Eski Merkez Bankası Başkanı Yaman Törüner (Aylık emekli maaşının 30.000 TL civarı olduğu söyleniyor!), “Ne iş olsa yapan” Deniz Gökçe, bence yazı ve TV aleminde gördüğümüz en zeki kadın Meliha Okur, bir kez röportajını dinleyip “izlemeye almalı” dediğim ancak sonra unuttuğum Akın Öngör, sloganı çok kötü seçilmiş “alın,verin, ekonomiye can verin” adlı reklamda oynuyorlar. Amaç? Tüketimi artırmak.
5 temel ekonomik göstergeye göre, “ekonomi çok da kötü değil” diyenler var. Neymiş, işsizlik çokmuş, milli gelir düşmüş ama cari açık azalmaktaymış, enflasyon düşükmüş. Ya bunu diyen ekonomistler salak, ya da herkesi salak zannediyorlar. 1930 krizinde olduğu gibi bir stagflasyon dönemi yaşıyoruz; enflasyon da ondan düşük. Cari açık azalıyor çünkü kimsenin bir bok alabildiği yok. Kur da biraz yükselince, tüketim daha da azaldı. Enflasyon düşük, çünkü herkes satabilmek için sürekli indirim yapıyor ya da haciz gelmesin diye zararına satış yapıyor.
"İşte Yeniden"…Büyük filozof ve aşk adamı Arif Hoca'nın da dediği gibi, ekonomik krizler belli periyodlarla gelip geçecektir. Kondratief de demiş ama, Arif Susam bir farklı demiş.
Bu krizin faturasını birilerine çıkarmak elbette anlamsız; bu kapitalizmin doğal sonuçlarından biridir. Çok merak ederseniz, Kondratiev dalgaları ve Marks’ın Değer ve İşgücü hakkında dediklerini araştırın. Eğer bu ikisini anladıktan sonra, hala neden ekonominin krize mahkum olduğunu ve gelir dağılımının neden sürekli daha da bozulduğunu, neden sürekli daha fazla insanın işsiz kalacağını anlamadıysanız, bu yazının da gerisini okumayın.
Akıllı ekonomistler işin boka sardığı bir dönemden geçtiğimizin farkında ve bazıları, bugünü kurtarmak için, akla zarar önerilerde bulunuyor!
Evet; gerçekten de sen bir oyuncak alırsan, fırıncı bir ekmek fazla satabilir. Ama nereye kadar? Çünkü, bu ekonomide, çalışan insanları kaçınılmaz olarak sürekli azalacaktır. (Marx okuyun!).
“Harcayın” demek kolay. Harcanan ne peki? Ya birikimlerinizi harcayacaksınız, ya da borçlanarak -örneğin kredi kartı- harcama yapacaksınız. BUNLARIN HER İKİSİ DE FARKLI SORUNLAR YARATIR!
Doğrusunu isterseniz, ekonominin bu halinin en büyük nedenlerinden biri de, “alın, verin, ekonomiye can verin” kampanyası ile size önerilen şeydir! AŞIRI HARCAMA! Bu, ABD’de patladı. ABD, yıllardır inanılmaz harcıyor ve hiç birikim yapmıyor. Doğal olarak, bu harcamaları da borçlanarak finanse ediyorlar. ABD, en yakın ikinci ülkeye göre neredeyse 10 kat daha fazla dış borca sahip! İçeride ise, “tefecilerin” elinde oyuncak olmuş durumdalar. Yani durumları Türkiye’den farklı değil.
Bir malı ya da hizmeti almak için iki şansınız var: ya birikimlerinizi kullanacak ya da borçlanacaksınız. Borçlandığınızda ise, bunun karşılığı olarak bir faiz ödersiniz. Bunu sonsuza kadar sürdürebildiğiniz sürece sorun yok; ancak geçmişte Türkiye’ye de oldu, şimdi ABD’ye oluyor: günün birinde borcun vadesi gelecek ve şapa oturacaksınız.
Yani, “harca,harca ekonomi canlansın” demek, zaten tasarruf oranı düşük bu ülkede, ekonomiye haciz getirir. Bu öneri ekonomiyi canlandırmaz; sadece bu işi finanse eden büyük sanayiciyi ve bankaları daha da zengin eder. İşsizlik azalmaz ya da batan küçük esnaf -muhtemelen- kurtulmaz. Bugün tasarruflarınızı erittiğinizde, eğer varsa tabi, yarınki ihtiyaçlarınızı karşılamak için ister istemez borçlanmak zorunda kalacaksınız. Bu durum, sadece bankaların işine yarar. Uzun vadede sanayiciye de faydası yoktur. Ekonomi iyi de olsa, krizde de olsa, sadece tek bir işletme kar eder: banka.
Krizin çözümü, TV’de gösterilen şey değildir. Evet; faiz olmasaydı bu işe yarardı, ama faiz olan bir ekonomide -ya da “İslami bankaların” uydurmasıyla “kar payı” ! – bu sorunu daha da derinleştirir.
Peki çözüm ne? Onu da sonra konuşalım;)
mükemmel bir yazıydı. belki bir gün ders kitaplarında olmasada bir hocanın dersinde önerdiği bir blogpost olur bu seri yazılar:) bunu ummak istiyorum.
Sağol:) Bunu bir blogpost olarak önermek yerine, hocalığının gereğini de yapabilir. Bunlar doktora düzeyi konular değil. Hatta iktisada giriş diyebilirim. Ama nedense bizde girmiyorlar pek:)
*United Brothers’ların dış borç toplamı dünyanın geri kalanının dış borç toplamı kadar… 26 trilyon dolar(cık)…
*United(States+Kingdom)=Şirretlikkare…
Aslında bu durumun adına, “Yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal derler…”
Milletin bir nane alamamasından dolayı, faizler aşırı düştü, yatırım harcamaları ertelendi, İnsanların “para talebi” arttı. Likidite Tuzağı meydana geldi.
Sonuç : Banka, parayı satamamaya, kaydi para oluşturamamaya başladı, ekonomi epey yavaşladı.
Zaten amaçları da, faiz oluşturup ortalıkta ekonomiyi deveran ettirmek.
Ha küçük esnafın hali falan derseniz, onlar için doğrudan özendirici olarak, KOBİ teşviki koymaları, veya insanların ellerine kazanç olarka kolay ulaşabilecekleri para sebili yapmaları gerek. ( Ha bu zaman da faizin kontrolü zor olur, ama biryerden taviz verilecek)
Gerçi Japonya’ da bu denendi, ama başarılı olamamasının sebebi, Amerika’ya göbekten bağlı olan Japon Keiretsularının, üretimlerinin resmen bir ilahi güç varmış gibi limitlenmiş olmasıydı. Yani onlarda ise “Alacak mal yoktu” Çünkü üretim fonksiyonunun aşırı büyümesi, fiyatları aşırı ucuzlatmış; Amerikan Yerli Ürünlerine olan talebi azaltmıştı. Öyle ki, koskoca General Motors’un “topu dikmesinin” en büyük sebebi,Amerika’da Toyota ile girdiği fiyat rekabeti idi. Sonrası malum…