EKONOMİK KRİZ VE BİLGİSAYAR SEKTÖRÜ

Dünya bir ekonomik krizle sallanıyor. Krizin nedeni herzaman olduğu gibi finansaldır; yani birileri gerçekte bir hiç olan kağıtlarla (para,bono,tahvil vs) oynuyorlar ve bunun etkilerinden üretenler ve çalışanlar etkileniyorlar. Amacım ekonomik krizden bahsetmek değil. Ama hem iktisat mezunu olduğumdan, hem de bilgisayar sektöründen, ta orta sondan beri bir şekilde istemesem bile para kazanmış olduğumdan, kendimde bazı [...]

Dünya bir ekonomik krizle sallanıyor. Krizin nedeni herzaman olduğu gibi finansaldır; yani birileri gerçekte bir hiç olan kağıtlarla (para,bono,tahvil vs) oynuyorlar ve bunun etkilerinden üretenler ve çalışanlar etkileniyorlar.

Amacım ekonomik krizden bahsetmek değil. Ama hem iktisat mezunu olduğumdan, hem de bilgisayar sektöründen, ta orta sondan beri bir şekilde istemesem bile para kazanmış olduğumdan, kendimde bazı şeyleri değerlendirme ve eleştirme hakkı buluyorum.

Senelerdir birileri, Türkiye’ye “yazılım üssü olalım” gibi öneriler getiriyor.

Türkiye, “yazılım üssü” filan olamaz…

Nedenlerini şimdi uzun uzun açıklayacağım.

Üretim yapıyorsanız, iki şekilde para kazanabilirsiniz: Ya müşteriye direk satış yaparsınız, ya da daha büyük bir şirkete fason üretim yaparsınız.

Türkiye’nin direk müşteriye satış yapma şansı son derece kısıtlıdır. Çünkü biz, donanım ya da yazılım üreticisi değiliz. Bugün bir donanım ürünü imal etmeye kalkarsanız, herhangi bir AB ülkesi,ABD, hatta Hindistan, Pakistan gibi ülkelerle rekabet edemezsiniz. Nedeni açıktır. Bugün Hindistan, atıyorum PC anakartı üretmeye kalksa, iç pazarı bizim 10 katımızdan fazla. Dolayısıyla, bir Türk şirketi, tedarikçiden herhangi bir Hindistan şirketi kadar mal çekemez; dolayısyla onun aldığı fiyata mal alamaz.

“Gümrükle iç tüketiciyi korurum” diyemezsiniz; bilgisayar ürünlerinde gümrük vergisi %1.

ÖTV filanda zaten yerli yabancı her şirkete uygulanıyor.

Yazılımda herhangi bir ara ürüne ihtiyacınız olmadığı için, bu işi kıvırabileceğinizi düşünebilirsiniz.

Cidden öyle mi? Şu an Hindistan, dünyanın en iyi matematik eğitimini alabileceğiniz sayısız üniversiteye sahip. Bilgisayar alanında da rakipleri Stanford gibi okullar. Sizin Türkiye’de, dünya sıralamasına girmiş bir okulunuz var mı? Yok.

Yarı-eğitimli, dünya ortalamasının altında eğitim almış bir kalabalıkla yazılım işine gireceksiniz. Olabilir; okul herşey değil. Bu insanları şirket bünyesinde de yetiştirebilirsiniz. Türkiye’de dünya çapında bir yazılım firması var mıdır? Yoktur. Demekki, sizin şirketlerinizin yetiştireceği işçiler de dünya ortalaması düzeyinde kalifiye elemanlar olmayacaktır. Üstelik, insan yetiştirmek şirketler için mali külfettir. Zaten dünya ortalamasının üzerinde maliyetlere sahipsiniz: spesifik alanlarda kalifiye eleman, Türkiye’de daha çok para alır. Çünkü arz azdır.

Şu an dünyada çıkan bilgisayar oyunlarının kadrolarına bakın, yarısından fazlası Rus. Kalifiye eleman yetiştiriyor Rusya, ve Rusların ABD şirketlerine maliyeti ABD,Kanada, hatta çoğu Hindistan vatandaşından daha ucuz.

Microsoft’a fason üretim yapabilir misiniz? Kısmen; örneğin Windows Vista’yı Türkler Türkçe’ye çevirirler. Kümülatif olarak baktığınızda ise bu bir artı değer değildir; zira Microsoft Windows Vista’nın Türkçe olması için birim başına 10 sent harcıyorsa, bunu size 100 küsur dolara geri satıyor!

Daha büyük işler yapmaya ise, acı ama, kifayetimiz yetmez.

Sorunu ortaya koyup çözümü düşünmemek kolaycılık olur.

Bu işin çözümü, hızla ve biraz da ite kaka, özgür yazılımı kucaklamaktır.

Hayır; Pardus markasını tescilleyip, dernek kuranları tehdit ederek değil!

Yazılım ithalatına %100 vergi koyarsınız; yapabiliyorsanız şayet. (Zira gümrük anlaşmalarımız var; burası Muz Cumhuriyeti değil, kafanıza göre Uluslar arası anlaşmaları ihlal edemezsiniz.)

Bunu yapamayabilirsiniz; ama başka çözümler var. Bugün her yazılımın, bazılarının çok iyi olmasa da, açık kaynak kodlu alternatifi var. Eğer ofis paketine ihtiyacınız varsa, OpenOffice yerine MS Office kullanmanızın herhangi bir makul açıklaması yok. İşletim sisteminde de durum böyle. Üretmeyen bir ülke olarak, PHP-Apache-MySQL varken, IIS-.Net-SQL Server’a lisans ödeme lüksüne sahip değiliz. Ha, Photoshop’a ihtiyacınız varsa, maalesef Gimp bir alternatif olmaktan çok uzak.

Peki Türkiye neden bunu yapamıyor, neden durup dururken gereksiz birsürü yazılıma tonla para ödüyor?

Bu bir politik kifayetsizliktir. Oturun, %100 Windows uyumlu, ondan çok daha iyi, fiyatı da 5 kat ucuz işletim sistemi yapın; bakın bakalım ABD devleti bunu kendi ülkesinde satmanız için size izin verecek mi? Elbette sizi açık açık kovmayacak; ama öyle vergiler, öyle zorluklar çıkaracakki önünüze, yokolup gideceksiniz.

Türkiye’nin yapması gereken şey kolaydır. Bütün okullara özgür yazılım şartı getirecek, 2 senelik meslek okullarında X,Y,Z şirketinin ürünlerinin lafı bile edilmeyecek. Özgür yazılım geliştiren insanları maaşa bağlayacak. Türk vatandaşı olması gerekmiyor; ABD’de örneğin Apache’yi geliştiren 3 kişiyi ülkeye çağırırsınız, size özel web sunucusu yazarlar. Türkiye, bu alanda reklamını da yapar. İşte o zaman, Türkiye’den biri, ben X yazılımı geliştireceğim dediği zaman, ABD’den, Japonya’dan, Fransa’dan sürüyle geliştirici omuz verir.

Kusura bakmayın; üniversite’de X şirketinin ürettiği IDE’de sağa sola tıklayıp 4 satır kod yazmakla ne programcı olursunuz, ne de yaptığınız işin bir akademik değeri vardır. Bırakın ABD’yi, Bulgaristan’a da gitseniz programcı olarak iş bulamazsınız. (Zaten Türkiye’deki akredite üniversitelerin sayısı bir elin parmakları kadar değil.)

Bunun için devleti mi bekleyeceğiz?

Devleti beklersek yandık. Türkiye’de, devlete baskı yapabilecek düzeyde bir örgütlenme yok bu alanda.

Biz yapacağız. Ama yapamıyoruz; çünkü açık konuşmak gerekirse miskiniz.

Sourceforge’da iki proje açtım, aylarca tek başıma birşeyler yapmaya çalıştım, bir tane programcı çıkıp bende şurasından tutayım demedi.

TÜBİTAK’dan maaş alanlar hariç, açık kaynak kodlu bir proje gösterin ki, 3 kişi uzun süredir üstünde çalışıyor olsun!

Bakın Türkiye’den adamın biri Flash alternatifi bir yazılım geliştiriyor; Türkiye’de Pozitif PC’den başka hakkında konuşan olmadı!

Bir başkası pencere yöneticisi geliştirmiş, ABD’deki Linux siteleri hakkında yazılar yazıyor, Türkiye’de ondan bahseden bir site, bir bilgisayar dergisi gösterin!

Yeter artık, donanım sitelerinin, bilgisayar dergilerinin, televizyon reklamlarının güdümünde kalıp, karın tokluğuna iş bulmak için aylarca bekleyecek misiniz?

Sitelerinizde, bloglarınızda neden X firmasının mallarını ballandırarak anlatmak yerine, örneğin PHP, Lazarus öğrenmeye, Linux kullanmaya çaba harcamıyorsunuz?

Şöyle bir iş ilanlarına bakın; Türkiye’de şirketler Linux uzmanı bulamıyor, birsürü X,Y,Z sertifikalı insan aç dolaşıyor!

Kendi iş fırsatınızı kendiniz yaratın. Bugün Türkiye’de ASP programcısının iki katı kadar PHP programcısı olursa ne olur biliyor musunuz? Hiçbir şirket ASP kullanmaz. Çünkü PHP programcısı bulmak kolay olduğundan, onlarda da PHP’ye karşı güven oluşur. Kimse aptal değil; herkes para kazanmanın giderek zorlaştığı günümüzde ucuz ve esnek çözümlere yöneliyor.

RSS StumbleUpon Yahoo Twitter Delicious Digg Google Bookmarks Facebook

3 Yorum

Acharad Sami vanJoulee | 11 Mart 2009

Son paragraflarda biraz ütopik gelse de, ilk 10 paragrafta dediklerinize katılıyorum.

Hadi, Bulgaristan’daki telerik firması gibi, Microsoft’ a fason olarak C# (veya MSVC) üzerinde Arayüz Formları, WPF veya AJAX üstünde birşey geliştirsek diyelim…

Sizin de ucundan bahsettiğiniz gibi bir programlama eğitimi vermek ve bunu proje eğitimi ile desteklemek dünya para.

Hadi Microsoft yandaşı olan kurs merkezlerinin de tek gayesi insanların parasını almak diyelim.

Hadi “bizim uşaklar” a bırakalım bu işi, gidelim C ve Sistem Programcıları Derneği’ne, önşartlı olarak peşpeşe sunulan kursları alalım diyelim.

C++ öğreneceğiz diyelim, Programlama’ya giriş ve geri kalan 4 kur için toplam maliyet 5000 YTL nin üstünde olacaktır.

Bir de madem o kadar külliyat öğrendik, sonunda proje bitirip, üstüne de gerektigi yerde programlama sertifikasyonu için Thomson’dan Prometric hesabı açıp sınavlara girelim desek, ona da 2000 YTL gidecek;

Ya da Showreel olsun diye programlar yapıp göstereceksiniz, “Ahanda bakın ben şu formları tasarladım, şöyle arayüzler yapabilmekteyim, VT ile nesneleri şöyle ilişkilendirmekte, böyle arayüzler yapabilmekteyim, Ekip içine alınırsam XNA veya OpenGL kasar oyun bilem yaparım” demek ve kendi reklamınızı yapmak, zaten halihazırda sertifika toplamaktan çok daha zor, çok daha çetin olacaktır.

Çünkü bir program yapsanız, her yüz vermenize, test edenler sizden “astarını” isteyecektir.

Hadi ben bunları opensource bileşenlerle yaptım, ama üretimsel değeri var ve yeteri kadar stabil, hadi geleyim bunu meraklısına güzel paraya satayım, deseniz, piyasada halihazırda varolan alternatifler yanında pek de adınız anılmaz.

(Mesela kurumsal olarak, Hylafax,smtpd ve arayüz olarak da Web Temelli Zimbra’yı tercih edip, Server’ın konfigürasyon masrafı için “”Geek’in çorba parası”" , ancak Zimbra’nın lisansı için de “”Kullanıcı başına 2000USD”" tercih edebilecek bir firmaya da henüz rastlamadım)

Yani çözüm “teoride” de olsa belli, ama pratiğe gelince, patlar.

Hele hele Yazılıma Vergi Koyalım, İthalata kapanalım derseniz, Hem şu saatten sonra mümkün değil, hem de bu hususta ilerleyen ülkelerin de sosyal olarak ne durumda oldukları meydandadır.

Ha belediyecilik olarka Komunist Rusya zamanında iyi idi, ancak o modelin uygulanmasında arkaplanda çok sağlam bir ağır sanayi vardı. Biz buna benzer bir modeli baz alsak, ardımızda ne olacak ?

Hadi önü sonu o durumda Küba gibi sürünecek olmamız açıktır, Onlar kaçak yoldan Marijuana satar gibi, biz de varolan kayıtdışı ekonomiyi besleyerek mi ülke içinde hayatımızı idame ettireceğiz ?

Ya da işin bir de içsel yoldan bakar isek, memleketimizde bir “Bilgi Toplumu” malesef yoktur, veyahut o kadar ilim irfan ve külliyatı ezberleyip, pratiğe dökecek insanların, bir şirket bünyesinde iş yapmaya başlaması durumunda onları koruyacak, haklarını savunacak bir sendikaları bile yok.

Yani, tukaka Microsoft, gelin linux öğrenin, Win3,1 zamaınnı baştan yaşayın ama kimse size karışmasın anlayışıyla, Ya da örnekleme yaparsak:

“Otomobile vergi almayalım,yakıtı da cüzi fiyattan rafineriden toptan olarak alabilirsiniz, ama otomobilin planlarını sana verelim, siz de kendin üretin, üretmeye de bahçendeki toprağı damıtıp, içinden demir elde edrek başlayın, Ha ben hazır Demir çelik isterim derseniz de fiyatı şu kadara patlar” cinsi bir yaklaşım ile nasıl mekanik e otomotiv konusunda başarılı olunması görülmüş şey değildir.

Yani gösterilen çözüm, ne kadar “çözüm” dür ?

Ya da Yüce Penguen, gerçekten kurtarıcı mıdır ?

IBM Turk’ de çalışan yüzlerce çalışan (ki çoğu da developer takımı, C++ ile gözleri kapalı olarak raster efektleri ile mektup yazabilecek kadar da kafayı çizmiş, ama buna rağmen de akıl sağlıklarını korumuş kişilerden oluşan bir güruh), senelerdir maaş zammı alamadıklarından, ve kovulma tehdidi aldıklarından ötürü sonunda Plaza Eylemleri’ne başladılar… Ki bunları da duymuşsunuzdur. (www.bilisimsendikasi.org da bu konu uzun uzadıya tartışılıyor)

Yani sektör içinde evvela anlayışın değişmesine yönelik, ve birlik altında bir çalışma yapılması ve emeğin korunması ve Programlama veyahut IT işinin kapsamına yönelik bilgilendirici çalışmaların yapılmasının gerekliliği sözkonusu iken, kimseyi
“Gelin 5 bin lira verip C++ veya C#öğrenin, mono ile veyahut gcc de kodlama yapın, birileri geliştirsin, sonra da hariçten bir parababası gelip projeyi devralsın, size de bir kuru teşekkür kalsın ama maksat insanlık yürüsün” demek abestir.

Ha, zaten gelecek kaygısı taşımayan gençliklerin yaşadığı ülkelerde bunu yapabilirsiniz. Yani insanların ilk sürüş deneyimlerini, kendi lise harçlıklarından biriktirip alabildikleri SAAB larda Mercedes’lerde yaşayabildiği, ilk cinsi ve sosyal deneyimlerin de aynı yıllarda (15-16) rahatlıkla yaşanabildiği memleketlerden bahsediyorum. Adam o yaşlarda bu tip şeyleri aşıp, insanlık için kendini geliştirmeye adayabilir pekala. Hatta o ülkelerde IT konusunda yapılacak kariyerler ile bir kişi gayet düzgün, kaliteli bir hayat sürebilir.

Bugün, en koftiden bir 25 senelik Mercedes 190′ı 20 bin liraya satınalmak veya ilk deneyimi için evlenmek için sıradan bir Türk genci , 35 yaşını aşmak zorundadır.

Bu durumda insanlar, temel ihtiyaçlarını giderebilmek üzere zaten hayatlarını feda etmektedir.

İnsanlar hayatlarını kazanmak için ilk gençliklerini harcamak zorunda oldukları birçok merci varken, böyle bir bağış beklemek biraz abes kaçar.

İsterse bu insanlar telgraf manuplesiyle 0 ve 1 lerden opcode yazabilecek kadar yetenekli olsunlar, sonuçta ortada değerlemenin eksik kalması gibi bir durum varken, İster Developerlık ister IT Uzmanlığı olsun, hiçbir hizmet, hiçbir şekilde şekilde “Tüketici Elektroniği’nin Faziletleri” kadar pazarlanmaz iken,
Kısaca, ortada bir “Arap Usulü, İthalata ve Satışa Dayalı, Hİzmet,Tanıtım ve İş Yönetimi konusunda yerlerde sürünen, SATAR BAKMAZ BİLİŞİM” Anlayışı varken, açıkçası “Dominatör Microsoft” veya “Açık Kapı Arsızı Açık Kaynak Dünyası” arasında yönlendirme yapmak ve taraf kötülemesi yapmak, ancak işi yokuşa sürmektir. yokuştan kestirme gitse de içim gam yemeyecek… Ancak öyle birşey de yok…

Ki varolan (gerek web, gerekse de blok ürün[program-sistem] halindeki yazılım ürünleri) tüm açık kaynak projelerinde de hükümet veya şirket destekli melek amcaların para döktüğünü de düşünürsek ve arkalarında her zaman bildiğimiz reel sektöre dayalı gelir kaynakları var ise, Açık kaynağın tek başına çözüm olması gibi bir durum mümkün değildir.

Keza SuSE IBM ile anlaşıp sayılan System P ve System X lerden paralel kazanç sağlamasa, işin içine intel,seagate ve bağlı üreticiler girmese, şu an ortada Fedora da olmazdı CentOS da.. ( E o kadar 3 yılda bir değişecek server talebini kim oluşturacak ?)

Keza Debian, ORIC için Nokia ile kafa kafaya vermese, sonunda Symbian S60 denen sistemimsi ile milyonlarca telefon pazarlanıp bir gelir kapısı oluşmasa, şu an Ubuntu’nun finansmanı da gelmezdi.

Google konusuna zaten girmiyorum bile. 2 tane öğrenci’nin 1997 şartlarında 10TB disk ve 100Mbit WAN çıkışı ve bu altyapının Garaj ortamına kurulması ve bunun finansmanının, okul bursuyla olacağını sananlara zaten diyebileceğim birşey yok..

Onlar ki, ne kadar IP Socket programlamanın hassosu olsun, RADIUS ve SSL paketlerini kırabiliyorum diyecek olsunlar, Network bilgilerinin kablo çakmadan öteye gitmediği aşikardır. [Dolayısıyla iyi sıkıyorlardır]

Ki o gün bugündür, sesini duyurmak,paylaşım fuyrasına katılmak ve fikir teattisi haricinde, Web’in kendi başına bir devrim kaynağı olamayacağını gördüğümden ötürü, belli majör ağlar hariç, her gördüğüm deliğe burnumu sokmuyorum.

Bu hususta sıkı blog tutan ve sözünü sakınmayan biri olan Siz Barış Atasoy’ a da konuyu açtığı için ayrıca teşekkür ediyorum.

Sevgi ve Saygılarımla…

(Bu kadar diyeceğim varken ben de mi blog açsam ne ? :) )

http://www.barisatasoy.com/ekonomi/ekonomik-kriz-ve-bilgisayar-sektoru
Barış Atasoy | 11 Mart 2009

Söyleyecek çok şey var. Eleştirilerin çoğuna katılıyorum; ancak şunu da kabul edelim: “teoride olabilecek” bazı şeyler “olamıyorsa”, bunu sistemdeki bir sorunda aramak gerekir. Teoriyi reddetmek insafsızlık olur.

Evet; Bakunin’in dediği gibi, söylenecek hiçbir söz, hiçbir kitap (ve Internet) kendi başına bir devrim yapmaz.

Aksayan,kötüniyetli kurumlar varsa yenilerini kurmalıyız. Teoride olur ama pratikte engeller şunlardır diye köşemize çekilirsek, bize dayatılan yanlış şeylere razı oluruz.

Maılımda söylemiştim ama tekrar etmekte fayda var; evet üstad, artık bir blog açman gerek.

http://www.barisatasoy.com/ekonomi/ekonomik-kriz-ve-bilgisayar-sektoru
Alican Yılmaz | 6 Nisan 2009

Bilişim sektörünce birşeyler yapmak için girişimde bulunup gelecek 10 yılını bilgisayar başında feda etmeye adayacak bir gence söylenecek en son cümlelerdi yukarda okuduklarım.

Elinde bilgisayara yatkın bir zekadan başka hiçbir altın bileziği olmayan ve makina müh.liği okuyan bir genç gelecek için bilişim sektöründe ne yapsa en mantıklıdır. kafam karıştı

http://www.barisatasoy.com/ekonomi/ekonomik-kriz-ve-bilgisayar-sektoru

Yorum yapın

JUKEBOX

xing

SON YAZILAR

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

KATEGORİLER

SON YORUMLAR

ARŞİV

BAĞLANTILAR