Taraf, son zamanlarda beni şaşırtıyor. “Cancağızımlı”, Taraf gazetesini okuyacak kitlenin kültür seviyesine hitap etmeyen manşetler, fotokopi belgeler…
Oysa Taraf, Türkiye’de “ordunun yanlışı yazılmaz” tabusunu devirmiş bir gazeteydi ve Türkiye için ciddi anlamda bir devrimdi. “Fotokopi belge” ile kendi topuklarına kurşun sıktılar.
AK Parti ise artık kabak tadı verdi. Bizi “teğet geçen” kriz ekonomiyi neredeyse %15 küçülttü. Oysa AK Parti’nin Türkiye’nin neredeyse tüm kesimlerinden oy almasını sağlayan iki özelliği vardı: Birazda konjonktürel bir şansla, iktidara geldiklerinde ekonomi sıçrama yaptı. İkincisi, YÖK’ü kaldırmak, anayasayı değiştirmek, AB yasalarıyla uyum gibi demokratik adımlar atacaklarını açıkladılar.
Ancak YÖK’ü kaldırmak konusundaki israrlarının samimi olmadığını gördük. Anayasaya değişikliği konusunda da bir kararlılık göstermediler; “diğer partiler taş koydu” diyerek ipe un serdiler.
Dünyada toplumsal mütabakatla yapılmış tek bir anayasa örneği yoktur. Magna Carta’yı -anayasa değil ama tarihi önemi var diye bahsedelim- derebeyler yapıp kralın önüne imzala diye koydular, Tanzimat’ı Anadolu halkı değil gayrimüslimler ve Jöntürkler istedi, bizdeki hiçbir anayasa yürürlüğe girerken “şu maddeyi de halka soralım bakalım ne istiyor” denmedi, Fransa’da bile böyle birşey olmadı.
Dolayısıyla, AK Parti, anayasayı değiştirmeye soyunduysa, bu işi tek başına yapması gerektiğini elbette biliyordu; birilerinin taş koyacağını da biliyordu. Nitekim bekledikleri de oldu. Ama 2 dönem söken “mağdur edebiyatı” bu kez işe yaramaz. Seçimlere 3 sene bile yok; bu kadar zamanda elbette AK Parti’nin siyasi alternatifi oluşmayacaktır. Bu arada CHP ya da MHP de oylarını artırıp tek başlarına iktidar olamayacaklar; zira MHP’nin Apo’yu asmak, CHP’nin ise klasörlerinden başka söyleyecek birşeyleri yok. Demekki, Türkiye’yi beş benzemez bir koalisyon bekliyor.
AK Parti, yerel seçimlerde hezimete yakın bir sonuç almasına rağmen CHP ya da MHP’nin iddia ettiği gibi bitmiş filan değildir; ama bu günleri bir daha göremezler.
Bu dönemde AK Parti’yi kurtaracak tek şey, devlet içindeki çeteleri çökertmek olurdu. Ancak Ergenekon davası bunu sağlamıyor; çünkü samimi olmadıkları artık ortada. AK Parti, failleri neredeyse suçüstü yakalanan Susurluk davasını sonuçlandırabilse demokrat insanlarda bir umut ışığı yakabilirdi; ancak şu an Ergenekon’da olan, birilerini dalga dalga içeri alıp salmaktan ibaret. Bu film, 3 sene daha seyredilmez.
Taraf ise, kendi güvenilirliğini “fotokopi belgeyle” iki paralık etti. Son dönemde başka sabıkaları da var ama, bu belge işin tuzu biberi oldu.
İnsanlar belgeyi tartıştılar ve “gerçekse de facia, sahteyse de” gibi yorumlar yaptılar.
Asıl facia, fotokopi bir belgenin mahkemece “değerli” bulunup, adli tıbba gönderilmesidir.
Türkiye’de nüfus kağıdı fotokopisiyle cep telefonu hattı alamıyorsunuz. Aslını da ibraz etmeniz gerek.
Basın elbette bunu bildiği halde, tiraj kaygısıyla, hukuken hiçbir anlamı olmayan bir kağıt parçasını tartışmaya koyuldu.
İlker Başbuğ bu konuda sonuna kadar haklı. Bunu orduyu çok eleştiren biri olarak söylüyorum. Basının göreve gelirken atıp tuttuğunun aksine, özellikle son aylarda, en azından asker standartları ölçüsünde gayet demokratik bir tavır sergiliyor. Bunu genelde militarist gazeteciler söyler ama bu kez doğru; orduyu siyasetin içine çekmeye çalışıyorlar: “masumiyet karinesi” hiçe sayılarak ortaya bir kağıt atılıyor, sizin kurumda darbeciler varmış deniyor, Başbuğ’un “demokrasiye bağlıyız” sözlerine itibar edilmeden “hadi canım daha önce de darbe yaptınız” tavrı içine giriliyor. Açıkçası ben Türkiye’de, ilk kez böylesine gergin bir durumda bir genelkurmay başkanının “demokrasiye bağlıyız” dediğini duyuyorum. Bu ciddi bir açıklamadır, desteklemek zorundayız. Hukukta bile “ahde vefa” diye birşey var.
Son dönemde olanlara akıl sır erdirmek mümkün değil. AK Parti, askeri savcılığa güvenmediğini ima ederek, askerlerin sivil mahkemede yargılanmasını istiyor. Oysa bundan çok daha önemli bir sorun var; ordu, Milli Savunma Bakanlığına bağlı değil. Ama AK Parti, insiyatif alarak bu garip durumu ortadan kaldırmak yerine, kendine bu olaydan prim sağlayacağını düşündüğü bir yasayı meclisten geçiriyor. (Meclisten geçecek ama anayasa mahkemesinden nasıl olsa geri dönecek, bu sefer “bakın bize yine taş koydular” diyecekler). Daha vahimi, CHP ve MHP, “son anda değiştirmişler, fark edemedik” diyor. Oysa kendilerinin de itiraf ettiği üzere, son oylamadan önce yapılan değişiklik duyuruluyor. Demekki o sırada muhalefet de uyumuş! Özür kabahatten büyük!
Cancagizim’li baslik benim hosuma gitmisti. İlker Başbuğ’un generalleri arkasına alıp gözdağı vermesinin, ciddiye alınacak bir tarafı olmadığını vurguluyordu.
Sevgili Barış,
Ergenekon ve Susurluk davaları hakkında söylediklerine aynen katılıyorum. Çeteleri bitirme iddiasından gitgide uzaklaşılıyor gibi bir durum seziyorum.
Anayasanın toplumsal mutabakatla yapılması konusunda, sanırım bir yanlış anlaşılma var. Senin de bu konuda, hemfikir olacağını düşünüyorum. Toplumsal mutabakkattan kasıt, önerilen metnin halkoyuna sunulması olmasa gerektir. Bu tür olanı 1980 anayasasında yapıldı. Ve, %98′lere varan bir çoğunlukla kabul edilmesine rağmen, ne kadar kötü bir anayasa olduğu şimdi tartışılmıyor bile.
Halbuki, meclisde grubu bulunan tüm partilerin, (hatta grubu bulunmayanlar dahi) anayasada değiştirilmesini istedikleri maddeleri ve değişiklik metnini, anayasa komisyonuna sunarak, aralarında mutabık kalacakları bir metin hazırlayıp. Meclis gündemine sunabilirler. Hatta bunun öncesinde, tüm sivil ve devlet kuruluşlarından, kendi kanunları ile ilgili değişiklik önerilerini alabilirler. Anayasada, zaten değiştirilemez maddeler var. Değişmesine gerek duyulmayacak bir çok madde var. Eğer amaç üzüm yemek olsa, bunu kolayca yapabileceklerine eminim. Ancak, maksat üzüm yemek değil de, bağcıyı dövmek olunca, işler orada karışıyor, çatallaşıyor. Her biri kendi kendine göre bahaneler bulmakta usta olan halkımızın güzide temsilcileri, işi amacından saptıırıp, kendi krallığını sarsmayacak veya kendi krallığını kurmaya engel olacak tüm girişimleri tüü kaka ilan ederek işin içinden sıyrılmaya bakıyor. Bizlerde, yıllar yılı uyutulup, büyütülmeyi bekliyoruz. Bebeklikten bir türlü çıkamadık, gözlerimiz bir türlü açılmadı. Haşhaşlı mama ile mi besleniyoruz nedir?.. Anlamak mümkün değil.
Saygılar sunarım..
Ve, %98′lere varan bir çoğunlukla kabul edilmesine rağmen, ne kadar kötü bir anayasa olduğu şimdi tartışılmıyor bile.
Küçük bir hatan var; %92′ye yakın bir rakam. Bir de orada sıkıyönetim baskısı vardı. O şartlar çok farklıdır; girersem 10 sayfa yazarım:)
Halbuki, meclisde grubu bulunan tüm partilerin, (hatta grubu bulunmayanlar dahi) anayasada değiştirilmesini istedikleri maddeleri ve değişiklik metnini, anayasa komisyonuna sunarak, aralarında mutabık kalacakları bir metin hazırlayıp. Meclis gündemine sunabilirler. Hatta bunun öncesinde, tüm sivil ve devlet kuruluşlarından, kendi kanunları ile ilgili değişiklik önerilerini alabilirler.
Bu dünyada hiç olmadı, takdir edersinki olamaz da. Atıyorum, AKP idamı geri koymayalım diyecek MHP illa idam olsun diye diretecek. STK’ları katarsan iyice curcuna: birisi diyecek resmi dil şartı kalksın, öbürü isteyecek sokakta Türkçe’den başka bir dil dahi konuşulmasın.
Aslında anayasa çok da sorun değil; bir maddeyi kaldırır, daha ağır haliyle ceza kanununa koyarsın. Kimse de “sen benim dilimi yasakladın, anayasada böyle madde yok” diyemez. Anayasa herşeyi yazmaz.
Eğer amaç üzüm yemek olsa, bunu kolayca yapabileceklerine eminim.
Dünyada hiçbir siyasi otorite, halktan yana olmamıştır. Anayasa tartışmasında da doğal olarak sınıflar çatışacaktır. Bizim siyaset anlayışımız zayıf olduğu için durumu idrak edemiyoruz, mesele bu. Dünyada hiçbir siyasi parti her görüşü kucaklamaz, bu istenmez de zaten. Ben İşçi Partisine oy veriyorsam işçiyimdir ve beni kayırmasını isterim. Bir parti hem işçiyi hem işvereni aynı anda nasıl memnun ederki? Birisi daha fazla ücret, öbürü daha ucuz işçi istiyor:)
Badem bıyıklıların yapıp yapacağı senaryo buysa korkacak bi şey yok
Vasat zeka bile bu kadar ahmakça bi oyun oynayamazdı… Patladı…
İngilizlerinj bi atasözü var, iyi kötü Tanrı’nın işidir hukuk delillere bakar, artık söyleyecek yalan kalmayan AKP ve saz heyetinin bu seferde darbe tiyatrosu acaip komik…
Taraf denen gerzekler ordusuna da fazla bi lafım yok…
…
Barış Atasoy’a katılıyorum, hiç bi anayasa böyle geniş katılımla felan yapılmaz, herşeyi geçtim dünyanın hiç bi ülkesinde insanlar o maddelerin %10′unu bile anlamaz… Zaten mükemmel anayasa felanda yoktur, değiştirilir/ güncellenir bu hadise devamlı…
Unutuyodum az daha, bu Altan ailesine zamanında asker ne yaptıysa iyi yapmış, müstehak…
Taraf denen gerzekler ordusu lafına hiç katılamam. Birsürü kıymetli gazeteci var Taraf’ta. Gazete politikası apayrı birşey. Ki ben hala kötüniyet aramıyorum; acemilikten kaynaklanan “hah şimdi geçirdim” ruh haliyle hareket ettiklerini sanıyorum.
Unutuyodum az daha, bu Altan ailesine zamanında asker ne yaptıysa iyi yapmış, müstehak…
Buna da katılamıyorum, zira sürüyle masum insanı hiç de ettiler 80′de. Öncesi de var ama o dönemler hakkında yazacak kadar bilgim olmadığından susarım. Ama şunu örnek verebilirim; askeri mahkemede “kasasından don çıkmakla” suçlanan bir başbakan vardı 60′da. Düşmanımın düşmanı dostumdur mantığıyla hareket edersek memlekette adam kalmaz.
Ayrıca Mehmet Altan bambaşka adamdır yahu, onu hariç tutalım. Ahmet Altan’ı daha çözemedim.
E zamanında TSK içinden çıkan kafasında cuntacılık hayalleri geçenler haksızlık yaptıysa şimdi TSK’ya badem bıyıkların finansmanı ile saldırmanın, hukuksuzluk yapmanın makul bi yanı yok… Zamanında yapılan yanlışlar için günümüzde kurumları zan altında bırakmak abestir, TSK’nın olmadığı bi Türkiye olmaz/olamaz, TSK’nın yaptığı darbelere zemin hazırlayanda büyük oranda siyasi basiretsizlikti… Ki İlker Başbuğ’da benim gördüğüm en açık ve net konuşan, hukuktan yana tavır koyan Genelkurmay Başkanı…
AKP ergenekon bahanesiyle bi yerleri çökermeye çalıştığı kadar birazda cemaatlerle uğraşsın, Türkiye’nin yakın tarihinin siyasetçilerini sorgulasın herkes pislik içinde…
Mehmet Altan’da elinde gazete sanki televizyonlarda mevzu TSK aleyhine kesinleşmiş gibi atıp tuttu hani özgürlük, hak, hukuk, adalet, cumhuriyet, demokrasi?… Olabilir başkadır, sahte bi olay üstünden 80 senelik problemleri komple TSK üstüne yıkıp linç etmek farklıdır…
“Ki ben hala kötüniyet aramıyorum; acemilikten kaynaklanan “hah şimdi geçirdim” ruh haliyle hareket ettiklerini sanıyorum. ”
Bende aynı iyi niyet maalesef yok, 1 değil 2 değil 3 değil… Bi fotokopi belge ele geçecek, bu tesadüf o sadece Taraf’a gelecek Taraf’ta servis edecek… Senaryo böyleyse nasıl geçti kim Taraf’a verdi hani soruşturma? Gazeteciye Genel Yayın Y. ‘ne kimse sen nerden buldun bu belgeyi dedi mi? Yok…
İlk cümlene katılıyorum.
İkinci cümlenin ikinci bölümünü tartışmanın anlamı yok, (neredeyse) her ülkenin bir ordusu var. Kimse de ordunun varlığını tartışmıyor. Darbelere zemin hazırlayan siyasi basiretsizlik değildi. Türkiye’de siyasi basiretsizlik daima oldu, ama darbelerin tarihlerine bakacak olursan, aynı yıllarda dünyanın çoğu yerinde darbe olduğunu görürsün. Eğer kurumların saygınlığından bahsedeceksek, “siyasi basiretsizlik vardı orduda darbe yaptı” demek abes kaçar. 1960′da emir komuta zinciri aşılarak darbe yapıldı. Albaylar generalleri yargıladı. İte kaka hapse atılan, işkence gören, asılan adamların içinde Kurtuluş Savaşı kahramanları da vardı.
Sivillerin darbe sevdasıyla askerlerin darbe sevdası arasında fark yoktur. Çok aleni söylenmese de zamanında Hilmi Özkök’ün darbeye engel olduğu söyleniyor (hoş olmasada darbe filan olmazdı). Emir komuta zinciri içinde darbe isteyen biri başa gelirse darbe olur, bunu kurumun başına atmak anlamsız. Hitler’den dolayı sokaktaki Almanı faşist diye damgalamak gibi birşey olur. Ancak sorunlar da yok değil: darbe yapma “görevi” iç hizmet kanununda var. Bu kadar darbeyle şimdiye kadar “kurtulmadık”, demekki işe yaramıyor. Yok eğer “kurtulmamız” için daha fazla darbe lazımsa o zaman zaten devlet kurmayı da millet olmayı da becerememişiz demektir. Ben askerlerden çok sivillerin darbe meraklısı olduğunu gördüm şimdiye kadar.
AKP’nin alternatifi darbe değildir. Ordunun fonksiyonu da darbe yapmak değildir. Dünyada hiçbir medeni ülkede millet “yav bu adamlar kafamı bozuyor kardeş, hele bir darbe yapsanda bunlar da gitse” demez.
Ben kaç olduğunu saymadım ama ortada bir de “tanıyorum iyi çocuktur” meselesi var. Bunu da Taraf ortaya çıkardı. Taraf olmasa biz onu hakkaten iyi çocuk sanacaktık.
Gazeteci belgenin kaynağını açıklamak zorunda değil, dünyada durum budur. Taraf’a belgeleri kim veriyor sorusunun sürüyle cevabı olabilir. Rahatsız bir asker de olabilir, MIT’den biri de. Bu sorunun cevabını bulmak da bizi ilgilendirmiyor. Basın sanki bizim görevimizmiş gibi lanse etsede. Bizi ilgilendiren belgelerin gerçek olup olmadığı. Son belge gerçek de olabilir, ama burada önemli ve basının “bilerek kaçırdığı” bir detay var. Fotokopi belgeyi kanıt olarak göremezsiniz. Bende buna değindim zaten; gerçek olup olmaması beni ilgilendirmez. Böyle bir belgenin mahkemece işlem görmüş olması tuhaf olan. Çünkü eğer birisi fotokopi belgeyle aklanır ya da hüküm giyerse bu içtihad olarak hukuka girer, ondan sonra ayıkla pirincin taşını.
Son sorunun cevabını vermek bize ya da basın “esnafına” düşmez; hukukçuların işidir. Diyelim belge gerçekti, fotokopisi değil aslı vardı, hatta bir albayın değil GK başkanının imzası vardı, hatta adli tıp da bunu ispatladı (olacak şey değil ya). O zaman dönüp G.Y.Y’ne dava mı açılacaktı belgeyi nereden buldun diye? Yoksa kanıt kabul edilip -ki o durumda kanıt olurdu- “gereği mi düşünülecekti”? Sadece mantık yürüterek konuşacak olursam,ki hukukçu gibi zaten konuşamam, eğer sahte belgeyle birileri karalanmışsa tazminat davası açar mağdur. Kaldıki orduda birsürü albay var, yarın öbürgün kafasına saksı düşmüş, beyni hasar görmüş, nöbet geçirmiş bir albay tutup darbe planı yaparsa bunun için TSK suçlanabilirmi? Suçlanamaz. O zaman bu durumda da “orduya psikolojik savaş açtılar” demenin bir alemi yok. Nasıl sanığın ailesi ve öğretmeni “nasıl adam yetiştirdin sen” diye yargılanmıyorsa burada da meseleyi dallandırıp budaklandırmak anlamsız. Aynı şekilde “orduda öyle biri olmaz” demek de anlamsız. O zaman mesele döner dolaşır 60 darbesine gelir, üst rütbeliler mi suçluydu, darbe yapan astlar mı suçluydu oturur onu tartışmaya başlarız.