PAZARLAMAYI PAZARLAMAK

pazarlama | 2 Ağustos 2008

Türk insanı birşeyleri nedense sadece ABD’den, biraz okumuşu da bazı Avrupa ülkelerinden öğreniyor. Neden Japonya değil örneğin? Bilmiyorum. Belki doğuda olduğu için. Belki Tokyo’da bir hafta takılmak, ABD’nin bir eyaletinde 6 ay yaşamaktan pahalı olduğu için. Belki Japon kızlarını çirkin zannedecek kadar çok cahil erkek olduğundan. Kadınlar ise haklı; Japon erkekleri pek arzu edilecek tipler [...]

geysa resmi Pazarlamayı pazarlamak yazısı pazarlama  kategorisindeTürk insanı birşeyleri nedense sadece ABD’den, biraz okumuşu da bazı Avrupa ülkelerinden öğreniyor.

Neden Japonya değil örneğin? Bilmiyorum. Belki doğuda olduğu için. Belki Tokyo’da bir hafta takılmak, ABD’nin bir eyaletinde 6 ay yaşamaktan pahalı olduğu için. Belki Japon kızlarını çirkin zannedecek kadar çok cahil erkek olduğundan. Kadınlar ise haklı; Japon erkekleri pek arzu edilecek tipler değiller.

Hal böyle olunca, memleket toprağına ayak basınca burayı da küçük ABD zannetmek farz oluyor.

Herkes bir pazarlamadır konuşuyor. Sayısız pazarlama blogu var.

Türkiye’yi bilmesek, “ulan amma üretiyoruz ama pazarlama hakkında cahil olduğumuz için bir şey satamıyoruz” diyeceğiz.

Pazarlama ne kadar ilginç olabilir? Aslında fazlasıyla ilginç olabilir. Ama Türk reklamcısı fazla orjinal olmadığından, pazarlama departmanında çalışanlar da sıradışı fikirler üretemiyor. Belki böylesi daha kolay.

“Aa, demin pazarlama diyordun, şimdi reklama geçtin” demeyin; ikisi içiçe geçmiş durumda ve bence de öyle olmalı.

Türk reklamcısı orjinal değil. Çünkü risk almak istemiyor. Hazır satan kalıplar var. Örneğin reklama bebek ya da çocuk koyarsan izleniyor. Reklamda bebek ya da çocuğu görüp “aa ne şirin velet” diyenler hedef kitlemidir,onun önemi yok. Yeterki herkes reklamı kusarak da olsa izlesin, bir tane ek satış yaptırmasın,hatta müşteri kaçacak delik arasın,önemi yok. Çünkü reklamın iyisi kötüsü olmaz (sahiden mi? Neden traş bıçağı reklamlarında travesti kullanmıyorsunuz?)

Türkiye’nin birçok sektörde pazar payı bellidir. Çoğu tüketici bağnazlık derecesinde ürüne bağlıdır. Üstelik pazar da fukaralıktan dolayı dardır. (Aman müşteri duymasın!)

Dolayısıyla, elinizdeki şeyi üç kuruş da olsa ucuza satıp,ekstradan iki taksit fazla yapamıyorsanız depoya atıp seyredersiniz.

Yani,ABD’de olduğu gibi sayısız marka ve birşeyler almak için çılgıncasına kendini sokağa atan bir kitle yok. Aslına bakarsanız, zengin ülkelerde de “herkes satın alacağını zaten aldı” gibi nedenlerden ötürü bir durgunluk var.

Benim gördüğüm şey, pazarlamacıların çoğu, kendilerini ve mesleklerini pazarlıyorlar. Haklarıdır da, herkes mühim görünmek ve çok kazanmak ister. Lafım yok. Ama en azından, “bizbize” konuşurken bana pazarlamanın öneminden bahsedip durmayın, dünyayı kurtarıyor pozları yapmayın…

E bari biraz Seth Godin okuyun. Pazarlamaktan vakit kalmıyorsa, mealen şunu diyor:”Elinizde ilginç bir ürün yoksa hiç boşuna uğraşmayın,ıvır zıvırla vakit kaybetmek yerine çarpıcı ürünler geliştirin.”

RSS StumbleUpon Yahoo Twitter Delicious Digg Google Bookmarks Facebook

3 Yorum

uğur fidan | 2 Ağustos 2008

“ABD’de olduğu gibi sayısız marka ve birşeyler almak için çılgıncasına kendini sokağa atan bir kitle yok.”

Buna pek katıldığım söylenemez. Çalıştığım Süpermarkette edindiğim izlenim, müşterinin alacağı yoksa bile “dursun bir kenarda” diye yada sırf canı çektiği için lazım olmasa bile birçok gerekli, gereksiz ürün alıyor. Tabi, bizde biraz cinlik yapıyoruz :) Mesela Makarna reyonunun hemen yanına yağ koyarlar, onun yanında tuz onun yanında ketçap öyle gider, yani sadece makarna yapmak için makarna almaya gelen kişilerin çok büyük çoğunluğu evinde ketçap, tuz olmasına rağmen -konuşmalarından duyuyorum- yine de alıyorlar. Tabi bunun alınacak ürünün (makarna) yanına dizilen etkileşimli ürünleri(ketçap, tuz) çok ucuz, fırından yeni çıkmış taze taze gibi gösteren “süper indirim, şok indirim” başlıklı rengarenk afiş kağıtlarının etkisi büyük…

Ayrıca bu büyük afiş kağıtlarla sergilenen “şok fiyat, süper indirim” ürünleri, indirime girmeden önce %50 ye kadar varan oranlarda zam yapılır öyle indirime girer, böylece market birşey kaybetmez ama indirim fiyatı çift haneli olunca çok ucuz olduğunu sanıyor bazı saflar ona yanıyorum.

Yav neyse, 3 tutam şeyden 333 şey yazıyorum (bu cümle senden alıntı;) ) aslında öyle cinlikler yapıyor ki herifler, vay anasını diyorsun içinden, aslında bu süpermarketler ile ilgili bi blog açmayı düşünüyorum, belli ki çok birikmişim bu konuda:)

Neyse, yazının konusuna dönersek o konuda da size katılmıyorum.

Bahsettiğiniz kendi reklamını yapıp caka satan reklamcıların atası Dale Carnegie denen heriftir! Bu herifin “adamı kafaya alma sanatı” türünden kitapları bunlara böyle yapılmasını öğütler. 1-2 kitabını okuduğum kadarıyla bu adam ve tayfası ürünün kalitesi ve özelliklerinden çok nasıl satılacağı/kakalanacağı ile ilgilidirler. Asıl amaç müşterinin istediğini vermek değil elindekini almaktır.

Her ne kadar bu “yavşaklık” yanlış olsa da aslında bu doğrudur-olması gerekendir. Pazarlamacılar teknik servis değildir, gelişim ile ilgilenmez, elinde ne varsa onu en iyi şekilde değerlendirip karını maximize etmek ister.

http://www.barisatasoy.com/pazarlama/pazarlamayi-pazarlamak
artificial | 3 Ağustos 2008

Benim gördüğüm şey, pazarlamacıların çoğu, kendilerini ve mesleklerini pazarlıyorlar. Haklarıdır da, herkes mühim görünmek ve çok kazanmak ister. Lafım yok. Ama en azından, “bizbize” konuşurken bana pazarlamanın öneminden bahsedip durmayın, dünyayı kurtarıyor pozları yapmayın…

demişsin çok güzel bi tespit.. geçiyodum,beğendiğimi deklare edeyim :) dedim

http://www.barisatasoy.com/pazarlama/pazarlamayi-pazarlamak
Barış Atasoy | 3 Ağustos 2008

Aslında haklısın Uğur; çünkü bazı şeyleri eksik anlattığımı farkettim…

Türkiye’de “tüketim” oldukça yeni bir konu; nitekim 80′lerin ortasında bile, çok zengin insanlar ancak herhangi bir gelişmiş ülkenin orta sınıfı gibi yaşayabiliyordu; çünkü paralarını harcayabilecekleri fazla birşey yoktu:)

“Tüketmeye aç” bir millet olarak, kredi kartlarının yaygınlaşması, dövizin değersizleşmesi ve enflasyonun düşük seyretmesi sayesinde tüketim patlaması oldu. AVrupa ve ABD’de bile bu çılgınlık yavaş yavaş azalmaya başladı; herhalde bizim o seviyeye gelmemiz 20 sene alır. Belki daha fazla.

Demek istediğim temelde şu; herkes evine en büyük boy plazma TV alınca, ne bileyim, çerçevesinin kırmızı olması,içinde ışıklar yanıp sönmesi artık daha fazla plazma TV sattırmayacak:)

Nitekim CRT’lerde durum böyle oldu. Düz kare, PIP filan diye birsürü şey çıktı, ancak teknoloji durunca insanlar 15 senelik TV’lerini kullanmaya devam etti.

http://www.barisatasoy.com/pazarlama/pazarlamayi-pazarlamak

Yorum yapın

JUKEBOX

xing

SON YAZILAR

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

KATEGORİLER

SON YORUMLAR

ARŞİV

BAĞLANTILAR