Bu haklı tepkimize bir kulp takamayan bazı iç ve dış mihraklar, bilgilendirici yasak sayfalarımızla “köhne,demode” diye
dalga geçmeye başlamışlar. İyi ve uyumlu bir vatandaş olarak, sırf bizi zararlı neşriyattan korumak için canını dişine
takıp yorgunluktan mesai başında uyuklayan büyüklerimiz için, web 2.0 trendine uygun bir sayfa hazırladım. Modern
tasarım öğeleriyle retrokıro bir harman gerçekleştirmeye çalıştım. Umarım başarılı olmuşumdur.
Ayrıca naçizane bazı PR çalışmaları da yaptım; örneğin “pembe el” kampanyası gibi. “El koyma” gibi itici gibi görünen
bir kavramı, pembe gibi neşe ve canlılık veren bir renk tonuyla kırmayı hedefledim. Ayrıca ihbar sitelerini de
eski cansıkıcı ve kullanıcı etkileşiminden uzak bir yapıya büründürmeyi hedefledim. Bu önemli sosyal projelerimden
biri gammazr.net. Artık ispiyoncu vatandaşlarımız, ayrıldıkları fraksiyonlara göre arkadaş grubu oluşturabilecek,
birbirlerine yorum yazıp rep verebilecek, parti rozeti takabilecekler. Gururla arz ederim.
Bir süredir özgür yazılımla kanka olduğu izlenimi veren Google Labs, bu sefer Chrome ile nabız yokluyor.
Chrome, Firefox’dan KHTML’e kadar (Apple Safari) birçok “iz barındıran”, Google’ın yeni web tarayıcısı. Açıldığında, Opera ile Internet Explorer 7 karışımı bir browser ile karşılaşıyorsunuz. Açıkçası, hızını ve web sayfalarını doğru render etme özelliğini oldukça kayda değer buldum. Sayfanın görüntülendiği alanın oldukça büyük olması da artılarından biri; zira çoğu kullanıcı gibi bende F11 tuşunu kullanmayı sevmiyorum.
Bunun yanında, “öğeyi denetle” isimli çok hoş bir sağ tuş menüsü var. Bu araç, Mozilla Firefox’da vazgeçemediğim Firebug eklentisini andırıyor. Andırıyor diyorum; zira Firebug ile kıyaslandığında son derece primitif duruyor. Buna rağmen, yine de faydalı bir araç ve ilk çıkan sürümde olması gelecek vadedebileceğinin işaretlerini veriyor.
Sekmeli tarama özelliği elbette mevcut ve Opera’da yıllardır olduğu gibi, açılış sayfasına sık ziyaret ettiğiniz siteleri atabiliyorsunuz.
Oldukça etkileyici render hızı dışında, tarayıcının yüklenme hızı da gerçekten iyi. İlk dikkatimi çeken özelliklerden biri de, mouse’un scroll tuşunu kullandığımızda, sayfanın hızlı ve akıcı bir şekilde kayması oldu. Özellikle bloglar gibi, tuvalet kağıdı uzunluğunda sayfalar için küçük ama kullanımı kolaylaştıran, zekice bir detay.
Genel çalışma mantığı olarak, fena halde Firefox’u andırıyor; özellikle de sağ tuş menüleri.
Yine de, Google Chrome projesinden, bir nedenden ötürü hoşlanmadım: Firefox, kendi istatistiklerime göre, Türkiye genelinde bile %25 sınırını zorlarken, Google Chrome, Firefox’un hızını kesebilir. Bana göre Google’ın Mozilla Foundation’a maddi destek sağlaması, her ikisi açısından da daha olumlu bir adım olurdu.
İlk bakışta eklenti desteği yok gibi görünüyor; ancak Mozilla kodları zaten açık olduğundan, şayet isterlerse bu desteği de sağlamak zor değil. Bana daha çok, eski Intenet Explorer kullanıcılarını “caydırmak” için ortaya çıkmış, kullanımı basit ve temiz bir tarayıcı oluşturma çabası gibi geldi Chrome; belki bu yüzden, ileride çok gelişmiş özelliklere sahip olmasını beklemek yanlış olur.
Talihsiz şekilde neticelenen Blogmani projemden sonra, ikinci kez WordPress ile çalışmaya başladım. Bu projeyi yakında duyuracağız ve bu sefer, Blogmani’den çok daha fazla kodla geliyor.
Blogmani tutmadı çünkü işim bittiğinde sonuçtan memnun kalmadım ve açıkcası, daha fazla geliştirecek takati bulamadım. Tam da bu sırada bazı işler,projeler ortaya çıktı ve Blogmani ölü projeler listemdeki şanlı yerini aldı. Elbette, “fikir ölümü” gerçekleşmedi; Blogmani’yi cilalayıp parlattıktan sonra tekrar canlandırabilirim; ama şimdi değil.
Wordpress inanılmaz esnek bir sistem ve yeni projenin kodlamasının sonlarına doğru, “birgün Internetteki tüm sitelerin en az yarısı WordPress tabanlı olacak” dedim. Bunun olmaması için neden göremiyorum; öyleki, Techcrunch gibi Alexa’nın tepesini parselleyen siteler bile WordPress kullanıyorlar.
WordPress, yeni şeyler yapabilmeniz için eşsiz bir API içeriyor. Üstelik, inanılmaz güçlü ve yeterince hızlı. Tek kusuru, oldukça zayıf dokümantasyon. PHP’de fena olmadığım için, neyin ne işe yaradığını, nereye bağlandığını bularak, birazda fırfır yaparak WordPress’e istediğimi yaptırabiliyorum. Nedense WordPress CMS olarak hala yaygın olarak kullanılmıyor; oysa şimdiye kadar salt web sitesi olarak, WordPress tabanlı birkaç site yaptık. Joomla ve Drupal’den daha esnek, daha hızlı, öğrenilmesi daha kolay ve kesinlikle daha kullanıcı dostu.
Zayıf dokümantasyonun özellikle orta düzey PHP programcılarını yıldırdığını düşünmekteyim. Çok fazla sayıda eklenti olmasına rağmen, inanın o eklentilerin yaptığı işin çoğunu 2-3 satır kodla kendiniz yapabilirsiniz. Çok basit bir örnek; kategoriler listesinde bir kategorinin görünmemesini istiyorsunuz. Bunun da ID’si 2 olsun. Tek yapmanız gereken, sidebar.php içindeki wp_list_categories fonksiyonunu bulup, wp_list_categories(“exclude=2”) şeklinde değiştirmek. Bu işi bir widget yapıyorsa sorun yok; eklentilerden widget’ı bulun, düzenleye tıklayın, bahsettiğim fonksiyon onun içindedir.
Benzer şekilde, otomatik sayfa oluşturma gibi işlemler de, basit bir class ile yapılabiliyor. Tek bilmeniz gereken, bu class’ı nasıl kullanacağınız. Tahmin edeceğiniz üzere, bu da dokümante edilmemiş!
Bu işte bir bit yeniği olduğunu düşünüyorum. Kod çok karmaşık, dağınık, fazla ve birçok ayrı dosyanın içinde toplanmış. Aradığınızı bulmanız çok güç. Ancak iki projeden sonra koda aşina olduğum için, artık aradığımı nispeten kolayca bulabiliyorum. Bence WordPress’ciler dokümantasyonu özellikle pas geçiyor olabilirler; zira birçok Open Source projenin sahibinin destekten önemli paralar kazandığını biliyorum. Bugün Mozilla olsun, Apache olsun, gayet zengin vakıflar kurdular.
Eklentilerle ilgili uyarı: bir işi kodla yapabiliyorsanız, siteniz oturmuş bir siteyse, çok hit alıyorsa ve hız önemliyse, eklentinin yaptığı işi kodla yaptırmaya çalışın. Sırf eklentinin zorunlu olan başlık kısmı bile neredeyse 2kb tutuyor. Üstelik, kullanmadığınız yerlerdeki hook ve filter’lar boşu boşuna çalışarak hem sayfa büyüklüğünü artırıyor, hem de sunucuya yük bindiriyor.
Türkiye’nin yurtdışı Internet çıkışı yerlerde sürünüyor…
Sanırım bazı yerlerde pilot VDSL uygulaması başlandı. 30Mbit hızlardan bahsediyoruz. Ne olacağını söyleyeyim: yurtdışı çıkışı artırılmazsa, birsüre sonra Google’ı bile açamaz hale geliriz. Zaten, gün içinde bile bağlantı hızları vadedilen hızların yarısına düşüyor zaman zaman…
Benim bildiğim Türk Telekom, yurtdışı çıkışını artırmak için kolay kolay parmağını kıpırdatmaz. Keza, İtalya’da da durum böyledir. Peki neden VDSL’i getirdiler derseniz, açıklaması basit: IPTV istiyorlar, Doğan grubu bu işe çuvalla para harcamaya hazır. Yani o yatırım biz Internet’te gezip tozalım diye değil, bir de IP TV’ye para verelim diye yapılıyor. Yayın, yurtiçinde yapılacağı için, yurtdışı çıkışını da artırmaya gerek yok. Tatlı para yani.
Sizce Türkiye’nin toplam yurtdışı bant genişliğinin ne kadarını YouTube kaplıyor? İyimser bir tahminle %40 diyorum. Hatta %60 bile diyebiliriz. “Atıyorsun” diyen varsa, Türk Telekom’da “sağlam” bir tanıdığı olanlara sorsun. %30′un altında bir rakam gelirse, bilgisayarımı filan bir fukaraya verip bu işlerden elimi eteğimi çekeceğim.
Etrafınızdaki insanların ne kadar YouTube kullandıklarına bakın (artık bakamazsınız hoş!). YouTube’un 5-6 dakikası yaklaşık 20MB bant genişliği götürüyor. Harddiskindeki MP3′ü çalmaya üşenip arkada YouTube’dan klibini oynatanları biliyorum.
Kısacası, çoğumuz kan ağlarken (Tahtakale’de bayağı takıldım!) Türk Telekom bayram ediyor…
Umarım Telia Sonera bir şekilde gelir ve bu tantanadan kurtuluruz…
Dün gece Levent’in uyarısıyla YouTube’un kapatıldığını öğrendim…
Delirdim, çok sinirlendim filan diyemiyorum. Fransa’da yaşamıyorum çünkü. Mazota %5 zam geldi diye otobanları trafiğe kapatmıyor burada insanlar; hatta benzine %100 zam geldiğinde “ne yapalım artık, otobüse bineriz” diyorlar.
Robert Fisk’e bir arkadaşı, “Türklerin sorunu yasalarla ya da sistemle değil, her birinin kafasının içinde minik orgeneraller var” demiş. Doğru; sırtına sopayı vurdukça koyun kesilen bizler, zamanı gelince osurdukmu mangalda kül bırakmıyoruz.
2 sene önce, bu yasalar için imza kampanyası düzenlerken, “yarın YouTube’u filan da kapatırlar” demiştim. Hatta geçen gün de söylüyordum. Türkiye’de Internet’in lokal bir ağa dönüşmesi yakındır…
Kimileriniz bunun faturasını AKP’ye kesecek; çünkü AKP bu yasaları geçirirken meclisin kalanı itiraz etmişti ya(!).
Bu yasa, AKP kadar diğerlerinin de işine gelecek. Bugün bana, yarın sana. Dokunulmazlıkları kaldırmak konusunda nasıl herkes ikiyüzlülük yaptıysa, bunda da onu yaptılar.
Basında bu işin üstüne fazla gitmeyecektir; ne de olsa Türkiye’de Internet “Intranet” halini alırsa, ekmeklerine yağ sürülecek. Ne kadar çok site kapatılırsa, ona alternatif olarak açacakları tapon siteler o kadar iş yapacak. Zira Türk basını, kalitesizlik üzerinden prim yapar: bugün halkımızın yarısı İngilizce bilse, kıtipiyoz gazeteleri okumak yerine Reuters’i, BBC’yi takip eder.
Kalan birkaç şuurlu gazetecide tınlamayacaktır; zira eski kurtların Internet’le işi olmaz. Sevmezler. Benim gibi, eskimiş saman kağıdın kokusuna tav olur onlar; iyi de bunun da “başka birşey” olduğunu anlayın artık. Romantizmle yobazlığı ayıran çizgi bazen çok ince oluyor…
AKP daha minimum 8 sene tepemizde; çünkü bir dahaki seçime de alternatifleri olmayacak. Demokrat ve liberallerin hiçbir alternatifi yok; Jakoben dostlarımız oylarını MHP ile CHP arasında paylaştırabilirler. İkisi de aynı partidir; MHP Alaturka, CHP hafif alafranga versiyondur. Sınıf olma çabasında olan şuurlu Müslümanlar da artık AKP’den medet ummasınlar; onlar da sisteme güzelce entegre olup ayak uydurmuştur. Sizlere de bu işten bir nane düşmeyecektir. “Pes valla, amma dindar adamlar” diye oy verecekseniz lafım yok; Yeşildirek’teki dükkanlarınızı kapatmak zorunda kalınca ahirette iki elinizle yakalarına yapışıverirsiniz artık.
Dünyada faşizme, özgürlük düşmanlığına, türlü kolpalığa giden bir düzen var; bu aynen Türkiye’ye de yansıyor. Zaten biz ecnebinin en boktan yanlarını hızla kaparız ama iyi bir şey yaptılar mı tatbik etmemekte direniriz. Yakında uğraşacak adam bulamaz, bizi de ufak ufak oymaya başlarlar.
YouTube’un kapatılması nabız yoklamadır. Elbette sokaklara dökülüp caddelerden sel olup akmayacaksınız; çünkü ortada ne tabut, ne bayrak, ne slogan var…
Tınlamayanlara V for Vendetta’yı seyredin diyeceğim ama, “kim lan bu anarşist” deyip, bağlantıyı da kuramayacaklar…
Lakin, YouTube uzun süre kapalı kalmaz; zira bu sefer WordPress’çi çocuklarla değil, Türkiye’den daha zengin bir şirketle uğraşıyorlar. 5 kişi blogunda yazdı diye açılmaz; açılınca ben de dahil, “biz yazdık açtılar” diye kimse kendi kendine gelin güvey olmasın.
Ne diyelim; Atatürk ve din düşmanı, bölücübaşı YouTube’un kapatılması vatana millete hayırlı olsun!
Çok sevinen arkadaşlar yürüyüş de tertip edebilirler. Jakobenler Şişli’den, şeriatçılar Beyazıt caminden yürüyüşe geçer, iki kol Vatan Caddesi’nde yanyana gelir.
Bugünde vatanı kurtardık; yarına Allahın izniyle izindeyiz Atam. Bu birleştirici, doğu-batı sentezi mesajla da yazıma son vereyim.