Külhanbeyi lafının “aşağı yukarı” kabadayı anlamına geldiğini hemen herkes bilir ama külhanın ne olduğunu bilen azdır. Gariptir ki, Internette uzun uzun aradığım halde, bir külhan fotografı bulmam mümkün olmadı. Hani bir yerde “Internette Türkçe kaynaklar artık çok fazla” diyoruz ama, benim çocukluğumda neredeyse her semtte bulunan hamamların bir tanesinin “külhan” fotografı yok Internette. Bu da, çok fazla özgün içerik üretemediğimizi, ürettiğimiz çoğu Türkçe içeriğin de çeviri olduğunu düşündürüyor.
Hemen bir parantez açarak, külhanın hamamı ısıtan çok büyük bir ocak, muhtemelen çok büyük bir mangal olduğunu ekleyeyim.
Bu arada çeşitli kaynaklardan edindiğim bilgileri de aktarayım. Abdülaziz Bey, külhanbeyleri ile ilgili 1-2 sayfa yazmış. (Osmanlı adet, merasim ve tabirleri adında belli bir konuda detaya girmeden, yüzeysel de olsa pek çok konu ile ilgili bolca bilgi bulunan bir kitap bu; Tarih Vakfı Yayınları’nın.
Bu külhanbeyleri, genelde sokağa atılan çocuklardan çıkarmış ve hayırsever hamam sahipleri tarafından hamama alındıkları söyleniyor. Bazı kaynaklara göre, devletin it kopuk takımını bu şekilde istihdam ettiği de vaki. Ancak ben buna pek inanmadım, çünkü Osmanlı’nın hamamcılık, tulumbacılık gibi genelde ayaktakımı tarafından icra edilen mesleklerin erbabını pek sevmediğini biliyoruz.
Doğal olarak bu adamlar güçlü kuvvetli çocuklar arasından seçiliyorlar, çünkü işleri ağır kütükleri taşımak ve kül dökmek gibi bedensel faaliyetler içeriyor. Ayrıca çalıştıkları ortam dolayısıyla sağlıklı olmaları şart. Bu güçlü kuvvetli adamların mesai saatleri dışında genelde serserilik ettiği, külhanbeyi lafının anlamı bakımından zaten ortada. Ancak içlerinde hepten kayıp adamlar yok; bir kısmı tulumbacı olmak için kendini yırtıyor -tulumbacıların önemli kısmı bu meslekten gelmeymiş deseler de, meslekler kendi içlerinde adeta kast sistemine sahip olduklarından, hatta yankesicilerin bile loncası bulunduğundan, buna da pek ihtimal vermiyorum. Elbette kısıtlı bazı geçişler olabilir ama “çoğunlukla” demek şüphe uyandırıcı. Nizam-ı Cedid kurulunca askere yazılanlar, hatta zabit (subay) olanlar dahi varmış.
Elbette, bu insanlar arasında da bir ast üst ilişkisi varmış. Bu kurallardan en belirgin olanlarından biri, üstün külhana yakın yatması. Bir de hastalara bu konuda bir ayrıcalık tanınırmış.
Külhanbeyleri ile en ünlü hamam ise Gedikpaşa hamamıymış. Meşhur Patrona Halil isyanını çıkaran adamın da külhanbeyi değil ama tellak olduğunu da hatırlatalım (Osmanlı, hamamları sevse de hamamcıları sevmezmiş).
Bu arada, o zamanlar çok küçük olmama rağmen, Horhor hamamının külhanının bulunduğu yeri hatırlıyorum. Sıcaklığın hemen girişindeki o kapının ne olduğunu merak eder ama sormaya çekinirdim, birgün elinde takım çantasıyla birileri girip çıkmaya başlayınca, “ısıtma sisteminin” orada olduğunu anladım. Elbette külhanın filan ne olduğundan habersizdim. Bu arada külhandan sıcaklık kısmına sıcak havayı taşıyan, mermer tabanın altındaki galerilere “cehennemlik” deniyormuş.