Askerliğimi denizci olarak Aksaz’da yaptığım için, SAT komandolarının kullandığı tuhaf (ve anormal derecede güzel!) çıkarma botlarını görme (ve şaşırma) fırsatı buldum. Bizim SAT’ların kullandığı botların markasını bile hatırlayamama gibi bir hafıza problemi yaşamama rağmen, bir yönleriyle beni Zodiac’ın askeri botu (sivil modeli de var) CZ7′den daha fazla etkiledi: bir kere boyları 24 feet’ten (yaklaşık 8 metre) daha uzundu; üstelik CZ 7 gibi iki dıştan takma, 150 beygir Evinrude değil, çift, içten takma jet kullanıyorlardı. Beygir güçlerini bilmememe rağmen, aslında deniz motorculuğu eski mesleğim olmasından ötürü, her bir makinanın 200 hp üzerinde olduğunu kestirmiştim.
CZ7, oyuncak filan değil; 195.000$’lık anormal fiyatı ve akla zarar donanımıyla pahalı ve ciddi bir deniz taşıtı. Bunların daha ucuz modelleri, 10 metreyi aşabilen dalgaların olduğu petrol platformlarında kullanılıyor. Zodiac CZ7 ile, şayet ikmal yapabilirseniz ve gerçekten denizciyseniz, okyanus geçebilirsiniz.
Bu botların askeri modeli (Hurricane H-733 Special Warfare) uzun zamandır ABD SEAL takımları, DEA, Kanada Sahil Güvenliği ve özellikle de uyuşturucu ve insan ticareti ile mücadele eden devlet birimlerince kullanılıyor. Aslına bakarsanız, beni en çok etkileyen özelliği 6g’lik manevralar yapabilmesi oldu! Ferrari gibi süper-spor araçlar 1.2g’yi geçen manevralar yaptığınızda ise kendinizi bariyerlerde buluyorsunuz.
Toplam 300 beygirlik 2 zamanlı 2 Evinrude, CZ7′yi 52 millik bir sürate ulaştırabiliyor (deniz mili değil; km olarak sürati bulmak için yaklaşık 1.65 ile çarpın). Bu deniz taşıtlarına alışık olmayan biri için sıradan gelebilir; öte yandan saatte 80 km ile giden bir teknede yaşadığınız his, yaklaşık 250 km ile giden bir arabada yaşadığınızla hemen hemen aynı; üstelik daha ürkütücü ve zevkli.
133 galonluk depo (yaklaşık 550 litre) Zodiac CZ7′nin 580 millik bir menzile sahip olmasını sağlıyor. Yine arabaların diliyle konuşursak, bu oldukça hayalkırıklığı yaratan bir menzil; öte yanda bu tip bir deniz aracı için oldukça “ekonomik” olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Gazı sonuna kadar köklediğinizde ise, 300 mil sonra denizin ortasında kalıyorsunuz.
Elektronik aksam da, diğer özellikleri gibi mükemmel: Chart plotter, radar, FLIR, GPS, Echo Sounder bunlardan sadece birkaçı.
Zaman zaman karşılaştığım bazı Linux yazılımlarında felaket çevirilerle karşılaşıyorum. Örneğin şu an Noatun açık ve “Çalım Listesi” diye bir pencere var!
Hmm..Önce Sol Açık Mehmet’in sağından atıp solundan geç, sonra ön libero Gökhan’ın belini kır. Böyle Bir şey olsa gerek. Playlist’in Türkçe karşılığı bu olmamalı!
Bu arada, ben Scribus‘u Türkçe’ye çevirip yolladıktan sonra, Scribus geliştiricilerinden bir teşekkür mail’ı aldım. Nedeni sadece çeviri faaliyeti değil, şimdiye kadar 1500 sayfaya yakın içerikle çıkan bir dergiyi Scribus ile gayet güzel kıvırmış olmamızdı. Tabi ki burada Serhan Üstünol’un insanüstü çabalarını anmak gerek. Öte yandan, Scribus bu işte bizleri zorlamadı. Doğrusunu isterseniz, Scribus birinci sınıf bir yazılım. En kullanışlı, en becerikli ve en olgun özgür yazılımlardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Bazı sivrizekalılar, benden sonra bir “update” gönderip, adımı o listeden çıkarmışlar! O gerizekalılar her kimse, aptal ego mastürbasyonlarına devam edebilirler. Eminim tam şu sırada, forumlardan birinde, atıp tutmakla ve birilerine laf sokmaya çalışmakla meşguldürler…
Hayatında eline silah almamış birçok insan bile Kırıkkale adını duymuştur. Ford Edsel’ in otomotiv dünyasındaki kötü şöhretine benzer bir şöhretle, Kırıkkale Türkiye’ nin en çok tanınan tabancası haline gelmiştir.
9 mm Kırıkkale, aslında meşhur Walther PP modelinin kopyasıdır. 9mm derken, bunun 9 parabellum veya Luger olduğunu düşünmeyin; silah benim tarafımdan dünyanın en uyduruk kalibresi ödülüne layık görülmüş kısa 9 mermilerden atmakta.
Başta kilitleme mekanizması olmadığından dolayı bu tabancanın nasıl 9mm mermi atabildiğine hayret etmiştim, ancak kısa 9 mermisinin içler acısı enerjisini görünce hayret yerini cansıkıntısına bıraktı: Çapı daha büyük olsada 7.65′le bile arasında çok çok az bir enerji farkı bulunmakta.
Silahın ne kadar kötü üretildiğinden uzun uzun bahsetmeye gerek yok. Şöyle bir bakınca edindiğiniz ilk intiba bu silahın bir fabrikada değilde, ertesi gün alelacele namus cinayeti işlemesi gereken Karadenizli birinin torna atölyesinde üretilmiş olabileceği oluyor. Neden bu tip güçsüz, arıza yapmaya meyilli bir silahın subay silahı olarak seçildiği ise ayrı bir merak konusu.
Ergonomi de üretim kalitesi gibi fiyasko; ancak burada Kırıkkale Walther’ i kopyaladığı için bu sefer eksileri hakeden Walther oluyor.
Şarjörü çıkarmak hem uyduruk şarjör kilidi, hem de kilidin yerinden dolayı zor ve zaman alıcı. Komik ama silahı sökmek genelde şarjörü çıkarmaktan daha kısa sürüyor.
Kabza çok kısa olduğundan birileri nedense kabza önüne bir korkuluk eklemeyi düşünmüş; daha hazin olansa bu aptalca fikrin benimsenmiş olması. Bu parça silahı kavramayı kesinlikle kolaylaştırmadığı gibi daha ziyade parmakların kangren olmasına yardımcı olmak için tasarlanmış.
Orta boy bir elim olmasına rağmen silahı bir türlü istediğim gibi kavrayamadım; sanırım Nijeryalı kadınların ellerine göre tasarlanmış.
Tüm bu kusurların yanında silahın bir iyi bir de mükemmel yanı var. İyi olan silahın hafif olması (hafif dedimse modern kompozit silahlar kadar hafif; ama ebatlarına bakacak olursak yinede ağırca sayılır). Öte yandan silah mükemmel bir tetiğe sahip. Tetik yolu gerçekten çok kısa ve tüy kadarda hafif.
Silahla sadece 8 atış yapabildim, 4 ya da 5 atıştada isabet sağladım. Atışlar yaklaşık 10 metreden bir tuğlaya yapıldı. Tabi ilk isabetten sonra tuğla dağıldığı için (silahın tesir edebildiği tek materyal tuğla desek sadece azıcık abartmış olurum!) sonraki atışlarda hedef ancak yarım tuğla boyundaydı. Tutması ve kavraması son derece rahatsız olmasına rağmen atışı oldukça rahat. Tabi bunda payı olan yegane şey müthiş tetik sistemi.
Özetlemek gerekirse bu silahı almak için hiçbir neden bulamadım; öte yandan silahlara merakınız varsa mutlaka bir Kırıkkale ile atış yapmalısınız.
İtalyan üretimi herhangi bir mal bende hep kaygı uyandırmıştır; zira bizler gibi laçka bir millet olan İtalyanlar bu karakterlerini genelde ürettikleri mallara da yansıtır.
Gelgelelim konu “metal işleme” olunca, İtalyanların hakkını teslim etmek gerekir. Tasarım konusunda da İtalyanlar kuşkusuz dünyanın en yaratıcı tasarımlarına imza atmaktalar. İşte Beretta 92, bence İtalyanların yarattığı ve ürettiği en başarılı şeylerden biridir. (Ferrari Dino ve F40 ile birlikte!)
92, ya da diğer adıyla Type M9, 30 yıllık bir maziye sahip olsada günümüz standartlarında dahi çok iyi bir silah. Askeri kriterleri karşılayan yüksek toleranslı üretimine rağmen şaşırtıcı derecede isabetli atışlar yapabilen, ağır olsada uzun namlusu ve yüksek mermi kapasitesine rağmen ince ve zarif tasarımıyla hayranlık uyandıran bir silah. Walther P99 gibi, tarihi Luger gibi efsanevi bir ergonomisi olmasada ele harika oturuyor. Kontroller de çok güzel yerleştirilmiş, ancak Walther P99 klasmanında bir ergonomi beklemek yanlış olur.
Beretta 92, P38’ler gibi “open slide” tasarıma sahip; yani kapak takımının büyük kısmı açıkta ve namlu silahın üzerinden gözüküyor. Bu fikri Beretta’ nın Walther’ den çaldığını düşünmüştüm; ancak 1921’de yapılmış open slide bir Beretta prototipi görünce bu fikrim değişti. Bu sayede atış sırasında hareket eden kütle ve silahın toplam ağırlığı azaltıldığı gibi namlunun da daha hızlı soğuması sağlanmakta. Aslında bu tip bir tasarım silahın zor koşullar altında çok fazla pislik toplamasına neden olabilir gibi görünmekte; öte yandan hem P38 hem de 92 orduda çok uzun yıllar hizmet vermiş başarılı ve güvenilir silahlar. Bu arada 1527’ de kurulan Beretta’nın dünyanın ilk şirketi olması da ilginç bir anekdot.
Bu silah birçok ülkenin polis ve askeri gücü tarafından kullanılmakta. Nitekim Amerikan ordusu bile SIG, Heckler & Koch gibi firmalarında katıldığı ihalede Beretta’ yı seçti. Bana göre Beretta, Amerikan ordusunun eski tabancası olan 45 Colt 1911’ in karşıladığı tüm kriterleri fazlasıyla yerine getiriyor; diğer yandan 9mm Parabellum’ un askeri amaçlar için uygun olmadığını düşünüyorum. Zira 9mm ile 45’e göre daha isabetli atış yapmak mümkün olsada, 45 gibi yıkıcı bir güce sahip değil ve böyle bir ortamda zaten nişan almaya zamanınız olması biraz olasılık dışı. En azından 45’ in patlama sesi ve hedefte yarattığı tahribat bile kullanan askerde psikolojik bir güven hissi yaratacaktır. Nitekim, Vietnam savaşında Amerikan askerlerinin M16’ lar yerine Vietkong gerillalarının Kalashnikov’larını aldığı rivayet edilir. Zira 5.56 mermisi çok delici ve rahat ateşlenen bir mermi olsada, bir 7.62 ile yan yana koyduğunuzda merminin cüssesi insanda anında bir moral bozukluğu yaratmakta. Her iki taraftada 5.56 piyade tüfekleri olduğunda bu çok önemli değil; ancak karşı tarafın sizinkinden çok daha fazla ses çıkaran, vurduğu hedefi parçalayan bir silahı kullanıyor olması oldukça sinir bozucu olabilir.
Polimer silahların avantajları artık görmezden gelinemeyecek kadar fazla olmasına rağmen ben her zaman Beretta gibi tamamen metal, daha narin yapılı ancak daha uzun namlulu ve ağır silahları sevdim. 30 yıla yakın bir mazisi olmasına rağmen hala hem yüksek isabet oranı, kaliteli üretimi, hem güvenilir mekanizması hem de kalitesi ile modern polimer silahların hemen hepsinden çok daha iyi bir sicile sahip. Aslında polimer “modasını” silahı “iyileştirmek” dışında maliyet kaygısına bağlıyorum. Her ne kadar tamamen metal silahlara karşı hafiflik, az aşınma gibi bazı avantajları olsada gönlüm yinede gibi, P220 gibi kaliteli ve metal silahlardan yana. Ancak bu tercih büyük ölçüde “metalin mükemmel işlenmesine” karşı duyduğum pek de anlamı olmayan bir saygı ve sempatiden kaynaklanan subjektif bir durum. Diğer taraftan örneğin bir P210 gibi olağanüstü silahlara yaklaşacak polimer silahlar olmadığı da bir gerçek.
Nitekim Amerikan halkının “tek atış bir ölü” “felsefesini” dikkate alan Beretta bu silahın bir de 96 modelini çıkardı. .40 Smith & Wesson mermisi Amerika’ da çok tutulan bir kalibre; zira silah şarjörleri resmi olarak 10 mermi ile sınırlı. Zaten birçok 16 adet 9mm mermi alan silah, 40 kalibrede 10 mermi alabilmekte. İsabet oranı hakkında şüpheler olsada 40’ın enerjisi 9’ dan yaklaşık %20 daha fazla. Ayrıca 45’lik mermilerde “staggered” tabir edilen çift sıra mermi dizilimini kullanmak silahı aşırı kaba hale getireceğinden pratik olarak imkansız ve 45’in enerjisi .40’ dan da pek o kadar yüksek değil. Durum böyle olunca doğal olarak .40 kalibre Amerikan şartlarında oldukça cazip hale geliyor.
Beretta 92 serisi oldukça kalabalık bir aile: Favorim olan F modelinden başka azıcık modernize edilmiş FS, 40 S&W atan 96, çeşitli tam boy .22 kalibrelik müsabaka modelleri, ve daha çok bilinen adıyla Compact (daha kısa namlu, daha az mermi) model M9 bu silahın varyasyonlarından birkaçı.
ARTILAR
-Merminin kararlı bir yol izlemesini sağladığı karar nişanı da isabetli kılan 125mm’lik uzun namlu
-Çok iyi isabet oranı
-Yüksek güvenilirlik ve üretim kalitesi
-Ergonomik ve şık tasarım
-Namlunun kolay soğumasını ve şahlanmayı azaltan açık kapak takımı
EKSİLER
-Ebatları ve ağırlığı nedeniyle gizli taşımaya pek müsait değil
-Sofistike dizayn yüzünden silahın tamirinin çok deneyimli biri tarafından yapılması şart.
Beretta’nın efsanevi modeli 92 serisi yerine çıkan PX4, Beretta’ nın eski ve başarılı Cougar 9000 serisinin fazlasıyla modernize edilmiş hali. Kompozit-metal karışımı silah, yine çok beğendiğim rakibi Walther P99 ile bazı benzerlikler göstermekte. Nişan düzenekleri, kabzadaki değişebilir arka kapaklar -ki bu sayede silahın farklı el biçim ve büyüklüklerine uyum göstermesi garantilenmekte- ,hafiflik, yüksek mermi kapasitesi (Beretta 17, Walther 16 9mm Parabellum alabilmekte) ve şık tasarım bu silahın ortak noktaları. Ayrıca Piccatiny rail iki silahtada ortak; yani fener, laser pointer gibi aksesuarları birinden çıkarıp diğerinde kullanmanız olası. Yine Beretta, aslında bir Walther klasiği olan ve namluda mermi olduğunu gösteren küçük bir iğneye sahip. Şayet namluda mermi varsa küçük bir iğne horozun hemen üstünden dışarı çıkıntı yaparak silahın dolu olduğunu gösteriyor. Namlu uzunlukları da aynı.
İki silahın farklılıkları ise Beretta’ yı daha “tutucu” bir silah yapıyor: Beretta, Walther’in aksine klasik bir manuel emniyet sistemine sahip, horoz sistemi açıkta (Walther’ de horoz filan göremiyorsunuz!) . Bunun güzel yanı, silahı manuel olarak double action kullanabilmek. Hoş aynı şey P99′ da kapak takımını yarım çekip bırakarak da yapılabiliyor; ama bunu horozla yapmak hem daha kolay hem de daha hızlı. Ne yazıkki Beretta’ daki şarjör emniyeti zekice düşünülmüş ve pratik P99′ un çok gerisinde. Belki bunu kompanse etmek için, silahın yanında “parmağınıza uygun” 2 adet uyduruk kaplama veriyorlar. Bu noktada Beretta rotating barrel gibi tabancalarda pek de kullanılmayan ama oldukça esaslı bir kilitleme mekanizması kullanmakta. Walther’ in striker ateşleme sistemine karşılık Beretta klasik horoz sistemiyle donatılmış. Tetik ağırlığıyla ilgili bilgi Beretta için resmi olarak mevcut değil; teorik olarak Walther’ in tetiği striker sisteminden dolayı daha hafif olmalı.
Silah henüz satışa sunulmamış olsada, uzmanların silah hakkındaki görüşleri olumlu yönde. Şık görünümü, yüksek mermi kapasitesi ve Beretta kalitesi silahı cazip kılıyor. Ayrıca kullandıkları rotating barrel sistemi gitgide basitleşen silah dünyasında tersine bir adım. Öte yandan, bu değişik mekanizma dışında silahı özel kılan birşey yok. Ayrıca normalde nişan alırken tetik korkuluğu önünden destek aldığımdan bu silahın tetik korkuluğunun yuvarlak olması hoşuma gitmedi. Sırf bu yüzden, eski 92F Beretta ve Walther P99 daha cazip duruyor.
Güzel bir silah; ancak “ne kadar iyi yapmışlar” diyebileceğim, Beretta’ ya has tek bir yenilik varki o da silahın içinde. Oysa Walther P99 gibi başarılı bir model varken, Beretta bu silahın iyi özelliklerini kendi silahının üstünlükleriyle birleştirebilir ve gerçekten olağanüstü bir tabanca ortaya çıkarabilirdi. Tıpkı uzun zaman önce eski, çirkin ama çok iyi bir silah olan P38′ i baz alarak 92 serisinde yaptığı gibi. Bence karaktersiz bir silah ve kompozit, şık görünümlü, ama adı bile hatırlanmayan 21.yy tabancaları içindeki yerini kısa zaman içinde alacak ve 92′ nin ulaştığı efsane konuma asla gelemeyecek. Güzel, kullanışlı ama ruhsuz.
ARTILAR
-Çok iyi isabet oranı
-Yüksek güvenilirlik ve üretim kalitesi
-Ergonomik ve şık tasarım
-Rotating barrel sistemi
EKSİLER
-Sofistike dizayn yüzünden silahın tamirinin çok deneyimli biri tarafından yapılması şart. Hasss toleranslar yüzünden, güvenilirlik konusunda da soru işaretleri oluşuyor.