor (Apache helikopterleri üzerinde görebilirsiniz). Küçük bir hatırlatma; bu silahlar insanlar için kullanılmıyor. Amaçları, hafif araçları (askeri jipler) ya da çanak antenleri etkisiz hale getirmek.
Fiyatı sadece 6800$ (bu sınıfta bir silah için bedava diyebiliriz). Menzili 2 km kadar.


Soldan sağa: 50 BMG (12.7mm uçaksavar mermisi), 7.62 NATO (G3 piyade tüfeği) ve 9mm Parabellum. 20 mm’nin çapı, soldaki merminin neredeyse iki katı…
Pekçok silah meraklısı, “evde nasıl tabanca yaparım?” sorusunun cevabını arıyor. Bu soru, bana birçok şey düşündürdü. Gerçekten tehlikeli bir gelişme aslında. Neden mi?
1.Türkiye’de pahalı tabanca politikası büyük bir yanlış. İnsanlar silahı seviyorlar, bırakın alsınlar. Herkesin silahı kayıt altında olur ve kaçakçılık sorunu büyük oranda ortadan kalkar.
2.Çok ağır cezalar olmalı; ABD bunu yapıyor. Medeni ülkelerde devlet vatandaşa güvenir, ama suistimal edenler çok ağır cezalandırılır. Bizde sokağa çıkıp sağa sola ateş ettiğinizde, önceden sabıkanız yoksa para cezasıyla yırtıyorsunuz. O da, polis sizi yakalarsa. Polisin özellikle maç gibi durumlarda bu tip vakalara pek de müdahale etmiyor oluşu iyi bilinen bir gerçek.
3.Atış poligonları çoğalsın ve ucuz olsun. Türkiye’de poligonlar aşırı pahalı ve silah sayısı az. Örneğin, ben Beretta PX4 ile atış yapmak için ABD’ye gitmek zorunda kalmak istemiyorum.
4.Evde silah yapabilirsiniz; bunun için kitaplar bile satılıyor. Ama bu işte uzman olmayan birisinin silah yapmaya kalkması felaketle sonuçlanabilir. Mermi ateşlendiğinde silah içinde inanılmaz bir basınç oluşuyor. Metalurjiden anlamıyorsanız ve özel test ekipmanlarınız yoksa, bu silah elinizde patlayabilir ve hem kendinizi, hem çevrenizdekileri öldürebilirsiniz. Herhalde yasadışı olduğunu da söylememe gerek yok!
5.Kuzey Irak büyük tehlike. Buradan o kadar çok kaçak silah giriyor ki, işportada Glock sattıklarını görsem şaşırmam!
Akşam gazetesinde gördüm.
Haberin başlığı "İnek gaz çıkarıyor, dünya ölüyor"
(İnekler osurmasa, cennet gibi dünyada yaşayacağız)
Devamı şöyle:
Çevreci örgütlerin yeni hedefi inekler! İneklerin gaz çıkarmasını önlemeye çalışan çevreciler, yeni bir diyet arayışına girdi. Grassland Çevreci Araştırmalar Enstitüsü’nden Micahel Abberton, “Bir inek günde 100 ila 200 litre metan gazı salgılıyor. İneklerin çıkardığı metan gazı insan tabanlı gazlardan 23 kat daha fazla. İnekler için yeni bir diyet programı ve ürünler üretmeliyiz. Beslenmelerinde değişiklik yapmayı başarabilirsek geğirme ve osurma sonucunda üretilen sera gazlarının salınımını önemli ölçüde azaltabiliriz. Bunu başarmamızı sağlayacak bitkiler üzerinde çalışmalarımız devam ediyor” dedi. Yeni Zelanda’da yapılan bir araştırmada da ineklerin çıkardığı sera gazlarının, yedikleri otların değiştirilmesiyle yüzde 50 azaltılabileceği ortaya çıktı.
Dişiniz ABD’ye filan geçmedi diye ineklik etmenin alemi var mı diye düşündürüyor haber.
Benim de osuran inekler için çeşitli önerilerim var:
1.Genetik mühendisliği sayesinde osurmayan, hatta makatı olmayan bir inek nesli yetiştirebiliriz. Bu konuda, endüstriyel tavuk yetiştiricilerinin engin tecrübelerine başvurulabilir.
2.İnekleri bağlar, arkaya da bir hortum bağlarız; böylece metan gazı enerji kaynağı olarak geri döner.
3.İnekleri daha az osurmaları için eğitebiliriz (Niye şaşırdınız, yazı bile yazıp üniversite bitirenleri gördük; aha işte bakınız, TV programına bile çıkıyorlar)
Elbette var. “Var mı?” diye sormamdan kasıt, gerçekten işe yarayıp yaramadıkları ile ilgili.
Spielberg filmini çekti diye bir anda herkes öğrendi (ben adını bile unuttum), MOSSAD, Münih olimpiyatlarının intikamını almak için Filistin’li teröristleri, resmi olarak öldürmeye başlıyor, sonra operasyonu yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar. “Bu Araba benziyor” diye masum birini öldürüyorlar, kimlikleri açığa çıkıyor, İsveç’te gözaltına alınıyorlar. (Acaba kurtarma operasyonunu fiyaskoya dönüştüren Almanlara karşı da bir operasyon yapıldı mı!)
Gerçi İsrail’in deşifre olmaktan çekindiği filanda yok; adamlar yeri geliyor çıkıp “evet, şunu biz öldürdük, şunları da öldüreceğiz” diyebiliyorlar rahatlıkla. Neredeyse bebekliğimden beri hatırladığım tüm İsrail başbakanları, ya Sayaret Matkal, ya da MOSSAD ajanı.
Paranoyaklığı ile meşhur II.Abdülhamit -ki müthiş bir marangozdur!- Osmanlı’da sağlam bir “telekulak” ağı tesis ediyor. Öyleki, bazı zamanlarda 5 İstanbulludan birinin jurnalci olduğu iddia ediliyor! Zamanında aynısını Sovyet Rusya’da yapmış, Stalin zamanında. Hani şu bazı gerzek solcuların “işçi yoldaşların lideri” dediği, faşist, dönek ve ödlek Stalin.
II.Abdülhamit de, Stalin de, sayısız kelleyi gövdeden ayırarak uzun süre iktidarlarını devam ettirmişler. Elbette, II.Abdülhamit, Stalin’den çok daha zeki bir adamdır. Sonra Teşkilat-ı Mahsusa kuruluyor; birçok kaynak, Teşkilat-ı Mahsusa’nın II.Abdülhamit tarafından kurulduğunu söylüyor ve akla da yakın.
Teşkilat-ı Mahsusa başarılı olabilmiş mi? Özellikle Ergun Hiçyılmaz, birçok başarılı operasyonları olduğunu söylüyor ve İlber Ortaylı’nın dedikleri de onu tescil ediyor. Buna rağmen, Osmanlı, Avusturya Macaristan veliahtının suikastını haber alamıyor. Balkanlarda çıkan sayısız ayaklanmayı, Yunanistan’ın bağımsızlık savaşını engelleyemiyor. Deve sırtındaki İngiliz ajanı Lawrance, “Arap ve Müslüman kardeşlerimizi” bizi arkadan vurmaları için bir güzel örgütlüyor.
ABD’nin dillere destan CIA’si, çapulcu yerine koydukları Arap teröristler tarafından dünyaya rezil ediliyor. Adamlar Pentagon’a uçakla dalıyorlar; ABD’nin sembollerinden birini gözler önünde yıkıyorlar.
Türkiye, yıllarca Abdullah Öcalan’ı ele geçiremiyor.
İspanya, Türkiye, İngiltere “geliyorum” diyen El Kaide saldırılarını televizyondan seyrediyor.
Rusya, özellikle izin verdiklerini sandığım birkaç durum dışında, Çeçenleri durduramıyor. Birbirinden rezalet operasyonlarla hem dünyanın tepkisini çekiyor, hem de küçük düşüyor.
Liseden beri maç seyretmiyorum. Demirören’in gelmesiyle Beşiktaş’tan koptum; bir ara Bilgili zamanında Pascal Nouma gazıyla maç izlemeye başlamıştım ama Beşiktaş o zamanda dirayetli olamadı ve askerinin kellesini rakiplerine gümüş tepside sundu. Neymiş, elini şortuna sokmuş. Bunun 1000 katını her akşam ana haber bültenlerinde izliyoruz. Şekilci ahlakçılık su yüzüne çıkarken, Beşiktaş fiyaskolarla gündeme gelir oldu. Önce takımı Sinan Engin’e teslim edip kulübü Sinan-Sergen ikilisinin yönetmesine izin verdiler, sonra bir dizi başka rezalet. Lucescu’nun yüz kızartıcı biçimde geri gönderilmesi gibi.
Ama Dünya Kupasını hiç kaçırmam ve daima delisi olmuşumdur. Maalesef Pele ve Puşkaş’a yetişemedim. Maradona inanılmaz bir adamdı. İngiltere’ye attığı o gölde kalbim yerinden çıkacak gibi olmuştu. Ondan başka gelmez derken, Zidane’ı izledik. Adam, tek başına Fransa’yı sırtladı ve finale taşıdı. Hiç futbol oynamadan finale çıkan İtalya’ya yenildiler ama herhalde son dünya kupasına dair, şampiyonun kim olduğu bile hatırlamayacak. Herkes yıllar sonra Zinadine Zidane’ı, ya da daha Arap ve Müslüman şekliyle Zeynettin Zeydan’ı hatırlayacak.
Çok şişirilen Beckham’lar yıldız filan değiller. İngiltere’de son hatırladığım yıldız, Glenn Hodle’dı. Gazza -Paul Gascoigne- yıldız olabilirdi, ama çok az oynadı. İflah olmaz bir serseri ne de olsa.
Yine de, Beckham ile ilgili çok takdir ettiğim birşey var: Gösteriş budalası ve boş kafalı olmasına rağmen, bu kadar egosu yüksek birinin futbol oynarken egoizme hiç kaçmaması şaşırtıcı. Üstelik, süper bir profesyonel. Beraber çalıştığı herkes, çalışkanlık ve mükemmeliyetçiliğini anlata anlata bitiremiyor.
Ama tarihteki en büyük futbolcu kim derseniz, Macar Puşkaş. Siyah-beyaz TV döneminde oynamış olmasına rağmen, puslu maç kayıtlarını izlemeye doyum olmuyor. Kocaman göbeği, sahada herkesi yere çivilerken bile içki masasından yeni kalkmış hallerine rağmen, adam futbol oynamak için doğmuş.
Ferenc Puskas’ı geçen sene Kasım’da kaybettik. Solak forvet, Real Madrid’de belki en çok iz bırakmış oyunculardan…