NEDEN APPLE'I SEVMİYORUM?

bilgisayar | Etiketler:, — 4 Nisan 2010

Eğer internette beni 5 sene önce gören biri olduysa, bu muhtemelen Pozitif PC sayesinde olmuştur. Günün birinde Pozitif PC’den detaylı olarak bahsederim ama, bilenler bilirler: Pozitif PC’yi özgür bir yazılım olan Scribus’la tasarladık ve hazırladık. Sonrasında, bu yazılımı Türkçeye çeviren ikinci kişi oldum (İlk sürümlerinden sonra önceki çevirmen işi bırakmış ve yeni sürümün neredeyse %70′i Türkçeye çevrilmemişti). Pozitif Linux adında bir Linux dağıtımı hazırladım. Özgür yazılımla ilgili, sayısı 150′ye yaklaşan howto ve makale yazdım. NVU, Gimp gibi özgür yazılımlar için kullanım videoları hazırladım ve yine Pozitif PC bünyesinde Serhan, Scribus için kullanım videoları hazırladı..Yayınladığım 3 WordPress eklentisi var ve elimdekileri de toparladıkça yayınlamaya devam edeceğim. Bunun yanında bahsetmeyi unuttuğum birsürü şey de olabilir; örneğin şu an başka hangi yazılımları yerelleştirdiğimi hatırlamıyorum bile…

Bu girişi neden yaptım? Türkiye’de sayısı 50′yi kesinlikle aşmayacak, teknik anlamda üretken denebilecek, “politika” kısmında ise duruşu belli özgür yazılım taraftarlarından biriyim. Dolayısıyla benim için Microsoft da, Apple da muteber markalar değiller. Stallman’e ne kadar saygı duyduğumu, ne kadar takdir ettiğimi kelimelerle anlatmak daha zor ama maalesef ben onun kadar dirayetli bir özgür yazılım kullanıcısı değilim. Gerek Windows, gerekse Linux platformundan para kazandım. (Apple bana daha para kazandırmış değil). Açıkçası, bazı yazılımların özgür alternatiflerine alışmak konusunda -Fireworks gibi- tembellik ve gevşeklik ediyorum. Bilgisayar kullandığım sürenin herhalde %5′ini de Apple OS’ları kullanarak geçirdim. Bu çok uzun bir süre gibi gelmeyebilir ama ilk programımı yazdığımda ortaokulda bile değildim ve şu an 35 yaşındayım. Bu sürenin bir işletim sistemi ve yaklaşımını tanımak için yeterli olduğunu iddia ederim. Bu arada şunu da eklemem gerek: Linux ile olan uzun tanışıklığım, beni Mac OS X’i direk “kavrar” hale getirdi. Zira, kaputun altındaki BSD, sonuçta Linux ile ortak atadan geliyor. Gelelim özgür yazılım konusuna: Apple, yazılım geliştiricileri olduğu kadar tüketici tercihlerini dahi kısıtlayacak kadar diktacı bir şirket. Microsoft, bu konuda çok daha açık, sevin ya da sevmeyin, gerçek böyle. Bugün çoğu Apple cihazının pilini bile değiştiremiyorsunuz. Apple, ürettiğiniz yazılımı keyfi nedenlerle ekosisteminden uzak tutabiliyor. Eğer bana “birinden birinin yok edilmesine karar vermek zorundasın, hangisini seçerdin?” diye sorsanız, bu Apple olur; MS değil. Üstüne üstlük, açıkça BSD kerneli kullanan, CUPS projesini bünyeye katan Apple’ın özgür yazılım camiasına tavrı, canımı çok ama çok sıkıyor. Bu yüzden, asla para verip bir Apple ürünü satın almam. Ama beleş geleni kullanırım:)

Şimdi size tuhaf birşey söyleyeyim: 20 sene önceki Apple ile şimdiki Apple arasındaki fark, teknik detayları kenara atarsak, sadece müşteriye bakış paradigmasının 180 derece değişmiş olmasıdır. Başka hiçbir fark yoktur; ama bu paradigma değişimi, Apple’ın kimliğini de çoğu kimsenin farketmediği biçimde dönüştürmektedir.AppleLisa4 3 300x242 resmi Neden Appleı Sevmiyorum? yazısı bilgisayar  kategorisinde

Nasıl mı? Size kendi çocukluğumdaki Apple imajını anlatayım: çağın ilerisinde, sürüye uymayan, özgür düşünen, özgür ruhlu ve vicdanlı iki adam, takım elbiseli, ciddi ve statükocu rakiplerinin (IBM) ürettikleri makinaları aşağılayan tasarımlarla ortaya çıktılar. Güleryüzlü, sıcakkanlıydı Apple…Aynı zamanda zeki, hoş ve modaydı. Apple asla ucuz bir makina olmadı ve bu kimsenin de umurunda değildi: biz onları farklı ve ilerici oldukları için seviyorduk. Apple sahibi olmak, bir statü değil ama bir dünya görüşünün ifadesiydi. Çünkü ister inanın ister inanmayın o zaman kişisel bilgisayar pazarı daha çeşitliydi ve Apple iş istasyonlarının daha pahalı ve sofistike rakipleri vardı. Sun gibi, Silicon Graphics gibi üreticilerin altın çağı başlıyordu.

Apple’ın fiyatı sorun değildi, zira gelir düzeyi yüksek, ama “aydın” diyebileceğimiz bir kitle içinde kemikleşmiş, sadık bir müşteri kitlesi vardı. Bu kesinlikle bir gösteriş filan değildi. İnsanlar, düşük satış rakamlarıyla Apple’ın IBM düzeyinde ucuz olamayacağını biliyor ve zaten bunu da beklemiyor, firmayı ödüllendiriyorlardı. Apple da onları iyi ve sıcak tasarımı ile ödüllendiriyordu. Bu sıcak ve İKİ TARAFLI BİR İLİŞKİYDİ.

Ne zamanki Apple iyiden iyiye tökezledi ve Jobs geri döndü, o zaman işler değişti. Artık Apple’ın tüketicisi ile ilişkisi TEK YÖNLÜDÜR: o buyurur, Apple tüketicisi satın alır..

Bu etkinin nasıl oluştuğunu çok da izlediğimi söyleyemem; zira PowerPC işlemcili Mac’ler, Intel tabanlı PC’lerin performans olarak gerisine düştüğünde, Apple ile işim bitti. Apple, artık yorgun, bezgin ve inancını kaybetmiş bir devrimciydi. Che gibi savaşırken ölüp geride muteber bir isim de bırakmamıştı; bunun yerine Castro gibi hayalkırıklığı yaratıyor ama ölmüyordu. Fakat Jobs dümene geçtikten sonra şunu net olarak gördüm: müthiş bir basın kampanyası yürüttü ve bilgisayarı daktilo olarak bile zar zor kullanabilen popüler basın mensuplarını “guru” ilan edecek ortamı hazırladı. Bu insanları çok iyi ağırladı. Dünyanın en güzel şehirlerine lansmanlara davet etti, tabi elleri boş da göndermedi. Dolayısıyla, birsüre sonra hiçkimse Apple veya ürünleri hakkında kötü birşey yazamaz oldu. Apple’ı teknolojik açıdan eleştirenler ise zaten firmanın hedef kitlesi değildi. Zira Apple, bugün artık eski Apple olmadığının farkında. Şu an herkes gibi o da Intel işlemciler kullanıyor ve eskinin aksine, markalı bilgisayarlar içinde esamisi okunmayan bir performans düzeyinde. Donanımında özel olan tek şey, Mac OS X’in standart PC’lere kurulmasını önleyen, PC BIOS muadili EFI BIOS.

Firmayı gerçek anlamda dirilten elbette iPod ve ardından gelen iPhone oldu. iPod, şirketi kurtaran tek mermi oldu. Hedefi bulmasa, bugün bir nostalji sembolü olacaktı. Bütün bunları yaparken sadece iki şeye odaklandılar: tasarım ve medya ilişkileri. Kaliteden filan bahsetmeyelim; zira iPhone hariç, son dönemde üretilen çoğu Apple ürününün içini kendi ellerimle açtım. Sadece MacPro’nun çok kaliteli olduğunu söyleyeceğim, bir de MacBook Pro’nun…Ama o fiyat düzeyine geldiğimizde, zaten her ürün çok ama çok kaliteli. Apple, aslında doğru olanı yaptı zira eskiden teknoojiye uzak duran ve muhtemelen bu pazarın %5′lik bir kısmıyla anılan kadınlar, bugün önemli bir kitleler. Özellikle iPod ve iPhone’un satışlarını uçuran kadınlar oldu. Bu cihazlar kesinlikle “dişi” cihazlar.

Yani aslında iki önemli değişim var: 1. Müşteriyle iki yönlü iletişimin yerini Jobs diktası aldı, 2.Şirket, teknolojik alandaki öncülüğü pas geçip, pazarlama ve tasarıma odaklandı.Region capture 1 resmi Neden Appleı Sevmiyorum? yazısı bilgisayar  kategorisinde

İkincisinin kötü birşey olduğunu söyleyemem; bu sadece bir tercih. Ama birincisi “soğuk” bir tercih: firmanın eski ve yeni logolarına baktığımızda, aslında markanın kendini nasıl konumlandırdığı açıkça ortaya çıkıyor: renkli, optimist ve rahat logonun yerini gri, soğuk ve homojen yeni logo alıyor. Risksiz oynarım, rengimi belli etmem diyen bir Apple var artık karşımızda…Jobs, heyecanını kaybeden PC endüstrisinde herkesi yönlendiren (ve artık birşey vaad etmek zorunda bile değil) bir Tanrı rolüne soyundu. Bilgisayar medyasından da eski “hacker ruhlu”, entelektüel gelişimini genelde iyi tamamlamış figürler de çekilince, ortalıkta çok fazla fanboy dolaşır oldu. Apple ve Jobs da, bu fanboyları tüm medyalarda megafon gibi kullanmayı ihmal etmedi. Bu “Applevari tasarım” çılgınlığı o kadar alıp başını gitti ki, web sitelerinin tasarımları bile Apple web sitesinin klonları haline geldi. Bilgisayar dünyasında belki ilk kez, tasarım bu kadar acı bir farkla işlev ve performansın önüne geçti.

İşin doğrusu, PowerPC işlemcili Mac zamanlarının aksine, bugün Adobe programları Intel + Windows’lu PC’ler üzerinde daha hızlı çalışıyorlar, üstelik fiyatları muadil Apple Mac’lerin yarısı kadar. Aslında Apple, teknolojik liderliği elden çıkararak, bir anlamda çok riskli bir hareket de yapıyor. Zira, pazarlama ve reklam ağını daha iyi kullanan herhangi bir teknoloji firması, Apple’ı kısa sürede yerinden edebilir. Örnek? Bilemiyorum. Ama Richard Branson gibi, ya da Mark Shuttleworth gibi renkli zengin girişimciler bir marka yaratabilirler. Ki Shuttleworth’un şu sıralar bunu deneyeceği konuşuluyor…

İSTATİSTİKLER

Blogumda toplam 6125 yorum ve 880 blog girdisi bulunuyor.

ARŞİV