JACK BAUER ÖLMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ!

tv | 26 Temmuz 2006

jackbauer resmi Jack Bauer ölmez, vatan bölünmez! yazısı tv  kategorisinde24′ün ilk sezonu, dikkate alınması gereken dizilerden biriydi. Fonda sürekli “bu- yaz-yazlıkta- manita- yapmam- lazım- gitar- çalmam- gerek” tınılarının sinirlerimi çekip kopardığı, uyduruk-ağlak senaryolu, çizgili-takımlı, ürkek-ceylan bakışlı tiplerin cirit attığı yerli dizilere doğal olarak tahammül edemediğimden, şansımı yabancı dizilerden yana deniyordum. Doğrusunu isterseniz, yabancı (ABD yani) menşeli dizilerde de pek bir numara yoktu; birkaç istisna dışında.

24 bunlardan biriydi. Sürekli psikolojik gerilim, “gerçek” insanlar, üstelik “dişimin dolgusundan nitrik asit de çıkar, dinamit lokumu da” gibisinden zırvalar yoktu.

Kiefer Sutherland, nihayet bu rolle yerini bulmuş gibiydi. Artık, yüzünde babasının (Donald Sutherland) kıyağıyla bir rol kapmanın ezikliği, “konu komşuya rezil olduk” ifadesi yoktu. Dikkat edin, buna benzer bir ifade, genelde babası kendisinden daha yakışıklı ve fit olan her aktörde vardır. Mesela, Micheal Douglas..

Bu sezon, maalesef 24′de “kıvama gelmiş”. Jack Bauer, bol bol milli mesajlar verip duruyor. Zenci ABD başkanının yerine artık tam bir WASP (White, Anglo-Saxon,Protestan) kılıklı adam geçmiş. Dizide herkes yerli yersiz “USA şöyledir böyledir, biz acaip kral bi milletiz, Öyle demokratız, şöyle bilmemneyiz” diye atıp tutuyorlar.

Bauer’da, artık bir süper kahraman. Tek başına bütün kötü adamları harcıyor. Üstelik, daha önceki sezonlardaki “şaibeli” kişiliğin yerine, vatanını milletini çok seven, vazife aşkıyla yanıp tutuşan bir ajan almış. Artık eroine takılmıyor, iş arkadaşlarından birini vurmuyor (TV tarihinin belki de en rahatsız edici sahnelerinden biridir Bauerıın Jack Ryanıı vurması; aynı zamanda bana “ABDıde nasıl böyle bir dizi çekilmesine izin verirler” diye dumura sevketmiştir beni)

Sonuç olarak, şovenizm 24′ün de içine etmiş. Artık sadece rastlarsam seyrediyorum..

NİP/TUCK

tv | 11 Temmuz 2006

niptuck resmi Nip/Tuck yazısı tv  kategorisindeİki yakışıklı herif, bir ton güzel hatun. İlk bakışta çok sığ, acaip pop, yılık birşeylerle karşılaşacak sanıyor insan. Tam aksine, ayakları yere basan, Dostoyevski’yi kıskandıracak kadar insan analizine giren, son derece sürükleyici bir dizi ile karşılaşıyoruz.

İkinci sezondan itibaren, dizinin baş kahramanı olan plastik cerrahlar adeta birbirleriyle yer değiştiriyor. Beceriksiz, köküne kadar zampara ve bir o kadar da sorumsuz bir “assholeâ€olan Christian Troy; Lamborghini Diablo ile kızarkadaşını takas eden adam, sürpriz bir babalık hadisesi (badiresi mi?) atlatıyor. Bu tecrübeyle birlikte hayatında önemli değişiklikler oluyor. Bu arada, tek sarsıcı olaylar dizisini yaşayan Troy değil. Sıkıcı bir adam, uyuz bir baba-eş ama harika bir cerrah olan Sean McNamara, önce kendinden beklenmeyecek bir ilişki yaşıyor; ardından evliliği bitme noktasına geliyor, aşırı stresten elleri titremeye başlayınca kariyeri de risk altına giriveriyor. Bu arada ölümcül bir trafik kazasının ardından, Troy’u bile çileden çıkaracak saçmalıkların peşine düşüyor. Aslında her bölümde ciddi bir şok,travmalık hadiseler var diyebiliriz. McNamara’nın oğlunun (aslında biyolojik babası Troy!) kendisinden yaklaşık 2.5 kat bir kadına aşık olması, sonra onun aslında kadın olmadığının anlaşılması gibi!

Senaryodaki ve kadrodaki zenginlik müziklere de yansımış. Pride(Syntax) ve Perfect Lie(The Engine Room) favorilerim.

Diziyle ilgili bazı ilginç anektodlar:

-Sean McNamara, Julia Roberts’ın eski manitou’su olur!

-Kylie Minogue, Julian McMahon’ın eski baldızı. Yani, Doktor Troy, eskiden Danni Minogue ile evliymiş. (Baldız baldan tatlıdır sözünün gerçeğe dönüştüğü durumlardan biri!) Aynı zamanda, eski Avustralya başbakanının oğlu olması da ilginç denebilecek ayrıntılardan biri.

-Joely Richardson, McNamara’nın dengesiz ve nevrotik eşi, Vanessa Redgrave’in kızı.

-Eski playmate ve Bond kızı Famke Janssen’in dizide 2-3 bölüm rolü var..ve bir transseksüel!

Gerçek hayatta Julian McMahon’ın eski baldızı olan Minogue, dizide onun ortağı olan McNamara’nın karısı Julia’yı canlandıran Richardson’la; Julia aslında McNamara’nın oğlu sandığı üzgün ifadeli çocuğun gerçek babasının Troy olduğunu sonra anlıyor..Karışık mı? Nasıl yani?

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

ARŞİV

12345