Resmi ideolojinin bize açıkça söylemediği, ama kafamıza kazıdığı dogmalardan biri: Araplar, cahil, kötü ve aşağılık insanlardır! Üstelik Araplar denince, Ortadoğu ülkelerinde yaşayan herkesin Arap olduğu varsayılır!
Neden? Çünkü bizi arkadan vurdular, İngilizlere sattılar, ayrıca şeriatçılar ve ülkemizi satın alıp yüksek binalar dikmek suretiyle bizi bölmek niyetindeler. O binaları dikip bunca zaman ayaklarımızın altında ezildikleri halde, şimdi utanmadan tepemizden bakacaklar! Yalnız Allah için İsraillilerden daha zevkliler; çünkü mayınlı ve allahın dağı dediğimiz yerleri satın alan yahudilerin aksine Araplar İstanbul’un daha merkezi yerlerini ve boğazı tercih ediyorlar! Bu gerici takımı zaten herşeyi yasaklar ama kendi zevk-ü sefa alemlerinde dağıtır!
Gelgelelim, sokaktaki adamın bu pis Araplar hakkındaki bilgisi neredeyse sıfır düzeyindedir.
“Araplarda İbn-i Haldun var, İbni Batuta var lan, bir zamanlar bu adamlar dünyanın hakimiydi” demek ne kadar saçmaysa, pis Araplar diye ırkçı ve gerzekçe tartışmalara girmek de o kadar aptalca olur.
Gerçek şu ki, tarihte kabuğuna çekilip kalmış, kimseyle ticaret yapmamış, savaşmamış ve buna rağmen medeni ve ileri olan bir ülke, devlet bilmiyorum. İnsanlar iletişim ile bilgiyi, kültürü ve sanatı geliştirir. Çünkü iletişim sadece rekabeti değil, paylaşımı da artırır. (Klasik, “rekabet herşeye kanidir” sözüne katılmıyorum; biri size boya yapmayı öğretmezse, boya satın alacak yer de yoksa, asla resim yapamayabilirsiniz)
Kabul edelim ki, Araplar, en azından bir zamanlar, dünyanın cazibe merkezinde yaşadılar. Bir bölgeye para girerse, zeka, bilim, sanat da o yolu izler. Çünkü beğensek de beğenmesek de, insan aklı ve birikiminin ürettiği herhangi birşeyi satın almak için para gerekir; aç adam da üretemez.
Araplar medeniyet miydi yoksa taklitçi miydi, bunu tartışmak da çok anlamlı değil. Sonuç olarak dünyaya kendi kültürlerinden birşeyler verdiler, bir senteze neden oldular -Etrüsk mimarisi örneğin- ve büyük adamlar yetiştirdiler.
Her devlet gibi, Arapların kurduğu büyük devletler de zaman içinde yokoldu. Araplar da zaman zaman her kültürün yaşadığı durağanlık çemberine girdiler ve önemsizleştiler, çağı etkileyemez hale geldiler.
Şu an bazı zengin Araplar, en çok teknolojiye yatırım yapıyorlar. AMD’de büyük hisseleri var. Entelektüel ve iyi zevk sahibi Araplar da var. Hatta ehram giyen her Arap da şeriatçı filan değil. Ama çoğumuz, Arapların barbar, ikiyüzlü ve kıro olduklarını sanıyoruz. Çünkü onlar batılı giyinmiyor(!) ve Türke kazık atıyorlar!
Resmi ideolojinin söylemediği şey, Arapların Osmanlı’ya kazık attığı; Türkiye Cumhuriyetine değil!
Buna da kazık denirse: zira bugünkü Ortadoğu faciasını yaratan İngiltere, Arabistan yarımadasında iki ayrı klanı destekliyor o zamanlar; bunlardan biri de, “Suudi” adını ülkeye veren, Suud ailesi ve onun klanı. 1750′lere doğru, İslamiyetin son derece yobaz bir kolu olan Vahabiler ile Suudiler evlilik nedeniyle ittifak yapıyorlar. İngiltere, zaman içinde iki ayrı klanı desteklemekten sıkılıyor ve kimine göre bizzat Lloyd George’un istedğiyle Suudileri destekliyor. (Çünkü bahsettiğim iki klan savaş halindeler). Derken, Suudiler düşmanlarını ortadan kaldırıyor ve iş bugünkü Suudi Arabistan devletine kadar geliyor.
Suudi Arabistan, G-7 ülkeleri tarafından yaşaması karşılığı köleleşen yoz, gerici, baskıcı bir rejimdir.
Peki ya İran? Nasıl olur da bizden çok daha modern ve kültürlü olan İran, geri ve baskıcı bir şeriat devleti olur? Yine batı eliyle.
Bir zamanlar medeniyetin beşiği olan Mısır’dan Süveyş kanalını geçirmek için, Mısır’ı da pasifize edersin. Sonunda halkının karnını doyuramayan bir ülke olur.
Sonra bakarsın ki, din, bu bölgede herkesin düşman olması için yeterli değildir. Yahudileri alır, Arapların tam ortasına koyarsın. (Bildiğim kadarıyla Yahudiler ve Arapların tarihsel bir düşmanlığı yok?) Bu arada, Yahudilere verdiğin toprakları birkaç Arap ülkesinden alırsın ki, düşmanlık alanı genişlesin. Sonra Lawrance ve kankası Gertrude Bell, kafayı bulup cetvel ve pergelle bir Irak haritası çizerler. Acil durumda karıştırılacak ülke.
Irak öyle bir yerdir ki, çatışma olmaması mümkün değil. Sadece kendi içinde değil, komşularıyla da.
Üstelik, pis Araplar dediğiniz coğrafyada sadece Araplar yaşamıyor. “Şeriatçı İranlılar” ın alt tarafı %2-3′ü Arap; oysa %15′den fazlası Azeri. (yani Türk; hatta “eser miktarda” Türkmen de var.)
Yalnız, Ortadoğu’da çatışma ve savaş isteyen batı siyaseti değişiyor. Nedenini tam olarak bilmiyorum; ama nedenler birden fazla: enerji hatları buradan geçiyor ve Irak petrolünün “huzur içinde” buradan çıkması gerek. Bence ikinci ama daha önemli neden, bölgenin “kapitalistleşmesinin” istenmesi. Zira, artık batı ülkeleri ve sonradan gelişen uzakdoğu ülkeleri yeterince tüketmiyorlar (zira satın alınacak çoğu şeyi zaten aldılar ve arsızlıkları törpülendi). Onun için, ortadoğu gibi yeni pazarlara ihtiyaç var. Kapitalizmin kök salması için bölgenin diktatörlük yapısının da çözülmesi gerek. Saddam’ın devrilmesi ve Irak’ın yeniden paylaşımı, çok çok yanlış, kötü, berbat, hayvanca yapılmış olsa da, aslında orada yaşayan insanların esenliği için yapılması gereken şeydi.
İran’da batı şansını seçimlerde denedi, ama beklediği olmadı. İran’ın değişim isteyen iç dinamiklerine batının daha farklı şekillerde yardım etmesi gerek (örneğin, Ahmedinecad’ı uranyum zenginleştirme konusunda sıkıştırmaları, mollaların ekmeğine yağ sürüyor). İran, geçmişindeki kültürün etkisiyle en kolay demokrasiye geçen ülke olabilir. Suudi Arabistan ise en zorlu ülke. Çünkü Vahabilerin gerek dinsel, gerek siyasi, gerek ekonomik olarak büyük etkinlikleri var. Hatta, Usame bin Ladin’in gerçekte Suudi hanedanını tehdit ettiği için ABD tarafından istenmeyen adam ilan edildiği de söyleniyor. (Bin Ladin ailesi aslen Yemenli)