İSRAİL - FİLİSTİN MESELESİ, SOLCULAR VE İSLAMCILAR, HAMAS SOSYALLEŞMELİ!

güncel | 9 Haziran 2010

Artık kazan hafif hafif soğumaya başladığına göre, İsrail – Filistin meselesiyle yakından ilgili bazı diğer meseleleri de konuşabiliriz. Bana göre bu meselelerden biri de, olaylar sırasında ortaya çıkan, İslamcılar ile solcular arasındaki derin düşünce, algılayış ve davranış farkıdır. Ama herşeyden önce, İsrail’de olan şeyin adını koymak gerek: bana göre olan, faşist ve yobaz bir terörist [...]

Artık kazan hafif hafif soğumaya başladığına göre, İsrail – Filistin meselesiyle yakından ilgili bazı diğer meseleleri de konuşabiliriz.

Bana göre bu meselelerden biri de, olaylar sırasında ortaya çıkan, İslamcılar ile solcular arasındaki derin düşünce, algılayış ve davranış farkıdır.

Ama herşeyden önce, İsrail’de olan şeyin adını koymak gerek: bana göre olan, faşist ve yobaz bir terörist devletin (İsrail), sadece yobaz bir “hükümetle” olan savaşıdır: HAMAS. Filistin demekten özenle kaçınırım. Zira HAMAS, beğensek de beğenmesek de, Filistin halkının oy verdiği, bu sayede benim gözümde meşruiyet kazanmış bir örgüt.

Ama geçmişi de silip atarsak analizimiz havada kalır. İsrail, çok net olarak, barışçıl ve laik Filistin Kurtuluş Örgütü’nü fesh etmek için elinden geleni yapmıştır. İsrail’in amacı, İslami duyguları da kaşıyarak HAMAS’ın kendine saldırmasını sağlamak, bunu bahane ederek Filistin halkının kökünü kurutmaktır. İsrail bunun için HAMAS’ın önünü açacak her tür tedbiri almış, cesaretlendirmiş, izin vermiş ve bu süreçte FKÖ’yü boğmuştur. (Kimilerine göre Yasser Arafat’ı MOSSAD zehirledi ama komplo teorilerine girmek istemem). İsrail’in tek amacı bu değildir: Gerçekten de etrafı tamamen ve açık düşmanlarla çevrili İsrail – ki bunların altısı ile birden daha 50 sene önce savaştılar -  halkını terörize edip militarist bir toplum yaratmak zorundadır. Yaratılan terör tehdidi aslında İsrail’in kendi halkına karşı uyguladığı planlı ve programlı bir terör tehdididir; ancak dürüst olmak gerekirse abartılı olan bu tehdidin içi boş filan da değildir. Zira sümsük bulduğumuz Arap ülkeleri, ki kesinlikle öyleler, fırsatını bulsalar İsrail’i bir kaşık suda boğarlar.

Elbette, İsrail halkı oraya yerleştirilirken, Ortadoğu’yu “dizayn eden” birincil güç olan İngiltere ve saz arkadaşları Rusya ve ABD, bu durumun farkındaydılar. İsrail devletinin orada inşa edilmesi, İkinci Dünya Savaşından sonra birdenbire ortaya çıkan bir sürpriz değildir. İngiltere’nin Osmanlı ile olan çapraşık durumundan dolayı ABD üzerinden kurulan diplomatik ilişkiler, muhtemelen o toprakların paylaşımı konusunu da gündeme getirmek içindir.

Bu mecburi girizgahtan sonra, beni asıl rahatsız eden konuya geleyim: HAMAS, şimdiye kadar son derece sağduyulu davrandı, hatta çoğu zaman İsrail’in oyununu bozdu. İsrail radikal terör saldırıları bekledikçe HAMAS masaya oturmak istedi. Yani HAMAS aptal ve radikal filan değil; aksine bu denge oyununu oynamayı gayet iyi öğrenmiş. ABD ve BM, istemese de, İsrail’in küstahlığı yüzünden köşeye sıkıştılar. Hala sonunda İsrail’in dediği olsa da, Bush zamanından beri İsrail oldukça yüksek perdeden uyarılıyor. Ben bunun başka arkaplanları olduğunu da düşünüyorum; bunlardan biri de şimdiye kadar neredeyse mağara devrini yaşayan Ortadoğu’nun tekrar islah edilerek kapitalist-emperyalist dünya ekonomisine entegre edilmesi planı. Zira dünya ekonomisi krizdeyken, Arap finans sektörü azımsanamayacak bir büyüme içinde. Bölgenin bazı zenginlikleri var ve doğru bir alışveriş planıyla bu ülkeler ABD, Avrupa ve diğer sanayileşmiş ülkelerin elde kalan üretimini, duraklayan sanayisini tekrar canlandıracak taze kan olabilirler. Fakat Ortadoğu’da huzurun sağlanması için İsrail’in pasifize de edilmesi gerek ve İsrail’in de yaşam hakkını koruyarak bunu sağlamak gerçekten son derece güç gibi görünüyor. Öte yandan, krizdeki dünya, İsrail’in bu kadar kaprisini de çekemeyecek bir noktaya gelecektir.

Tekrar HAMAS’a dönecek olursak: HAMAS’ın söylemindeki israrlı “Türk ve Müslümanlar” vurgusu şahsen beni rahatsız ediyor. Zira son yardım faaliyetleri içinde Müslüman olmayanlar olduğu gibi, örneğin İngiliz Müslümanlar da var. Düşmanın İsrail / Yahudi halkı değil, siyonizm olduğunu iyice bellemek ve sık sık vurgulamak gerek; yoksa zaten cilalanan ve hortlayan Müslüman-Hıristiyan savaşına bir de Yahudilik cephesi eklenecek. Ben bu konuda mütedeyyin kesim arasında gitgide artan bir hassasiyet olduğunu hissediyorum; ancak İslam örgütleri maalesef hala “Müslümanın kardeş müslümandır” kafasında devam ediyorlar. Oysa Filistin halkı için ölen ya da gözünü kaybeden batılılar da var; şu an çoğu insanın adını duymaya başladığı Rachel Corrie ya da bir yahudi olan Emily Henochowicz gibi. Kaldı ki, ortodoks Yahudiler arasında siyonizm karşıtı gruplar da var.

Müslümanların belli bir kesiminin, dogmaları sebebiyle kendilere çok zor geleceğini bildiğim diyalektiği yapmalarının vakti geldi de geçiyor: Bu bir İslam – Yahudi, İslam-Hıristiyan savaşı değil. Müslümanlar, “cihat” ilan ederek bu savaşı kazanamazlar. Ben 30 senedir tanka taş atan Filistinli çocuklar görüyorum; demek ki ilahi adalet dünya üzerinde işe yaramıyor.

Artı, Filistin meselesine desteğin şu an sadece insani platformda yürüdüğünü de görmeli. Nitekim, zengin Arap ülkeleri herzamanki kaypaklık ve omurgasızlıklarıyla sus pus oldular. Demek ki, maddi çıkarlar sözkonusu olduğunda “din kardeşliği” yalanmış. İslamcılara son darbe de Fethullah Gülen’den geldi. Yaptığı açıklama son derece ikiyüzlü ve kaypaktı. Ki bence bu, cemaat içindeki çatırdamayı ateşleyen hareket olmuştur.

Türkiye’nin tepkisi ise elbette insancıl kaygılardan öte, bölgede asıl güç benim deme kaygısı taşıyor. Türkiye bu oyunu akıllıca, ama insanı açıdan çirkince oynuyor: nedense insanlar ağız birliği etmişcesine AKP hükümetinin ve Türkiye’nin büyük bir diplomatik başarı elde ettiğini söylüyorlar. Oysa ABD, Türkiye’nin güvenlik konseyinde yaptığı başvuruyu kabul etmedi. (http://www.guardian.co.uk/world/2010/jun/01/israel-investigation-attack-gaza-flotilla-us?CMP=twt_gu) İsrail’e açılacağı söylenen soruşturma, aslında gayet rutin bir uygulama ve buradan çıkan sonuçlar kınama gibi şeyler oluyor ve bağlayıcı değiller. Zaten Birleşmiş Milletler’in İsrail’i korkutacak bir karar çıkarma ihtimali yok. İsrail oradaki sivilleri biyolojik silahla öldürse de, cesetleri şişe dizip kuleler dikse de, BM birşey yapacak bir örgüt değil.
Dünyayı takip etmeyen ve uyduruk bulvar gazetelerini gazete sanıp okuyan halkımız farkında değil ama, İsrail orada sürekli olarak batılı sivilleri de yüzsüzce bir şekilde öldürüyor ve yaptığı da sürekli olarak yanına kar kalıyor. fethullah gulen 300x245 resmi İsrail   Filistin meselesi, Solcular ve İslamcılar, HAMAS Sosyalleşmeli! yazısı guncel  kategorisinde

Bu süreçte, HAMAS’ın dünyaya sesini duyurmak için sadece iki şansı var: ya intihar bombacıları gibi radikal eylemlerle İsrail’in ekmeğine daha fazla yağ sürecek, ya da uluslararası kamuoyunu ciddi biçimde örgütleyerek İsrail’e karşı baskı oluşmasını sağlayacak. Zaten bu yavaş yavaş oluşmaya başladı; ama ABD noteri BM yoluyla filan değil. İsrail, olayın bu kadar yankı uyandıracağını hesaplamadı ve açıkçası hala umursamıyor da. Yalnız bu süreçte HAMAS’ın gayrimüslim protestocuları sahiplenmesi, uluslararası kamuoyu ile sağlıklı ve samimi bir diyalog kurması gerek. Tabii bunu başardıkça MOSSAD’ın karşı hareketleri de gelecektir. O yüzden çok dikkatli olmak gerekiyor.

RSS StumbleUpon Yahoo Twitter Delicious Digg Google Bookmarks Facebook

Yorum yapın

JUKEBOX

xing

SON YAZILAR

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 5834 yorum ve 846 blog girdisi bulunuyor.

KATEGORİLER

SON YORUMLAR

ARŞİV

BAĞLANTILAR