MAL, PARTİ VE APPLE FANBOYLUĞU

pazarlama | Etiketler:, — 9 Ekim 2010

Sanırım Selim Tuncer ile, 2 gün önce benzer şeyler düşünmüşüz; harika bir yazı yazmış: http://selimtuncer.blogspot.com/2010/09/coca-cola-ve-pepsi-rekabetinden-evet.html (Söylediğimden, “kafamdan o harika fikir zaten geçmişti, peh” anlamını çıkarmayacağınızı umuyorum!)2004 11 notagain bush heil 300x233 resmi Mal, Parti ve Apple Fanboyluğu yazısı pazarlama  kategorisinde

Madem Selim Tuncer benden önce davranıp partilerden bahsetmiş, ben de başka bir yerden gireyim: Apartmanlardan.

54 daireli bir binanın yönetim kurulundayım. İstatistikte, örnek sayısı ne kadar fazlaysa, gerçek eğilimi yakalama şansınız da o kadar yüksek olur. Yine istatistiksel olarak, bir diğer şansım ise, apartmandaki insanların sosyoekonomik durumlarının oldukça farklı olması. Sözgelimi, alt katımın yanındaki daire daima genç ve dolandırıcı çiftler tarafından tutuluyor ve arka arkaya gelen icraların ardından, sakinleri sırra kadem basıyorlar. Bir başka komşum ise her sene Mercedes’ini değiştiriyor.

Ben pasif bir yöneticiyim; şimdiye kadar neredeyse hiçbirşeye karışmadım, zira bu işi görev edinen yaşlı bir kadın, kendini yöneticilik görevine vakfetmiş durumda. Açıkçası, genel olarak ciddi bir sorun olmadığından, “sorun çözme zevki” yaşayabileceğim bir durumda yok. Ama yönetici olduktan sonra, bazı apartman sakinlerinin -selam bile vermeyenler genelde- sanki kralmışım gibi gereksiz saygı ve yaltaklanma çabalarına girdiğini görüyorum.

Buna inanmayabilirsiniz ama bazı insanlar yaşadıkları binayı, siteyi delilik derecesinde benimserler. Yönetim toplantılarda, evini asla satmayacak, satamayacak durumda olan insanların, apartmana her yeni şey yapıldığında, “evimin değeri arttı” diye sevinmesi -ceplerinden para çıktığı halde- size tuhaf gelebilir. Bu insanların tam olarak ne düşündüğünü ben de bilmiyorum. Ama, yönetici olarak, bizler de aslında PR ve pazarlama işindeyiz: binanın dış cephesinin boyanmasının evlerin değerini artıracağından bahsediyoruz. “Apartman sakinlerinin dayanışması” gibi ütopik ve pratikte pek de anlamı olmayan şeylerden bahsediyoruz. Burada maddi çıkardan bağımsız bir simbiyotik tatmin ilişkisi var: yönetici, binayı boyatarak psikolojik bir tatmin elde ederken -iktidar sahibiyim!- bina sakinleri de evlerinin değer artışından (ki bu tartışılır) dolayı mutlular. Aslında bu da genelde psikolojik bir etki; para işin sadece bahanesi.

Bu açıdan baktığınızda, aslında milliyetçilik de pekala bir PR ve pazarlama çalışmasının (yönetici-devlet) insanlar (apartman sakinleri-halk) üzerindeki etkisinden ibarettir.

Çoğu zaman, bu insanlar rasyonel davranmazlar. Milli takımın finale kalması bu insanlara para ya da itibar kazandırmaz ama çoğu insanda yarattığı etkiyi belki parayla sağlamak mümkün değildir. Bu insanlar, rasyonel davranmadıklarından ötürü, PR ve pazarlama faaliyeti, sunduğunuz hizmeti (yönetim ve endoktrinizasyon!) gereğinden pahalı, kalitesiz ve sıradan hale getirir. Bunda da anlaşılmayacak birşey yok: depremden sonra, binaları tamir ettirecek, ya da yıkıp yenisini yaptıracak gücü olmayan insanlar, dış yüzeyi sıvayıp boyatmakla yetindiler. Elbette hepsi bunun güvenli bir çözüm olmadığının farkında; ama en azından bu belli bir psikolojik rahatlama yarattı.

Maddi gücünüz arttığında seçenekleriniz arttığından, bağlılık da (genelde) azalır: dışı sıvanmış çürük bir binada oturmak yerine, depreme dayanıklı bir villada yaşama şansınız vardır; emin olun çoğu insan bu avantajı değerlendirecektir.

Peki ya ülkeler sözkonusu olduğunda bazı tekeller ortadan kalksaydı?

Roma zamanından bu yana bilim ve teknoloji akıl almaz derecede çok değişti; ama 1500 senede devletin yapısının ve halkta yarattığı algının neredeyse hiç değişmediğini görmek şaşırtıcıdır.

Devlet, akılalmaz ve sınırsız kar eden bir tekeldir: alacağınız sağlık hizmetinden, hangi arabayı kullanacağınıza, hatta kimle evleneceğinize kadar, hemen herşeye karışır. Bütün işletmelerin kar ortağıdır. (ama sadece karına!) Yaptığı harcamaların hesabını vermez. Karlı olmak zorunda değildir.

Siz, devlet gibi yönetilen herhangi bir işletmeden, mal ya da hizmet satın alır mıydınız?

Gariptir ki, işletmelerin en küçük kusurlarında bile galeyana gelirken, en büyük ve hayatımıza biz seçmeden müdahil olan bir tekeli görmezden gelmeyi seçeriz ve onun varolması gerektiğine dair anlamsız tabularımız vardır.

Ya sınırlar olmasaydı? Bugün ABD’ye elinizi kolunuzu sallayıp giderek, rahatça iş bulsanız, kaçınız Türkiye’de, ya da Mozambik’de yaşamayı seçerdi?

İşte bu yüzden, devletler arasında gizli bir centilmenlik anlaşması varmış gibi görünüyor. (Elbette, asıl nedenler iktisadi; AB ve ABD’de hiçkimse ucuz Türk işçisinin ülkelerine girip anormal bir işsizlik dalgası yaratmasını istemiyor; çünkü aç insanlar kayıp oy demek) Sınırlar ölesiye korunuyor ve devletler pek çok konuda anlaşabiliyorlar ama insanlar adına iyi olacak şeyler, devletin sınırsız ve orantısız gücünü sınırlıyorsa, hep bir ağızdan maraz çıkarıyorlar.

Üstüne üstlük, toplumun en çok ezilen sınıflarının genelde milliyetçi olduğu gerçeğini bu çarpık tabloya ekleyiniz (Neyseki, son yıllarda “ulusalcılık” diye bir lakırdı ortaya çıktı; şehir “devletçisi”, artık kendini köy/kasaba milliyetçisinden ayırmaya çalışıyor. Aslına bakarsanız, iki kitle arasında, dine bakış açıları ve seyrettiği diziler dışında anlamlı bir fark yok)

Peki bu bir Stockholm Sendromu mu? Buna henüz karar veremedim. İnsanların çoğu, ancak devletin sunduğü imkanlar (mesela milli takım) ya da futbol kulüplerinin başarısı ise özdeşlik kurabilecek düzeydeler. Kendilerinden yana olmasa bile, devletin tahakkümü onların gözünde tapılası bir güç timsali yaratıyor ve insanlar bu gücün yanında olmak istiyorlar (O güç, onları zerre kadar önemsemese bile)

Benzer özellikleri, özellikle sosyal medyada Apple fanboylarında da görebilirsiniz. Sürekli Apple’ı örnek veriyor olmam, bu markaya takmış olmamdan gelmiyor: İlk iPhone çılgınlığı yaşandığı sırada, bu telefon, üçte biri fiyata satılan herhangi bir telefondan daha üstün özelliklere sahip değildi. Üstelik Jobs, insanların neyi istemesi gerektiğine karar veren küstah bir tavra sahip. Gelgelelim, bu insanları durdurmadı çünkü Jobs, kapitalizmin özündeki psikolojiyi çok iyi anlamış: insanlara pahalı, ulaşılması zor, ihtiyaçlara değil ama duygulara hitap eden bir oyuncak ver. Ama fiyatı pahalı olmasına rağmen, hepten de ulaşılamaz olmasın. (Muhtemelen bir Vertu fanboyuna rastlamanız imkansız; zira 20.000 dolarlık fiyatlara satılabiliyor ve A+ kitle, cep telefonuyla böbürlenmeyi kendine pek yakıştıramaz. O ligde oynamak için artık çok zengin olmak da yeterli değil üstelik)

NEDEN APPLE'I SEVMİYORUM?

bilgisayar | Etiketler:, — 4 Nisan 2010

Eğer internette beni 5 sene önce gören biri olduysa, bu muhtemelen Pozitif PC sayesinde olmuştur. Günün birinde Pozitif PC’den detaylı olarak bahsederim ama, bilenler bilirler: Pozitif PC’yi özgür bir yazılım olan Scribus’la tasarladık ve hazırladık. Sonrasında, bu yazılımı Türkçeye çeviren ikinci kişi oldum (İlk sürümlerinden sonra önceki çevirmen işi bırakmış ve yeni sürümün neredeyse %70′i Türkçeye çevrilmemişti). Pozitif Linux adında bir Linux dağıtımı hazırladım. Özgür yazılımla ilgili, sayısı 150′ye yaklaşan howto ve makale yazdım. NVU, Gimp gibi özgür yazılımlar için kullanım videoları hazırladım ve yine Pozitif PC bünyesinde Serhan, Scribus için kullanım videoları hazırladı..Yayınladığım 3 WordPress eklentisi var ve elimdekileri de toparladıkça yayınlamaya devam edeceğim. Bunun yanında bahsetmeyi unuttuğum birsürü şey de olabilir; örneğin şu an başka hangi yazılımları yerelleştirdiğimi hatırlamıyorum bile…

Bu girişi neden yaptım? Türkiye’de sayısı 50′yi kesinlikle aşmayacak, teknik anlamda üretken denebilecek, “politika” kısmında ise duruşu belli özgür yazılım taraftarlarından biriyim. Dolayısıyla benim için Microsoft da, Apple da muteber markalar değiller. Stallman’e ne kadar saygı duyduğumu, ne kadar takdir ettiğimi kelimelerle anlatmak daha zor ama maalesef ben onun kadar dirayetli bir özgür yazılım kullanıcısı değilim. Gerek Windows, gerekse Linux platformundan para kazandım. (Apple bana daha para kazandırmış değil). Açıkçası, bazı yazılımların özgür alternatiflerine alışmak konusunda -Fireworks gibi- tembellik ve gevşeklik ediyorum. Bilgisayar kullandığım sürenin herhalde %5′ini de Apple OS’ları kullanarak geçirdim. Bu çok uzun bir süre gibi gelmeyebilir ama ilk programımı yazdığımda ortaokulda bile değildim ve şu an 35 yaşındayım. Bu sürenin bir işletim sistemi ve yaklaşımını tanımak için yeterli olduğunu iddia ederim. Bu arada şunu da eklemem gerek: Linux ile olan uzun tanışıklığım, beni Mac OS X’i direk “kavrar” hale getirdi. Zira, kaputun altındaki BSD, sonuçta Linux ile ortak atadan geliyor. Gelelim özgür yazılım konusuna: Apple, yazılım geliştiricileri olduğu kadar tüketici tercihlerini dahi kısıtlayacak kadar diktacı bir şirket. Microsoft, bu konuda çok daha açık, sevin ya da sevmeyin, gerçek böyle. Bugün çoğu Apple cihazının pilini bile değiştiremiyorsunuz. Apple, ürettiğiniz yazılımı keyfi nedenlerle ekosisteminden uzak tutabiliyor. Eğer bana “birinden birinin yok edilmesine karar vermek zorundasın, hangisini seçerdin?” diye sorsanız, bu Apple olur; MS değil. Üstüne üstlük, açıkça BSD kerneli kullanan, CUPS projesini bünyeye katan Apple’ın özgür yazılım camiasına tavrı, canımı çok ama çok sıkıyor. Bu yüzden, asla para verip bir Apple ürünü satın almam. Ama beleş geleni kullanırım:)

Şimdi size tuhaf birşey söyleyeyim: 20 sene önceki Apple ile şimdiki Apple arasındaki fark, teknik detayları kenara atarsak, sadece müşteriye bakış paradigmasının 180 derece değişmiş olmasıdır. Başka hiçbir fark yoktur; ama bu paradigma değişimi, Apple’ın kimliğini de çoğu kimsenin farketmediği biçimde dönüştürmektedir.AppleLisa4 3 300x242 resmi Neden Appleı Sevmiyorum? yazısı bilgisayar  kategorisinde

Nasıl mı? Size kendi çocukluğumdaki Apple imajını anlatayım: çağın ilerisinde, sürüye uymayan, özgür düşünen, özgür ruhlu ve vicdanlı iki adam, takım elbiseli, ciddi ve statükocu rakiplerinin (IBM) ürettikleri makinaları aşağılayan tasarımlarla ortaya çıktılar. Güleryüzlü, sıcakkanlıydı Apple…Aynı zamanda zeki, hoş ve modaydı. Apple asla ucuz bir makina olmadı ve bu kimsenin de umurunda değildi: biz onları farklı ve ilerici oldukları için seviyorduk. Apple sahibi olmak, bir statü değil ama bir dünya görüşünün ifadesiydi. Çünkü ister inanın ister inanmayın o zaman kişisel bilgisayar pazarı daha çeşitliydi ve Apple iş istasyonlarının daha pahalı ve sofistike rakipleri vardı. Sun gibi, Silicon Graphics gibi üreticilerin altın çağı başlıyordu.

Apple’ın fiyatı sorun değildi, zira gelir düzeyi yüksek, ama “aydın” diyebileceğimiz bir kitle içinde kemikleşmiş, sadık bir müşteri kitlesi vardı. Bu kesinlikle bir gösteriş filan değildi. İnsanlar, düşük satış rakamlarıyla Apple’ın IBM düzeyinde ucuz olamayacağını biliyor ve zaten bunu da beklemiyor, firmayı ödüllendiriyorlardı. Apple da onları iyi ve sıcak tasarımı ile ödüllendiriyordu. Bu sıcak ve İKİ TARAFLI BİR İLİŞKİYDİ.

Ne zamanki Apple iyiden iyiye tökezledi ve Jobs geri döndü, o zaman işler değişti. Artık Apple’ın tüketicisi ile ilişkisi TEK YÖNLÜDÜR: o buyurur, Apple tüketicisi satın alır..

Bu etkinin nasıl oluştuğunu çok da izlediğimi söyleyemem; zira PowerPC işlemcili Mac’ler, Intel tabanlı PC’lerin performans olarak gerisine düştüğünde, Apple ile işim bitti. Apple, artık yorgun, bezgin ve inancını kaybetmiş bir devrimciydi. Che gibi savaşırken ölüp geride muteber bir isim de bırakmamıştı; bunun yerine Castro gibi hayalkırıklığı yaratıyor ama ölmüyordu. Fakat Jobs dümene geçtikten sonra şunu net olarak gördüm: müthiş bir basın kampanyası yürüttü ve bilgisayarı daktilo olarak bile zar zor kullanabilen popüler basın mensuplarını “guru” ilan edecek ortamı hazırladı. Bu insanları çok iyi ağırladı. Dünyanın en güzel şehirlerine lansmanlara davet etti, tabi elleri boş da göndermedi. Dolayısıyla, birsüre sonra hiçkimse Apple veya ürünleri hakkında kötü birşey yazamaz oldu. Apple’ı teknolojik açıdan eleştirenler ise zaten firmanın hedef kitlesi değildi. Zira Apple, bugün artık eski Apple olmadığının farkında. Şu an herkes gibi o da Intel işlemciler kullanıyor ve eskinin aksine, markalı bilgisayarlar içinde esamisi okunmayan bir performans düzeyinde. Donanımında özel olan tek şey, Mac OS X’in standart PC’lere kurulmasını önleyen, PC BIOS muadili EFI BIOS.

Firmayı gerçek anlamda dirilten elbette iPod ve ardından gelen iPhone oldu. iPod, şirketi kurtaran tek mermi oldu. Hedefi bulmasa, bugün bir nostalji sembolü olacaktı. Bütün bunları yaparken sadece iki şeye odaklandılar: tasarım ve medya ilişkileri. Kaliteden filan bahsetmeyelim; zira iPhone hariç, son dönemde üretilen çoğu Apple ürününün içini kendi ellerimle açtım. Sadece MacPro’nun çok kaliteli olduğunu söyleyeceğim, bir de MacBook Pro’nun…Ama o fiyat düzeyine geldiğimizde, zaten her ürün çok ama çok kaliteli. Apple, aslında doğru olanı yaptı zira eskiden teknoojiye uzak duran ve muhtemelen bu pazarın %5′lik bir kısmıyla anılan kadınlar, bugün önemli bir kitleler. Özellikle iPod ve iPhone’un satışlarını uçuran kadınlar oldu. Bu cihazlar kesinlikle “dişi” cihazlar.

Yani aslında iki önemli değişim var: 1. Müşteriyle iki yönlü iletişimin yerini Jobs diktası aldı, 2.Şirket, teknolojik alandaki öncülüğü pas geçip, pazarlama ve tasarıma odaklandı.Region capture 1 resmi Neden Appleı Sevmiyorum? yazısı bilgisayar  kategorisinde

İkincisinin kötü birşey olduğunu söyleyemem; bu sadece bir tercih. Ama birincisi “soğuk” bir tercih: firmanın eski ve yeni logolarına baktığımızda, aslında markanın kendini nasıl konumlandırdığı açıkça ortaya çıkıyor: renkli, optimist ve rahat logonun yerini gri, soğuk ve homojen yeni logo alıyor. Risksiz oynarım, rengimi belli etmem diyen bir Apple var artık karşımızda…Jobs, heyecanını kaybeden PC endüstrisinde herkesi yönlendiren (ve artık birşey vaad etmek zorunda bile değil) bir Tanrı rolüne soyundu. Bilgisayar medyasından da eski “hacker ruhlu”, entelektüel gelişimini genelde iyi tamamlamış figürler de çekilince, ortalıkta çok fazla fanboy dolaşır oldu. Apple ve Jobs da, bu fanboyları tüm medyalarda megafon gibi kullanmayı ihmal etmedi. Bu “Applevari tasarım” çılgınlığı o kadar alıp başını gitti ki, web sitelerinin tasarımları bile Apple web sitesinin klonları haline geldi. Bilgisayar dünyasında belki ilk kez, tasarım bu kadar acı bir farkla işlev ve performansın önüne geçti.

İşin doğrusu, PowerPC işlemcili Mac zamanlarının aksine, bugün Adobe programları Intel + Windows’lu PC’ler üzerinde daha hızlı çalışıyorlar, üstelik fiyatları muadil Apple Mac’lerin yarısı kadar. Aslında Apple, teknolojik liderliği elden çıkararak, bir anlamda çok riskli bir hareket de yapıyor. Zira, pazarlama ve reklam ağını daha iyi kullanan herhangi bir teknoloji firması, Apple’ı kısa sürede yerinden edebilir. Örnek? Bilemiyorum. Ama Richard Branson gibi, ya da Mark Shuttleworth gibi renkli zengin girişimciler bir marka yaratabilirler. Ki Shuttleworth’un şu sıralar bunu deneyeceği konuşuluyor…

APPLE İPAD HAKKINDA HEMEN HERŞEY

bilgisayar | Etiketler:, , , — 3 Nisan 2010

Apple, yeni ürünü iPad ile, elbette kendini büyük bir baskı altına sokuyor: iPod ile Mp3 çalar piyasasını, iPhone ile ise akıllı telefon pazarını şekillendiren Apple, bu sefer değişik bir segmente el attı. Aslında, Apple’ın hedeflediği pazar, bu sefer diğer ürünlerinde olduğunun aksine, çok açık değil. Herkesin büyük bir yanılgı ile “e-book reader” olarak algıladığı cihaz, bu alanda çok ciddi bir dezavantaja sahip: Bahsettiğimiz dijital kitap okuyucular, e-ink denilen özel bir ekran kullanıyorlar. Bu ekranlar, günümüzdeki taşınabilir cihazlarda kullanılan LCD -Likit Kristal- ekranlardan çok farklı. e-ink denilen bu ekranların en büyük özellikleri, açık havada çok rahat okunabiliyor olmaları. Bildiğiniz üzere, LCD ekranların IPS teknolojisi içeren modelleri bile güneş ışığında okunmaz hale geliyorlar; üstelik ışık ekrana vurmasa bile. Öte yandan, e-ink ekranlar, neredeyse direk güneş ışığında bile rahat okunmaktalar. Diğer artıları, son derece düşük enerji tüketimleri. Bu sayede, bahsettiğim cihazlarda 24 saat çalışma süresi yakalanabiliyor. Bunun yanında, LCD ekranların aksine, yazı karakterlerini son derece net ve keskin görüntüleyebiliyorlar. hardware 01 20100127 300x174 resmi Apple iPad Hakkında Hemen Herşey yazısı bilgisayar  kategorisinde

Dolayısıyla, iPad, bir reader değil. Elbette, Apple, çoğu insanın bunu bilmediğinin de farkında! Mevcut readerların özel ekran teknolojisi nedeniyle fiyatları oldukça yüksek. Yaklaşık 400 dolara Kindle satılırken, Apple Store‘a giden birinin, “hmm, hem ekranı renkli, hem daha büyük, hem dokunmatik ekranlı, hem internete girebiliyor, hem Apple, hem de..sadece 500 dolar!” diyerek bu cihazı alması muhtemel. Aslında bir e-reader olarak kullanılmadığı sürece, ne işe yarayabileceği de çok açık değil. Klavyesi olmadığından, netbook yerine taşıyabileceğiniz bir cihaz değil. İçinde GSM modülü olmadığından telefon değil. Sonraki modellerde 3G gelecek ama, sadece internette o an elzem sitelere girmek ve birini kolayca aramak için iPhone çok daha uygun bir seçim. Yani bu veriler ışığında, ilk satışa çıktığında iyi satıp, sonrasında tökezleyeceğini düşündüğüm bir ürün iPad. Apple‘ın Newton deneyimi geliyor aklıma..

iPad’in Özellikleri – Modeller ve Fiyatlar

Apple, depolama alanına göre üç ayrı model sunuyor: iPad 16GB, iPad 32 GB ve iPad 64GB. Fiyatları sırasıyla 499, 599 ve 699 dolar. Bu fiyat, elbette ABD fiyatı. Bilkom’un fiyatlandırma ölçülerine bakıldığında, bu cihazların Türkiye’de en az 900 dolardan başlayacağını düşünüyorum. Nisan ayı sonu itibariyle, 3G’li versiyonlar da çıkıyor. 3G’li iPad’ler için, bu fiyatlara 130 dolar ilave etmeniz gerek.

iPad’in Özellikleri  – Boyutlar, Ağırlık, vs

Apple iPad, büyükmüş gibi görünse de aslında oldukça küçük bir cihaz. Bir A4 kağıtla kıyasladığımızda, 3 santim daha dar ve 11 santim daha kısa olduğunu görüyoruz. Çerçeve payını da eklersek, cihazın ekranı National Geographic ebatlarında bir dergi kadar diyebiliriz. Büyük olmaması kimi için avantajken, kimi için dezavantaj. Açıkçası, ekranı biraz daha büyük olan bir netbook almak benim için daha cazip bir seçim görünüyor. 680 gramlık ağırlık da, klavyesi ve diski olmayan bir cihaz için çok da hafif sayılmaz. Cihazın tam ölçüleri 242.8 mmx189.7 mmx13.4 mm. 3G’li model 50 gr daha ağır olacak.

iPad’in Ekranı

9.7 inçlik IPS teknolojili LCD ekranın çözünürlüğü 1024×768. Eğer netbookların düşük çözünürlüğünden şikayetçi değilseniz, bu çözünürlük oldukça tatmin edici diyebiliriz. Ekran elbette gallery software ibooks 20100403 300x174 resmi Apple iPad Hakkında Hemen Herşey yazısı bilgisayar  kategorisindedokunmatik ve iPhone ile benzer fonksiyonları içeriyor. Zaten işletim sistemi de aynı. Yine iPhone’da olduğu gibi, parmak izini (fazla) belli etmeyen oleofobik kaplama kullanılmış. Oleofobik de ne derseniz, özel bir malzeme filan değil:) Latince bir kelime ve oleo yağ demek. Fobiyi zaten herkes biliyor. Yani OLED, AMOLED filan gibi teknik bir kelime değil bu.

iPad Pil Ömrü

Bu cihazda da son dönemde çıkan tüm mobil Apple ürünleri gibi, sabit bir batarya var. 25 WAh kapasiteli Lityum polimer pilin 10 saat kullanım ömrü sağladığı söyleniyor. 3G kullanımdayken bu “teorik” süre 9 saate iniyor. İyi bir rakam, ancak bir e-reader için uygun değil. Zaten daha önce de bahsettiğim gibi, bir e-reader olarak değerlendirilmemeli.

Neyseki Apple bu sefer özel bir soket filan uydurmaya kalkmamış. Cihazı USB bağlantısı ile bilgisayarınızdan şarj edebiliyorsunuz. Yanında şarj cihazı verilse de, bilgisayardan şarj ediliyor olması elbette iyi bir özellik. Darısı cep telefonlarının başına. Şu USB şarj ve bağlantının stnadart olması gerekli.

iPad CPU

Apple, iPad’i piyasaya sürmeden aylar önce bir ARM tabanlı işlemci tasarımcısı olan P.A Semi’yı aldı. Apple A4 isimli işlemci, özel bir tasarım filan değil; bir ARM Cortex A9 tabanlı SoC, yani applea4 resmi Apple iPad Hakkında Hemen Herşey yazısı bilgisayar  kategorisindetek yonga üzerinde grafik, CPU, ses, ağ gibi özellikleri birleştiren bir tasarım. Bu işlemci 1 Ghz hızında. Bilindiği gibi Google Nexus One, Qualcomm Snapdragon kullanıyor. Nvidia Tegra, Qualcomm Snapdragon ve Apple A4 derken, mobil cihazlardaki CPU gücünün dramatik düzeyde yükseldiğini söyleyebiliriz.

ARM Cortex‘den 2.5 sene kadar önce bahsetmiştim. Keza Nvidia Tegra ile ilgili de birşeyler karalamıştım burada; aradan yıllar geçmiş. Demek ki aslında sektör sandığımız kadar hızlı gelişmiyor.

PowerVR SGX ise GPU kısmını oluşturuyor. Mimari olarak, bu işlemci şu an iPhone’da kullanılan Cortex A8′in bir ileri sürümü. İşlemci, 45nm litografi ile üretiliyor ve Samsung fabrikalarından çıkmakta.

iPad – Bağlantılar

iPad’de WiFi ve Bluetooth 2.1 + EDR bulunuyor. Herkesin sorduğu sorulardan biri, hafızasının genişletilip genişletilmediği. Böyle bir şansınız yok. Öte yandan, USB portu ileride firmware’ın kırılması halinde dışarıdan USB bellek bağlamaya izin verecektir diye düşünüyorum.

Dijital pusula, yardımlı GPS, ivmeölçer ve ışık sensörü cihazda bulunan algılayıcılar. Doğal olarak aGPS, 3G’siz modellerde işe yaramıyor ancak bluetooth üzerinden GPS modülü kullanma şansınız var. Bu platforma pek yakın olmadığım içi daha fazla yorum yapamıyorum.

Kulaklık çıkışı olarak ise standart 3.5 jack kullanılmış. Bu cihazda Apple saçmalıklarına gidilmemiş olması sempatimi kazandı.

Diğer Özellikler

iPad’in ekran klavyesinde Türkçe desteği yok. Film ve ses formatı desteği konusunda da tipik bir Apple; yani pek birşey beklemeyin. Özellikle Ogg desteği olmaması midemi bulandırdı. ipad klavye 300x169 resmi Apple iPad Hakkında Hemen Herşey yazısı bilgisayar  kategorisinde

Yazılım olarak ise Mobil Safari ve Mail sürümleri internet bağlantısı kısmında göze çarpanlar. e-kitap uygulaması Mac OS X‘in Preview özelliğine benziyor, ancak bu cihaza özel kotarılmış. Notes, Calender ve Contacts gibi tipik Apple uygulamaları da mevcutlar. iTunes da uygulamalar arasında çünkü aynı iPhone’da olduğu gibi, Apple, uygulama satışından da para kazanmak istiyor.

Sonuç olarak, “ne at ne eşek” diyebileceğimiz türden cihazlardan biri Apple iPad. Kesinlikle riskli bir hareket ve açıkçası satın almak için bir neden de bulamadım. Pahalı olmasa, salondaki sehpaya koymak üzere alınabilir.

İPHONE'DA OLMAYAN ŞEYLER

cep telefonu | Etiketler:, , — 21 Eylül 2008

iphone resmi İphoneda olmayan şeyler yazısı cep telefonu  kategorisindeGözünüz aydın boulder dash gençliği, iPhone Türkiye’ye geliyor. Hoş, memlekette iPhone satılmıyor diye komaya girenler zaten ordan burdan kaçak yollarla getirip kullanmaya başladılar “çok şahane” iPhone’larını; ama artık çok cazip şartlarla iPhone olabilecek sivilcelerini sıkıp SMS yazmaktan sıkılan ergenler…

İlk Vodafone getirecek iPhone denen ve neden birilerinin satın aldığını anlayamadığım cep telefonunu. Arkasında Turkcell hazır bekliyormuş, hadi bakalım…

Özellik listesinde bakınca pek de “şu var,bu var” diyemedim. Onun için iPhone’da olmayanları yazmak, olanları yazmaktan daha uzun sürse de, gıcıklık edip yazacağım…

Siz de bu arada iPhone’un özelliklerini sıradan bir telefonla kıyaslayın. Oldukça vasat bir Nokia modeliyle mesela; yarı fiyata alınabilecek bir LG ya da Samsung’la, ya da RAZR’dan beri sesi soluğu çıkmayan ucuz bir Motorola modeli ile.

İşte iPhone’da olmayan özellikler:

-JAVA yok. Internetten emip en dandik telefonda bile oynayabildiğiniz oyunları Apple’ın “mucizesi” iPhone’da oynayamayacaksınız.

-Tarayıcının Flash desteği yok. Hoş zaten bu fiyat ve hızlarla Internette gezip tozamıyoruz ama olsun.

-Öyle MP3′ü alıp zil sesi yapamıyorsunuz. Apple amcaya para verip şarkı indirmeniz lazım. Aldığınız iPhone’un nasıl “Canısı canısı kalbimin yarası” diye çalacağı soru işareti. Kıytırık dizilerin uyduruk parçaları da iTunes’da yok.

-Kamera sadece 2 Megapiksel ve video kaydı yapamıyor.

-Radyo yok.

-MMS desteği bile yok.

-Video kaydı yapamadığını söyledim, ses kaydı da yapamıyor.

-”Hesapta” bluetooth var ama dosya transferi filan yapamıyorsunuz.

Kısacası, “teknoloji harikası” iPhone, işlevsellik olarak ancak 250-300 liralık vasat bir telefona denk.

Şu an Nokia N73 kullanıyorum. Çıkalı herhalde 3 yıl oldu ve iPhone’da olmayan özelliklerin dışında, olanlarında fazlası var.

Enteresan olan şey, Microsoft’a “şeytan,günah tohumu” diyenlerin Apple’ı bağrına basıyor oluşu!

Özellikle “Linux gurusu” geçinen bazı ayakçı dostlarımızın Apple da Apple diye tutturmalarını, standart dışı kabloyla gelen iPod’larını Linux kurulu PC’lerine bağlamak için günlerce uğraşmalarını
hiç anlayamıyorum!

Herhalde BSD diye bir şey duymamışlar ve Mac OS X’in BSD tabanlı olduğundan habersizler.
Hal böyle olunca, Apple’ın tam ben üzerinde çalışmaya başlamışken OpenDarwin’i tekrar kapatmasından dolayı nasıl fıttırdığımı da anlayabilmeleri olanak dahilinde değil.

İphone almak için kuyruğa girecek arkadaşlarıma şimdiden muvaffakiyet diler, yeni oyuncaklarıyla heyecanlı dakikalar geçirmelerini dilerim.

İTUNES, İPHONE, İPOD...ZAMLI MAC OS X..ETHEM TOLGA

bilgisayar | Etiketler:, — 17 Ekim 2007

Ethem Tolga’nın Mac Dünyası blogunu keşfettim. Mac’le (artık) işim olmaz; ama Ethem Tolga’nın tarzından hoşlandığım için birkaç yazısını okudum. Benim gibi, o da hiçbirşey bilmeden “Mac,Pc,Linux” diye üfürenlerden şikayetçi (GNU/Linux’u ben ekledim).

Steve Jobs, aptal bir adam değil. Doğrusunu isterseniz ben yıllar önce Apple’ın batmasını bekliyordum. Ki bence iPod çıkmasa batacaktı da. Hayatına bilgisayar ve işletim sistemi üreticisi olarak başlamış bir şirketin, tüketici elektroniği ürünüyle paçayı kurtarmış olması başlı başına enteresan bir vaka. Artık, Steve Jobs, iPod’un şöhretine sığınarak bilgisayar ve işletim sistemi lansmanı yapıyor. Apple’a çok eskiden bir sempatim vardı; bunu yokeden Bilkom bayileri ve iPod tantanası olmuştur.

Bilkom, Apple markasını ABD fiyatından ortalama %50-60 pahalıya satıyor. Birçok Apple ürününde bu böyle; bazıları daha makul olsa da. Bahanesi “ÖTV,Gümrük vs..”

Elinizin altında Internet var; üşenmeyip kullanırsanız, ABD ve Türkiye’deki Apple fiyatlarına bakın.

Ardından, birkaç PC parçası seçin. Örneğin 250 GB Western Digital 2500KS, Intel Core 2 Duo 6800, vs. Bunların ABD ve Türkiye fiyatlarına bakın.

Ne olacak biliyor musunuz? Bakmaya üşeneceğiniz için ben söyleyeyim; ABD ile Türkiye arasındaki fiyat farkı, PC bileşenlerinde taş çatlasın %10.

Apple, maalesef Türkiye’de, benzer fonksiyondaki ürüne fazla para ödeyip bununla öğünenlerin markası olmuş. ABD’de çeşitli nedenlerden ötürü Mac almak mantıksız değilken, Türkiye’de Mac alana normal gözle bakamıyorum.

En “janjanlı” Apple mağazasının çalışanları, bana sattıkları en pahalı LCD monitörün özelliklerini verecek, ya da ürün broşürünü bulacak yeterlilikte değiller. 1000 € üzerinde para vermeyi göze almışım; bu piyasadaki en pahalı monitör ve aldığım hizmet, köşedeki bilgisayarcıdan daha kötü. Ben de bunun üzerine 22′ Samsung aldım; hem param cebimde kaldı, hem de kötü ve pahalı hizmeti kendimce cezalandırdım.

imac24.thumbnail resmi iTunes, iPhone, iPod...zamlı Mac OS X..Ethem Tolga yazısı bilgisayar  kategorisindeApple benim için değerli bir markaydı; çünkü zamanında PC’lerden daha üstün bir işletim sistemi ve bilgisayar üreticisiydi. Bugün ise, muadil bir PC’yi, Apple’ın yarı fiyatına alıyorsunuz. Eğer Dell Alienware’ı satın alıp büzmek yerine palazlandırsaydı, bugün Apple nostalji olacaktı. Ama nedense beceremedi, ya da becermek istemedi.

Steve Jobs’ın Apple’ı bataktan kurtarmasını ilginç buluyorum; çünkü önce adam kendini marka yaptı, sonra da Apple’ı çekip çıkardı. Bugün birsürü Jobs ve Apple hayranı -müridi- var ve nedenini anlamak çok zor. Asıl canımı sıkan, Bill Gates ve Microsoft’u şeytan,beceriksiz ilan edenlerin saf saf Jobs ve Apple’ın paçalarına yapışması. Komiktir; GNU/Linux camiasında -olduğunu sananlar- arasında bile çok sayıda Steve Jobs-Apple müridi var; eminim odalarında da posterleri vardır ama herhalde Apple’ın Mac OS X’inin X server ve BSD’yi bol bol kullanıp, bir yandan da “proprietary” hale getirdiğinden haberleri de yoktur. Pekçok şeyden hiç haberleri olmadığı gibi…

Ethem Tolga, Apple’ın iTunes’daki DRM oyunundan da bahsetmiş.

Bir diğer ilginç haber, Mac OS X Leopard’ın akademik sürümüne %46 zam yapılması.

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

ARŞİV

12