JORGE LUİS BORGES,SİMULATİON AND SİMULACRA,JEAN BAUDRİLLARD,MATRİX'İN NEO'SU VE HİPERGERÇEKLİK

edebiyat,güncel,sinema,tv | 30 Aralık 2006


20.yüzyılın en üretken yazarlarından biri, hiç kuşkusuz Jorge Luis Borges‘dir. Aslında yazar diye kestirip atmak biraz haksızlık; çünkü Borges sadece bir yazar değil; şair, eleştirmen, çevirmen, sosyolog hatta “gelecek bilimci”. Bunların bir kısmı benim yakıştırdığım sıfatlar; ancak Borges gerçekten son derece renkli,hayal gücü geniş, Entelektüel ve kuşkusuz çok ama çok zeki bir adam(dı). Bu arada, Borges’in zaman zaman Suarez Miranda takma adıyla yazdığını bilmek de birgün işinize yarayabilir(?)

alice.thumbnail resmi Jorge Luis Borges,Simulation And Simulacra,Jean Baudrillard,Matrixin Neosu ve Hipergerçeklik yazısı edebiyat  kategorisindeŞu sıralar tekrar Borges okumaya karar verdiğimden, biraz daha araştırma yapmaya karar verdim. Yine, bu çağın çok önemli bilimadamlarından olan (aslında sosyal bilimlerle uğraşanları bilimadamı kabul etmeye çok istekli olmasam da, Baudrillard gibi adamlar istisna teşkil ediyorlar!) Jean Baudrillard ile Jorge Luis Borges‘in yollarının bir yerde kesiştiğini anımsadım: Simulation and Simulacra.

Kitabı duymamış bile olabilirsiniz; zira gerçekten değerli kitapları kitapçı vitrinlerinde görmeniz pek olası değil! Bestseller dışında birşeyler okumak istiyorsanız sıkı bir araştırma yapmalı, çok sayıda kitapçıyı gezmelisiniz. Aslında, Simulation and Simulacra, popüler olmaya çok yaklaşmıştı-Matrix”de, Neo”nun yanıbaşında duruyordu (hani şu çok sevdiğiniz, çoğunuzun screensaver olarak da kullandığı akan yeşil yazıların olduğu sahne)

Borges’in burada Baudrillard ile bağlantısı çok zayıf; benim asıl üzerinde durmak istediğim konu, simgeleştirmenin gerçekleri nasıl çarpıttığı,yok ettiği konusu.

Özellikle postmodern düşünürler arasında anlambilim,hipergerçeklik gibi konular oldukça popülerler; bunlardan biri de daha çok “Gülün Adı” filminden tanıdığımız meşhur İtalyan yazar ve kendi semiyoloji (anlambilim) kürsüsü olan Umberto Eco.

Baudrillard, Borges’ten aldığı bir örneği verir: Bir krallıkta, haritacılar hayali bir harita yaparlar. Harita,dünyanın kendisi kadar büyüktür. Zamanla harita, “gerçeğin”, yani yeryüzünün yerine geçer. Artık “gerçek” olan haritadır; altında kalan yeryüzü, “asıl gerçek”, hızla yokolmaktadır. Aslında, Borges hikayeyi “Alice harikalar diyarında” kitabının yazarı ve aynı zamanda ünlü bir matematikçi olan Lewis Carroll’dan almıştır.

Günümüzde, sembolizmin gerçekten daha önemli, daha doğrusu popüler olduğunu inkar edemeyiz. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, hiç kuşkusuz “Truman Show” gibi, insanların hayatlarının teşhir edildiği, rezil TV programları.

Hipergerçeklik, gerçeği stilize eder ve onun özelliklerini daha da fazla vurgular. Tıpkı bir TV dizisinde aşkların,duyguların aşırı yoğun yaşanması, mermilerin gerçekte olduğundan daha öldürücü olması, karakterlerin daha hızlı hareket edebilmesi gibi.

İşte size çok iyi bir örnek: Che Guevera adı, tüm dünya ve Türkiye’de hayali komünizm (ki aslında o da bir hipergerçeklik haline getirilmiştir!) savaşçılarının tiksindiği bir isimdi. ABD ve Türkiye gibi ülkelerde hala komünizm karabasanı çok yaygındır; ancak çok şeytani birisi, Che adını ve felsefesini son derece başarılı bir pazarlama politikası ile yoketti. Hepiniz muhtemelen Che tshirtlerinin moda olduğu seneyi hatırlarsınız. (Sanırım 2001′di).

Bağdat Caddesinde oturan ve gelir düzeyi İsviçre’li akranlarından yüksek olan gençlerden tutun, kaportacının çırağına kadar herkes bu tshirtleri giydi. Birçok insan şu soruyu sordu:” Bu adam kim?” Yanıt:”Che Guevara” Soru:”O kim?” Yanıt:”Bir özgürlük savaşçısı”. Üzgürlük savaşçılarını herkes sever; çünkü fikir olarak romantiktir. Ama sadece “özgürlük savaşçısı” diye kestirip attığınızda, o adamın temsil ettiği fikirler,yaşam tarzı, yaşadıkları, o sırada dünyada olanlar hiç merak edilmez. Kestirme, ama merakı tatmin edici bir yanıtla bir anda gerçeği bulma imkanı tamamen yok olur. Hipergerçekliğe hoş geldiniz!

Artık yeni kuşaktan çoğu insan Che”yi şöyle hatırlayacak:”Evet;bir özgürlük savaşçısıymış; tshirtleri xxxx senesinde çok modaydı,bende de mavisi vardı!”

Hipergerçeklik, “modern” dünyanın ekonomik motorunun yakıtıdır. Seksten daha gerçek seks mi istiyorsunuz? Porno ve Paris Hilton var. Estetik? Andy Warhol ve dadaistler zaten sanatı yoketmediler mi! Nasıl aşık olmanız gerektiğini, neye benzeyen birine aşık olmanız gerektiğini, hatta nasıl ayrılmanız gerektiğini medya size söyler. Bir atasözü ne yerseniz o”sunuz der. Size ne yiyeceğinizi yine medya söyler.”

“Hiç gökyüzü neden mavidir? diye düşündünüz mü? Aslında mavi filan değil. Işık sandığınız gibi kırılmıyor. Birbirleriyle çatışan gruplar,aslında sizin öyle düşünmenizi istiyorlar. İçtiğiniz çayın rengi, büyük oranda çayın gerçek rengi değil.

YILIN EN ÇILGIN FİLMİ: BORAT

güncel,sinema | 11 Aralık 2006

borat 20060607053153666 000 resmi Yılın en çılgın filmi: Borat yazısı guncel  kategorisindeTelevizyonlarda yıllardır en seyredilmeye değer bulduğum, en sert televizyon programlarından biri Southpark. Ancak çok uzun zamandır seyrettiğim için bir değişiklik arıyordum.

Maalesef HBO seyretme şansım yok. YouTube’da gezerken, “Kazak” bir “muhabirin” maceralarına denk gelmiştim. Birkaç hafta sonra bir arkadaşım “Borat” tan bahsetti. Parçaları birleştirince, seyrettiğim şeyin aslında Borat filminin fragmanı olduğunu anladım.

Borat, 2 gün sonra ABD’de vizyona giriyor; büyük ihtimalle kısa bir süre sonra Türkiye’de de vizyona girecek. şimdi kısaca Borat’tan bahsedelim:

Öncelikle Borat, “Da Ali G Show” adında, HBO”da yayınlanan bir komedi programında yeralan skeçlerden biri. “Hesapta” Borat, Kırgızistan Enformasyon Bakanlığı tarafından ABD”de incelemeler yapması için gönderilen bir gazeteci. Borat’ı Sacha Baron Cohen isimli bir İngiliz komedyen canlandırıyor ve soyadından da anlayabileceğiniz üzere, kendisi Musevi.

Borat karakteri buram buram Mahir Çağrı, ya da Internet Mahir kokuyor; Cohen de zaten Mahir Çağrı”dan esinlendiğini inkar etmiyor.

Borat”ın uzmanlık alanı “röportajlar”. Üstelik bu konuda gayet başarılı; nitekim bir bölümünde Oklahoma”daki devlet görevlilerini uydurma “Tishnik Katliamı” için tam 10 dakika ayakta dikiyor:saygı duruşu.

Cinsel sapkınlık,zevksizlik gibi özellikleri dışında tam bir anti semitik Borat. Kazakları küçük düşürdüğü gerekçesiyle, Kazakistan devleti programı resmi olarak takibe almış durumda. Üstelik Kazakistan devleti Borat”ı öylesine ciddiye almış ki, tüm Asya”daki en büyük sinagogu yaptıklarını ve Musevileri ne kadar sevdiklerini açıklamış! (Bizim “şok” programını ihbar kabul edip Edirne”de tırım tırım Playmate arıyan şaşkın vali gibi!)

Borat, artık uzun metraj bir film. Film genelde röportajlardan oluşuyor; hatta Borat”ı bu şekilde gösterebilmek için daha sonra röportajlarda yeralan kişilerden resmi izin alınmış.

Tahmin edeceğiniz gibi çok düşük bütçeli bir film ve büyük gişe hasılatı yapmaya aday.

Tadını kaçırmamak adına daha fazla bahsetmeyeceğim. Ama filmde “şaşırarak gördüm ki, ABD”de kadınların oy verme hakkı olmasına rağmen atların yok, Kazakistan”dakinin tersine” gibi cümleler olduğunu söylemeden yapamadım:)

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

ARŞİV

1234