Sanırım 2007 senesiydi. O zamanlar, internet sansürü yasası yeni yeni pişiriliyordu. Ancak son derece muallakta kalan bazı maddelerden dolayı niyeti anlamam güç olmadı ve sansüre karşı imza kampanyası başlattım.

O zaman sosyal medya Türkiye’de yaygın kullanılmıyordu ve Internette tanıdığım insanlar, bloguma devamlı yorum bırakan birkaç sadık okurdan ibaretti. Bunun dışında, elimizde PDF olarak ayda ortalama 10.000 civarında indirilen bir bilgisayar dergisi, Pozitif PC vardı. Yayını durdurmuş olsa bile, yaklaşık 500 kadar son derece sadık okur vardı. Buna rağmen biraz da disorganize şekilde düzenlediğim imza kampanyasına katılım birkaç yüzü dahi bulmadı. Gelen yorumların yarısı gibi bir kısmı sansürü destekliyordu.
Ne hissederdiniz?
Ben, yıllardır, sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada, insanlığın toplu bir Stockholm sendromu yaşadığını düşünüyorum. İnsanlık, toplu halde tecavüzcüsüne aşık olmuş durumda. Tecavüzcü değişiyor; kah bir şirket, kah bir marka, kah devlet oluyor. Ama insanların güce tapma, tecavüzcüsüne boyun eğme, daha da kötüsü alçaklığı, bağnazlığı, köleliği savunma kalıbı değişmiyor.
Ne yazık ki, ben son üç senede, buna benzer en az 3 yazı yazdım.
İlki bahsettiğim imza kampanyası. Daha sonra blogspot kapatıldı ve imkanlarımı zorlayarak, 24 saat içinde idareten bir WordPress MU altyapısı kurarak 8-10 blogu burada barındırmaya başladım. O zaman da, bu son değil, son olmayacak demiştim.
Yine en az 3 sene önce, birgün Google da sansürlenebilir demiştim.
“Ne kadar zekiyim, işte yine haklı çıktım” demeye getirmiyorum. İnsanlık tarihine birazık göz gezdiren biri, köleliğin, işkencenin, sansürün sinsi sinsi değil, gümbür gümbür geldiğini görecektir.
Biraz önce, FriendFeed’de gördüğüm insanların çoğu işin ciddiyetinden uzak haldır huldur DNS arıyordu.
Hemen “müjdeyi” vereyim: Sansürcüler eskisi kadar aptal değiller. Artık IP bazlı sansür koyacaklar. Yani DNS değişikliği artık yeterli olmayacak. Hayır; aslında aptal değillerdi. Benim, sizin, sansürden yana olanların ne kadar aptal olduğunu görmek istediler.
İnsanların bu aptallığı, aymazlığı, otoriteye tapınıp kendilerine uzatılan bıçağa boynunu dayama hali hala devam ediyor.
Matrix’teki metaforları anlamamış olabilirsiniz. İşte oradaki mekanizmalar, sizi batarya, tüketilip atılacak bir enerji hücresi gibi kullanıp sömürüyorlar. Siz, gördüğünüz rüyalarla, cicili iPad, dokunmatik telefonlarınız, çöp yığınlarını giderek büyüten değersiz ve hızla değişen oyuncaklarınızla, sadece delicesine tatmin olmaya çalışıyor, tüketiyor ve sistemi o enerjinizle besliyorsunuz.
Aslında sansürcü olan sizsiniz. Özgürlük, insanlıkla ilgili bir kavramdır. İradenin, şuurun olmadığı yerde özgürlük ya da kölelikten bahsedemeyiz.
Önümüzdeki günlerde bu sansür daha da artacak ve sizler, ister internette, ister televizyonda, ister gazetelerde olsun, birtakım kanaat önderlerinin ağzının içine bakacak ve sanki özgür bireylermişsiniz gibi, “adam haklı” diyeceksiniz. Çünkü siz şimdiye kadar bir karar almanın vicdanı ve akli sorumluluğunu yüklenmemek için, o işi başkalarına teslim ettiniz.
Bu artık o kadar kanıksanmıtır ki, Avrupa yüzyıllardır halk ayaklanmaları ile titrerken Türkiye’de tek bir halk destekli toplumsal hareket, devrim olmamıştır.
Oysa beğenmediğiniz Yunanistan, AB’nin en cahil, en fakir, en eğitimsiz, en tembel ülkesi Yunanistan, burada adi vakadan sayılan bir olay yüzünden aylardır direniyor, yaşlı kadınlar bile balkondan polise saksı atıyor.
Türkiye’de beyin göçünün sadece maddi nedenlerden kaynaklandığını mı düşünüyorsunuz yoksa? Hangi aklı başında, vicdan sahibi insan bu kadar haksızlık, adaletsizlik, yolsuzluk dolu bir ülkede mutlu olabilir?
Barış çok güzel bir yazı hazırlamışsın. Seçtiğin görseli gördüğüm an neler yazdıgını az cok tahmin etmiştim zaten.Yurtdışı seyahatlerim sonrası ülkeme döndüğümde toprağımı öpmüyorum diye yazdığımda neredeyse taşlanacaktım. Ama yine arkasındayım. Beynim işe yarar ya da yaramaz tartısılır. Bir gün bu ülkeden göçecek….
Çiğdem; sorun maalesef sadece Türkiye ile ilgili değil. Aslında Türkiye’nin en büyük sorunu, dünyayı kendinden ibaret zannedip hiç başka yerlerde ne oluyor diye bakmaması. Dediklerim sadce Türkiye için geçerli değil. Mesela dün bizde İsrail’e tepki göstermeyenlere kızıyordum ama İsrail’de de Türk konsolosluğu önünde bayrak sallayıp eğlenen iki bacaklı yaratıklar vardı. Koyunlaşma sorunu evrensel. Hatta ben Türk insanının yaşadığı onca travmaya, cehalete, kötü besleenmeye, ideolojik baskıya rağmen yine de iyi durumda olduğunu düşünüyorum.
[...] This post was mentioned on Twitter by Ozgur Uckan, Mustafa Duran, ÇİĞDEM OZKAN, Mert Erkol, Ayni Marzî and others. Ayni Marzî said: RT @tinca: "GOOGLE SANSÜRÜ; EVET GOOGLE DA ENGELLENİR!" http://www.barisatasoy.com/guncel/google-sansuru-evet-google-da-engellenir [...]
Hala çıkmış utanmadan karar youtube’a yönelik diye zırvalıyorlar. Milleti youtube’a sokmamak için google.sites’ı sansürlediler ve bundan hiç rahatsızlık duymuyor adamlar. Böyle halka, böyle idare. Girebildiğimiz siteler bile fazla bize.
Sevgili Barış -umarım böyle hitap etmemin bir sakıncası yoktur- ortak düşüncelerimizi çok açık ve net bir dille dile getirmişsin. İçim içime sığmıyor hala düşününce… Özürleri kabahatlarından büyük, You Tube ile aynı IP den yayınlandığı için vs. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Kurul Başkanı ve Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisi beyefendi, önceki açıklamalarında arama motorlarının Türk halkının ihtiyaçlarını karşılayamadığından, ve 2010 yılı içinde kendilerinin bir arama motoru yapacaklarından falan bahsediyor bir de… Bütün Türk ve İslam ülkeleri de bu arama motorunu kullanacakmış. Konya’ya deniz de getirir artık bir sonraki adımda zannımca…
Sansürcü zihniyet çözemediği her problemi yasaklama alışkanlığına devam ediyor! Kafaları teknolojiye basmadığı için çözmek, doğrusunu yapmak yerine kolayca yasaklama yoluna gidiyorlar! Ama teknoloji dünyasında her yasağın bir çözümü vardır, bunu da bilmiyorlar tabi!..
Aşağıdaki adreste proxy server yöntemi ile IP sansürünü aşma yöntemi anlatılıyor: