NEDEN EVET DİYORUM?

güncel | Etiketler: — 26 Temmuz 2010

Bugünlerde referandum tartışmalarının tam odağında duran bilgisizlik ve ideolojik körlük benim için sürpriz değil: Tam da soval 286x300 resmi Neden Evet Diyorum? yazısı guncel  kategorisindebeklediğim gibi, muhalefet referandumu bir güven oylaması havasına soktu.

Aslında, bu muhalefetin tam da yapması beklenen, ama daha önemlisi “gereken” şey: Şayet referandumdan “evet” oyu çıkarsa ve AKP değişen maddelerinin gereklerini ve kanunlarını yasalarla hayata geçirmeye başlarsa, oluşan değişim dalgası, muhalefetin “halka rağmen, halk adına” ve “kutsal devlet” temelli, tarihsel devlet anlayışını silip süpürecek. Uzun vadede bu, atanmışların diktasını savunan muhalefet partilerinin artık siyaseten anlamsızlaşmasına neden olacak. Bu değişim çok hızlı olmayabilir; ama bir kere düğmeye basıldı mı, bunun dönüşü yok.

AKP’nin “gerçekten niyetli” olup olmadığı tartışmasına girmeyeceğim; özellikle ikinci dönemlerinde önemli demokrasi talepleri karşısında ipe un serdikleri ve CHP’nin de katkılarıyla çıkardıkları 5651 gibi kötüniyetli sansür mekanizmalarına bakarsak, pek de samimi olmayacaklarını söyleyebiliriz. En azından, bunu iddia eden birine verilecek doyurucu (ve maalesef doğru) bir yanıt pek yok.

Gelgelelim, niyet okuyarak değişimin önünde durmak da, bir siyaset anlayışı filan olamaz. Zira siyasetin temelinde az çok uzlaşı ve güven vardır.

Mevcut durumdan bir şekilde yararlandığı için -örneğin bürokrasinin mensubu olmasından ötürü- hayır diyenlere hiçbir lafım yok. Çoğu Türk insanının aksine, hükümetler tam olarak kendi tabanlarına vaad ettikleri şeyleri gerçekleştirmek üzere iktidara gelirler; herkesin iyiliğini sağlayan vaadlerin bir anlamı zaten yoktur (örneğin hem işçi hem de işverenden yana olmak çoğu
durumda imkansızdır.)

Evetçiler ise ikiye ayrılmış durumda. “Yetmez ama evetçiler” ve “evetçiler”…

Bunların arasındaki farklar bence çok da önemli değiller. Ben, “yetmez ama evetçiler” kampındayım.

Beni rahatsız edenler de “hayırcılar” değil, “madem yetmez o zaman hayır!” diyenler. Çünkü bu ikinci grup, ya değişikliklere duygusal yaklaşanlardan, ya da “AKP birşey yapıyorsa muhakkak kötüdür” diyenlerden oluşuyor. Mantıksız ve duygusal tepkilerle biryere varamayacağız ortada.

Öncelikle şunu belirtmek gerek; Türkiye, belki dünya tarihinde hiç yapılmamış olanı yapıyor: en azından ben, “toplumsal uzlaşı” ile hazırlanan ve kabul edilen bir anayasaya denk gelmedim…

Fransa’nın tüm anayasaları ya askeri darbeyle yapıldı.

Türkiye’de de durum bu. Diğer anayasalar ile genelde devlet kuruluşu ile yapıldılar; mesela ABD’de ya da 1923′de olduğu gibi. Bu anayasalarda da halka ne istediği sorulmamış, hatta verilen mücadeleler halk hareketi olsa bile, anayasaları yine “beyin takımı” yazmış ve oylamaya sunmamıştır.

“madem yetmez o zaman hayır!” diyenler ise maalesef pekçok şeyin farkında değiller. Bu grup arasında “bu anayasa memurun grev hakkını elinden alıyor” diyecek kadar üst perdeden saçmalayanlar bile var. Oysa anayasa değişikliği metni bir sır filan da değil; PDF olarak indirilebiliyor ve değişikliği önerilen maddelerde neyin değiştiği, kalktığı ya da girdiği gayet güzel biçimde açıklanmış.
Korkutucu bir hukuki dil filan da yok; ortaokul öğrencilerinin bile gayet rahat anlayabileceği bir dilde. Hem evetçiler, hem de hayırcılar arasında taslağı okumayanların nüfusun en az %85′lik bir kesimi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Hal böyle olunca, tartışmalar da ister istemez didaktik bir hal alıyor; buna rağmen 3 satır şeyi okumaya üşenen kitleler, yanlış bildiklerini dindarca
savunmaya devam ediyorlar.

Aslında bu bile, “toplumsal uzlaşmayla neden anayasa yapılamayacağını” gayet güzel gösteriyor.

Bu açıdan, ben AKP’ye hiç kızmıyorum. Neden mi? Nedeni basit: vatandaş olarak, yeni anayasa bana kazanımlar sağladığı gibi, kaybettiğim hiçbir hak yok!

Çocukların tedavi haklarının güvenceye alınması, kadın ve diğer sesini duyuramayan gruplara pozitif ayrımcılık uygulanması, memura grev hakkı gibi sosyal devlet anlayışına yakışır maddeler var.

O zaman, buna “hayır, çünkü bunlar beni kesmez” demek mantıksızlık. Zira, anayasa bir kez değişti mi, bir daha ellenmez diye bir kural da yok…

“Sizin partiniz” iktidar olursa, onlardan da yine değişiklik talebinde bulunursunuz ve yine referanduma gidilir. Eğer ben yine vatandaş olarak az da olsa yeni haklar kazanıyor ve bazılarını da
kaybetmiyorsam, iktidardaki parti faşist ya da şeriatçı olsa bile, seve seve “evet” derim.

Kös kös somurtup “ama faşist partinin tuhaf şekilde sosyal adaleti tesis eden değişiklik önerilerine evet dedim” diye kendimi yemem. Çünkü bu bir güven oylaması değil. Anayasa değişikliğine evet
dediğimde, seçimlerde oy kullanma hakkımı elimden alan yokki!

“HSYK ve AYM’nin bünyesinde değişiklik yapıyorlar” diye yaygara koparanlara ise söyleyecek şey bulamıyorum…

Üstelik, anayasa mahkemesi, önüne gelen taslakta uygun gördüğü iptalleri yapmışken, bize onların cengaverliğini yapmak düşmez. (Kaldı ki iki kurum da önerilen değişiklik ile daha katılımcı ve demokrat
bir hüviyet kazanıyorlar ama o başka tartışma konusu ve “sokaktaki adam” olan beni ilgilendirmiyor)

Unutmayın ki, “biz buna hayır diyelim, bizimkiler geldiğinde ya da devrim olduğunda(!) daha iyisini yaparlar nasıl olsa” dediğinizde, bu sefer AK Parti yandaşları, zamanında sizin bu taslağa
getirdiğiniz temelsiz argümanlarla karşınıza dikilebilirler.

Ha, bir de “hayır” demenin tarihsel bir sorumluluğu var: darbe anayasına evet ama sivil anayasaya hayır demiş, celladını yargılayamamış bir halk olarak yaftalanmak…

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

ARŞİV