Yıllardır futbolla, ama özellikle Türkiye ligi ile ilgilendiğim yok. 2-3 sene kadar önce, biryerlere giderken tanıştığım, 2.ligde oynamış, şu an adını bile hatırlamadığım bir (eski) futbolcu sayesinde, ilgim daha da dibe vurdu. Transferlerde ve ligde dönen dolapları, inat uğruna futbolcuların nasıl harcandığını, birinci ligde çok para alsalar da onlar da dahil aslında
futbolcuların köle olduklarını uzun uzun anlattı.
Gerçekten de, pek sevişen futbolcu ve mankenler, benzer kaderlere sahipler: ünlü olup para ve şöhrete boğulan bir avuç örnek dışında, ne Türkiye’de, ne de bir başka ülkede, profesyonel futbolcu olup ev geçindirmek pek de mümkün değil. Birinci ligde, ya da ikinci ligin iyi takımlarından birinde futbol oynamıyorsanız. İyi para alsanız bile, sürekli olarak sakatlanarak profesyonel iş hayatınızı bitirmek tehlikesi ile karşı karşıyasınız. Teknik direktör ya da kulübün sizi gözden çıkarması da diğer “mesleki” riskler. Üstelik futbolculuk, çok kısa süre yapılabilen bir iş. Bu süre içinde kazandığınız parayla iyi yatırımlar yapamamanız durumunda, kalan hayatınızı sefalet içinde tüketip sokaklarda ölmeniz bile mümkün.
Bursaspor’un şampiyonluğu, lige gerçekten tad getirebilir: Kendilerinden 10 kat pahalı takımlar önünde ipi göğüslediler. Kendilerini “büyük” zanneden, dünya çapında bir başarıları olmayan -ki buna 15 senedir UEFA şampiyonluğunu konuşan Galatasaray’ı da ekliyorum-, buna rağmen dünyanın zengin kulüplerinden bile daha fazla para harcayan üç büyüklerin de artık birşeyleri yeniden düşünmeleri gerekiyor. Şike değişik biçimlerde, dünyanın her yerinde sorun ve futbol gibi anormal, hesabı sorulmayan paraların döndüğü bir sektörde mafya ilişkileri olmaması olasılık dahilinde bile değil. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, yine de futbol adına bir umut olduğunu gösterdi Bursaspor.
Beşiktaşta iken Ertuğrul Sağlam’ı hiç sevmedim ben. Ne futbolcu, ne de teknik direktör iken. Ama şu konuda da hakkını teslim etmek lazım: Beşiktaş içindeki “yönetim mafyası”, Mircea Lucescu gibi, Ertuğrul Sağlam’ın da başını yedi. Sağlam’ın Beşiktaş’da kötü bir sezon geçirip, Bursa’da şampiyonluğu yaşaması bir tek şey ile açıklanabilir: birileri ona gölge etmek, çelme takmak, hatta bazı futbolcularla işbirliği yapıp takımın oyununu bozmak yerine, destek oldular.
Futbolcuyken, ağırlığı, ezdiği toplar, bencilliği yüzünden sevmedim Ertuğrul’u. Ertuğrul da, kişilik olarak Beşiktaş’la asla özdeşleşmedi, karışmadı, uzak durdu. Hatta bunun nedeni olarak, açık açık söylenmese de, karısının türbanlı olması gösterildi. Ben bunu yemedim. Ama önümüzdeki günlerde, adım gibi biliyorum ki, Bursaspor’un başarısını hazmedemeyenler, Fethullah Gülen’in ve “cemaatin” kulübe para yağdırdığını, rakiplerini satın aldıklarını söyleyecekler. Hatta şimdiden, Ertuğrul’un, kendisini iki defa satan Beşiktaş’ı “kafaya aldığını” söyleyenler olduğu gibi. Diyarbakır şampiyon olsa PKK parasından bahsedilecekti; dolayısıyla böyle saçmalıklara takılmanın alemi yok.
Bursaspor hakkıyla şampiyon oldu. Azıcık adam olan da, bok atmak yerine tebrik eder.
Yoksa, ona buna bok atmayı alışkanlık edinen, istediği olmayınca ağlayıp zırlayan büyük takımların taraftarları, kendi kulüplerinin elinde oyuncak olmaya devam ederler. En fazla “başkan istifa” diye bağrınırlar ama sportif ve yönetimsel olarak, “neden şampiyon olamıyoruz?” sorusunun cevabını verebilecek düzeye ulaşamazlar.