Dün gece Levent’in uyarısıyla YouTube’un kapatıldığını öğrendim…
Delirdim, çok sinirlendim filan diyemiyorum. Fransa’da yaşamıyorum çünkü. Mazota %5 zam geldi diye otobanları trafiğe kapatmıyor burada insanlar; hatta benzine %100 zam geldiğinde “ne yapalım artık, otobüse bineriz” diyorlar.
Robert Fisk’e bir arkadaşı, “Türklerin sorunu yasalarla ya da sistemle değil, her birinin kafasının içinde minik orgeneraller var” demiş. Doğru; sırtına sopayı vurdukça koyun kesilen bizler, zamanı gelince osurdukmu mangalda kül bırakmıyoruz.
2 sene önce, bu yasalar için imza kampanyası düzenlerken, “yarın YouTube’u filan da kapatırlar” demiştim. Hatta geçen gün de söylüyordum. Türkiye’de Internet’in lokal bir ağa dönüşmesi yakındır…
Kimileriniz bunun faturasını AKP’ye kesecek; çünkü AKP bu yasaları geçirirken meclisin kalanı itiraz etmişti ya(!).
Bu yasa, AKP kadar diğerlerinin de işine gelecek. Bugün bana, yarın sana. Dokunulmazlıkları kaldırmak konusunda nasıl herkes ikiyüzlülük yaptıysa, bunda da onu yaptılar.
Basında bu işin üstüne fazla gitmeyecektir; ne de olsa Türkiye’de Internet “Intranet” halini alırsa, ekmeklerine yağ sürülecek. Ne kadar çok site kapatılırsa, ona alternatif olarak açacakları tapon siteler o kadar iş yapacak. Zira Türk basını, kalitesizlik üzerinden prim yapar: bugün halkımızın yarısı İngilizce bilse, kıtipiyoz gazeteleri okumak yerine Reuters’i, BBC’yi takip eder.
Kalan birkaç şuurlu gazetecide tınlamayacaktır; zira eski kurtların Internet’le işi olmaz. Sevmezler. Benim gibi, eskimiş saman kağıdın kokusuna tav olur onlar; iyi de bunun da “başka birşey” olduğunu anlayın artık. Romantizmle yobazlığı ayıran çizgi bazen çok ince oluyor…
AKP daha minimum 8 sene tepemizde; çünkü bir dahaki seçime de alternatifleri olmayacak. Demokrat ve liberallerin hiçbir alternatifi yok; Jakoben dostlarımız oylarını MHP ile CHP arasında paylaştırabilirler. İkisi de aynı partidir; MHP Alaturka, CHP hafif alafranga versiyondur. Sınıf olma çabasında olan şuurlu Müslümanlar da artık AKP’den medet ummasınlar; onlar da sisteme güzelce entegre olup ayak uydurmuştur. Sizlere de bu işten bir nane düşmeyecektir. “Pes valla, amma dindar adamlar” diye oy verecekseniz lafım yok; Yeşildirek’teki dükkanlarınızı kapatmak zorunda kalınca ahirette iki elinizle yakalarına yapışıverirsiniz artık.
Dünyada faşizme, özgürlük düşmanlığına, türlü kolpalığa giden bir düzen var; bu aynen Türkiye’ye de yansıyor. Zaten biz ecnebinin en boktan yanlarını hızla kaparız ama iyi bir şey yaptılar mı tatbik etmemekte direniriz. Yakında uğraşacak adam bulamaz, bizi de ufak ufak oymaya başlarlar.
YouTube’un kapatılması nabız yoklamadır. Elbette sokaklara dökülüp caddelerden sel olup akmayacaksınız; çünkü ortada ne tabut, ne bayrak, ne slogan var…
Tınlamayanlara V for Vendetta’yı seyredin diyeceğim ama, “kim lan bu anarşist” deyip, bağlantıyı da kuramayacaklar…
Lakin, YouTube uzun süre kapalı kalmaz; zira bu sefer WordPress’çi çocuklarla değil, Türkiye’den daha zengin bir şirketle uğraşıyorlar. 5 kişi blogunda yazdı diye açılmaz; açılınca ben de dahil, “biz yazdık açtılar” diye kimse kendi kendine gelin güvey olmasın.
Ne diyelim; Atatürk ve din düşmanı, bölücübaşı YouTube’un kapatılması vatana millete hayırlı olsun!
Çok sevinen arkadaşlar yürüyüş de tertip edebilirler. Jakobenler Şişli’den, şeriatçılar Beyazıt caminden yürüyüşe geçer, iki kol Vatan Caddesi’nde yanyana gelir.
Bugünde vatanı kurtardık; yarına Allahın izniyle izindeyiz Atam. Bu birleştirici, doğu-batı sentezi mesajla da yazıma son vereyim.
2008′in ilk bomba haberi…
Sun, MySQL’i 1 milyar dolar sayarak satın almış. Böylece, MySQL, Java + sunucular filan derken, Sun, Internet’i iyiden iyiye idare eder hale geliyor.
Microsoft, yine bakmaya devam ediyor bu arada.
Oracle, Red Hat müşterilerini kapmak için mücadele ederken, Sun, bazı problemlerle gelen MySQL’i adam gibi geliştirip Enterprise RDBMS pazarında Oracle’a kök söktürebilir. MS SQL filan demiyorum; onu 3.dünya ülkeleri ve Türkiye haricinde pek kullanan yok.
Sun’a sempatim olduğunu gizlemiyorum. Benim pek hazzetmediğim MySQL’in (şirketin de adı bu aynı zamanda) Sun’a geçmesi hem Sun adına sağlam bir yatırım oldu; hem de giderek daha fazla kullanmak zorunda kaldığım ve görünüşe bakılırsa kalacağım MySQL’in gelişmesi açısından bir nevi teminat haline geldi. MySQL’in dokümantasyonu ve araçları “bol” olmasına rağmen, sığ, kalitesiz ve kötü hazırlanmış. Umarım, Sun bu konuda bir an önce harekete geçer.
Açıkçası, MySQL gibi güdük bir RDBMS’den nasıl bir Enterprise ürün çıkarılır, tahayyül etmek pek olası değil. Trigger’lar bile göreceli olarak yeni geldi. ANSI SQL uyumluluğundan zaman zaman fazlaca kopan bir query yapısı var. Buna rağmen, Oracle’ın “kopup gittiği” PL/SQL gibi genişletilmiş bir dile de sahip değil. Çok basit sorgularda oldukça hızlı olmasına rağmen, karmaşık sorgularda tabana vuruyor. (Aslında web gözönüne alınarak geliştirildiği için, çok hızlı, efektif ve pragmatik bir çözüm bir yandan da)
Ne zamandır Segway’miş gibi bahsettiğim Blogmani bitmek üzere…
Harddiskim ya da beynim zarar görmezse, Blogmani eklemeyi düşündüğüm birçok özellik eklenmemiş olarak(!) Pazar günü açılacak.
Bundan sonrası, göreceği ilgiye bağlı. Açıkçası, aklıma gelen fikirleri uygulamakta bir güçlüğüm yok. Sorun, aklıma fazla da fikir gelmiyor olması. Bir de, zaman. Resimde gördüğünüz yazar ekranı yaklaşık 10 saat aldı. Sayısız PHP kodunu HTML arasına gömmek, arada buton yapmaya filan kalkmak, sırf bu sayfada gördüğünüz 2 AJAX ve 2 Spry Framework bileşeni oldukça el oyalayan zımbırtılar. Doğrusunu isterseniz, bu ekrandan oldukça memnun kaldım. Hala bir-iki eksik var. (Bunları da yakında ekleyeceğim).
Puanlama sistemi zaten bitmişti; şimdi istatistik konusunu daha da abartmakla(!) uğraşıyorum. Vaktim kalırsa, bol grafikli (pie chart, bar chart, vs…) bir istatistik modülü yazıyor olacağım. Aslında şu haliyle de tamamen fonksiyonel.
İşin güzel tarafı, oldukça fazla AJAX olmasına rağmen, herşey bayağı derli toplu oldu ve gayet de hızlı çalışıyor. (MySQL’i fazla yormuyorum, dosya boyutlarım oldukça küçük ve çoğu yerde plugin kullanmak yerine oturup elle aralara kod döşedim!)
Şirketler de insanlar gibidir. Microsoft, artık bir hayli yaşlandı. Üstelik bir ayağı da çukurda; sağlıklı bir yaşlılık sürmüyor…
Dev Silicon Graphics, sonraki adıyla SGI, paldır küldür dibe çöktü. 386 tabanlı işlemcilerin, güçlü ve özel işlemcili, pahalı workstation’ları gömeceğini anladıklarında iş işten geçmişti. Anlamamakta uzun süre direndiler.
Senelerce ses kartına bel bağlayan Creative, akıllıca bir hamleyle son anda tüketici elektroniğine yönelerek paçayı kurtardı.
Sun’da son anda kefeni yırtanlardan oldu. Solaris ve Sun SPARC macerasından vazgeçip, Linux ve AMD’ye sarıldı. JAVA’yı akıllıca bir şekilde pompaladı ve büyüyen cep telefonu pazarı sayesinde kara geçti. Hatta o kadar başarılı oldular ki, şimdilerde tekrar eski aşklarına, SPARC ve Solaris’e geri dönüyorlar. Solaris, Debian benzeri bir paket sistemiyle dönüyor ve SPARC mimarisi hızla gelişiyor.
Microsoft ise, çok iyi pazarladığı, köhne bir ürünle ayakta kalmaya çalışıyor: Windows. Vista’dan herkes nefret etti; senelerce bekledikten sonra. Artık aklı olan hiçkimse, ne MS’in ofis paketine, ne de server çözümlerine para ödüyor.
Windows, DirectX sayesinde birsüre daha ayakta kalacak; Microsoft batmasa bile, yarın öbür gün Red Hat’in gölgesinde küçük bir şirket olarak hayatına devam edebilir.
Çünkü, web’i ve Internet’i ıskaladılar.
Aslında, bu kaçınılmaz bir tercihti. Donanım üreticileri ve Microsoft, yıllardır sağlam bir iş ortaklığı kurdu. İki taraf birbirini ölesiye destekliyor; en azından her yeni Doom oyunu çıktığında, makinaları atıp yenisini alıyoruz. Playstation 3, 300 doların altına düşer ve en azından PS 4′ü biraz daha bilgisayara benzetirse, iddia ediyorum evlerin yarısındaki PC’lerin yerini alır. Elbette, iyi bir tanıtım kampanyasına da ihtiyaçları olacak.
Microsoft, silkinmeye çalışıyor. Web yarışında, Sun’ın Java ve Macromedia’nın Flash’ına boş boş bakmakla yetindiler. AIR ile Adobe gümbür gümbür geliyor ve Microsoft, Silverlight ile tutunmaya çalışıyor. Bu olmayacak. Silverlight, kaybedecek. (Adobe, 3 milyar doları boşuna saymadı Macromedia’ya)
Bugün en çok ASP tabanlı site herhalde Türkiye’de; Microsoft’un deneyimsiz ve bilgisiz programcılarımıza açtığı kapılar sayesinde. Hakkını teslim edelim; Microsoft Türkiye iyi yönetiliyor. Türkiye’de güçlerini uzun süre koruyacaklar; çünkü PHP ile web tabanlı program geliştirenler bile, GNU/Linux, UNIX, Solaris gibi platformlara yabancı; hatta bunlardan neredeyse habersizler. Kamu ihaleleri, küçük yerli Linux firmalarını semirtmediği sürece, ki böyle bir şey en azından kısa vadede olmayacak, Microsoft, Türkiye’deki ticari başarısının tadını çıkartmaya devam edebilir.
Microsoft’a Jonathan Schwartz gibi biri gerek…
Nihayet puan sistemini entegre edebildim.
“Nihayet” dediğime bakmayın; puan sistemini yazıp entegre etmem 3 gün filan sürdü.
Daha önce yayınladığım puan testi ekranından farklı olarak, puan hesaplamasına blogmani’ye yazılacak post ve yorumların da puanlarını ekledim.
Buna göre, her yazdığınız girdi için 200 puan, sizin girdinize gelen yorum içinse 10 puan alacaksınız. Bir başkasının girdisine yorum yazmak, puanlarınıza 20 puan ekleyecek. Zaten Alexa, Google ve Technorati puanlarının detaylarından daha önce bahsetmiştim.
Arkadaş listesi, kişi arama, arkadaşlar arası özel mesajlaşma gibi fonksiyonlara yönetim ekranından ulaşabiliyorsunuz. Mesajlaşma hariç, bu kısımları sıfırdan kendim yazmak zorunda kaldım. Zira, WordPress için topluluk oluşturmaya dair hiçbir eklenti yok. Bunun nedenini anlamak zor değil; çünkü daha önce bahsettiğim usersmeta isimli veritabanı tablosu tam bir fiyasko. Sunucumdaki MySQL’deki trigger’ların çalışıp çalışmadığını denemeye üşendiğimden, normalde daha zor olanı yaptım: usersmeta tablosuna giren bir takım verileri, users tablosunda alan açıp oraya ekledim.
Kayıttan sonra kullanıcı bilgilerinizi güncellerken, yeni alanlar olduğunu farkedeceksiniz. Normalde bunu yapan CIMY diye bir eklenti var ama hiç iyi çalışmıyor ve ek yük getiriyor. Ayrıca, arama gibi işlemlerde ek tablolarla uğraşmak hoş değil. O yüzden, bu alanları WordPress kodlarına ve tablolarına müdahale ederek koydum.
Çalıştığını göstermek açısından, sayfa başına ilk 5 kullanıcıyı koydum-zaten yanlış hatırlamıyorsam 7-8 kayıtlı kullanıcı var şu an. Verileri Blograzzi’de olduğu gibi kategorilere ayırdım; ama şu an için puan toplamını yazdırıyorum. Bunun nedeni, birkaç gün içinde temanın değişecek olması. Kullanıcı avatarlarına tıklanarak açılan detay sayfalarında muhtelif uyduruk ve fazlalık kodlar da mevcut(!). Öyleki, bir veritabanı class’ını iki kez yükletiyorum. Nedeni, düzeltmeye zaman kalmamış olması. Bu tip “uyuzluklar”, en fazla 10 gün içinde çözülecekler ve bol AJAX’lı, kullanışlı ve şaşırtıcı derecede çok özellik ihtiva eden bir Blogmani ile karşılaşacaksınız!
Ayrıca şunu da söyleyeyim, sadece puan vermekle yetinmeyeceğiz. Henüz sözler vermek için erken; ama şu an fikirler uçuşup duruyor…
Blogmani’yi şu haliyle değerlendirmeyin; sadece bunun WordPress ile yapılabileceğini göstermek için giriştiğimiz bir deneme bu; nitekim de oldu. Halen çok fazla eksik var. Bunun nedeni, tekrar tekrar söylediğim gibi, zamansızlık. Şayet kod ya da tasarım bazında ciddi katkı yapabilecek birileri varsa, onları da projeye dahil etmeye açığız.