Nursultan Nazarbayev sağolsun, Kazaklar da artık ADSL’ e kavuşuyorlar. Hem de ayda sadece 3100 dolar vererek, aslan parçası bir 6 Mbit ADSL bağlantısına sahip olacaklar!
Açıklama yapılmamış ama bu bağlantıdan daha çok kadın ve eroin ticareti yapanların istifade edebilecekleri ortada!
Aman Türk Telekom duymasın, zamanında genel müdür yardımcıları bir açıklama yapmıştı da, hadi içimden neler geçtiğini yazmayayım:
“Zaten herkes MSN kullanııyor, ben ayda 1 GB’ı zor dolduruyorum” (Aslında demek kendisi sadece MSN kullanıyor, ama ben sadece MSN kullanmıyorum mesela)
Şimdi de, Kazakistan’ı örnek gösterip zam yaparlarsa şaşırmam.
Seneler önce oldu bu olay, o zamanlar MSN Windows’la gelen yararsız bir aksesuar, ICQ çılgınlığı var. Türkiye’de kim Internet sahibiyse, herkes ICQ’da. Üstelik o zaman Internet’i gramla bile değil değil, kuyumcu terazisiyle satıyor Türk Telekom. Dialup bağlanıyoruz, giren kazığın acısını hala unutamaz benim gibi eskiler.
Hatun nickli biri “aa-aaa” diye çaktı mesajı “merhaba” diye. Tanımıyorum, listemde yok. “Nasılsın?” filan dedi, “İyiyim” dedim. Nerdensin filan, tuttu ne iş yapıyorsun dedi. “İşim yok,öğrenciyim” diyeceğim, şeytan mı dürttü nedir “Papazım” dedim.
“Nasıl yane?” dedi, “ya işte bildiğin papaz,kilise filan..”. “Aaa” filan, yok işte nerde sizin kilise, aradan 5 dakika geçmedi, “Ya papaz büyüsü yapıyor musunuz?” dedi.
Yarıldım tabi, ama din adamı ciddiyetini korumak lazım, bozuntuya vermedim.
“Evladım, böyle şeyler her dinde yasaktır” diye buyurdum. (Kız benden iki yaş büyük bu arada, şayet doğruysa bilgileri, bu yaşta seni kim papaz yaptı diye sormakta aklına gelmiyor.)
“Ya ama işte” diyerek, erkek arkadaşını anlattı, ben de “dök içini evladım” diye veriyorum gazı, gerçi kız ortodoks musun, katolik misin diye sormadı ama herhalde seyrettiği ABD filmlerinin etkisi, bekaret yemini ettiğimi sanıyor, acaip rahat…
Çocuk itin tekiymiş, aslında içinde çok iyi bir insanmış(!) da, kopukluk ediyormuş, esrar filan da içermiş deyyus, (bu arada “Tanrı affetsin” filan da diyorum), buna çok kötü davranıyormuş, onla bunla da düşüp kalktığından şüpheliymiş ama oğlan yok öyle şey filan diyormuş. Çingenenin birine filan para verip büyü yaptırmış, tutmamış onun büyüsü, “sizi Allah çıkardı karşıma” filan diyor.
“Vah evladım, çok üzüldüm ama bize yasaktır büyü yapmak, elbet biliriz ama büyük günahı vardır, lakin bazı dinden çıkmış,gözünü para hırsı büyümüş arkadaşlar teveccüh ederler böyle şeylere ama ben yapmam” filan diyorum, kızcağız benden böyle yoldan çıkmış bir arkadaşın telefonunu filan istiyor.
En sonunda, “ya siz anlatsanız ben yapsam olur mu?” dedi, “olur mu evladım, adı üstünde Papaz büyüsü, papazın yapması lazım” dedim. Sessizlik..Çıkar bir yol arıyordu herhalde.
“Ama dur”, dedim “42 düğüm büyüsü var, o da çok tesirli bir büyüdür, bozması da pek güçtür”. Çok sevindi herhalde, anlatır mısınız dedi, “günaha giriyorum ama…” diyerek, spontane uydurduğum büyüyü anlattım. Artık tatbik etmiş midir, bilemem.
Büyü işe yarar mı? İnanırsan yarar. Aynı placebo etkisi gibi. Benim palavraları tatbik ettiyse, ki çok inandığı belli, bundan sonra çocuk ona daha bir bağlı, iyi filan gelmiştir.
İnsanlar genelde böyle saçma sapan,mucizevi yollar arıyorlar. Aslında, bu “kişilik gelişimi” palavraları içeren kitaplar da tamamen aynı dürtüyü sömürüyor. Çalışmadan, değişmeden, emek harcamadan daha iyi, başarılı bir hayata kavuşma özlemi.
Evet; şu an kullandığım Mandalina isimli temayı kendi uydurduğum ZBL lisansı(!) (Zülküf Baba Lisansı) ile dağıtmaya karar verdim.
ZBL lisansının GPL’den tek farkı şu: En alttaki minicik yazıyı değiştirmemenizi rica edeceğim.
Lütfen dağıtmamı istiyorsanız, 15 kişi yorum göndersin. 15 rakamına ulaştığımda, temayı direk buradan download edebileceksiniz, ayrıca özelleştirebilmeniz için bir de doküman hazırlayacağım.
Dün gece 2 g sularında, yavşaklık kampanyamıza başladık. Nasıl oldu derseniz, kolay olmadı. Sayısız blogu favorilerimize ekledik, 5 yıldız verdik. Sonra, onları “favorilerimize ekleyip 5 yıldız verdiğimizi” yorum” yoluyla sahiplerine bildirdilk. Eh, onlar da eşek değil ya tabağı boş göndersinler, çoğu 5 yıldızla ve favorilerine ekleyerek tabağı iade etti.
Diğer ekibin sonuçlarını bilmediğim için, 12 saat gibi kısa bir sürede, bu bireysel yavşaklık kampanyamın bana ne faydalar getirdiğini açıklayayım:
-Yıldız verenlerin sayısı 12′den 23′e çıktı
-21 kişinin favorisi iken, bu sayı 34′e fırladı.
-Blograzzi’ye kayıt olduğum süre boyunca (sanırım 3 hafta) 340 kez görüntülenen blogumun görüntülenme sayısı 663′e çıktı.
-Yorum sayısı 20′den 47′ye çıktı.
-Anasayfada, en aktif kullanıcılar ve en aktif bloglar kısmına yerleştim. En aktif kullanıcı olayını anladık da, bu hafta hergün ortalama 3-5 girdi yazarken yerleşemedim, ama hiç girdi yazmadığım bir günde yerleştiğim “en aktif bloglar” kısmının ne işe yaradığını, oradaki listenin nasıl oluştuğunu anlamadım.
-Daha önce yükselen Alexa ve Technorati puanlarıma rağmen ne hikmetse 40 sıra düşmüştüm; bugün 7 sıra yükseldim. Puanım 26.1′den 26.6′ya çıktı.
Kısacası, blogculuk adına hiçbirşey yapmadığım halde, blograzzi beni bir hayli ödüllendirdi.
Şaşırtıcı olan ise, blograzzi’de kapı baca yıkmış olmama rağmen, bu “başarı” gerçek istatistiklere yansımadı. Dün de hitim bu kadardı, %2 bile oynamadı. Yani, blograzzi’de olan orada kalıyor.
Buradan önemli bir çıkarım yapacağım: insanlar dün yaptığım şeyi yaparak, reel olarak Bir şey elde edemeyecekler. Ne ziyaretçileri tavan yapacak, ne de Technorati’de yükselecekler. En baştan beri söylüyorum; gerçekten yükselmek için “yazmaktan” başka çareniz yok. Değişik, kaliteli ve bol içerik üretmelisiniz.
Yani blograzzi puanınızı yükseltmeye harcadığınız sıkıcı zamanı girdi üretmeye harcasanız, hem Google, hem de Technorati sizi ödüllendirecek; üstelik Google’da arama sonuçlarında çıkmaya başladığınızda, Alexa sıralamanız da yükselmeye başlayacak.
Bunları “belgeli” olarak ispatladım; bu aynı zamanda “blograzzi bu sistem ile daha ileri gidemez” lafımın da kanıtı olarak kabul edilebilir. Çoğu aklı başında blogger, dediklerimi yapıp içerik üretmeye zaman harcayacak, blograzzi’deki şamata zamanla sona erecek.
Kaldı ki, ben blograzzi’nin puanlama sistemine inanmıyorum. Neden inanmadığımı da, yine belgeli olarak açıkladım. Blograzzi, şaibe altında ve puanlama algoritmalarını açıklamadan bundan kurtulamayacaklar. Zira ben puanlarla “oynandığını” iddia ediyorum, bunu da şuradaki yazımı kanıt olarak göstererek yapıyorum. Listeye, benim bir üstümdeki 93. bloga ve puanlarına bakın.
Son 3 günde, Blograzzi’de tam 40 sıra düştüm.
Oysa bu son 3 gün içinde, Alexa ve Technorati’de yükselmişim.
Birkaç kişi daha beni favorilerine eklemiş, yorum sayısı artmış.
Hep “kıllandığım” için, ekran görüntüsü alarak blograzzi’de durumumu takip ediyorum. Uzun zamandır Arda Kutsal’a da, Inveon’a da “algoritmanızı açıklayın” diyorum, oralı olan yok…
Grafiğe, altımda ve üstümde olanlara bakın. Özellikle Alexa’daki uçuruma ve diğer puanlarımın da yüksek olmasına rağmen, nedense habire puanlarım ve sıralamam düşmüş.
Aklıma Maradona’nın elle attığı gol geldi. “O benim değil, Tanrı’nın eliydi” demişti.
En azından gol güzeldi, bu golse pek şık olmadı. Efendim?