APTALLIK VE CEHALET KARDEŞTİR!

toplum | Etiketler:, , — 6 Ekim 2008

paris hilton dondurma 220x300 resmi Aptallık ve cehalet kardeştir! yazısı toplum  kategorisindeKendimden küçük bolca insan tanımaya başladığımdan beri şunu görüyorum: okulda öğrenilen yalan-yanlış ıvır-zıvır konusundaki bilgileri bile bizim kuşaktan az. Enteresan olan, İngilizce başarısının da düşük olması.

Oysa, son 10 yıla baktığınızda, bilhassa özel okullarda, kolejlerde sanki bir “eğitim reformu” yapılmış havası veriliyor.

Ben en azından ortalama olarak,günümüz çocuklarının zekasının bizim kuşaktan daha yüksek olduğunu düşünüyorum; ama belli bir yaşa kadar! İnsanlar daha iyi besleniyorlar artık, National Geographic gibi belgesel kanalları var, Internetten herşeyin cevabını bulabiliyorsunuz ve çocukların ceplerine kadar giren kullanımı karmaşık elektronik cihazlar -mesela smartphone’lar- ister istemez zekayı geliştiriyor. Bugün bir blog açmaya yeltenen 14 yaşında biri, bizim zamanımızda çok az çocuğun karşılaştığı ciddi bir öğrenme ve analiz sürecine giriyor.

Peki ya sonra? Bunların çoğu aptallaştırılıyor! Çünkü bahsettiğimden ötesi genelde yok. Okul eğitimi son derece yetersiz ve bu çocukların sosyalleşme şekilleri aşırı derecede maddesel (materyalist demiyorum) öğeler etrafında dönüyor. Sözgelimi, bizim yaşlarda bir denizaltı oyununda -ki denizin dibinde görmeden ilerleyerek, karmaşık sonar görüntülerini değerlendirip denizdeki “piksellere” torpido gönderiyordunuz- en çok gemiyi batıran takdir toplarken, şimdi son çıkan telefonu cebe koyan ilgi görüyor. Ki bu da sadece aptallık ve tüketimi körüklüyor!

Günümüzde bir çocuğa aptal dediğinizde gülümsüyor; bizim çocukluğumuzda ise savaş nedeniydi!

Zeka ve bilginin bu kadar değersiz hale gelmesinde en etkili olan faktör ise medya. Aptallık adeta özendiriliyor.

Hayata zeki olarak başlayan çocukların aptallaştırılması kasıtlı bir iştir!

Herkes, dünyanın daha fazla zeki insana ihtiyacı olduğunu düşünse de, mevcut sosyal,ekonomik ve kültürel sistemin buna ihtiyacı yok. Bugün, eskiden çok fazla zeki insan gerektiren alanlarda vasat insanları istihdam edebiliyorsunuz. Programcılık örneğin. Eski programcılar, çok kısıtlı sistemler üzerinde, hemen herşeyi sıfırdan yapmak zorundaydı. Kaynaklar çok sınırlı olduğu için, herşeyi başından öngörmeniz, adımlarınızı düşünerek atmanız gerekiyordu. Oysa bugünkü programcıların RAM miktarı,CPU hızı,disk alanı gibi kısıtlamalarla karşı karşıya olduklarını söylemek gülünç olur! Yine, eskiden programcıya düşen pekçok iş, hazır bileşenler, güçlü diller, sürükle-bırak IDE’ler ile yapılabiliyor. Tabiki hala nitelikli insanlara gerek var; hala birileri kernel yazmak, simulatör algoritmaları oluşturmak, roket güdüm sistemleri üzerinde çalışmak zorunda. Ama bu işlerde ihtiyaç duyulacak insan sayısı çok az. Nufüsun yüzde yarımının siz istemesiniz bile dahi olduğunu düşünürsek, o insanları bulmak çok da zor değil! Ama, eskiden üstün zekalı insanların yapabildiği işleri bugün normal zekaya sahip biri kolaylıkla yapabiliyor.

Devletler,şirketler çok iyi eğitim almış,çok yüksek zekaya sahip insanları istemiyor,hatta onlardan nefret ediyorlar!

Üstün zekalı birini, yaşam ortalamasının emeklilik yaşından düşük olduğu bir ülkede yaşamaya nasıl ikna edersiniz?

Bir dahi, şirket sahibinin günlük puro masrafı kadar bir paraya nasıl 1 ay boyunca çalışır?

Dolayısıyla,günümüzün politikaları insanları aptallaştırmak üzerine kurulu.
ABD bile istisna değil, hatta başı çekiyor: Lise öğrencilerinin matematik, fizik gibi derslerdeki başarı düzeyi, neredeyse bize yakın! Peki, kim başı çekiyor? IQ ortalamaları dünya ortalamasının oldukça üzerinde olan İsveç,Finlandiya gibi kuzey Avrupa ülkeleri!

Bir araştırma büyük tartışma yaratmıştı; Türklerin IQ’sunun çok düşük çıktığı şu meşhur araştırma..

Zekanın ırk, millet ya da dine bağlı bir şey olduğunu söylemek faşistlik ve ahmaklıktır. Ama evet; kültür,yaşam tarzı, gelir düzeyi,yaşadığınız ülke zeka seviyenizi belirler!

Koyun gibi yönetilmek, inek gibi çalıştırılmak için insanlara daha çocukluklarında abuk sabuk oyuncaklar,içi boş hayaller veriliyor. Bu insanların çoğu zevkin dibine vurmuş, ama mutsuz ve anlamsız bir hayat yaşamış olarak ölecekler.

Cehalet, birini aptallaştırmanın en etkili yollarından biri. Eğer hiçbirşey düşünecek kadar bilginiz yoksa, beyniniz doğal olarak çalışmayacaktır. Zekanın gelişimi için binlerce kitap okumanız gerekmez; ama insanın düşünebilmesi için bazı kritik bilgilere ihtiyacı var. Bilginiz olmazsa analiz yapamazsınız. Analiz edemezseniz, senteze varamazsınız. Senteze varamıyorsanız, bir şey yaratmanız, bir konuda sonuca varmanız olası değildir.

BİLGİSAYAR DÜNYASINDAKİ EN KORKUNÇ GELİŞMELERDEN BİRİ: CLOUD COMPUTİNG

Cloud computing yeni bir fikir değil: Temelinde, çok uzun süre önce ortaya atılan SaaS (Software as a Service) fikri var. Yani, yazılımı bir “servis” gibi kullanmak. Google Apps’i, Gmail’ı, Google Office’i, hatta Facebook’u düşünün. Cloud computing, en primitif haliyle bu.

Web 2.0 ile şekillenmeye başlayan RIA (Rich Internet Application) yönelimi de bunun için; Internet’te gezinirken şık ve hızlı arayüzler istiyorsanız zaten AJAX yeterli. .Net platformu ve JAVA da aslında adı koyulmadan önce RIA deneyimi sunmayı hedefliyorlardı ama olmadı. Adobe AIR ise, bastırıyor. Microsoft, Silverlight ile bebek adımları atıyor.

Cloud Computing fikrinin arkasında Yahoo,Google,Amazon,HP,IBM,Intel,Microsoft ve SAP gibi şirketler var…

Herşey web tabanlı olacak-yazılarınızı web tabanlı bir editör ile yazacaksınız. Grafik tasarım programınız, “cloud” içindeki sunucu üzerinde çalışacak. Aslında bunu bir tür Terminal Server-Thin Client uygulaması gibi de görebilirsiniz. Masaüstünde çok kuvvetli bir bilgisayara ihtiyacınız olmadığı gibi, kullandığınız işletim sisteminin de bir önemi yok. Hatta, masaüstü bilgisayarınız kendini Internet üzerinden bile boot edebilir. Kısacası, işletim sistemine bile ihtiyacınız olmayacak.

Bu, RFID fikrinden sonra en büyük kölelik sistemi!

Yaptığınız herşeyden, saydığım endüstri devleri, kuvvetle muhtemel kendi devletiniz, ve neredeyse kesin olarak ABD’yi yönetenler -minik Bush gibi kuklalar değil, o zaten gidiyor!- haberdar olacaklar.

Bu “babalar”, neyle meşgul olduğunuzu, kimden kıllandığınızı, neye gıcık olduğunuzu, çalışma ve uyku alışkanlıklarınızı, cinsel fantezilerinizi, nelere para harcadığınızı ve hayatınıza dair ne varsa akla gelen gelmeyen herşeyi öğrenecekler.

Bütün dünya artık masaüstü bilgisayarları terketmeye başlayınca, yapabilecekleriniz de denetim altında olacak!

Yazılıma sahip olma hakkınızı tamamen kaybedeceksiniz. Zaten kapalı kaynak kodlu yazılımların hemen hiçbiri size yazılımın gerçek anlamda mülkiyetini vermiyor. Ama Cloud Computing gerçek ve alışıldık bir şey olursa, kullandığınız yazılımın fiyatı üzerinde de bir denetiminiz olmayacak. Mesela, faturayı geç yatırdığınız için PDF okuyucunuzun kesilmesi gibi komik durumlarla karşılaşabilirsiniz! Hele, Türkiye’de bu işin komedi ve rezalet boyutunu hiç düşünmeyin!

Şu an Internet kesildiğinde nasıl da kıvrandığınızı düşünün.

“Adı lazım değil”, bazı devletler, bu sefer insanların hangi sitelere girebileceğini değil, hangi faaliyetlerle uğraşıp uğraşamayacağını da denetleyecek.

Bir de işin para kısmı var.

Komik olan, “bu yola baş koyanlardan” olan Oracle’ın kurucusu Larry Ellison’ın da işin çivisinin çıktığına ve herşeyin laf salatasına dönmeye başladığına inanması..

“The computer industry is the only industry that is more fashion-driven than women’s fashion. Maybe I’m an idiot, but I have no idea what anyone is talking about. What is it? It’s complete gibberish. It’s insane. When is this idiocy going to stop? “

(Bilgisayar endüstrisi kadın modasından bile moda etkisinde. Belki ben gerizekalıyım ama bu konuşulanlar hakkında hiçbir fikrim yok. Tamamen zırva. Delilik. Bu aptallık ne zaman bitecek?)

BİLİMİN DİNLEŞMESİ

tarih,toplum | Etiketler:, , — 17 Ağustos 2008

CHP, Cumhuriyet ve Hürriyet gibi gazeteler şeriat geliyor diye üfüre dursunlar; çok az insan “tehlikenin farkında”. (Sağdan sola yazıp fona müziği dayasam daha bir etkili olurdu ama böyle idare edin artık)

Tehlikenin adını da koyalım, bayrak sallamak isteyen arkadaşlar olursa slogan olarak kullanırlar: bilim “dinleştiriliyor”.

Bu da dünyanın yeni bir karanlık çağa doğru yol almasıyla paralel gelişen, “olması gereken” bir akım.

Yeni bir komplo teorisi ortaya atıyor değilim. Her özgürlük ve aydınlanma dönemini bir karanlık çağ takip edecektir; çünkü güç odakları birsüre sonra “asıl mevzuya”,yani paraya hükmedemiyor olacaktır. Engizisyonun gelmesi, papazların filan çok dindar adamlar olması yüzünden olmadı. Kısa Pepin namlı Frank kralının 8.yüzyılda Lombard’ları yenmesiyle kilisenin önce hükümet kurmasına, sonra toprak edinmesine izin verildi; zira bu sırada Müslümanlar, Hıristiyanları tepelemek için Pireneleri aşmış geliyorlardı.(Tabi onlar içinde din yalandı; maksat Hıristiyanları oyup paralarını ve kadınları almaktı)

Böylece, kilise, cahil kitleleri savaşa süren, arada da hem krallıklardan hem de halktan “tırtıklayan” bir güç olarak tarih sahnesine çıktı ve zaman içinde güç hırsıyla iyice zıvanadan çıktı. 8.Henry’nin neredeyse 750 yıl sonra bu herifleri Britanya’dan kovalaması da “karı kız meselesinden ötürü” değildir; nitekim bu icraat öyle hayırlı olmuştur ki, İngiltere süper güç haline gelmişti.

Kıta Avrupa’sında kalanlar da Fransız İhtilali ile kovalanacak, ancak üzerlerine fazla gidilmeyecektir. Zira Voltaire gibi ladini adamların yerine “çarıklı” Rousseau gibi adamların borusu ötmektedir. Kilise şimdi bile güçlü; öyleki senelerde Kızıldeniz parşomenlerini saklayıp, Hz.İsa’nın “sakın ben öldükten sonra kilise gibi şeyler kurup zibidilik etmeyin” sözlerini açıklamadılar, ortaya çıkınca da üç maymunu oynadılar.

Yobazlık türlü çeşitli şekillerde hortluyor, bunların en beteri de maalesef klasik dini yobazlık değil.

Ülkemizde de örneği var; Deniz Baykal’ın konuşmalarına bakın, devamlı fetva veriyor. Yaşar Nuri Öztürk,CHP’den ayrılıp partisini kuracak kadar kendine güvendi (güvendi de, ne oldu?). AKP var. MHP var. Kısacası, meclis adeta ulema oldu!

Yalnız, “solcu” CHP, okullarda evrim teorisinin çürütülmeye çalışmasına karşı çıkmıyor, bunun nedeni de basit. Çünkü CHP, aynı AKP gibi, dini bir şekilde kullanmak istiyor.

Dinden girip,evrim teorisine kadar geldim, hadi biraz daha ileri gidelim.

Şimdi, fizikle metafiziğin arasındaki korkunç radikal uçurumu bulandırmaya çalışıyorlar. Bu yazımda zaten dalgamı geçmiştim ama bir yandan çok da ciddiye alıyorum; bunlar çok tehlikeli girişimler…

Metafizik palavralara insanları bilim dilinden konuşurmuş gibi inandırmak çok kolay. İki lepton, üç quark dersiniz, işin temelini bilmeyen biri şüphelense bile, ansiklopedi filan açıp “herif buraya kadar doğru söylüyor, demekki bundan sonrası da doğru olabilir” der…

Bu akımın en vurucu örneği, The Secret denen paçavra oldu.

Secret, büyük bir yalandır ve iğrençtir,çünkü bilimi palavraya alet etmektedir.

Artık, meditasyon bile -gerçek meditasyondan değil, “yalama”, “anında görüntü”, gerzek batılılara yutturulmak üzere hazırlanan uyduruk Koi,Zohi,Hoiki filan gibi palavra tekniklerden bahsediyorum- “demode” kaldı.

Ortalama insanın bilimle arası hiç olmadığından, anlaşılması en zor disiplin de fizik olduğundan, bu işin esnafı genelde fiziği seçiyor.

Amaç “masum gibi” görünüyor; lepton gibi kıvrak düşün, pozitron gibi aktif hareket et, düşünceni iyonize edip sınırlarını aş, bok püsür…

Külliyen palavra.

Lakin, bu iş boka sarar arkadaşlar…

30 sene sonra biri çıkar, “quantum düşündüğünüz olmadı, çekim kuvveti ayağına yattınız bir bok çekemediniz, bu işin sonu boş. Yeni paralel hayat teorim sayesinde size ölüp, başka bir evrende nasıl daha güzel,zengin ve başarılı olacaksınız,onun yolunu gösteriyorum” derse, sizce inanan olmayacak mı?

Tabi ki olacak. Çünkü insanlar inanmak istiyor, inanma eğilimindeler. X-files’ın jeneriğinde bir poster görürsünüz, UFO’nun altında “I want to believe” yazar. Psikolojik analiz filan yapayım bari; Mulder, kızkardeşini uzaylıların kaçırdığına inanmak istemektedir, çünkü suçluluk duymakta, kızkardeşinin kendisi yüzünden kaçırıldığını içten içe bilmektedir. Nitekim, “sigara içen adam”, bir bölümde Mulder’a babasının kızkardeşi ile Mulder arasında bir seçim yapmak zorunda kaldığını ve kızkardeşini seçtiğini söyler. Kardeşi bir deneye kurban gitmiştir…

Bu iş çok acayip yerlere varır…

Örneğin “yahu bunun cimcimesi bana pek Türk hissi vermedi” diye kafatasları ölçülür, “faşizm” bilimsel hale gelir. Nitekim, bu görüş 50 sene önce pek popülerdi,bu sıralar yine revaçtaymış!

Palavradan “bir gen bulunur”, örneğin X ırkından gelenlerde olan bu gen, ne bileyim, terörist olmaya itmektedir insanları! Böylece,rasyonel bir cadı avı başlatırsınız…

Şeriat isteyenin paranoid şizofren olduğunu “ispatlar”,akıl hastanesine tıkarsınız.

Laiklerin seri katil olmaya eğilimli olduğunu keşfeder “bilim”, toplumun huzuru için hepsi fişlenir, telefonları dinlenir.

Bu arada, sizi bilimden koparıp, bilimi ilahi bir güç haline getirirler. Anlamazsınız ama mucizeleri karşısında dehşete kapıldığınız için -hadi canım, cep telefonunu bile ilk gördüğümüzde dumur olmadık mı!- ondan gelen “her vahiye” körü körüne inanırsınız.

Belki de birgün, karanlık çağdan çıkış için verilecek mücadelede, ama bu sefer “haklı olarak”, İspanyol faşistlerinin sloganını kullanacağız:

Muera la inteligencia! Viva la muerte! (Kahrolsun aydınlar,yaşasın ölüm!)

TECAVÜZE UĞRADIM HAYATIM KAYDI

bilim,tarih,toplum | Etiketler: — 13 Ağustos 2008

“Oh,nihayet şu kıl herifi …tiler” diye sevinmeyin, konu başka.

İnsanlara çaresizlik aşılanıyor. (Hayır şeriatçılar,kısırlık yaptığını iddia ettiğiniz çiçek aşısının son sürümü filan değil)

Nedense son zamanlarda tanıdığım herkes ne kadar çaresiz olduğundan, onu öğrenemeyeceğinden, bunu asla başaramayacağından söz ediyor.

Okul,aile,medya ve insanlar, insanlara çaresizlik aşılıyor. Kurban olduklarını ve hayatlarının asla eskisi gibi olmayacağını söylüyor.

4 ayrı psikiyatrist bana 4 ayrı teşhiş koydu ve dört ayrı (set) ilaç verdi. İlaçların etkisinden çıkmam yıllar aldı ve hala tam olarak düzelemedim.

Bir psikolog ve psikiyatriste sorarsanız, yapabileceğiniz en yanlış şey, kendi hayatınızı düzeltmeye çalışmak. Profesyonel yardım şart!

Bugün yolda bir dershanenin ilanını gördüm, “eğitim koçları” varmış.

Batı’da otun bokun koçu var. Bizde “yaşam koçluğu” daha lüks bir hizmet, yakında ayağa düşecektir.

“Aile danışmanları” var; gidip nasıl ana-baba olacağınızı öğreniyor, kendi ananızın babanızın bunlara gitmemesi yüzünden boktan hissediyorsunuz(!): İnsanlık tarihi boyunca bu danışmanların olmaması yüzünden herkes sapık,gerizekalı,mutsuz ve yetersiz oldu. Binlerce yıllık insanlık tarihi bundan böyle değişmek üzere.

Hep uzman birileri size ne yapacağınızı söylemek zorunda; çünkü sizler aslında çaresiz kurbanlarsınız. Kendi başınıza birşeyleri değiştirmeyi denemek, ayaklarınızın üstünde durmaya çalışmaksa yapabileceğiniz en büyük hata.

Bir blog keşfettim, kızcağız çocukken yaşadıkları yüzünden hayatının nasıl kaydığını anlatıyor. Pekala, 13 yaşında hınzır bir velette olabilir. Ama eğer yazdıklarında samimi ise, ki çok ciddi zeka belirtileri de gösteriyor, kendisi için üzülüyorum.

Hayatının bundan sonra asla değişmeyeceğini kabullenmiş, kendini kurban olarak görüyor. Bazı anlamsız ve zekasına yakışmayacak idefixleri var. Geçmişe takılıp kalmış durumda, ilerideki hayatını da kurbanlık psikolojisi içinde, sınırlar dahilinde planlamış. Çünkü özgürlüğünü korkuya teslim etmiş,sınırları aşmazsa güvende olacağını sanıyor.

Elbette ona kızmıyorum. Belkide değiştiremeyeceği tek şeyin kafasına kakılmış “sen artık çaresizsin” saplantısı olduğunun farkında değil; belki farkında ama ne yapacağını bilmiyor.

Bu da kurulmaya çalışılan korku imparatorluğunun temel taşlarından biri. İnsanlar artık özgürlük değil, birilerinin onlara ne yapması gerektiğini söylemesini istiyor. Çünkü kendi hatalarının sonuçlarına katlanmaktansa, “daha üst bir yaşam formunun” koyduğu dogmalara inanıp o yolda ilerlemek daha kolay. Kaçınız kendinizde uzman bir psikiyatristin teşhisini eleştirme cesaretini bulabilir?

Bilim adamları maalesef ahlaklarını kaybettiler, en azından önemli bir kısmı. Birsürü “araştırma”, aslında palavradan ibaret, metodlar yanlış.

Yapılan bir araştırma, suçluların ciddi bir bölümünün çocukken taciz kurbanı olduğunu gösteriyor. Araştırmanın sonucuna göre,çocukken tacize uğradıysanız çok büyük ihtimalle suç işleyeceksiniz.

Akla yatkın görünebilir,ama metodoloji tamamen yanlış!

Öncelikle, hapishanedeki mahkumlar seçiliyor. Toplumun genelinde yapılsa, belki gerçekten tacize uğrayanların sadece %5′inin suç işlediği çıkacak ortaya…

İkinci yanlış, taciz kavramının muallakta kalmış olması. Örneğin kimi araştırmacılar, okul hayatında isim takılan öğrencilerin bile tacize uğradıklarını varsayıyor. Bu hesaba göre, okul hayatımda gördüğüm kişilerin en az %80′i tacize uğramış durumda.

Ayrıca, yapılan mülakatlarda insanların hafızası zorlanıyor. Sorulan sorular da yoruma açık sorular.

Bu “araştırmalar” sonucunda “korkunç gerçeklerle” karşılaşıyoruz; toplumun en az yarısı tecavüz kurbanı, çocukların çoğunda ciddi davranış bozukluğu var. Bu arada, “yaramazlık”, bir anda “davranış bozukluğu” gibi “tedavi edilebilir” nitelik kazanıp, 6 yaşında çocuklara haplar verilmeye başlanıyor. Tandığım birinin 13 yaşındaki ve son derece zeki kızı Ritalin kullanıyordu. Kızla konuştuğumda son derece geniş bir yelpazede insanın kafasını karıştıracak kadar entelektüel birikime sahip olduğunu gördüm. “Olayın nedir?” diye sorduğumda, çevresindeki herkesi aptal ve boş bulduğunu, arkadaşlarının son derece cahil ve ilgisiz olduklarını söyledi. Buna hormonları filan da ekleyin. Aslında kız inanılmaz derecede sağlıklı! Ailesi bu yaşta hap yutturulmasından dolayı ferah, çünkü onun tedavi edilebilir bir marazı olduğunu ve görevlerini yaptıklarını düşünüyorlar.

Şu an bu durumda olan, akıl almaz sayıda çok çocuk var.

Dünya eskiden bu kadar kötümüydü? Belki daha da kötüydü; insanlar gripten bile topluca ölebiliyorlardı,zatürree gibi hastalıklar yakın bir zamana kadar çaresiz hastalıklar sınıfına giriyordu,
kıta Avrupa’sının üçte biri veba salgınında ölmüştü, depremler medeniyetleri bitirebiliyordu, Hitler’in kitapları yaktırması trajediydi ama eğer İskenderiye kütüphanesi 1600 sene önce, Paganların da katledilmesiyle yakılmamış olsa,kimine göre medeniyetimiz birkaç yüzyıl daha ileri olacaktı. İstanbul’da büyük can alan depremlere ait kayıtlar yoktur, ama yangınlar yüzünden şehirdeki evler neredeyse devamlı yok olmaktaydı. Sanayi devriminde sayısız çocuk ölmüştü, Cenevre anlaşmasından ya da Clausewitz gibi askeri teorisyenlerin ortaya çıkmasından önce savaşlarda toplu katliamlar,tecavüzler ve barbarlık son derece sıradan,alışılmış bir uygulamaydı.

Daha sayayım mı?

Doğal afetler mi diyorsunuz? Dünya buzul çağını da yaşadı ve dinazorları yokeden muhtemelen bir meteordu.

Satanizm tırmanışa geçip binlerce insanın kurban edilmesine neden filan olmadı; ama Engizisyon’un akıl almaz işkencelerle öldürdüğü insanların sayısı binlercedir. Üstelik o zaman Avrupa nüfusu 30 milyon bile değildi.

Seri katiller eskiden de vardı; hatta en azılısı da Elizabeth Bathory‘di.

Yani dün, aslında dünya daha kötü biryerdi. Ama bugün, birileri dünyanın yarın daha da tehlikeli olacağını söylüyor.

Bu biraz Total Recall filmindeki,insanları öldürücü güneş ışığından koruduğu iddia edilen fanusa benziyor. Aslında fanus, korku ve boyun eğme güdüsü yaratan bir araç sadece.

AKP'DEN VE ÖZAL'DAN ÖNCE HERŞEY ÇOK GÜZELDİ

tarih,toplum | Etiketler:, , — 9 Ağustos 2008

Hatırlıyorum da, eskiden ne kadar özgürdük,hayat ne güzeldi…

Mesela,hiçkimse evinde “yasadışı sol yayın” olduğu için hapse girmemiş,işkence görmemişti.

İstediğimiz her filmi alır,çatır çatır seyrederdik. “Yol” örneğin; senaryosunu Yılmaz Güney’in yazdığı, Cannes’da ödül alan şu film…Hatta ödül aldı diye okulda filan bile seyrettirirlerdi; gerici Özal hükümeti gelince filmi yasakladı. Daha nicelerini sayabilirim…Değil mi Zülfü Livanelli?

Mesela okulda “sakıncalı kitaplar” diye bir şey yoktu; edebiyat dersinde boyuna Aziz Nesin, Kemal Tahir, Yaşar Kemal okurduk. Dünyaca ünlü, dünyadada ödüller almış bu yazarların okutulması ayrı bir gurur kaynağıydı. Onlar ne zaman yasaklandı bilmiyorum; ya Özal’ın, ya da AKP’nin işidir.

Özal ve AKP’den önce huzursuzluk nedir bilmezdik; 1 Mayıs’lar neşeyle kutlanırdı. 1977′de 37 kişi öldüğünde kim vardı acaba; ben o zaman küçüktüm, ya AKP’dir ya Özal…

Evvelden düşünce suçlusu olarak mapus damları altında çürümek filan da yoktu, eski köye yeni adet getirdiler.

Benim çocukluğumda çarşaflı kadın da yoktu; Özal zamanında çıktılar. Ben onları ninja sanıyordum.

Türbanı da AKP icat etti.

Fukaralık filan da yoktu eskiden.

1960 ve 70 olaylarında da Özal ve AKP iş başındaydı.

Yine aynı ekip, 3 darbe yapmış ve sayısız genci asmıştır. Besleyecek halleri yoktu ya.

5 Nisan’da %100 devalüasyon yapıp insanların kendilerini yakmasına neden olacak kadar çileden çıkaranlar da Özal ve AKP’ydi.

Menderes’i filan da onlar astı; “cahil halk yobazlara oy verir, asalımda yerine biz geçelim” diye…

Sendikal haklarını anayasayla yasaklayan, verdiklerinde de karşısına lokavtı çıkaran yine Özal ve AKP’ydi.

Şekerpancarını söküp ABD’den şeker ithal eden de yine aynı ekiptir; Bülent Ecevit’in şiddetli itirazlarına rağmen…

Uğur Mumcu’nun abisine “ne oldu,bulundu mu katiller?” diye soran da Tayyip Erdoğan,Erdal İnönü değil. Zaten o zaman dışişleri bakanıydı, o işlere iç işleri bakanı bakar…

Eskiden anayasalar konsensusla yapılırdı; 1961 ve 1982 anayasası mesela.O zaman halka sormuşlardı,bunlar kafasına göre anayasa yapıyor.

Cumhurbaşkanları da konsensusla seçilir,hatta halka bile sorulurdu.

15-16 Haziran 1970 olaylarına neden olan, sendikal hakların kısıtlanması yasasını ortak hazırlayan elbette AP ve ilerici CHP değil, gerici AKP ve ANAP’tır…
İlericiler hep demokrasi ve serbest seçimler istemiş, AKP ve Özal “halk daha hazır değil” diyerek karşı koymuştur.

Bunları bilmeyenler de hala AKP’ye filan oy verir. Kıllı göbekler ne olacak…

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

ARŞİV

1234567891011...Son »