Laiklik konusunda sık sık birşeyler karalıyorum. İddiam hep aynı: Türkiye Cumhuriyeti laik değildir. Bunu iyice bir anlayalım, sonra birşey yapılacaksa ne yapılması gerektiğini düşünürüz.
Dünya tarihinde laikliği ilk getiren ABD anayasasıdır. Gariptir ki, ABD anayasasında direk olarak “laik,laiklik” kelimeleri geçmez:
Congress shall make no law respecting an establishment of religion, or prohibiting the free exercise thereof; or abridging the freedom of speech, or of the press; or the right of the people peaceably to assemble, and to petition the Government for a redress of grievances.
İkinci virgüle kadar al sana laiklik tanımı: Kongre, bir dini kayıracak ya da yasaklayacak hiçbir yasa yapamaz.
Antrparantez, Avrupa’da bile ateistleri yakmak için can attıkları bir dönemde, ABD, ateistliği hak olarak görmüştür.
Bizde ise, sanırım şimdi kalktı, 82 anayasasında devletten bahsederken, son satırda “dini İslam’dır” yazıyordu.
Devlet namaz kılıyor, Ramazan’da sahura kalkıyor. Bir de Diyanet İşleri Başkanlığı var. Bakanlığı bile olmayan kurum, kimi bakanlıktan daha çok bütçeye sahip. Üstelik cami bile yapmıyor.
“Laik” Türkiye’de cemevleri ibadethane kapsamında değil.
“Laik” Türkiye’de Şaman da olsan, Yahudi de olsan mecburen din dersine giriyor, Müslüman dualarından sözlü oluyorsun.
Bu durum bize Fransa’dan kalma diye düşünüyorum; çünkü cumhuriyeti kuran kadrolar da Fransız devrimi ve devleti etkisi altında kalmışlardı. Aslında o dönemin en baskın kültürel ve siyasal gücüydü Fransa; bu durumu doğal karşılamak gerek.
Mesela, savcıyla hakimin yanyana oturması “orjinalliği” de Fransa’dan alınmadır, dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Herhalde giyotine gönderecek çok adam olduğundan, savcıyı hakim yanına oturttular ki mahkemeler hızlı yürüsün. Bunlar da zaten dümenden mahkemelerdi; bizim darbe zamanlarında kurulan, sivillleri “şekil şartını yerine getirmek” üzere usulen yargılayıp muhakkak suçlu bulan mahkemeler gibi.
Sanmayın imam hatip fenomeni sadece bizde var, Fransız nüfusun %30′u Katolik okullarından mezundur! Galatasaraylılara sorun nasıl olur Katolik mektebi anlatsınlar (Saint Benoit’lılara filan da sorsanız olur!) Hoş bizdeki imam hatipler Kenan Evren ve darbe arkadaşları icadı, o da ayrı. Jakoben Fransız devlet görüşü ise herhalde dinin göbeğini kaşıyan ayıya bırakılmayacak kadar hassas bir konu olduğunu farketmişti de ondan bu okulları açtı.
Eskiden nufüs kağıdındaki din hanesine karşıydım ama şimdi çok da mantıksız gelmiyor; en azından orada yazan dine göre gömülüorsunuz ölünce. Kimsesiz biriyseniz bu gerekli. Ama sanırım hala “sofistike” isteklerde bulunamıyorsunuz; örneğin orada İslam yazıyorsa yakılmanızı talep etme gibi bir durumunuz yok.
Sonra bu ABD, “allahsız ve gomonist” Ruslara karşı halkı fiştiklemek için anayasayı deliyor. Sanırım tam da 1940′da, ufak ufak kertmeye başlıyorlar. Yani, ihale kapamayan medya ağzıyla söyleyeyim, “laiklik elden gitmeye başlıyor”.
Yakın ABD tarihinde -gerçi 300 senelik tarihi olmayan ABD’nin bütün tarihi bize göre yakın kalır- sapık tarikatlar, zibidi mesihlerin toplu intiharları filan gibi türlü çeşitli rezalet bol miktarda mevcuttur.
Yani devlet, dini ne zaman ayarlamaya kalksa bu işten maraz doğmuştur.
Bugün Fransa’da bizden çok çarşaflı var. İnsanların kıyafetine karışmak haddimize değil ama olay kıyafetle kalmıyor; kendi aralarında bir şeriat düzeni yaşıyorlar. Fransa müdahale edince de Paris gettolarında polisle islamcılar çatışıyor. Elbette sapık katolikler filan da vardır ama oturup incelemek gerek.
Bizde de herifler Sivas’ta 36 kişiyi diri diri yaktı, ne oldu? Emniyet müdürü filan içeri mi girdi? Vali hapiste mi şimdi? Adamlar yandıklarıyla kaldı, ha tabi birde “bu adamları rahat bırakırsan hepimizi yakarlar” türünden bir dogmaya sahip olduk.
Demekki “sözde değil, özde laiklik” lazım değil mi ağalar?
Osmanlı daha laik’ di.
Nüfustaki din hanesiyle ilgili aynı görüşte değilim. Bunun bir sebebi de kimlikte bulunan hanenin aynı zamanda nüfus ayarlamalarında da “din” hanesine olanak bırakıyor oluşudur. Yani din sadece kimlikte yazmaz, din hanesi ülke içinde bilgilerinizi toplayan hemen her veritabanında kullanılabilir ve düşük bir yetkiyle çağrılabilir.
Örnek olarak MEB’i gösterebiliriz. Detaylarını bilmemekle birlikte, okulların e-okul sistemini kullanmaya başladıklarını biliyorum ve bu veritabanında tutulan öğrenci bilgileri birebir kimlikten alınırlar. Yani öğrencinin din hanesini okumak uyduruk bir müdür yardımcısı yetkisindedir. Bunun nasıl bir “mahalle baskısı” olacağını tahmin edebiliyoruzdur. Bunun yanında bu hane kolaylıkla değiştirilebilir değildir, gerçekçi bilgi yansıtmaz, hiç kimse kimliğinde Din hanesinin boş olmasını istemez, Türkiye’de bu tehlikeli bir şeydir, kimlik gösterek ekmek alınıyor olsaydı din hanesi boş olanlar bakkaldan ekmek alamazlardı. Din hanesinin “ölüleri gömmek” pratikliği dışında bir işlevi yok ancak yarattığı etki ve baskı ölüleri gömmekten her açıdan daha önemli. Eğer illa da derdimiz ölü gömmekse bu bilgileri tutan ayrı bir veritabanı olabilir, hatta bu veritabanı Diyanet İşleri Bakanlığına bağlı olabilir, böylece oturdukları yerden fetva vermek yerine daha anlamlı işlerle uğraşabilirler hem, bütçeden ayrılan paranın bir faydasını görmüş oluruz.
Laiklik çok yönlü olarak gerçekleştirilebilecek bir şey değil bence, en azından Türkiye’de. Laiklikten bahsetmek için devletin ya tüm inançların takipçisi olması -teoride mümkün değil- ya da bütün dinleri yoksayması gerekir. Dinlere karşı da olamaz, yanında da yer alamaz. Bu durumda “din dersi”, “diyanet işleri”, devletin camii yaptırması, gecenin köründe ezan&ramazan davulu, din kaynaklı tatiller, hatta devleti temsil eden başbakanın besmeleden girip hamd olsundan da çıkması da yasallığını kaybederdi. Türkiye’de bunu yapmak sıkar.
ABD, Rus paranoyasına kadar -ki aslında bürokrasinin ön saflara geçmesi için uydurulmuş bir öcüydü- laik olmayı başardı. Türkiye’de bunu yapabilir ama yapmaz, orası ayrı.
Eğer “nufüs kağıdı göstermeden ekmek alamayız” diyorsan, ki Türkiye’nin bazı yerlerinde dediğin doğrudur, o zaman laiklik sorunundan değil, adalet ve devletin etkisizliği sorunundan bahsediyoruz; o da bir başka tartışma konusu. Aynısı okullar için de geçerli.
Sen de iyi biliyorsunki tarihte hiçbir devlet, halka gönlünden koptuğu için X bir hakkı,özgürlüğü vermez. Fransa’da “bile”, bile diyorum çünkü bizden çok daha Jakoben bir cumhuriyet gelenekleri vardır, halk kimi zaman osuruktan bir nedenden bile ayaklanıp devlet binalarını yakacak kadar ileri gidebiliyor. Dolayısıyla siyasi otorite halktan en azından bazı durumlarda tırsıyor. Bizde sadece üniversite öğrencilerinin bir kısmı organize olabilir. Fransa’da kamyon şöförleri bile 24 saat içinde hayatı felce uğratacak kadar hızlı ve düzgün şekilde örgütlü hareket edebiliyorlar. Mesela 1 Mayıs’ta biz hala Taksim’de davul çalınıp halay çekilsinmi bunu tartışıyoruz; sanki heriflerin tek derdi yılın bir gününde kurtlarını dökmek. Kaldıki ben 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasına karşıyım, valilik ve emniyet müdürlüğü açık açık ben orada senin güvenliğini sağlayamam diyor ki bu da doğru. Birileri hır çıksın diye her sene bunu mesele haline getiriyor.
Aslında söyleyecek binlerce şey var, bak ÖDP’de neler oldu. ÖDP içindeki bir fraksiyon, karşıt görüşlü grupları sindiremediği için resmen darbe yaptı, Ufuk Uras istifa etti. Aynı salaklar, başkası darbe yapınca faşist diye kıçını yırtıyor. Sen yapınca iyi,başkası yapınca kötü. Ondan sonra insanlar bunların samimiyetine inanacak da peşine takılacak.
Türkiye’de seçmen sayısı kadar parti var, “Ben Jakoben cumhuriyetçi aynı zamanda sol görünümlü solcuyum ama köfteyle piyaz yemem” diyenlerle “Ben de Jakoben cumhuriyetçi aynı zamanda sol görünümlü solcuyum ama piyazsız köfte yemem” diyen adamlar iki ayrı parti kuruyor. Uzlaşma filanda mümkün değil. Benim şimdiye kadar vardığım sonuç şu oldu, bizi çok büyük bir felaket paklar. Demek biz hiç sıkıntı çekmemişiz ki osuruktan nedenler yüzünden birleşemeyecek kadar lüksümüz var.
Yazınızı FriendFeed’de paylaşmıştım. Oranın genel atmosferine rağmen belli bir ilgi gördü. Feed’e şu adresten ulaşabilirsiniz: http://friendfeed.com/ozuckan/496b2f4c/abd-fransa-ve-t-rkiye-de-laiklik-bar-atasoy
Yazınızı önemli buluyorum. Bu konularda bir şeyler yazmayı planlıyordum zaten ve referans vereceğim yazılardan biri de sizinki olacak.
Teşekkür ederim. Ayrıca dediğiniz gibi gerçekten katılım düzeyi oldukça yüksek, buna sevindim. Yazının konuşulmuş olmasından değil; insanların hayatlarını ve geleceklerini ilgilendiren konuları tartıştığını pek görmüyordum.
Gerçek bir tartışma ortamı ben de görmüyordum, evet. Ama aslında bu tam da doğru değilmiş. Kısa bir süre öncesine kadar sınırlı paylaşımla koruyordum kendimi. Ama yakın zamanda kafamı dışarı uzattım, baktım ve durumun o kadar da umutsuz olmadığını söyleyebilirim. Konjonktürel keskinleşmeden mi, benim sosyal algı bozukluğumdan mı, bilemeyeceğim artık:)
Öncelikle laiklik ülkemizde nasıl uygulanıyor ? Laiklik nasıl çıkmıştır. Laiklik düşüncesi ilk olarak Amerika’da değil Avrupa’da çıkmıştır. Dünya düzdür diyen orta çağ zihniyeti kiliseye başkaldırıdır. Hani bir nevi dini oteriteyi ülkeden kovmaktır. Bu sayede Avrupa kilise baskısındam kurtulmuş bilimde ilerleme kaydetmiştir.
Eğer laiklik kitaplarda yazdığı gibi din ve devlet işlerinin ayrılması ise bu ülkemizde uygulanmıyor. Ülkemizde din devlete karışamaz, ama devlet dine karışır şeklinde uygulanıyor. Eğer İslam başörtüsünü takmayı emrediyorsa devlet dairesinde, üniversitelerde öğrenciler bunu takmalıdır. Eğer hristyanlık dini rahibe kıyafeti giymeyi emrediyorsa okullarda, resmi kurumlarda bu uygulanmalı, x dini y pantolonunu giymek zorundasınız diyorsa o x dinine inanlar y pantolonunu giymelidir.
Şeriat anlam olarak dinin gerektirdiği, o dinin tanrısının insanlarına emrettiği şeylerdir.(Yönetim biçimi olarak algılamayın demek istediğimi) Eğer laiklikte din özgürlüğü varsa bu şeriattır. Fakat bizim insanlarımızda şeriat dendinmi zorba bir yönetim biçimi yada kafaları kesilen kadınlar akla geliyor.Şeriat Allah’ın koyduğu kurallardır.Ve laiklik bir açıdanda şeriat uygulamasıdır.Laiklik, din özgürlüğünü ve insanların dinlerinin gerektirdiği şeyleri uygulamasını pratikleştirmelidir.Engellememelidir. Ne yazıkki ülkemizde engelleniyor din özgürlüğü.
Örneğin şeriat’la yönetilen Osmanlı’da her tür dine özgürlük verilmiştir. Her ne kadar İslami kurallarla yönetilen bir imparatorluk olarak şimdiki nesillere öğretildiysede öyle değildir. Gayri Müslimler kendi mahkemelerinde yargılanmışlardır örneğin. Osmanlı bir yandan cami yaparken diğer inançların ibadethanelerinide açmıştır. Avrupa topraklarında her tür milletin, dinin yaşamasına izin vermiştir. Nitekim günümüzde bunu görmekteyiz, tersini uygulasaydı şuan Avrupa topraklarının yarısı bizim toprağımızdı.