NİCHE WEBSİTELERİ / BLOGLAR ETKİLİ DEĞİLLER

blog | Etiketler:, , , , — 11 Mayıs 2010

Kişisel bloglar -ki blog aslında zaten kişiseldir; değilse websitedir!- umulandan fazla ilgi görmeye başlayınca, bunun da ticaretini yapanlar hızla yaygınlaştı. Eğer bir alan karlı ise, ortalığı kısa sürede “uzmanlar” dolduracaktır. Neredeyse şablon olansa, bu uzmanların, sahip olduğunu iddia ettikleri uzmanlığı diploma / belge ya da sertifika ile kanıtlayamaz oluşlarıdır: onların uzmanlığının “kanıtı”, yeni oluşan pazarda 2003 the guru 007 200x300 resmi Niche websiteleri / bloglar etkili değiller yazısı blog  kategorisindeküçük de olsa bir tezgah kapma umuduyla krallarına yapışan soytarıların çokluğudur.

Blog yazarlarının artmasıyla birlikte, kaçınılmaz olarak bir “blog yansanayisi” oluştu. Bunların bir kısmı WordPress gibi blog altyapıları hakkında bilgi paylaşan siteler / blog yazarları. Bunlar arasında kimin uzman, kimin hırsız olduğunu anlamak kolay. Üstelik verilen bilgiler birilerinin işine yarıyor ve faydaları tespit edilebiliyor.

İkinci grupta ise “fayda vaad edenler” var. Bunlar, gayet beylik, herkesin zaman içinde çok da yorulmadan edinebileceği bilgileri süsleyip aktaran, bu yolla da kendine paye çıkaran kişiler. Bunların bir kısmı Google Adsense reklamlarından yüksek kazançlar konusunda ipuçları verirken, kimisi de “SEO teknikleri” ile ziyaretçi sayısını katlamayı vaad ediyor. Bunlar da bir yere kadar ölçülebilir bilgiler veriyorlar.

Oysa ikinci gruba dahil ettiğim, ancak tamamen spekülatif konuşan bir “guru takımı” da var.

Bu “guruların” ortak özellikleri, ne internet altyapıları (WordPress, kodlama ya da internet teknolojileri gibi), ne de herhangi bir başka alanda (gazetecilik, kaportacılık, gece bekçiliği, hayat kadınlığı) uzmanlık ve yetkinlik sahibi olmaları. Öte yandan, tamamen spekülatif iddialar ortaya atan, elle tutulur bir fayda sunamayan bu “guruların” çok takip ediliyor olması benim için sürpriz değil: herşeyden önce, yalan ne kadar büyükse hem inanan o kadar çok olur, hem de inananlar o kadar dindarca inanırlar! Bunun dışında, bu “gurular”, hiçbir emek, bilgi ve sabır gerektirmeyen, insanların onay görme gibi kolay kolay bulamadıkları şeyler vaad ediyorlar.

Ben bu “guruların” bir kısmının medyanın büyük beyinleri tarafından manipüle edildiğini, manipüle edilemeyecek kadar zeki olanların ise “beslendiklerini” düşünüyorum. Bu sayede yeni medyayı kısmen de olsa kolayca yönetebiliyorlar. Örnek vermek gerekirse, otomotiv basını test sürüşü için İsviçre alplerinde birkaç gün tatil yaparken, “muadil blogcular”, bir fabrika gezisine fitler.

Konumuz, yeni medyanının kendini pazarlamaktaki başarısızlığı değil ama bu başarısızlıkla yakından ilgili bir konu: “Böl ve yönet” taktiğine yem olan blog ve web sitesi yazarları!

Son yıllarda, niche, yani belli ve genellikle de çok bilinmeyen alanlara yönelen bloglar “teşvik ediliyor”. Sözgelimi, tıp cihazları, örneğin ultrason cihazlarından bahseden bir blogunuz varsa, yüksek adsense gelirleri elde etmeniz olası. Bunun nedeni de basit: bu tip site ve bloglar çok az ve arz / talep dengesinden dolayı, Google tıklama başına iyi ödeme yapıyor.

Bu tip bir blog sahibi olmanın sakıncaları da elbette fazla (tabi amacınız para kazanmaksa). Zira, arz az olduğu gibi, talep de az: reklamveren çok az olduğundan, yüksek kardan dolayı “piyasaya giren” yeni blog ve siteler, fiyatları çok daha fazla dalgalandırıyor. Bunun yanında, bahsettiğim niche alanların karları yüksek olmasına rağmen ciroları düşük; dolayısıyla reklam bütçeleri ve elde edebileceğiniz olanaklar kısıtlı. Sözgelimi; Lamborghini araba başına Peugeot’dan çok daha fazla kar etse de, binlerce kat daha fazla araç üreten Peugeot, daha fazla ciro ve toplamda daha fazla kar elde ediyor. Üstelik, bir Peugeot ile test sürüşü yapabilme olasılığınız elbette daha fazla!

Kısacası, niche blogların şansları çok daha kısıtlı. Açıkçası, tek başınıza ya da 1-2 kişi ile blog / site kurarak, “büyüklere” kafa tutamazsınız. Aynı hatayı bakkallar yıllar önce yaptılar ve marketlere karşı kaybettiler. Oysa Adnan Kahveci, bakkalların birleşerek dağıtım / tedarik ağları kurmalarını önermişti. Organize olamadılar.

2009 Haziran’ında, blogcuların birleşmesi ile ilgili birşeyler karalamıştım. Nielsen’in 20010 analizleri beni haklı çıkarıyor:

“The data also suggest that contrary to what some believe, specialty sites like those covering health care or science do not draw an especially loyal audience. Among the 39 niche sites on this list, all but two have audiences that  are not only smaller, but also don’t stay as long, come back less often and don’t look at as many pages on the site as do audiences for either national and international sites or local sites.”

İngilizce bilmeyenler için, mealen söylenen şu: Niche siteler, sanılanın aksine sadık bir okuyucu kitlesine sahip değiller. 39 niche siteden ikisi hariç, bu siteler yerel – ulusal – uluslararası sitelerden daha az ziyaretçi çekiyorlar, ziyaretçiler sayfalarda daha az süre kalıyor ve daha az sayfa geziyor.

Bunun dışında, sitelerin %7′sinin %80′lik trafiği çektiğini söylüyor Nielsen. Bu güzel bir tablo değil. Internet tekelleşiyor.

Yani şu an özendirilmesi gereken, niche siteler, 1-2 kişilik bloglar değil. Özellikle, 10-20 kişilik blog ve sitelerin yaygınlaşması gerektiğini, özellikle “vatandaş gazeteciliğinin” özendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira, şu an internet reklamları -adsense gelirlerinden bahsetmiyorum- 10-20 kişilik küçük grupları doyurmasa da, aç da bırakmayacak düzeyde (şayet sıkı çalışılırsa). Bu yeni mecranın da kaybedilmemesi için, eski ana akım medyanın gazına gelmemek gerekiyor.

Bahsettiğim raporu şu adresten inceleyebilirsiniz:http://www.stateofthemedia.org/2010/specialreports_nielsen.php

INTERNETTE ANONİM KALMAK, SANSÜRE KARŞI BİR GÜÇ DEĞİLDİR!

toplum | Etiketler:, — 7 Eylül 2009

Teknoloji, hem zalime hem de mağdura hizmet eder. Ama doğal olarak, parası fazla olana daha çok hizmet eder. Bu da genelde zalim olur.

12 eylul grev erteleme mgk bildirisi 300x204 resmi Internette anonim kalmak, sansüre karşı bir güç değildir! yazısı toplum  kategorisinde

Dönemin darbecileri grevlere de müdahale etti

Son zamanlarda, “Sansüre sansür” gibi hareketlerin ortaya çıktıklarını gördük. Açıkçası ben bu hareketleri, yaratıcı ama naif buluyorum. Beni korkutan şey, insanların sansüre karşı birleşememeleri değil. Bunu yaptıklarında, sonuç alacak kadar sert olamamaları. Internet kuşağında hala “online devrim yapabiliriz” yanılgısı var. Oysa siyasi ve bürokratların çoğu Interneti kullanmıyor bile. Kullansalar bile, sokağa dökülmeden birşeyleri değiştirmek mümkün değildir.

Bakın, ortada bir Greenpeace gerçeği var. Greenpeace, çok iyi örgütlenmiş olmasına ve benzer hiçbir oluşumun elinde olmayan imkanlarına rağmen, etkili olmaktan çok uzak. Elbette birileri “ama bu sene şunları yaptık” diye itiraz edecektir ama, yapılan işler, Greenpeace kadar gönüllüsü, parası, tecrübesi ve oturmuş örgütü olan bir kuruma göre çok az. Hatta inandığım birşey var; bugün Greenpeace kendi üyeleriyle eylem yapmak yerine, eylem yaptığı bölgenin halkını örgütlese, çok daha etkili olur. Çünkü hiçbir siyasi güçleri olmadıkları gibi, bir terör örgütü de olmadıklarından ve insanlar da çevre sorunlarının onları nasıl öldürebileceğini henüz pek bilmediklerinden, etkili olmaları imkansız.

Genel olarak denk geldiğim sansür tartışmalarında, özellikle gençlerin, bazı konularda akıl almaz derecede bilgisiz olduklarını görüyorum: (Elbette “aşmış” gençler de var; ama amacımız bir avuç insanla aramızda mızmızlanmak değil, harekete geçmekse, insanların bilgi ve farkındalık seviyelerini yukarı çekmek gerek)

1.Çoğu genç, sansürün AKP ile geldiğini ve sadece Internete uygulandığını sanıyor.
2.Aynı gençler, medet umdukları muhalefetin, sansür yasaları sözkonusu olduğunda, iktidarla “kanka olduğunun” farkında değil.
3.Maalesef çoğu Internet kullanıcısı, site engellemelerini bir teknik sorun olarak algılıyor ve özgürlüklerinin değil, teknik imkanlarının kısıtlanmasından yakınıyor.
4.Internet kullanıcılarının ezici bir kısmı, Internetteki faaliyetlerinden ötürü kovuşturmaya uğrayabileceğinin, hatta hapse girebileceğinin farkında değil.
5.Twitter ve FriendFeed gibi biraz daha “netizen” olmayı gerektiren sosyal ağları kullananları bir kenara koyacak olursak, Internet kullanıcılarının en az yarısı, Internetin “denetlenmesi gerektiği” fikrine sahip ve “bazı koşullarda” sitelerin kapatılması gerektiğine inanıyor.

Bunları bir kenara koyalım. Çünkü bu işin liderliğine soyunması umulacak kişilerin de bir zihniyet değişikliği geçirmesi gerekiyor.

Anonim kalma konusu çok önemli bir mesele. Bugün birazcık “sivri takılan” biri, gerçek adını kullanmıyor. Siminya gibi, “mahalle baskısı, namus cinayeti” mağduru olabilecek kişileri ayıklarsak, maddi olarak kendini güvenceye almış, görece rahat bir ortamda yaşayan insanların da anonim kaldıklarını görüyoruz.

“Anonimlerle” böyle bir mücadeleye giremezsiniz. Çünkü bu safları ve koşulları belli olmuş, bizim de “direniş” durumuna düştüğümüz bir savaş değil.

Biz anonim kaldıkça, sansürcüler “tırstığımızı” sanıyor. Haksızlar mı? Kesinlikle haklılar. Belki korkanların en azından şu anki korkusu sansürcüler değil ama, ailelerine ve patronlarına,

abbas.kenan 300x213 resmi Internette anonim kalmak, sansüre karşı bir güç değildir! yazısı toplum  kategorisinde

Eğitim fedaisi Abbas Güçlü ve Kenan Evren, Muğla Üniversitesinde ne kadar da mutlu görünüyorlar

sevgililerine “deşifre olmaktan” korkuyorlar. Benim blogumu, annem gibi birinci dereceden akrabalar dahil, neredeyse tüm sülalem okuyor. Açık söyleyeyim, bu hoş bir his değil. Hatta sevgilim de her yazımı okuyor ve kadınlar hakkında yazdığım bazı şeylere sinirleniyor, ya da “kıllanıyor”. Benle çalışmak isteyenler, siyasi görüşlerimden, anarşist tavrımdan rahatsız oluyorlar. Bunu gizlemeye çalışsalarda paçalarından akıyor artık. Aylardır herhangi bir işten para kazanmışlığım yok. Yani “işsizim”.

Bunlar beni durdurmuyor. Çünkü bu boktan dünyada, benim gibi birinin sahip olacağı en büyük zevk kendini ifade edebilmek.

Eh, eğer birşeyleri değiştirmek istiyorsanız, yaralanıp berelenmeyi de göze alacaksınız. Hiçbir hak, size bir lutuf olarak verilmeyecektir; çünkü şirketler gibi devletler de, ellerini cebinize sokup alabilecekleri herşeyi almak ve sizi de susturmak isterler. Sokağa dökülmenin de amacı bu zaten. Devlet ya da herhangi bir kurum, sizden korkmadığı sürece birşey vermeye yeltenmez; şayet bundan bir çıkarı yoksa.

Bir anda blogunuza, 10 milyon farklı isimle yorum gelse, bir hareketin ortaya çıkmakta olduğuna inanabilir misiniz? Ben şahsen bir bot ağı tarafından kuşatıldığımı düşünürüm. Çünkü günde 5.000 kadar spam mail alıyorum. Hemen hemen hiçbiryere üye olmadığım halde.

Ama FriendFeed’de, Twitter’da insanlar “kendi adlarıyla” konuşmaya başlarsa, blog sahipleri kendi adlarıyla ortaya çıkarsa, bu insanlar toplanmaya başlarsa, o zaman ortaya korkulması gereken bir durum çıkar.

Bir halk layık olduğu gibi yönetilir. Alın size basit bir gerçek: En azından 1980 darbesi olduğunda bütün İstanbul halkı sokağa dökülse, TRT binasının önünü kesse, darbe marbe olamazdı. (Ama 100 kişiyi takır takır öldürürlerdi ayrı, zaten en az 1500 kişiyi öldürdüler). “Hadi canım olur muydu, zırttı zurttu” diyen, Paris Komününü araştırsın.

INTERNET VE PARA: SPONSORLUK YOKSA HERKES KAYBEDER; UNUTUN ŞU REKLAMLARI!

blog | Etiketler: — 4 Temmuz 2009

 resmi Internet ve Para: Sponsorluk yoksa herkes kaybeder; unutun şu reklamları! yazısı blog  kategorisindeTürkiye’de işler farklı yürüyor. Ancak “normal şartlarda”, birine bir mal ya da hizmet satıyorsanız, bundan gerçekten bir fayda elde etmesini istersiniz. Çünkü müşterinize para kazandırırsanız, genelde o da sizden alacağı mal ve hizmetlerin miktarını artıracaktır. (Giffen paradoksu gibi istisnalara girmeyeceğim)

Ekonomik kriz, siteleri de vurmuş gibi görünüyor, ya da daha çok reklam almanın daha çok kazandıracağını sanıyorlar. Kısa vadede evet, ama uzun vadede hayır.

Yaklaşık 1.5 ay önce, pozitifpc.com ve oyun.pozitifpc.com projelerini tekrar canlandırmaya koyulduk.

Bu iki site de, dünyada bile bu tip sitelerde rastlayamayacağınız XHTML 1.1 ve CSS 2.1 uyumluluğuna sahipler; W3C testlerinden geçiyoruz. (Bazı günler geçemediğimiz oluyor; çünkü okuyucular bazen farketmese de gün içinde sitede ufak tefek sürüyle değişiklik yaptığımız oluyor, zaman zaman testleri yenilemeyi unutuyoruz).

Bir ara siteyi görme engelliler için de rahat takip edilir hale getirmeyi düşündük; ancak ekran okuma programları gibi konularda hiç deneyim sahibi değiliz. Maalesef bu konuda hızlı başlangıç yapabileceğimiz kaynaklara da ulaşamadık. Ancak elimizden geldiği kadar bildiğimiz bazı teknikleri uyguluyoruz; resimlere de açıklamalar eklemek, title alanlarını doldurmak gibi.

Açıkçası arama motorları, W3C standartlarına saygı göstermeniz durumunda sizi kayırmıyorlar. Maalesef bu web’in çöplük haline gelmesindeki en büyük etkenlerden biri. Çoğu web tasarımcısı -ve kodcusu- tarayıcılar arasındaki uyumsuzluklardan, bilhassa Internet Explorer sorunlarından bahsedip duruyor. Oysa, W3C standartlarını takip edip tavsiyelere uyduğunuzda, tarayıcıya özel sorunlar neredeyse sıfıra iniyor. Örneğin, kesinlikle tarayıcıya özel -IE’nin meşhur quirks mode kodları gibi- kod yazmam. Aksini yapmanın zararını görmedim; ama bazı konularda fazla esnek olmamak gerektiğini düşünüyorum. Kesinlikle hiçbir dogmaya sahip olmayan biri olarak, bu tip, kimi saçma kurallar koymam aptalca gelebilir. (Bazen aptalca bulduğum oluyor) Ama şu da varki, bu aptalca kurallar belli bir disiplin de sağlıyor.

Bunları bir yana bırakalım. İddia ediyorum, son değişiklik ve güncellemelerle siteyi biraz gereksiz şişirmiş olmamıza rağmen, Pozitif PC, benzer siteler içinde açık ara en yüksek performansa sahip sitedir. Cache performansı konusunda %80 memnunum. Daha yapılması gereken işler var; ama günün yoğun saatlerinde bile alt sayfalar 1.5 saniye altında açılabiliyor. Google reklamlarını koymadan önce bu süre 0.5 ila 1 saniye arasında değişiyordu.

Tasarımın mümkün olduğunca basit olmasını istedik. Elbette birileri tasarımı beğenmeyecektir, herkesi memnun etmek mümkün değil.

Peki neden paragraflar boyunca Pozitif PC’den bahsettim ve başlıktaki konuya daha gelmedim?

İlk tasarladığımız tema, şimdikiyle neredeyse aynı görünüyordu. Henüz test ederken gösterdiğimiz insanlar siteyi “uzaktan” izlerken benzer tepkiler gösterdi: çok fazla Flash kullanmışsınız, herkeste Flash yok, vs vs.

Oysa sitede hiç Flash yoktu. Yalnızca Javascript’i abartmıştık. Sırayla, onca emek verilen öğeleri ayıkladık.

Kendi siteme bir başkası olarak baktığımda, oradan buradan fırlayan efektler yerine sayfanın yarım saniye bile hızlı açılmasını tercih edeceğimi farkettim. Özellikle de arama motorlarından geliyorsam.

Türkiye’ye Internet geldiğinden beri ben burada sürtüyorum. Sürüyle akımın,modanın gelip geçtiğini gördüm. Yeni şeylerle bazen zaman öldürürsünüz, ama aradığınızı bulamazsanız, okuyacak birşeyler yoksa canınız sıkılır. Aslolan içeriktir. Hepimizin zamanı az ve sörf yapmak çoğumuzun asli görevi değil. Dolayısıyla İÇERİĞE HIZLI VE KOLAY ULAŞMALIYIZ.

Banner reklamlarının reklamverenlere kayda değer bir fayda sağlamadığını, bunun nedenlerini uzun uzun anlattım. O konuya tekrar tekrar girmeyeceğim. Ancak tek kelimeyle özetlemek gerekirse, şimdiye kadar söylediğim şey, insanlarının gözlerinin bannerlara alıştığı ve onları görmezden geldiğiydi.

Şimdi bir ekleme daha yapayım: birçok Internet kullanıcısı, artık reklamları görmemekle kalmıyor, onlardan tiksiniyor. Firefox tercih eden çoğu Internet kullanıcısı, reklam engelleme eklentilerini uzun zamandır kullanıyor. Hatta geçtiğimiz aylarda bizimle aynı kulvardaki bir site, reklamları engelleyen kullanıcıları siteye almamakla tehdit etmiş, gelen şiddetli tepkiler karşısında geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Öte yandan, çoğu insan, sitelerin daha iyi içerik sunabilmek için para kazanması gerektiğinin de bilincinde. Demekki yapılması gereken, reklam formatını değiştirmek.

Aslında, bundan daha fazlası. Zira, sorunu kavrayan ama insanların sinirlerini bozmaktan çekinmeyen site sahipleri, kendi açılarından sorunu çözeceklerini düşündükleri yeni saçmalıklara giriştiler. Sitelere “kapak sayfası” yapmak gibi. Özellikle yabancı sitelerde yaygınlaşan bir eğilim. Siteye girdiğinizde önce tam sayfa reklamla karşılaşıyorsunuz. Daha kötü uygulamalar ise, bir anda sayfa ortasında patlayan Flash reklamlar.

Bunu açıklamak “ticari açıdan” doğru değil ama, rakiplerimize göre çok az içeriğe sahip olmamıza rağmen, gerçekten anormal hızlı bir yükseliş içindeyiz. İstatistiklere baktığımda insanların sitede genelde çok uzun kaldıklarını görüyorum. Şu an içerik olarak istediğimiz kalite ve çeşitlilikte değiliz ama, demekki insanlar rahatsız da olmuyorlar. Bu durumun tek açıklaması, insanları irrite eden ucuzluklardan kaçınıyor olmamız. Bunu reklam olsun diye söylemiyorum; gelmek istediğim başka bir nokta var.

“Reklam”, Internet siteleri için baştan beri yanlış, saçma bir fikirdi. İhtiyacımız olan reklam değil, sponsorluk.

Bir örnek vereyim: Bir sitede, X şirketinin ekran kartının banner reklamı çıkıyor. Hemen altında da Y firmasının anakartının reklam banneri. Komik olan şeyse, X şirketinin aynı zamanda bir anakart, Y şirketininde ekran kartı üreticisi olması!

O kadar çok birbirine benzer ürün, kafa karıştıran model numaraları, rakamlar, yakın fiyatlar varki, bu curcunada aslında olan şey şu: Başlarda, Z bir ürünü satın almak için belki onlarca marka ve model arasında değerlendirme yapıyorsunuz. Görüyorsunuz ki, özellik ve fiyatlar birbirine çok yakın. Ama çok küçük bir fark, örneğin ZB ekran kartı yanında gelen bedava bir oyun, o ürünü seçmenize neden oluyor. Sonra mağazaya gidiyorsunuz ve ZB ürününün olmadığını görüyorsunuz! 10 saniye düşündükten sonra, “olsun, diğerleri de çok yakın zaten” diyerek, herhangi bir ürünü alarak mağazadan çıkıyorsunuz!

Bunu bilgisayar alanında ilk -ve sanırım tek- fark eden Apple oldu. Oysa otomotiv gibi sektörlerde bu durum daha çok başlarda fark edilmişti. Özellik ve fiyat farklılaştırması, ileri düzeyde endüstrileşmiş alanlarda çok sınırlıdır ve birsüre sonra bir “imkansız” noktasına varır. Yani artık OBJEKTİF DEĞERLENDİRMEYE değil, SUBJEKTİF GÖRÜŞLERE oynamalısınız.

Apple, “benim makinem seninkini döver” demek yerine, Apple kullananları daha zeki ve yaratıcı insanlarmış gibi göstermeye koyuldu (bana göre öyle değiller, Apple reklamlarındaki insanlara bakın, sürekli ellerini kullanmadan konuşamıyorlar bile!) Bu müthiş derecede işe yaradı. Çoğu Apple kullanıcısı bilgisayarındaki işlemciyi bile bilmez. Geçenlerde kuzenimin 14 yaşındaki oğluna neden o makinayı aldığını sorup, Apple almamak için yüzlerce neden sıraladım. Tek tepkisi boş boş yüzüme bakmak oldu. Kabul edelim, bir parçayı alıp eve getirene kadar ondan daha iyisi çıkıyor; teknik üstünlük bu alanda artık bir artı olmaktan çıkalı çok oldu.

2 sene kadar önce Pozitif PC, farklı bir içerikle ve formatla çıkıyordu; patlayan web sitelerine karşılık biz içeriği e-dergi olarak dağıtıyorduk. O zaman bu fikir bakirdi ve dergi cidden büyük sükse yaptı. Bu arada birkaç firmaya reklam teklifi götürdük ve ilgilenen olmadı. O zamanlar GP2X’in Türkiye Distribütorü olan SmartBS hariç. Onlar da zamanın ve ülkem insanının çok ilerisinde bir zihniyete sahipti, o da ayrı.

Oysa bahsettiğim şirketler o günlerde forumda neler konuşulduğuna göz atsalar ve çalışanları şirkete değer katmak niyetinde olan kişiler olsaydı, durum çok farklı olurdu. Kendi aramızda küçük bir tarikat gibiydik. Bugün bile maillaştığımız okuyucularımız var. Reklam sorunumuzu forumda tartıştığımızda, çok ciddi sayıda okur bundan son derece rahatsız oldu ve şirketlerin dar görüşlülüğünü eleştirdi.

REKLAM DEĞİL, SPONSORLUK PEŞİNDEYDİK.

Açık konuşalım; şu an izlediğimiz yolu izleyen sürüyle site var. Hepimizin yaptığı şey, basın bültenlerini Türkçeye çevirip, resim ekleyerek yayınlamaktan ibaret. Pozitif PC dışında, çok az da olsa, arada özgün içerik üretmeye çalışan 3 site sayabilirim, o kadar. (Blogları saymıyorum). Şu an özgün içerik yüzdemiz %10′u geçmez; iyimser tahminlerle. Bu kısır döngü, maalesef insanları da kısırlığa itiyor. Bizler kısır içerik üretiyoruz, insanlar gelişemiyor çünkü heryerde aynı şeyler yazılıp çiziliyor. Şirketler bundan karlı çıktıklarını sanıyorlar çünkü biz sözümona bedava basın bülteni yayınlıyoruz. Gerçekse şu: OKURLAR BİZLERİ MAGAZİN DERGİSİ GİBİ OKUYOR: İŞİN HOBİ KISMI ÖLMEK ÜZERE.

Oysa kafamızda örnek verelim, Intel Atom anakart satışlarına etki edecek, ekran kartı satışlarını yeni oyun çıkmadan da artıracak projeler var. Bunlar “aman nasıl daha fazla tüketim yaratırız” tarzı uyduruk şeyler değil, HOBİCİ projeleri. Ama oturup bunlarla uğraşacak halimiz yok; uğraşsak ilgi gösterecek şirket yok.

Eğer SPONSORLUK SİSTEMİ GELMEZSE BU TİP SİTELER, AYNI DERGİLERİN ÖLDÜĞÜ GİBİ, BİRKAÇ SENE İÇİNDE ÖLECEKLER.

2 sene önce, bilgisayar dergilerinin teker teker kapanmak zorunda kalacaklarını, nedenleriyle birlikte yazmıştım. İsteyenler Pozitif PC’nin eski sayılarına bakabilir. O zamanlar aksini iddia edenler olmuştu. Son 2 ay içinde kapanan 3 dergi biliyorum; belki fazlası vardır.

Siteler de, farklı nedenlerden ötürü aynı akıbeti paylaşacaklar.

Bu iş, herkes için “kaybet-kaybet” oyunu haline geldi; ancak kimileri körü oynuyor, kimileri göz boyuyor kimileri de görmemek istiyor.

SPONSORLUK SİSTEMİ ŞUNLARI SAĞLAR:

1.Özgün içerik üretilir.
2.İnsanlar, özgün içerik üreten sitelerle ve kişilerle gönül bağı kurarlar. Hobi sahipleri bunun anlamını çok iyi bilir.
3.Hobi sahipleri, kendilerine hobi hakkında değerli bilgi sağlayan kaynaklara sponsor olan firmaları ödüllendirir, onlarla da gönül bağı kurar.
4.Şirket, reklam, banner curcunası içinde görünmeye çalışmak durumunda kalmaz. “X sitesinin sponsoru” gibi konuşulmaya değer bir titre sahip olur.

Korkunç derecede uzun yazdığımı farkettiğimden artık duruyorum; ama buraya tekrar döneceğim:)

INTERNET VE PARA:BIRAKIN BU REFRESH KODU HİKAYESİNİ!

blog | Etiketler:, — 27 Haziran 2009

Bir siteye girdiniz, bir yazı okuyor ya da video izliyorsunuz,hooop sayfa refresh ediyor (yeniden yükleniyor). Niye?

Bu aleme yabancı biriyseniz elbette bir anlam veremezsiniz. Eh, biz artık iyiden iyiye kaşar olduk ya, söyleyeyim: Siz eskaza sayfayı açık unutursanız ya da sitede fazla kalırsanız, sayfa tekrar yüklendiğinden dolayı arkadaşın Google Analytics,Alexa istatistikleri filan olduğundan fazla görünecek. Reklam almaya giderse bu işi bilmeyen birine gösterip “nah benim bu kadar çok okurum var, üstelik siteyi de çok seviyorlar bak aynı adam 5 sayfaya filan girmiş” diyecek.

Elbette istatistik okumayı bilen adam bunları yemez ama bizimkilerde o kadarcık bilgi ve beceri dahi yok.

Mesela, “ulan siteni çok seviyorlarda, neden ortalama sitede kalma süresi 8 saniye?” diye sormak çoğunun aklına gelmez. Hoş ajansta biraz aptala yatacak, elinde müşteriye gösterecek rakam olsun da, doğru olsun, palavra olsun önemi yok. Kerizler nasıl olsa anlamıyor, ya da onlara eksik veri gösteriyoruz.

Bizde palavrayı ifşa etmek de ayıp sayılır; aksi ahlaksızlık olarak görülür! Bu nasıl ahlakki, ahlaksızlığı ifşa edip vicdani, akli bir tavır koymak ahlaksızlık sayılıyor?

Elbette mevzu ahlakla ilgili değil; hemen herkesin biryerden açığı var; aman Ahmet’in hileli tartısını ifşa edersem o da benim sahte çeklerimi anlatır diyor.

Geçenlerde birisiyle konuşuyoruz, sitenin adını verirsem arkadaşım deşifre olur; o yüzden siteye x.com diyelim. Dedi ki, x.com’un günlük 140.000 ziyaretçisi varmış. Direk “.iktir ordan” dedim. Bahsettiği sitenin Alexa ranki 120.000′lerde; biz o zaman 70.000 lerde debeleniyoruz. Bizim siteye en fazla 3500-4000 kişi geliyor o ara, x.com’u neredeyse 2′ye katlamışız ama nedense ziyaretçi sayıları bizim 40 katımız!

Üstelik bahsettiğim site görece niche bir site; öyle “etek altı görüntüler”, “türbanlı seks skandalı” filan gibi ucuzluklara da kaçmıyorlar.

Kimse atıp tutmasın, siteye şöyle bir bakınca günde kaç kişi alacağı üç aşağı beş yukarı belli olur. Her meslek dalında, yıllarca çalışan insanlar kendi alanlarında bu kestirimi yapabilirler. Sirkeci iskelesindeki büfeciyi Kadıköy iskelesindeki bir büfeye götürün, adamın yaptığı ciroyu 1-2 saatte büyük isabetlilikle kestirir. Bu iş de çok farklı değil.

Mobilyacılar sitesinde dükkanın varsa, komşunda çürük ve hileli mobilya yapıyorsa, sana gelen müşteriye “Kemal’in sandalyesi dandiktir” diyeceğine, gidip Kemal’i herkese ifşa edeceksin. Yoksa arada senin dükkanın, başka esnafın dükkanı da lekelenir, bir Kemal yüzünden koskoca sitenin adı çıkar. Yahudiler bu konuda çok ciddi bir ahlaka sahiptir ve bunun da nedeni bahsettiğim üzere çok açıktır. Bir Yahudiden alacağınız mal en kötü ihtimalle birazcık daha pahalıdır, ama çürük değildir. Çünkü adamlar ticaretin güvenle yürüdüğünü biliyorlar. Osmanlı zamanında ahilik de kendi içinde anormal biz özdisipline sahipti, son dönemlere kadar. Öyle köyünden kalkıp İstanbul’a gelen hırbo sağı solu dolandırıp kaçamazdı; zaten o camiaya girmek için inisiye olmanız gerekirdi.

Bu sektör daha bir sektör bile değil ve birazcık paranın kokusunu alan herkes daha ellerini yıkamadan sofraya kurulmaya kalkıyor. Özellikle son haftalarda Doğan grubu da Interneti kafakola alma derdinde. Rakiplerimiz ileride bu adamlar olacak. Şark kurnazlığı ile şeytana papucunu ters giydiremezsiniz. O işi de sizden çok çok daha iyi bilen sürüyle insan var.

Rastgele seçtiğim birkaç sitenin refresh kodunu yayınlıyorum. Genelde meta refresh etiketini kullanmışlar ama bu iş için javascript’e müracaat edenlerde var.

Şahsi fikrime göre,bu refresh kodlu siteler, sadece kullanıcıların canını sıkmakla kalmıyor, aynı zamanda reklam veren müşteriyi de kandırıyorlar ve hakkıyla biryerlere gelmeye çalışan site ve blogların önünü kesiyor ya da onları da aynı ucuz yöntemleri kullanmaya teşvik ediyorlar.

refresh kodlu siteler 300x62 resmi Internet ve Para:Bırakın bu refresh kodu hikayesini! yazısı blog  kategorisinde

Hürriyet.."Türkiyenin açılış sayfası", açılan browser sayısına ve çıplak kadın galerilerine güvenmiyor herhalde ki, 3 dakikada bir sayfayı tekrar yükletiyor.

refresh kodlu siteler 2 300x125 resmi Internet ve Para:Bırakın bu refresh kodu hikayesini! yazısı blog  kategorisinde

Vatan Gazetesi. İddialarına göre en çok okunan onlar. Fazladan yüklenen sayfalar çıktıktan sonra mı, yoksa hesaba dahil mi bilmiyoruz.

refresh kodlu siteler 3 300x112 resmi Internet ve Para:Bırakın bu refresh kodu hikayesini! yazısı blog  kategorisinde

Bu da wolkanca. O Javascript kullanmış.

refresh kodlu siteler 4 300x164 resmi Internet ve Para:Bırakın bu refresh kodu hikayesini! yazısı blog  kategorisinde

shiftdelete…2.5 dakikada refresh.

refresh kodlu siteler 5 300x49 resmi Internet ve Para:Bırakın bu refresh kodu hikayesini! yazısı blog  kategorisinde

Chip

INTERNET VE PARA:HAYIR,PARA KAZANMAK ZORUNDASINIZ

blog | Etiketler: — 15 Haziran 2009

Blogum 3 senedir açık ama ilk 1 senede yazdığım yazı sayısı 20 bile değil. Son iki senedir oldukça düzenli yazıyorum; arada bazen 1 aylık aralar olabilse de. Blogda yaklaşık 750 yazı var. Eh, Pozitif PC’ye yazdıklarım, başka yerlere yazdığım vs yazıları toplasanız 200 de onlar eder. 2 yılda 950 yazı yazmışım en kötü ihtimalle. Yayınlamadığım hikayeleri, yazıdan saymadığım ama bir kısmını dağıttığım kodları saymıyorum.

En kısa yazım, ortalama bir köşe yazarının yazısı kadar. Abidik gubidik sürüyle yazı da yazdım, hadi yarısı çöp diyelimki çoğu blogcudan çok daha kötü ve aptal yazılar yazan sürüyle “köşe yazarı bozması” gazetelerden maaş alıyor, kalır geriye 500. Çok verimli bir köşe yazarı ayda 26 yazı çıkarır, 100 haftada ortalama 260 eder. Yıllık geliri milyon dolarları geçen adamları da bir kenara atalım, hadi diyelim tiraj açısından kıtipiyoz bir gazetede yazıyoruz, olmaz ama asgari ücrete talim ediyoruz. En kötü ihtimal, 2 senede elime 15-20.000 lira arası bir para geçmeliydi.

Oysa 2 senede bu işten kazandığım para 0 Lira!

Benim gibi anarşist tabiatlı biri cebinden de para verse yazmak zorunda hissedecek. Parada pulda gözümüz yok. Ama bu işin de bir hakkı olmalı. Beni de bırakalım, Pozitif PC’den bahsedelim. Bizimkinin yarısı kadar okuyucusu olmayan basılı dergiler çatır çatır reklam alıyor.

Hadi onu da geçtik. Sarı basın kartı alabiliyormusun kardeşim? Devlet sana paso bile vermiyor, öbür tarafta adam maçlara,sinemalara,konserlere bedava giriyor. Diğer avantalardan bahsetmiyoruz bile.

UNESCO, özgür yazılım projelerine para veriyor. Hepsine değil, verilen paralar büyük de değil ama veriyor. Gerekçesi, komünist olmaları ya da Microsoft’u sevmemeleri değil.

Kültür emperyalizmi dediğinizde, “emperyal” kökünden dolayı aklınıza “dış sömürü,efendim zırt zurt” filan gibi şeyler gelebilir; oysa konunun özünde kültür emperyalizminin, ya da daha doğru tabirle kültürel hegemonyanın zararı “birlik ve bütünlüğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde” cartı curtu değil. Medeniyetin olmazsa olmazı diyalektiktir, renk yoksa, karşıtlık yoksa (zıtlaşma demiyorum), tartışma (az okumuş salaklar gibi tartışmayı kavga olarak almayınız) yoksa fikir de, düşünce de olmaz. Tartışılmadan, düşünülmeden kabul edilmiş önermeler düşünce, yargı ya da fikir değildir. Bunlara olsa olsa inanç,tabu filan diyebilirsiniz. Medeniyetin ve sizin ilerlemenize zerre kadar faydası olmadığı gibi, zararı vardır. Sürekli olarak ortaçağı yaşıyoruz diyorum, bunu söylememin nedeni “ay çok mahalle baskısı var, her tarafta türbanlılar türedi, İran olduk ayol” türünden şeyler değil. Yobazlığın sürüyle yüzü var, din yobazlığı bu yüzlerden sadece biri. Belki de en tehlikesiz olanı, çünkü insanlığın bu tip yobazlık konusunda en azından tarihe dayanan bir bilgi birikimi,uyanıklığı ve karşı koyma tecrübesi var. Sınırları belli ve farklı şekillerde karşımıza çıkma,aklımızı çelme şansı düşük.

Klasik medya, en azından büyük çoğunluğu, günümüzde yobazlığın bayraktarlığını yapıyor. İnsanları eğiten, daha kaliteli bir hayat sürmelerini, dünyayı ve yaşadıkları ülkeyi gerçekten anlayabilmelerini sağlayacak hiçbirşey yok. Sadece pompalanan bir tüketim, günübirlik yaşama arzusu, korkutarak yola getirme, bireycileştirerek insanları koparma propagandası.

Rakipsiz her güç, eninde sonunda yozlaşacaktır. Bunun için, Internet’ten para kazanmayı düşleyen herkese söylediğim birşey var: medyanın ne yaptığını bırakın, kaliteli içerik üretin.

Oysa yapılan bunun tam tersi; gazetelerden araklanan yazılar. Bugün çoğu site ya da blogu okumama gerek yok; ağababası gayet de ucuza satılan gazetelerde, televizyonlarda mevcut. Üstelik hareket özgürlüğümü de kısıtlamıyorlar, vapurda gazete okuyabilirim ama 3.sınıf bir web siitesini cep telefonuyla Internete bağlanıp okumak hem çok daha zor, hem çok daha pahalı, hem de özgürlüğümü daha çok kısıtlıyor.

Eğer bir şekilde Internette bağımsızlığımızı korumak istiyorsak, PARA KAZANMAK ZORUNDAYIZ. Sanayi devriminde, yeni koşullara ayak uyduramayan küçük işletme sahipleri yok olup gittiler. İnanmayabilirsiniz ama çoğu açlık ve sefaletten öldü; şanslı olanlar günde 18 saat, karın tokluğuna işçi olarak çalışmak zorunda kaldılar.

Para kazanamazsak, sadece içeriğimizi geliiştirememekle kalmaz, aynı zamanda yeni trendleri finanse edecek imkanlardan da mahrum kalırız. Şu an Internet üzerinde video çok da yaygın değil; ama günümüzün medya grupları bu işe el atarsa apışıp kalacağız. Bugün kaçınız cebinizden para verip video hosting hizmeti satın alabilir?

Cebinizde ekstra para olmazsa, açtığınız gezi sitesi de kaybolup gidecektir. Çünkü bol bol parası olan medya tekelleri, bu işin halk arasında tuttuğunu fark ederse, sizinkinden çok daha iyi bir site yapabilirler. Çünkü sürüyle insanı tatile yollayacak kadar paraları var.

Diyebilirsiniz ki, onların bu kadar imkanı varken zaten karşı koymamız mümkün değil. Yanlış. Herşeyin bir optimumu vardır. Günde X kiloyla Y tekrar ağırlık çalışırsanız kaslarınız gelişir. X.2 kiloyla Y.2 tekrar yaparsanız, optimum noktayı geçersiniz. Harcadığınız enerji neredeyse ideal koşulların 2 katına çıktığı halde gelişmeniz sadece %1 fazla olur. Daha da artırırsanız ne olur biliyor musunuz? En iyi ihtimalle yeterince beslenmeyen kaslar gelişmez ve sakatlanırsınız. Üstelik medya kartelleri akıl almaz ataletlere sahipler. Bakın bugün bilgisayar alanında liderlik daima web sitelerinin elinde, kafaya oynayan medya tekeli destekli 1-2 sitede hala birinci sırada değiller. Kaldıki, bulundukları konumda fazlasıyla şişirme. Neden şişirme olduklarını zaten zaman içinde ifşa edeceğim.

Sorun şu ki, web alanında fazla vizyoner, büyük düşünen insan, lider yok. Herkes birbirinin ayağını kaydırıp 3-5 hit daha fazla almak istedikçe, bu işten kazanan biz değil, yine tekeller olacak.

Paranız olmadığı için, bir gün kimse sizi okumayacak; çünkü eninde sonunda bu alana da girecekler ve bol içerikle sizin okuyucunuzun aklını çelecekler.

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

ARŞİV

12