WALTHER P99 VE "HAVALI" UMAREX CP99

silah | 24 Mart 2007

Silah tutkum nedeniyle eleştirilsem de buna aldırış ettiğim filan yok. şebek gibi sırıtarak, gözlerimi yuma yuma havaya ateş eden gerzeklerden değilim.

 

Uykumu düzene soktuktan sonra ellerimin titremesi de azaldı. Fırsat bu fırsat diyerek, Umarex CP99′umu çıkardım, temizledim ve yağladım. Bir tüp boşalana kadar atış yaptım; tabii daha önce sürgüyü söktüğüm için uzun uzun sıfırlama işlemiyle uğraşmak zorunda kaldım.

 

Umarex CP99, Walther P99′nun havalı versiyonu. Bildiğimiz karbondioksit tüpleriyle çalışıyor. Fenerbahçe sahilinde balonlara atış yaptırdıkları Daisy’ler ile karıştırmayın; silah Walther P99”un üretici tarafından üretiliyor ve namlusu yivli. ABD’de P99 fiyatına Türkiye”de ancak Umarex CP99 alabiliyorsunuz.

 

walther p99 resmi Walther P99 ve havalı Umarex Cp99 yazısı silah  kategorisindeWalther P99 her silah meraklısının koleksiyonuna katmak isteyeceği nadir bir parça. Beretta PX4 ile devam eden yeni nesil tabancaların (aslında ben bunlara 2.nesil(kompozitler demeyi tercih ediyorum) atası diyebiliriz. Glock‘u saymazsak.

 

Glock”u bu sınıfa dahil etmiyor olmamın nedeni, tamamen ordu ihtiyaçları gözönünde bulundurularak üretilmiş olması. Çok ucuz olması nedeniyle siviller ve polis teşkilatları tarafından da hızla benimsenmesine rağmen, ancak ABD”de yaşıyor olmam durumunda alabileceğim bir silah.

 

Walther P99, P38 ve PPK”nın ardından en iyi pazarlanan Walther üretimi tabanca. İlk önce onu Underground”da Kate Beckinsale kızımızın elinde gördük; şimdi de James Bond”un silahı oldu.

 

Umarex CP99 almamındaki en belirleyici nedenlerinden biri, Walther P99”a uyum sağlamak; çünkü 50gr daha hafif olmasının dışında Walther P99 ile tamamen aynı. Ayrıca ev içinde atış yapabilmek gibi bir ayrıcalığa da sahipsiniz! Oyuncak olduğunu filan düşünmeyin; 10 metreden tahta kapıyı delip duvarda yarım mm çentik açabiliyor.

CAHİL MEDYA VE "HAYALET TABANCA" GLOCK

glock resmi Cahil medya ve hayalet tabanca Glock yazısı guncel  kategorisindeMedyadaki insanların cehaleti beni sık sık hayrete düşürürdü; birgün “kör satıcının kör alıcısı olur” sözünü hatırlayarak bunun üzerinde düşünmekten vazgeçtim.

Kültürsüzlük filan da bir yana, geçen ayki bir bilgisayar dergisinde okur mektuplarından birine verilen cevabı görünce güleyim mi, ağlayayım mı şaşırdım. Hani tipik bir mühendis arketipi vardır Türkiye”de; sadece eğitimini aldığı konuyu bilir başka da bir boktan anlamaz. Okura verilen cevapta gördüm ki, adam Lise düzeyi bilgisayar eğitiminden bile nasibini almamış;kültürsüzlük biryana işini bilen insanda çok kalmadı. Ha bunu o adam mühendistir diye söylemiyorum; muhtemelen parası bile ödenmeyen 15 yaşında bir gençtir. (Ersin Akman”dan hiç hoşlanmam ama onun bile kovulmuş olması aslında dergilerin “ucuz adam çalıştırma” politikasının çok güzel bir ispatı)

Eğer haberleri seyrediyorsanız ya da gazete okuyorsanız, “hayalet tabanca Glock” fiyaskosundan haberiniz vardır.

Neymiş, dedektörden geçer ama dedektörün gıkı çıkmazmış; X-ray cihazı bile göremezmiş bu silahı..

Bunu ilk ortaya atan gerizekalının kim olduğunu çok merak ediyorum. Tamam silahtan hiç anlamadığın belli de, beynin yok oturup düşünemiyorsun. “Hayalet” dediğin silahın çoğu kısmı hala çelik.

Hadi silahtan anlamıyorsun, kafan da basmıyor, Internet”ten de mi haberin yok?

En azından Wikipedia var, Google var. Kaç okka geldiğinden fiyatına kadar her tür bilgiye ulaşmak mümkün. Ama adamın herhalde porno sitelerde gezip, MSN’de geyik yapmaktan vakti olmuyordur bu sitelere bakmaya.

Glock hakkında kısa birkaç bilgi vereyim: Avusturya yapımı. ABD dahil, birçok ülkenin polis ve askeri teşkilatları tarafından kullanılıyor. İsabet oranı oldukça düşük olmasına rağmen, askeri standartları karşılamak için üretildiğinden son derece güvenilir. Yani bir nevi AK-47; gerçi bizim medya anlamaz belki; Kalashnikov yani. Ya da onların tabiriyle “keleş”.

Türkiye”de en çok bulunan model, 9mm ve orta boy bir tabanca kabul edilen Glock 17. Standart şarjörle 16 mermi alabiliyor; ancak modifiye şarjörlerle bu sayı 30”a kadar çıkabiliyor.

Manuel bir emniyet tertibatı yok. Tetik üzerinde minik bir “tetikçik” var; ilk önce ona basmadan tetik düşürmek mümkün değil. Silahın, modern silahlara öncülük eden horozsuz bir tasarımı var. “Striker” denen iğne, klasik horozlu otomatiklerden daha uzun ve mukavim; uzun uzun nasıl çalıştığını anlatmayacağım.

Neden “hayalet” derseniz, sebebi kompozit malzemeden üretilen çerçeve ve sürgünün X-ray”de diğer döküm,dövme ya da pres modellerden biraz daha silik çıkması. Dedektörden geçerken uyarı vermiyor diye bir şey de yok; zira namlu, tetik mekanizması -ve elbette mermiler!- gibi birçok parça hala metal.

Glock‘ların çoğu Türkiye”ye Irak”tan kaçak olarak girdi. ABD”nin Kürtlere ve polis teşkilatına dağıttığı silahlar sınır kaçakçılığı yoluyla Güneydoğu”dan Türkiye”ye dağıldı. Aslına bakarsanız, tek “hayalet” tabanca da Glock filan değil. MKE”nin sattığı Walther P99 da Glock gibi kompozit bir silah. Keza Beretta PX4 ve birçok yeni model tabanca da öyle; ancak şu an hangilerinin satışta olduğunu bilmiyorum. Walther P99 birara MKE tarafından satılıyordu ve enteresan şekilde fiyatı ucuzdu; ayrıca envanterde de vardı. (Normalde ABD fiyatının 5 katına silah satın aldığınız halde, MKE”nin listesinde olan birçok silah ithal edilmiyor)

SİLAH KÜLTÜRÜ??

silah,toplum | 26 Eylül 2006

Millet olarak silahlar hakkında hep “karmaşık duygular” içinde olmuşuzdur. Sadece havaya ateş etmekten zevk alabilen zeka ve kabiliyetleri mahdut bir kalabalık olduğu gibi, bir kesimde silahtan ölesiye korkar. “Şeytan doldurur” sözü, başka hiçbir dilde karşılığı olmayan tuhaf bir sözdür. Aslında “şeytan doldurur” sözünün tercümesi, “salağın biri silahını doldurur ama çoğunlukla bunun farkında olmaz” gibi bir şeydir. Nitekim, ülkemizde silah kurşunuyla ölen birçok insan “kaza kurşununa” kurban gitmektedir. Tabi “kaza kurşunu” diye bir şeyde yoktur; eline silah verdiğiniz maymun ateş ettiği yere bakmazsa, ya da silahının dolu olduğunun farkında olamayacak kadar gerzekse “dur lan bi sıkayım” şeklinde salakça şakalar yapması da olağandır. Silah kazalarından sakınmanın yolu silahtan değil, eline silah almış maymunlardan sakınmaktan geçer.

Aslında “silah kültürü”, özellikle tabancaların son derece primitif aletler olmasından ve tamamen hayvan yanımıza hitab etmesinden dolayı yanlış bir tabirdir. Gelgelelim, silah kullanma ve taşımanın da bir adabı vardır.

Türkiye’ de silahla ilgili yasalar bir garip işlemektedir. Örneğin, MKE genelde dünyadaki en vasat silahları ithal etmekte ve Amerika fiyatının 4-5 katına satmaktadır. Silah almak için izlenen prosedür, Cumhurbaşkanı olmak kadar zordur. Öte yandan, silah kullanımını frenleyen güzel yasalar olmasına rağmen bunlar gerektiği gibi uygulanmamaktadır.

Diğer yandan yasalarda bazı saçmalıklar yok değil. Mesela kurusıkı bir tabancayla işlenen bazı suçların ya hiç cezası yok, ya da aşırı derecede hafif. Oysa birçok silah sahibi insan dahi bazı kurusıkı tabancaları gerçeğinden ayıramaz; dolayısıyla örneğin kurusıkı ile gasp fiilinin cezası gerçek tabanca ile yapılanla aynı olmalıdır. Gelgelelim, yasalar görsel olarak asıllarıyla aynı olan kurusıkıları nedense gerçek anlamda silahtan saymıyor. Diğer yandan, çok yakından izlediğim kadarıyla korkunç bir kurusıkı silah satışı var; öyleki bir mağazada kaldığım yaklaşık 2 saat içinde 4-5 kişinin kurusıkı silah aldığını gördüm. Kurusıkı silahın yasaklanmasına bir silahsever olarak şiddetle karşıyım; zira Türkiye’ de silah fiyatları anormal yüksek olduğundan birkaç silah almak pek olası değil; örneğin ben koleksiyon amaçlı kurusıkı silahta alıyorum ve ileri de doğal olarak almak isteyeceğim. En makul çözüm, kurusıkı ile işlenen suçlara gerçek silahla işlenenler kadar ceza verilmesi.

Bir diğer saçmalık av tüfekleri ile ilgili. Şu anda piyasada M16 görünümlü, otomatik ve arka arkaya 15 fişek atabilen “av tüfekleri” satılmakta. Bunların hiçbir sportif ya da av amaçlı maksadı olamaz; zira bu tip tüfeklerle av yapmak avcıların da çok iyi bildiği şekilde imkansız.

İşin komik tarafı, böyle bir tüfeği alıp gayet rahat bir şekilde, sadece bir kılıf ya da çantaya koyarak, şehrin göbeğinde fink atmanız yasal! Üstelik aynı av teskeresine bu tüfeklerden 7 tane alıp kaydettirebilirsiniz! Tabancayla kıyaslandığında bu tüfeklerle adam öldürmek çok daha kolay. Hatta çelik yelekler dahi bunlar karşısında etkisiz; saçma işlemese dahi çok güçlü bir fişek ve yeterli çapta saçmalarla çelik yelekli birine atış yaptığınızda oluşan şok kaburgaları kırmakta.

“Lise mezunu olmayana ehliyet versekmi vermesekmi” tartışmaları devam ederken silah gibi insanı gerçekten “baştan çıkaran” ve hayvan yanına hitab eden bir aletin ruhsatının ilkokul mezunu birine verilmesi bana hep komik gelmiştir. Gerçi “tahsil cehaleti alır eşeklik baki kalır” sözüne tüm kalbimle inanıyorum; yinede ilkokul mezununa ehliyet vermezken silah ruhsatı vermek hiç de adil değil. Ayrıca “tahsili yüksek insanlar daha kontrollüdür” diye de bir kural yok; hatta karılarını en çok dövenler üniversite mezunları.

Silahla işlenen suçların azaltılabilmesi için bazı basit önlemler alınabilir ve insanların giderek artan şiddet olaylarına rağmen daha rahat ve huzurlu bir hayat sürmesi tesis edilebilir. Bana göre bu önlemlerin acil olarak alınması gerekmektedir:

1.Kurusıkı bir silahla işlenen suç aynen gerçek silahla işlenmiş gibi ele alınmalıdır.

2.Maç, bayram, asker uğurlama gibi olaylarda havaya silah sıkanların silahları derhal müsadere edilerek silah ruhsatları iptal edilmeli ve bir daha kesinlikle silah ruhsatı verilmemelidir.

3.Tercihan karakollara atış poligonları açılmalı ve burada mermi satışı MKE fiyatlarının biraz altında olmak kaydıyla ve hepsi poligonda kullanılmak üzere sınırsız mermi temini sağlanmalıdır. Hatta bu yolla karakollar, aynen üniversiteler gibi döner sermaye ile tamamen devlete bağımlı kalmadan kendi giderlerini karşılar hale gelirler. Ayrıca devriye araçları, polis tabancaları gibi halleri içler acısı olan ekipmanlarında yenilenmesi sağlanır. Özel poligonlar hem sayılarının azlığı hemde astronomik mermi fiyatları sebebiyle ne yazıkki cazip değildir.

4.Silah fiyatları makul sınırlara çekilmeli ancak silah alma kriterleri ağırlaştırılmalıdır. Buradan kastım bürokratik işlemleri daha da artırarak vatandaşı canından bezdirmek değil; ancak en azından ciddi bir psikolojik, hatta psikiyatrik kontrole ihtiyaç var.

5.22 kalibre silahların fiyatları yurtdışı fiyatlarıyla aynı seviyeye çekilerek cazip hale getirilirken yüksek kalibrelere çıkıldıkça vergi yükü artırılmalıdır.

6.Pompalı ve otomatik av tüfeklerine yüksek vergi koyulmalıdır. Bunlar zaten av amaçlı kullanılacak silahlar değildir. Tabancadan daha öldürücü, seri atış yapabilen, cephanesi ucuz, kılıf içinde şehrin göbeğinde bile rahatça taşınabilen bu silahları av tüfeği kapsamında satmak mantıkdışı ve saçma bir uygulamadır. Üstelik bu silahların balistik muayenesi, pratik olarak imkansızdır.

Bu arada, Radikal’de okuduğuma göre, Türkiye’de serseri kurşunlar yüzünden yılda 700 kişi ölüyor ve sorumlu öküzlerin %87’si ceza almıyormuş.

SİLAHLARA NEDEN KARŞI DEĞİLİM?

silah | 26 Ağustos 2006

Silah karşıtlarını asla anlayamadım, anlamak da istemiyorum. Dünyada birçok güzel şeye karşı olan, oldukça kalabalık bir manyak topluluğu var (aseksüeller, güneş sevmeyenler, et yemeyenler gibi). Bir insanın silahla atış yapmaktan zevk almaması bana tuhaf geliyor; ama silaha karşı olmak bence fanatik bir manyaklık. Ben de nükleer füzelere, savaş gemilerine ve mayınlara şiddetle karşıyım. Ama çoğunuzun kredi kartını taşıdığı banka, kara mayınlarına sermaye sağlıyor. Bunu biliyor muydunuz? Kaçınız kara mayını denen şeyin ne kadar rezil bir silah olduğundan haberdar? (ama denizaltı, savaş uçakları gibi şeylere karşı değilim; bunlar hoşuma giden çok teknolojik üstelik de şık araçlar!)

En sinirime dokunan şeyse silahlara psikolog ve psikiyatristlerin karşı olması. İnsanın beynini süngere çeviren psikiyatrik ilaçlara karşı değiller üstelik. Dünyanın sağlığıyla oynayan, birçok insanın pisi pisine ölmesine neden olan, kazıkçı ilaç şirketlerine de karşı değiller. Hal böyle olunca, bu tip insanların insanlığın durumunu filan kafaya çok da taktıklarını düşünmüyorum. Pekala arabayla da birsürü can almak olası; nitekim dünyanın birçok ülkesinde tabancayla ölen insan sayısı trafik kazalarında ölen insan sayısının onda biri bile değil. Cinayete karşı olmakla silaha karşı olmak ayrı şeyler. Nitekim, ekmek bıçağıyla öldürülmüş birinden dolayı ekmek bıçaklarına karşı olan birini de hiç görmedim.

Psikologların silah konusu açıldığında ilk kelamları “silah, kendini güçsüz hisseden aşağılık kompleksli insanlara güç duygusu sağlar” olur. DOĞRU. Ayrıca benimde diğer birçok insan gibi aşağılık kompleksim var; derecesinden emin değilim. Hepimiz önemli olmak için yaşıyoruz; herkes güçlü olmak istiyor. Bunu silahla sağlamak daha “eril” bir yol; oysa birçok erkek bunu aptalcasına ve şuursuzca alışveriş yaparak, zırt-pırt araba değiştirerek, kafasına saç ektirerek, viagra kullanarak yapıyor. Kadınlarında kendilerine göre yöntemleri var. Canımı sıkan nokta, 1.50 boyunda olup 2.10 metre yüksekliğinde jiplere binen ağır kompleksli heriflerin konu silah olunca basenden sallayıp durmaları. Öküzcesine havaya sırıtarak kurşun saçan buldumcuk boklarına bende karşıyım ama bu silaha karşı olmayı gerektirmiyor. Leonardo Da Vinci’ninde bir dünya silah tasarımı vardır ve muhtemelende silahları seviyordu; ama adamın dehasına ve tipine bakınca pekde aşağılık kompleksine sahip olacak biriymiş gibi görünmüyor!

SOUTHPARK LUGATI

silah | 26 Mart 2003

Senaryoları 3.sınıf Amerikan dizilerinden aşırılmış,acemice çekilmiş ve oynanmış TV dizileri,bir futbol maçından çok daha uzun süren ve sadece 3-4 takımın istikbalinin konuşulduğu komik isimli futbol programları,ahlaki ve entellektüel dejenerasyonun şirin birşeymiş gibi özendirildiği dedikodu programları,insanlığın yolunu değiştirecek haberlerin bile magazin havasında ve gerçekten tamamen uzak şekilde mahalle kabadayısı ağızlı adamlar tarafından verildiği haberler ve sabahtan akşama kadar sıkılmadan atışan ekonomistlerin naklen kavhe sohbetleri derken TV izlemekten vazgeçtim.

Derken CNBC-e diye bir kanala rastladım;sadece sabahtan akşama kadar paramı ne yapsam da çalışmak zorunda kalmadan yaşasam diye düşünen bir grup “yatırımcıya” hitap ettiğini düşündüğüm bu kanal beni fena halde yanılttı!Gelirinin çok da yüksek olmadığı belli olan bu kanal tabii ki daha az paralar vererek yayınlayabildiği eski ve kaliteli dizi ve filmlere yöneldi;bir zamanlar aynı şeyi Kanal 7 gibi küçük TV kanalları da yapmış olduğundan buna da fazla itibar etmedim;ama doğruyu söylemek gerekirse bu kanalı yakın izlemeye almıştım!

Artık eminim;ciddi bir belgesel kanalının dışında -diğeri ise artık “cıvıtmaya” başladı- bu ülkede TV izlemeye niyetli aklı başında,kültür ve zeka seviyesi yüksek bir grup olduğunun farkında olan bir kanal var o da CNBC-e..Aslına bakarsanız bu kanal gönlümü Southpark ve Dilbert gibi “riskli” çizgi filmleri yayınlayarak fethetti;Nisan ayında ise The Simpsons başlıyor umarım bu iki çizgi diziden birinin yerini almaz!

Yıllar önce MTV “Beavis & Butthead”‘i yayınlamaya başladığında (Southpark’ta Terrence ve Philip karakterleriyle bence çok güzel ti’ye alınmış!) cesaretlerinden dolayı bu kanala sempati beslemiştim;hoş bu dizi pek de matah birşey olmasa da “büyükler için çizgi film” furyasını başlatarak bence çok önemli bir yolu açtı ve büyük bir devrim yaptı.

Basit çizgi karakterler,özen gösterilmeyen animasyon,ağzı bozuk ve Amerikan (ve genelde Türk!) halkını son derece güzel bir şekilde temsil eden tiplemeler,şiddet,Rock’n Roll bu tür dizilerin vazgeçilmez özelliklerinden;ancak The Simpsons bile Southpark’ın espri kalitesine ve zekice düşünülmüş sosyal-politik ve psikolojik eleştirilerine ulaşamıyor.

21.yüzyıl insanının kendini fazlasıyla TV,teknoloji ve bilgisayar dünyasına kaptırıp gözünü yumduğu düşünülürse ve bu koşullarda çekilecek “iyi” filmlerin artık rantabl olmadığı da gözönünde bulundurulursa bu yeni tür sürüden farklı “beyaz cam” izleyicisinin bir anlamda kurtuluşu olacaktır!


SOUTHPARK DA NE?

Souhpark’ın hayali bir Amerikan kasabası olduğunu düşünüp yanılmıştım;Colorado’da gerçekten böyle bir kasaba varmış!

Southpark aynen Amerikan filmlerinde izlediğimiz gibi küçük,tutucu ve tipik bir Amerikan kasabası;ancak aynen Twin Peaks’de olduğu gibi skandalı da eksik omayan biryer!Dizi tipik olarak 4 ana karakterin (Eric Cartman,Stan Marsh,Kyle Broslofski,Kenny McCormick adında ilkokul öğrencileri) servis otobüsünü beklemesiyle veya sınıfta başlıyor;servisin şöförü ise ayyaş,son derece çirkin ve küfürbaz ihtiyar bir kadın(!), öğretmenleri ise Mr Garrison kuklasıyla konuşan bir homoseksüel (en azından sürekli öyle olduğu iddia ediliyor ama buna dair bir kanıtta pek yok!).Konular bazen günlük hayatta çok sık rastlanan şeyler (okula yeni gelen çocuğun dışlanması gibi) bazense oldukça fantastik şeyler (Barbara Streisand’In dünyayı ele geçirmek istemesi gibi!)

Olaylar genelde bu 4 karakterin çevresinde dönmesine rağmen bazı istisna bölümler de var (Kanadalı Terrence ve Philip’in Celine Dion macerası gibi!).Yine dizideki karakteristik özelliklerden biri politikacılarla;özellikle Southpark belediye başkanı ve Cumhuriyetçilerle dalga geçilmesi-tabii Clinton’da seks skandallarıyla arasıra konu oluyor Southpark’a!Diğer dalga geçilen kesim ise pop yıldızları;özellikle Barbara Streisand ve Cher.Öte yandan bazı bölümlerde şarkıcılar sesleriyle konuk oluyor;Korn ve The Cure solisti Robert gibi (Bir bölümde canavar Barbara Streisand’ı yoketmişti!).

 

SOUTHPARK’IN KAHRAMANLARI

ERIC CARTMAN:Şişko Cartman,çocuklar arasındaki en agresif karakter.Sürekli olarak şişman değil iri kemikli olduğunu iddia ediyor.Babasının kim olduğu belli değil;annesi porno dergilere poz veren bir nemfoman!Cartman sıkı bir Cumhuriyetçi ve herkes üzerinde otorite kurmaya çalışıyor.Şiddet düşkünü ve küfürbaz.Sesi berbat olmasına rağmen her fırsatta şarkı söylüyor.Bir kostüm yarışmasına Hitler kıyafetiyle katılacak kadar ırkçı!

STAN MARSH icon biggrin resmi Southpark lugatı yazısı silah  kategorisinde izideki en normal tiplerden biri;aile hayatı da oldukça normal sayılır.Genelde en sağduyulu ve sakin davranan Stan oluyor.Wendy adında kendi sınıfından bir sevgilisi var ancak kız ne zaman konuşsa üzerine kusuyor!Miss Ellen’ın kendisine aşık olduğunu iddia ediyor.Genelde dizinin sonunda “mesaj vermek” ona düşüyor.

KYLE BROSLOFSKI:Kyle Yahudi;kardeşi ise bir Kanadalı (Dizide Kanadalılar yumurta kafalarından belli oluyor). Babası fırsatçı ve yalancı bir avukat;ayrıca iktidarsız olduğundan şişman karısı hep jigolo peşinde!Kyle genelde sakin bir tip;ancak bazı durumlarda “manik” tepkiler sergileyebiliyor.

KENNY MCCORMICK icon biggrin resmi Southpark lugatı yazısı silah  kategorisinde ev kapüşonlu turuncu paltosu yüzünden ne dediği hiç anlaşılmıyor ve hemen hemen her bölümde ölüyor!Ailesi çok fakir ve herkes bunu yüzüne vuruyor.Genelde pis ve ölümcül işler Kenny’ye havale ediliyor.Annesi bir alkolik ve sürekli “I live with this stupid” yazan ve üzerindeki el Kenny’nin işsiz babasını gösteren bir t-shirt giyiyor.Kötü bir koku alındığında “Kenny’lerin evi gibi kokuyor” deniyor.

CHEF:Çapkın şarkı sözü yazarı zenci aşçı.Çocukların başı sıkıştığında başvurdukları ilk kişi.Sakin bir ses tonuyla genellikle ipe sapa gelmez öğütler veriyor.Her fırsatta şarkı söylüyor.

MR GARRISON:Homoseksüel olduğu iddia edilen ilkokul öğretmeni.Aksi biri ve sürekli elindeki kuklasıyla konuşuyor.

NED GERBLANSKY:Gırtlağı ve bir kolunu Vietnam’da bırakmış;az konuşan bir tip.Kanülü yüzünden sesi metalik ve duygusuz.

JIMBO:Ned’in savaş arkadaşı ve tam bir av manyağı.Stan’in amcası.Ned ile beraber “Hunting&Killing” diye bir TV programı yapıyorlar;ratingleri ise oldukça iyi (4 kişi!).Jesus ile rating savaşı halindeler zira ratingleri genelde aynı.

OFFICER BARBRADY:Souhpark’ın şiddet yanlısı,aptal ve okuma-yazmayı sonradan öğrenen polis memuru.Jimbo ile büyük benzerlik gösteriyorlar.

JESUS:Kafası karışık,melek kostümüyle dolaşan ve kendi TV programını sunan garip bir karakter.

MISS ELLEN:Güzel ve vamp ilkokul öğretmeni;şef’e yüzvermediği için lezbiyen olduğu iddia ediliyor.

WENDY TESTABURGER:Stan’in sevgilisi ve her sene çok sıradan köstümlerle kıyafet balosunu kazanan karakter!Miss Ellen’a savaş açıyor çünkü Stan’i elinden alacağı korkusu içinde.

MR MACKEY:Mr. Garrison’ın kuklası!

SATAN:Southpark’ın şişman şeytanı.Gökyüzünde belirip şimşekler çaktırmasına bakmayın;aslında fırsatçı bir kapitalist!

DAMIEN:Herşeyden nefret eden ve siyah giyen garip bir çocuk;Satan’ın oğlu!

IKE:Kyle’ın Kanadalı kardeşi

TERRANCE & PHILLIP:Kanadalı iki kafadar;sürekli aynı şeyleri konuşuyorlar ve en sevdikleri şey “gaz çıkartmak”. “Not without my anus” adında çok seyredilen bir şovları var!

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

ARŞİV

12345678