EKONOMİK KRİZ HAKKINDA

Bir teoriye göre, kapitalizm her 50 senede bir büyük bir krize girecektir. (1929-2008). Kriz için herkesin ileri sürdüğü sayısız neden var. Bana göre, “uzmanlar” fazla teknik bakıyorlar ve basit gerçekleri görmüyorlar. Doğrusunu isterseniz, ekonomik düzen dedikleri şey tamamen bir keşmekeşten ibaret. Üstüne üstlük, işle değil, lafla yürüyen bir peynir gemisi (borsaları, şirketleri ve bankaları batıran [...]

crisis resmi Ekonomik kriz hakkında yazısı ekonomi  kategorisindeBir teoriye göre, kapitalizm her 50 senede bir büyük bir krize girecektir. (1929-2008).

Kriz için herkesin ileri sürdüğü sayısız neden var. Bana göre, “uzmanlar” fazla teknik bakıyorlar ve basit gerçekleri görmüyorlar. Doğrusunu isterseniz, ekonomik düzen dedikleri şey tamamen bir keşmekeşten ibaret. Üstüne üstlük, işle değil, lafla yürüyen bir peynir gemisi (borsaları, şirketleri ve bankaları batıran spekülasyonlar, suni talep yaratan reklamcılık, vs vs)

Herşeye kulaklarımı tıkayıp, gözlerimi yumduğumda, mevcut ekonomik düzenin neden asla kararlı olamayacağını şu nedenlere dayanarak iddia edebilirim:

1.Borsa fikir olarak iyi bir fikir olsa da, güçlü ürüne sahip yeni şirketlerin finansman bulmasına olanak sağlamak şöyle dursun, spekülasyonlar yüzünden başarılı olması gereken şirketlerin batmasına neden olabiliyor. Borsada serbest piyasa ekonomisi kurallarının değil, spekülatörlerin borusu ötüyor.

2.Rekabet yüzünden kar marjları sürekli daralıyor. Bankalara bakalım: bankalar, faiz karşılığı mevduat toplayıp, yine faiz karşılığı kredi açıyorlar. Karların yüksek olduğu bir ekonomide, yatırım yapanların yüksek faizle kredi alması normal; çünkü kredi faizinden daha yüksek oranda kar elde edip krediyi ödeyebiliyorlar. Ani bir kriz patlarsa? Kredi alanlar faizleri ödeyemiyor. Bankalar, yeni açtıkları kredilerde faizleri düşürüyorlar. Faiz düştükçe, parası olanlar, bunu daha karlı alanlara kaydırıyor. Sözgelimi, 1 milyon doları bankaya koymak yerine, 10 tane daire alıp kirasıyla yaşıyorsunuz. Bu durumda, bankalar mevduat toplayamadığı için kredi piyasası da daralıyor. Yüksek kredi talebi varsa, arz darlığından kredi faizleri yükseliyor. Zaten daralan bir ekonomide, yüksek faizle kredi alıp yatırım yapmayı kim ister diye de sorabilirsiniz.

3.”Kar” denen şey, aslında “kazığın en nihayetinde birine gireceği” gerçeğinden ibaret. Kar ve artı değer beraber anılsa da, yarattığınız fiziksel ürünün artı değeri fiziksel olarak mevcut değil. Bunu bir örnek vermeden açıklamak güç. Şöyle diyelim: 1 kg tütünden x paket sigara üretip satıyorum. Tütün sigara olunca bir artı değer yaratmış oluyorum ve karşılığında kar elde ediyorum. Bu karla, fiziksel olarak, 1400 kg metal ve plastikten üretilmiş bir araba alıyorum. Aslında fiziksel olarak 1 kilo tütüne ek bir değer eklemediğim halde, 1400 kg’lık fiziksel bir ürün elde ediyorum. Arabayı üreten de, demiri ve plastiği hammadde fiyatının iki basamaklı katları kadar bir düzeyde gelir elde ediyor. Yani kar denen kazık, silsile yoluyla birilerinin sırtına yükleniyor.

4.İşsizlik-otomasyon-fiyat: Hepimiz daha ucuz ürün istiyoruz. Şirketler de daha fazla kar. Fiziksel girdilerin maliyetlerini ancak yine fiziksel sınırlar içinde düşürebilirsiniz. Peki bir ürünü nasıl daha ucuza üretebilirsiniz? En akla gelen çözüm, daha ucuz işçi kullanmak. Ya işgücünün daha ucuz olduğu bir fiziksel lokasyon seçeceksiniz -çünkü “işçi ithal etmek” artık yaygın değil- ya da insan yerine, daha ucuza geliyorsa makine kullanacaksınız.

Her iki çözüm de, biri global diğeri lokal olmak üzere işsizlik yaratacaktır. Buradaki açmaz şu: işsizlik artarsa talep de düşecektir. Fiyatın düşmesi ise talebi artıracaktır. Bu grafiğin bir başa baş noktası var. Yani işten attığınız işçi sayısını “optimumda” tutarsanız, ucuzlayan fiyat yüzünden yeni kazandığınız müşteriyle bu etkiyi bertaraf edersiniz. Ama bunun bir de sosyal maliyeti olacaktır. Sözgelimi, işsiz kalan işçi bir işsizlik ücreti alacaktır ki, onu da bütün toplum ödeyecek. “Kar maksimizasyonu” denen şey; şirketlerin elde edeceği marjinal karın dolaylı olarak topluma ödetilmesi demek.

5.Nüfus artışı ve işsizlik: Nüfus artışı kapitalistin istediği birşeydir. Sadece talebi artırdığı için değil: arzı artan işgücünün fiyatı da düşecektir. (Çünkü çalışan insan aynı zamanda maldır). Kapitalist ekonomiler işsizlik olmadan -neredeyse- var olamazlar. O zaman maaşları işçiler belirleyecektir. Nufüs artıp, üretime otomasyon da girdikçe, işsizlik daima ve kaçınılmaz olarak artar. Hatırlayın; işgücü maldır. Arzı artan her mal, talep sabit olduğu sürece, değer kaybeder.

6.Sistemdeki para yoktan var edilir. Bu aslında ekonomi denen şeyin en büyük ..çışıdır. Bu yüzden ekonomi üretene değil, kıçından uydurduğu kağıt parçasını yüksek faizle satana hizmet eder. Üstünde uzun uzadıya durulması gereken konuların başında bu gelir; onun için bunları detaylarıyla ele almayı başka bir yazıya bırakıyorum.

RSS StumbleUpon Yahoo Twitter Delicious Digg Google Bookmarks Facebook

4 Yorum

Acharad Sami vanJoulee | 9 Mart 2009

3. Öncüle istinaden :

Örneğin Devletin aldığı taban fiyatlar 3.5 YTL iken, kaçak gelen hazır işlenmiş içimlik tütünün kg fiyatı 50 YTL dir. (Sigaralarda kullanılan bitlis Tütünü)

Tabi 5 YTL lik ucuz (Kapa) tütün de var. Aldıktan sonra yıkama ve aromalandırma işlemleri çok uzun sürdüğünden ve tadı iyi oldugundan genelde kullanılmıyor.

İyi ayarlanmış 1kg tütün ile 1000 sigara çıkabiliyor. Yani 50 paket. Ki PM, standard olarak ürünlerinde Bitlis tütününü ercih etmek yerine Virginia tipi, Adıyaman tütünü (kg fiyatı 25 YTL) ile Bitlis Tütünü (kg fiyatı 60 YTL) kullanıyor.

Bu durumda ortalama 50 paket Marlboro satsa, 1kg tütünün brüt geliri 225YTL ediyor.

Bu kazanç şu haliyle bir otomobil aldırmaz (1 kilo toz, 1 otoboz) ama daha yüksek sürümlerde gerçekten sıkı kazandıran birşey.

—————————

Sadece analoji yapayım dedim…

http://www.barisatasoy.com/ekonomi/ekonomik-kriz-hakkinda
ALİOSMAN | 19 Mart 2009

DENİZE DÜŞEN YILANA SARILIR

Ekonomiyi canlandırmak üzere yapıldığı iddia edilen bir paket açıklandı. Paket ile halihazırda beyaz eşyada %6,5 olan ÖTV sıfırlandı, 1600 cc nin altındaki otomobillerde %37 olan ÖTV %18’e ve 150 metrekarenin üzerindeki konut satışları için %18 olan KDV %8’e düşürüldü. Bu paketin amacının bu sektörlerdeki ürünlere olan talebin artırılmasını ve buna bağlı olarak bu sektörlerde üretimin devam etmesini ve dolayısıyla en azından mevcut istihdamın devam ettirilmesini sağlamak olduğu iddia edilmektedir.
Yapılanlar ile beklenenleri karşılaştırınca insanın sevsinler sizi diyesi geliyor. Çünkü sanayi sektöründe bulunan 2 sektör ile hizmet sektöründe bulunmakla birlikte sanayi sektörünü besleyici nitelikte olan inşaat alt sektöründen sadece beyaz eşyada yapılan ÖTV indiriminin istihdama katkısı söz konusu olabileceği açıktır. Ancak bu sektörde zaten düşük olan ÖTV oranının sıfırlanmasının beklendiği gibi bir talep artışına yol açamayacağı da açıktır.
Otomotiv sektörüne gelince; karar verme noktasındakiler ya yanıltılıyor ya da milleti yanıltıyorlar. Zira Anka Ajansın verilerine göre 2008 yılında yurt içinde satılan otomobillerin 2/3’ü ithal otomobillerden oluşmaktadır. %70’i ithal otomobillerin kontrolünde olan İç pazarda talebin artırılmasının üretimin ve istihdamın devamını sağlayacağı düşünülebilirmi? En büyük problemi dış ticaret açığı olan bir ülkede pazarın %70’ine ithal malların hakim olduğu bir sektörde talep artışı yaratmak hangi akla hizmettir. Büyük kısmı yurt dışına satılan yerli üretimin ve buna bağlı olarak ta istihdamın artırılması için ÖTV indirimine gerek yoktur. Çünkü ihracatta zaten ÖTV alınmaz. Hazır kurlar da yükselmiş ve dolayısıyla rekabet gücü artmışken bu indirim niye. Görünen o ki bütçe gelirlerinin önemli bir kısmı ithalde alınan vergilerden oluşan hükümet ithalatta kur artışından kaynaklanan düşüşü azaltma telaşına düşmüştür. Otomotivde yapılan ÖTV indiriminin fiyatlara yansıması mümkün değildir. Zira kur artışı nedeniyle yükselen ithalat maliyetlerini talepteki düşüş nedeniyle fiyatlara yansıtamayan ithalatçılar ÖTV indirimi sayesinde maliyet artışından kurtulmuş ve dolayısıyla gizli bir fiyat artışı yapmış olacaktır. Girdilerinin önemli bir kısmı ithal olan yerli otomotivde de aynı nedenle bir fiyat indirimi sözkonusu olmayacaktır. Dolayısıyla sözde yerli üretimi ve istihdamı artırmaya yönelik paket aslında ithalatı artırmaya yöneliktir. Maliye Bakanlığı verilerine göre son üç yılın gelir rakamları ve İthalat tutarları aşağıdaki gibidir.

YIL BÜTÇE GELİRLERİ VERGİ GELİRLERİ İTHALAT VERGİLERİ TOPLAM İTHALAT
2006 173.483.400.000 137.480.300.000 27.562.840.000 139.576.000.000 $
2007 189.617.200.000 152.831.700.000 28.970.320.000 169.987.000.000 $
2008 208.898.200.000 168.087.200.000 32.774.520.000 199.699.000.000 $

Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere toplam vergi gelirlerinin her yıl ortalama %20si ithalde alınan dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Bu ithal ürünlerin yurtiçi dolaşımına bağlı olarak alınan dolaysız vergilerin (ücretliden, tüccardan alınan gelir kurumlar vergileri) de en az bu tutarda olacağı kabul edildiğinde toplam vergi gelirlerinin %40’ının ülkede istihdama neredeyse hiçbir katkısı olmayan ve katma değerinin önemli kısmı yurt dışında kalan ürünlerden alındığı görülmektedir. 2008 yılı vergi gelirlerinin 46.767.000.000 liralık kısmı KDV den, bunun 29.968.000.000 liralık kısmı ise ithalde alınan KDVden oluşmaktadır. Bunun anlamı ülke içinde tüketilen her 100 birim malın 64’ünün katma değeri ülke dışında kalmakta ve ülke dışındaki istihdamı beslemektedir. 2009 yılı bütçesi ise aşağıdaki gibi hedeflenmiştir;

YIL BÜTÇE GELİRLERİ VERGİ GELİRLERİ İTHALAT VERGİLERİ
2009 263.243.700.000 220.602.859.000 42.093.391.000

İlk üç aylık veriler bütçede artması hedeflenen ithalatın hızla düştüğünü ve buna bağlı olarak cari açığın küçüldüğünü ve bütçe açığının büyüdüğünü göstermektedir. Son yıllarda bütçe açığının ithalat vergileri ile azaltıldığının ispatı olan bu durum hilkat garibesi dedikleri şey olsa gerek.

Lüks konut üretimi ile ilgili çok garip bir uygulama vardır eskiden beri. 150 metrekarenin altındaki konutların teslimi güya özendirilmiş ve %1 KDV ne tabi tutulmuştur. Ama milyon dolarlık lüks konutlar ile ilgili bu güne kadar yapılan uygulamaları göz önünde bulundurulduğunda aslında özendirilenin hiç de sosyal amaç taşımayan lüks konut üretimi olduğu görülmektedir. Çünkü lüks konutlar genellikle Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları tarafından yaptırılırlar. Gayrimenkul Yatarım Ortaklıklarının kurumlar vergisi mükellefiyeti yoktur. Elde ettikleri karı ortaklarına dağıtmaları durumunda kurum stopajına da tabi tutulmamışlardır. Dolayısıyla kurumlar vergisi oranının %30 ve karpayı stopajının %15 olduğu dönemlerde lüks konut üreten Gayrimenkul yatırım ortaklıklarına %45lik bir vergi avantajı sağlanmıştır. Diğer bir deyişle orta ve dar gelir gurubuna konut üreten oflu müteahhidin kurduğu aile şirketi, elde ettiği 100 lira kar üzerinden 45 lira vergi ödemek zorunda kalırken, üst gelir guruplarına lüks konut üreten GMYOları hiçbir vergi yükü ile karşı karşıya kalmamıştır. Bunların tek ödedikleri vergi %18 olan KDV olmuştur. Ancak enflasyonlu dönemlerde ondan kurtulmanın da bir yolunu bulmuşlar. Yaptıkları teslimler kısım kısım icrası kabil olmadığından ve KDV teslim anında doğduğundan proje aşamasında sattıkları konutların paralarını teslime kadar taksit taksit almış ve alınan sipariş avanslarında takip etmişler. Aldıkları bu paraları döviz, faiz ve borsa üçgeninde teslim tarihine kadar üçe beşe katlamışlar. Ancak teslim tarihinde örneğin fiyatı 1.000.000 $ ve 1.700.000 TL. olan ve aslında bu tarihe kadar da müşteriden 1.000.000 $ alınmış olmakla birlikte ilgili tarihlerdeki kur üzerinden alınan sipariş avanslarına intikal ettirildiği için 300.000 TL. olan konut teslim tarihinde alınan sipariş avansları hesabı satışlar hesabı ile kapatılmak suretiyle 300.000 TL. na satılmıştır. 1.700.000 TL. üzerinden 306.000 TL. KDV ödemesi gereken lüks konut üreticisi GMYO 300.000 TL. üzerinden 54.000 TL. KDV hesaplamış, bu da ancak inşaatı yaptırdığı şirketin verdiği faturanın içerdiği KDVni karşılayabileceğinden hiç KDV ödememe yoluna gitmiştir. Niye böyle yapmışlar diye suçlanamazlar tabi. Yasal imkanları sonuna kadar kullanmışlar. Tam enflasyon düştü artık bu katma değerin yüksek olduğu lüks konutlar üzerinden ve dolayısıyla da milli gelirden aldığı pay yüksek olan kesimden iyi vergi alınacak diyebileceğimiz sırada %18 lik oran %8’e indirildi.

Ancak paket bir bütün olarak dikkate alındığında bu yıl 9.000.000.000 $ körfez sermayesi bekleyen hükümetin zengin Arapların lüks konut almalarını kolaylaştırma gayreti içinde olduğu kokusu yayılmakta etrafa. Yani sözde kriz paketinin amacı istihdamı korumak veya artırmak değil hedeflenen vergi gelirlerini tutturmak için ve ithalatçıları mennun etmek için otomobil talebini artırmak, artan döviz talebini bir süreliğine geçiştirmek için Lüks konutta ikamet edecek Arap vatandaş edinmek ve tabi bu Arap vatandaşın vergisiz aldığı lüks konutunda kullanacağı beyaz eşyasını ve konutuna gidip geleceği otomobilini daha az vergili almasını sağlamak.

Ne yaman çelişki değil mi? Gelir bütçesi hedeflerini tutturmak için ithalattan medet umacaksın, ithalattan kaynaklı artan döviz ihtiyacını karşılamak için yabancıya önüne kırmızı halılar serilmiş gayrimenkulleri satacaksın. Sonra da o vatan senin olmuş olacak.

Şimdi bu yazıyı gazeteler, dergilere televizyonlara göndersen yayımlayamazlar çünkü reklam gelirleri ithalatçılardan, siyasilere göndersen dile getirmezler çünkü sponsorları ithalatçılar. Memlekette siyaset yapmak ve fikir üretmek için olağanüstü uygun bir zemin var ama kimse siyaset üretmiyor. Herkes mevcut durumdan nasiplenmenin peşinde. Gelsin hazine yardımı. Biraz da iş bitirebilirsek oh ne ala. İktidar olup sorumluluk üstleneceğine payını al ama sorumsuz yaşa. Vatandaş ta hainlerden hain beğensin. Böyle bir ortamda fikir üretmeden, çözüm sunmadan, program ortaya koymadan siyaset yapanlar da en az ülkeyi bu duruma getirenler kadar sorumludur. Ama tarih sadece bir kişiyi hain ilan edecek, pastadan payımızı alalım ama o bir kişi biz olmayalım diyenler ile hainliği açıkça yapabilecek medeni cesareti gösterenleri karşılaştırınca insanın cesur hainleri alkışlayası geliyor.

Bütün bu kısır döngünün en vahim yönü gittikçe artan ekonomik terör ve zihniyet terörü. Siyasi terör ile bir şekilde başa çıkılabiliyordu. Hatta siyasi terör bir yönüyle toplumun çözülmesini önlüyor, kenetlenmesine yardımcı oluyordu. Ancak bu zihniyet terörü çok farklı bir şey. İnsanlar birbirlerini potansiyel iğfal edilebilecek varlık olarak görüyor artık. Sistem hiçbir zaman bu kadar yoğun bir ekonomik ve zihinsel terörle karşı karşıya kalmamıştır herhalde. Allah sonumuzu hayır etsin.

http://www.barisatasoy.com/ekonomi/ekonomik-kriz-hakkinda
Barış Atasoy | 19 Mart 2009

Harika bilgiler vermişsiniz,teşekkürler.

Ama ben siyasetin çözüm olduğunu düşünmüyorum. Dünyadaki bütün devlet ve rejimler insana düşmandır. Güce taparlar. Hükümetlerin değişmesi birşeyi değiştirmez zira hepsi bir başka çıkar grubunun kuklasıdır.

http://www.barisatasoy.com/ekonomi/ekonomik-kriz-hakkinda
ozan demiröz | 21 Temmuz 2009

Barış bey birde şu son dönem Fındık üzerindeki spekülasyonları ele alsanız. Hem bu işi fiilen yapan biri hemde sıkı bir iktisatçı olarak…

http://www.barisatasoy.com/ekonomi/ekonomik-kriz-hakkinda

Yorum yapın

JUKEBOX

xing

SON YAZILAR

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

KATEGORİLER

SON YORUMLAR

ARŞİV

BAĞLANTILAR