Blogumun müdavimleri var; çoğu zaman yazının içeriğini hacim ve fikir yönünden aşan yorumlarıyla destek oluyorlar.
Onlardan biri, Gargamel, Citroen DS ile ilgili bir link yollamış. Yaptığı yoruma virgülüne dokunmadan katılıyorum.
Citroen bir zamanlar “acaip” arabalar yapardı. Kimisi beni vurmuş (Citroen DS), kimisi güldürmüş (Citroen AX,özellikle GTI modeli) , kimisi ise acıma hisleri yaratmıştır (Xsara Picaso).
Çok şükür, “artık hiçbirşeyi eskisi gibi doğru dürüst yapmıyorlar” diye sızlanacak kadar ihtiyarlayıp bunamadım. Aston Martin, karakterinden hiç taviz vermedi. Her ürettiği model,
giderek daha da asil, güzel ve güçlü görünüyor. Mini Cooper muhteşem filan olmasa da, güzel bir retro çalışması. Yeni Mustang ise muhteşem. Jeep modellerinin çoğunu seviyorum.
Bir de sınıfta kalanlar var. Giderek daha gereksiz arazi aracı (mı acaba?) üreten Land Rover ve Range Rover, Jaguar, güzelliği artan ama dinamiği hala kötü Mercedes, tamamen
Almanlaşan Peugeot.
Citroen ise aralarda bir firma. Elinden geldiğince güzel şeyler yapmaya çalışıyor gibi bir hali var. En azından, “yeni DS”i görene kadar böyle düşünüyordum.
“yeni” Citroen DS’in iki sorunu var. Birincisi, ne bulunduğu sınıf, ne konsept, ne de estetik olarak eski, “gerçek” DS’e zerre kadar benziyor.
İkincisi ise, başlı başına tuhaf bir araba.
Fotografa bir bakın ne düşündüğünüzü söyleyin. Bu, “minyatürize edilmiş” bir arazi aracı mı? Bir Mini Cooper taklidi mi?
Eski DS, zamanının çok ilerisinde olduğu gibi, kendine has özellikleri olan bir araçtı. Pnömatik süspansiyon, direksiyonu izleyen farlar gibi. “Yeni Citroen DS” ise hiçbir yenilik
vaad etmiyor.
Yeni DS’i çirkin değil gereksiz buldum. Şu an için bir detaya rastlamış değilim; ancak DS serisi, genişleyerek C3,C4 ve C5 serisinin yerini alacakmış. (DS3,DS4,DS5).
Hadi bakalım demekten gayri yorum yapamıyorum.
Ben DS serisini de Almanlaşan Peugeot’u da tamamen takdir ediyorum. Çünkü fiyat politikası olarak kesinlikle Almanlaşmadılar. Ve 25 bin YTL lik araç içinde kaliteli ses yalıtımı ve yumuşak doku kaplaması alabilmek ve orta konsolun üst kısmına kolayca LCD navi monte edebilmek güzel bir özelliktir.
Yani Almanlaşmış bir Peugeot 207 yi, bir Chery ye kat kat tercih ederim.
(Hoş Çinli Chery de Zotye ile beraber, Çin’de hükümet destekli olarak GM ve Fiat parçaları üretmiş ve halihazırda üretmeye devam eden firmalardan biridir, ama kendi ürettikleri araçlarda aynı kalite kontrolü uyguladıklarından şüpheliyim)
BMW Prince motorunun da işin içine girmesi, Peugeot’un ilk kez yaptığı şeylerden biri değildir.
Zira Peugeot, bundan önce de Motor teknolojileri hususunda HDI ı kullandırabilmek için öncelikli olarak Ford ile anlaşmış (ki hala bu anlaşmalar sürmektedir, TDCI bunun meyvesidir) hatta bu etkinliğin semeresini Chrysler dahi yemiştir.
Mesela şu anki Chrysler 300C lerdeki 2.7 litrelik dizel motor, Peugeot imzası taşır.
Öteki türlü olsa, bu sefer de “Peugeot niye gereksiz otomobiller yapıyor,hem malzemesi bir acayip” diye hayıflanırdınız ama…
Citroën mevzuuna gelir isek, hiçbir zaman kendi başına bağımsız bir firma olmayan Citroën, bir Yahudi teşebbüsü olarak, bağlı olduğu otomotiv ve sanayi grupları içinde her zaman segmentine göre daha yüksek teknolojili araçlar geliştirme amacı gütmüştür.
1931′den 1976′ ya dek Michelin’in kanatları altında çalışan Citroën, bir çok kendi felsefesini taşıyan ürünlerin yapımınıbu dönemde yapmıştır. Hatta son dönemlerde Rotary motorlar için NSU (Sonradan Auto Union Deutsche Industrie, kısaca AUDI’ ye katılmıştır) ile işbirliği yapmışlar, Citroën GS birotorları geliştirmişlerdir. DS,CX gibi araçlara zaten birşey demiyorum.
1976 sonrası dönemde Peugeot Sociëte Anonyme tarafından satın alınması ise, tamamen petrol krizi sonrası klasik araçlarının satışlarını yapamaamsı ve çok bel bağladığı GS biturbonun bekleneneni verememesi idi. Çünkü GS lerden ve 2CV türevlerinden (Acadiane AKS,Dyane, Ami ve yüzlerce ülkedeki Fason üretimler) gerçekten çok iyi satışlar elde etmişti amao son hamleyi yapmamaları gerekirdi.
Bu yüzden 1993-2000 arasında paaarlarda ürün eksikliği ile kendini gösterdi bu (Daha ziyade bu durum sadece bize çok yansıdı, Zira Citroën’ i o zamanlar İhlas Pazarlama getiriyordu, bu yüzden adamlar XM yerine Xantia, ve bolca düz Xsara AX ve Visa (C15) getiriyorlardı. tabi bunun olumsuz etkisi, O zamanlar ortaya çıkan Koreli üreticilere karşı yine rekabete iyi olabilrilerdi, ama iyi ithal edilemediler.
Aynı zamanda yurtdışında XM satışları feci derecede arttı, özellikle İspanya, Hollanda,Belçika, Fransa hatta Almanya’ da hala tıkır tıkır işleyen XM ler görebilirsiniz. Yani en sefil çağında bile firmayı döndürecek satışlar yapabildiler.
Saxo-106 olayını anlatmama ise sanırım gerek yok…
Xsara Picasso dönemine göre pahalı pazarlanan bir araç idi ama dijital bilgi ekranı, sınıfında sadece iki adet araçta vardı. Ama yine de pek pazarlanamadı, Sonradan Lancia Phedra ile ortak platformdaüretilen C8 de de durum aynı oldu. (Ülkemizde o sınıfta hiçbir araç pazarlanamadı zaten, Millet MPV alana kadar gidip Ticari araç aldı, ma aile herkesi yük gibi onun içine tıktı…)
Yoksa Peugeot zamanında da Citroën asla armut toplamadı, AX GTI, Visa Chrono gibi modeller komik görünseler de şu anda bile güç ağırlık oranlarıyla TSI ların eline rahatça verebilecek araçlardı. (Ki Visa Chrono’nun 140bg 1600cc peugeot motoru taşıdıgını varsayarsak – 2CV dan kalma 30bg lik 602cc Hava soğutmalı motorlarla böyle bir ünü asla elde edemezlerdi)
Bu arada söyleyeyim : DS serisinde, yne sınıfında hiçbir araçta olmayacak özellikler olacak
Hidraktif III süspansiyonun standard olması ve Aktif torsiyonlu Sway bar olması gibi. Yani direksiyonu aniden kırmadıkça, ortadaki torsiyon çubuğu yumuşak kalacak ve taşlı yollarda sarsıntı yine engellenmiş olacak. (İlk olarak Xantia Dynamic adlı araçta kullanılmıştı bu)
DS3 ile aynı sınıfta olan (Mercedes A Klasse dahil) hiçbir araçta böyle özelliklerin bulunmaması bile yeteri kadar heyecan verici geliyor aslında bana.
Tabi herşeyi zamana bırakmak lazım, Sadece beklemek ve görmek gerek.
Bu arada, bir Yahudi firması olarak Citroën her zaman bağlı olduğu otomotiv firmalarına kalite, güvenlik ve tasarım konularında yön verdi. Mesela ilk radyal lastiklerin çıkışı ve kullanımı, citroën DS için sipariş edilen 185/65 R15 lastikler için olmuştur. tabi ilk patlama önleyici poliüretan zarın denenmesi de bu şekilde gerçekleşmiştir. Ve bunları da, Citroën in o zamanki “patronu” olan Michelin tarafından olmuştur.
Ama Aston Martin, bağlı olduğu 30 sene içinde Ford’ a ne katmıştır : Ben söyleyim, kocaman bir HİÇ, Sadece Ford’un gövde gösterisi için zararına otomobil satmasına sebep olmuştur.
Bu yüzden Ford istediği gibi “Asil” Aston martin’i ezip büzer, üretimine istediği gibi kota koyar hatta belli yıllarda üretim yaptırmaz…
Hayaller için acı bir gerçek ama böyle..
Bunlar ekonominin gerçekleri, evet. Peugeot ve Citroen artık satış rakamları bakımından hiç olmadıkları kadar güçlüler. Peugeot çok iyi anlaşmalar yapıyor. Motorları da iyi ama şunu eklemek de lazım: Peugeot’nun bazı küçük motorları daima serisinin en iyisi olmuştur. Eskiden yakıt tüketimini önemsemiyorlardı, ayrı. Örneğin 306 GTI’da kullanılan 2 litrelik motor. O zamanlar 2 litre,16 sübaplık motorlar en fazla 150 hp verirken, 306 GTI’daki makina 167 hp veriyordu. Ama fark sadece 17 hp değildi; bu motor çok canlı bir motordu. Size 2.5 tonluk zırhlı bir Porsche içinde olduğunuzu söyleseler, bunun bir Porsche motoru olduğuna inanabilirdiniz. Almanların motorları kağıt üzerinde çok ideal tork bandı ve devirlerine sahipken, bu motor size gerçekten harika hisler yaşatıyordu.
Keza 1.6, TU5JP4 de böyle bir motordur. Bu sihir filan değil; geniş emme sübapları, uzun overlap canlı bir motor hissi verir. Aynı oranda da fazla yakar.
Bugün bir 1.6′nın yakıt tüketimi ile, yaklaşık 240 hp’lik 2 litre turbo motorlar üretebiliyorlar. Aşırı yüksek gücüne rağmen, bu motorlar hala biraz “sağırlar”. Küçük araçlarda kullanıldıklarında -Megane gibi- güçleriyle o hissi örtüyorlar.
Mekanik olaraksa eskisi gibi sağlam değiller. Arabaları artık daha kaliteli duruyor; gövde ve iç mekan kalitesi gerçekten sınıf atladı. Ama eskiden bir GTI’ın mekanğindeki parça kalitesi 6 silindir BMW’leri utandıracak düzeydeydi. Çok basit bir örnek; ucuz 205 GTI, fabrikadan Speedline jantlarla çıkıyordu. Bu jantlar o kadar kaliteliydiki, rallilerde bile kullanılan jant çapı 15 olduğunda, orjinal jantlar üstünde kalıyordu. Artık bu gibi incelikleri görmek pek mümkün olmuyor.
Ben olaya elbette romantik bakıyorum,”dış” kalitede arabada baktığım son ses. Kasise girince açılan torpidolar, tıngırtılar, sıcakta çatlayan plastik aksam beni sadece gülümsetiyor. Bunun dışında ise dediklerinize katılıyorum; Peugeot “Yahudi Mercedes’i” ünvanını tekrar geri aldı.