Yavuz 16′yı Türk polisi 400 dolardan almış. 12.000 tabanca…
Birisi, ABD’deki silah fiyatlarını araştırsın. Bugün ben bir sivil olarak, ABD vatandaşı isem, bu ülkede belgeli ve faturalı olarak, 400 dolara Yavuz 16 kalitesinde tabanca alabiliyorum.
Nitekim, ABD’de 850 dolara satılan Beretta 92F’in, Türkiye MKE’ye geliş fiyatı bu değil. Benim tahminin, 300-400 dolar arası bir fiyat. Uluslar arası distribütörlükte, Hiçbir ürün, yüksek sürümü olsa bile, %40′ın altında kar marjı ile gelmez.
Emniyet Genel Müdürlüğü, daha sonra 9mm Beretta satın alıyor: 190 dolara. ABD’de çok pahalı bir silah olan ve herkesin tuttuğu CZ 75, 285 dolardan satılıyor emniyet’e…
Bildiğim kadarıyla ne CZ, ne de Beretta: “Bizim silahımız daha iyi, üstelik yüzlerce yıllık şirketleriz, siz yerli üreticinizin silahını yüksek fiyattan alarak neden kayırdınız?” gibi bir şikayette bulunmuyor.
Verdiğim rakamlar basın yoluyla alınmış rakamlar ve benim bilmediğim bazı ek şartlar, ya da fiyat yanlışları olabilir. Ama mümkün olursa, daha ayrıntılı bir araştırma yapacağım.
Son yıllarda hem ordunun, hem de polisin açtığı tabanca alım ihaleleri yine tartışma konusu oldu.
Doğrusunu isterseniz, bu ihaleler dünyanın her yerinde tartışma konusu olur. Glock, ABD’de Beretta’ya kaybedince bile, büyük tartışmalar yaşandı. Gerçekten de, aslında benim de hayranı olduğum Beretta 92F, Glock’dan daha iyi bir askeri tabanca değil. Glock’un Beretta’ya karşı tek kaybettiği nokta isabet oranı ki, bu da ordu ihtiyaçları arasında ilk sıralarda yer alan bir kriter değil.
Beretta, ABD’de ihaleyi kazanmak için, büyük tavizler verdi; son derece ucuz fiyat, ABD fabrikalarında üretim, ve daha birsürü şey. Muhtemelen, o zamanlar Glock’un silah üretiminde yeni olması da bir dezavantaj yarattı; Beretta ise dünyanın ilk şirketi-hem de sadece ilk silah şirketi değil, dünyada kurulan ilk şirket.
Ordunun silah ihalesi ise kesin bir sonuca bağlanmadı. Öncelikli olarak yerli tabancaları aldıklarını biliyoruz. Polisin silah ihalesinin bir kısmında, Tisaş’ın Yavuz 16′sı (Beretta 92 replikası, en azından görünüm olarak) sanırım ilk ihaleyi kazandı ve çok sayıda Yavuz 16 polise teslim edildi. Şimdi bir ihale daha var. İhale, bir nedenden dolayı tartışma konusu oldu: şartnamede, namlunun dövme olması, soğuk hadde çekilmesi, gövdeye sabit olması şartı var. Doğrusunu isterseniz, bu birini kayırmaya yönelik bir istek gibi görünmüyor. Yüksek isabet oranı istenen ve dayanıklı tabancalar bu şekilde üretilir ve rakiplerinden de pahalı olur. Polisin, en azından belli bir sayıda yüksek kaliteli tabanca istemesi bana anormal bir istek gibi gelmiyor.
Bu, küçük bir ihale. 12.000 alım yapılacak ve ihale bedeli 3-3.5 milyon dolar civarında olacak. İşin doğrusu, bende paranın Türkiye’de kalmasını isterim ama, burada koparılan yaygarası gereksiz buluyorum. Yerli üreticiler, orduyu referans gösterip, silah bilgisi natamam olan insanları da yanıltıyorlar. Ordu, polis, ya da sivil silahlarda istenen özellikler birbiriyle o kadar farklı ki!
Bahsi geçen rakamın 100 katını da harcasalar, bu üreticilerin istenen namluyu üretecek ekipman, bilgi ve tecrübeyi edinemeyecekleri açık. Hiçbiri, üretime başlarken, sözgelimi Sig Sauer 210 gibi yüksek kaliteli tabanca üretmeyi hedeflemedi; bu silahlar daha çok bütçesi dar siviller ve sağlamlıktan ziyade yüksek beklentileri olmayan polis ve askerler için üretiliyor. Bu biraz, aile arabası üretip spor araba ihalesi neden kendilerine verilmedi diye sızlanmaya benziyor.
Başka bir üretici, “Türk polisi yerli silah almazsa, dış piyasaya ne deriz?” demiş. Bu yerinde bir soru değil: ABD’deki ihaleyi Beretta kazandı; Beretta ihaleden çekilseydi, ihaleyi Avusturyalı Glock alacaktı. Daha önceki ABD’li tedarikçi Colt ve Smith Wesson’un esamesi bile okunmadı. Nitekim, bu en azından Smith Wesson’a bir ders oldu: şu an Smith Wesson, Walther ile anlaşmış durumda ve P99 benzeri bir tabanca üretiyor. Üstelik, kimse sizin tabancanızı, kalitesiz diye reddetmiş değil. Kriterlere uymuyorsunuz, sorun bu.
Köye ve köylülere karşı değilim…
Komik bir durum var Türkiye’de: Trabzon’da babamın köyüne gidiyorum, Trabzon’daki Trabzon’lular, İstanbul’dakilerden daha düzgün konuşuyor, daha çok okuyor ve daha modernler!
Köyden İstanbul’a gelen adam, köy adetlerini korumak istiyor. Onun için, İstanbul dünyanın en büyük ve en çirkin köyü.
Köyle şehir aşırı farklı ve uzlaşmaz şeyler. Köyde üniversite olmaz, bilim olmaz, sanat olmaz. Köyde medeniyet olmaz. Bunları olumsuz anlamda söylemiyorum; yapısı gereği köye uygun değil bunlar. Nasıl şehirde, apartman içinde inek beslenmezse, daha doğrusu beslenmemesi gerekirse, köyde de sanat, bilim yapılmaz. Medeniyet kelimesinin kökeni şehirliden gelir. Köy medeniyet değildir kısacası…Yine ekliyorum; bu köydekiler medeni değillerdir demek değil.
Çarpıcı olan şu: şehir bu kadar medeniyetten uzakken, köyler daha medeni olabiliyor. Birşeyler son derece çarpık.
Bu çarpıklık, her şeye sirayet ediyor: siyasetçi köylü: 6 ayda bir hokkabazlık yapayım da oy kapayım diyor. 5 senelik plan yapamaz; çünkü o gittikten sonra ülke iyi olmuş, kötü olmuş umurunda değil ki. Nitekim, köyde de kısa vadeli düşünmek zorundasınız. O sene mahsülü satmak zorundasınız ki, bakkala, gübreye, tohuma para verebilesiniz.
Üniversiteler köylü.
Sanayici köylü. Niye AR-GE yapayım ki, X şirketinin malını burada üretir satarım diyor. O yüzden de, hiçbir zaman yeterince zengin olamıyor. En nihayetinde, Türkiye’deki en büyük sanayiciler bile fasoncudur. Fasoncu, tekstilde küçük firmaları aşağılamak için kullanılır; ben de aynen o şekilde kullanıyorum!
Bu durum, cumhuriyet döneminin en büyük yarası ve bu rezil durumu, şu an Turgut Özal ve Tayyip Erdoğan ile afişlerde boy gösteren merhum Adnan Menderes’e borçluyuz. (Bu üçlü, köyden şehre göçün en büyük mimarları ve şimdi demokrasi melekleri olarak anılıyorlar!)
Köyden gelen adam, şehirde yontulup ayak uyduramıyor. Köyler ise şehre özendiklerinden, köyler köye benzemiyor. Gidin köylere, en verimli topraklara apartman yapmışlar! Bu apartmanların bahçelerinde tavuk besliyorlar; giriş katlarında inek.
Blog’a az zamanda 180′e yakın yazı yazmışım. Zaman zaman, bu sıkıcı oluyor. Öte yandan, blog fikri hoşuma gidiyor, aranızda düzenli blog yazanlar varsa, küçük de olsa, hayatın genelinde biraz daha sorumluluk sahibi olduklarını, kendilerini disiplin altında tutmaya başladıklarını farketmişlerdir.
Hangileri söylemeyeceğim; zaman zaman çok parlak fikirlermiş gibi, deli zırvaları atıyorum ortaya. Bu yazılara gelen yorumları da doğal olarak yayınlamıyorum; ama şu kadarını söyleyeyim, ciddi ciddi yazdığım şeyler bu kadar çok ve olumlu yorum almıyorlar!
Her televizyonun elinde en azından bir eski istihbaratçı ve general bulunur ve acil durumlarda racon kesmeleri için telefon bağlantısı yapılır canlı yayında.
Televizyonların bu adamlara ciddi paralar ödediklerini biliyorum; haber bültenleri de panayır alanına döndüğünden, herkes daha fazla panik, heyecan ve korku yaratmak derdine düşmüş.
Bunlardan biri de, Hırant Dink’in katili, beyaz bereli hakkındaydı. Neymiş, çok profesyonel bir cinayetmiş! İstihbarat örgütlerinin parmağı varmış!
Bunları duyunca artık sinirlenemiyorum bile, gülüyorum sadece.
Eline kıytırık bir tabanca alan şovenist bir zibidi, kalkıp İstanbul’un göbeğinde bir gazeteciyi vuruyor. Bu hiç de zor değil ve profesyonellik istemiyor. Bir silah edinmek ve gerizekalı olmak yeterli. Her ikisinden de bolca bulunuyor.
Adını unuttuğum beyaz takkeli gencin aylar önce, yapacağı gerizekalılığı Trabzon Pelitli’de kahve köşelerinde anlattığını biliyorum. Buna şahit insanlar tanıyorum. Trabzon Emniyet Müdürlüğü, İstanbul Emniyet Müdürlüğünü defalarca uyarmış. Ama kabak Trabzon Emniyet Müdürünün başına patlıyor; nedense İstanbul’daki meslektaşları dokunulmazlar!
Birini öldürecek olsanız, aptal gibi sağda solda bundan bahseder misiniz?
7.65 ise, bir suikast için olabilecek en kötü seçimdir. Herşeyden önce, 7.65 çok etkisiz bir mermidir. Eğer suikast yapacaksanız, birden fazla atış yapma ihtimaliniz çok düşük olur; yapsanız bile istatistiki olarak sadece ilk 1 ya da 2 mermi hedefi bulur. Dolayısıyla, akıllı bir suikastçi, edinebileceği en yüksek kalibreli, tercihan kısa namlulu bir toplu tabancayı edinecektir. Toplunun bir avantajı daha vardır; tutukluk ihtimali çok daha düşük olduğu gibi, isabet oranı da daha iyidir. Kaçabilme şansınız varsa, kovan olmadığından, mermiden alınacak çekirdek balistik raporu daha uzun süre alacak ve size zaman kazandıracaktır.
Profesyonellerin düşük kalibreli silah kullanma konusu ise kiralık katillere özgüdür; suikastçilere değil. Burada tercih edilen kalibre ise genelde .22′dir. 22′nin birçok avantajları var: Mevcut bir 9mm kurusıkı tabanca bile, 22 kalibre mermi atabilecek hale getirilebilir. Müsabaka mermisi olduğundan, mermiyi yasal işlemler olmadan temin etmek daha kolaydır. Ayrıca, 22′lik silahlar çok sessizdir ve ev yapımı susturucu ile bile, neredeyse tamamen sessiz hale gelebilirler. Öldürücü etkisi düşük olduğundan, atışlar genelde kafa bölgesindeki zayıf noktalara, en az 3 el yapılır. Mesela gözler gibi. 22 kalibre delici bir mermi olduğundan, yakın mesafeden yapılan atışlarda kan sıçraması da çok daha az olacak, katil, üstünü kirletmeden tekrar kalabalığa karışabilecektir.
Şimdi benim hakkımda, “azılı bir CIA ajanı, MOSSAD tetikçisi” filan diye yorum yaparlar mı acaba!