Hep kalemini satan gazeteciden bahsetmek adettendir; o yüzden gazeteciler radarıma girmiyorlar: zaten siyasi bir gazetede siyaset hakkında yazıyorsanız, meslektaşlarınız milyon dolarlar götürüyorsa ve hergün ayak kaydırma – kaygan zeminde ayakta kalma egzersizleri yapıyorsanız, “kalem satmak” da çok enteresan bir durum gibi gelmiyor bana.
Ancak 5posta’nın, Bono ile ilgili postaya gelince, benim de aklıma bir-iki şey geldi…
Bizim zamanımızda “cool adam” dedin mi, akla hemen iki isim gelirdi: Mickey Rourke ve Bruce Willis.
Bruce Willis herzaman “sağ cenahın” adamıydı. Ancak Rourke öyle değildi: adam zaten kişilik olarak herşeye karşıydı, kendini bile yıkan yokeden bir tavrı vardı, üstelik..İrlandalıydı. IRA’yı da desteklediği söyleniyordu.
Doğal olarak yaşlanan bu iki adam, zaman içinde çaptan düştüler.
Ama sonra ne oldu? Bush’un ikinci seçim kampanyası sırasında Willis ve Rourke, bir anda Bush’un en büyük destekçileri oluverdi! Üstelik Hollywood camiasında cumhuriyetçileri alenen desteklemek pek görülmemiş birşey olduğu halde! (Prodüktörlerin çoğu cumhuriyetçi değilse ben birşey bilmiyorum, o da ayrı)
Sonrası daha bilindik hikaye. Rourke, Güreşçi ile yeniden parlayıverdi. Şimdi Iron Man 2′de oynayacak ve kuvvetle muhtemel, birkaç milyon dolar cukkalayacak…
Willis ise cebini Surrogates ile doldurdu.
Maalesef sanatçının kolay para kazanma şansı yok ve sanatın finansmanı hep bir sorun olmuş. Medici ailesi olmasa, herhalde kıta Avrupası sanatı bugün hakim kültür olamazdı. Hatta kilise bile özellikle müzik ve resim konusunda ciddi finansman sağlamış. Bizde resim İslami bazı engellere takılmış ama, müziğin gelişmemiş olması belki de buna bağlanabilir: camiler, kiliselerin aksine sanatı (ve bilimi) finanse etmemişler. Belki fiziksel olarak düşünüldüğünde, medrese sisteminin bunu yaptığı düşünülebilir ama esasen bunlar maddi olarak devlete tabilerdi. Osmanlı ya da genel olarak İslam alemi, kilise gibi örgütlü ve ikinci bir iktidara izin vermemiştir.
Sanatçının işi zor. Üretme dürtüsü sahibi olan insan duygusal olarak taraf olmak zorunda. Ancak taraf olduğun cenah, herzaman müşterin olmayabilir. Eğer Fransa’da olduğu gibi devlet sanatçıya bir güvence vermiyorsa, sanatçı birgün kalemini, defterini, gitarını,tuvalini satmak durumunda kalacaktır.
Hele sinema gibi bir alanda iseniz, yani eser üretmek pahalı ve ekip gerektiren bir işse, illaki teklifler gelecektir.
Gazetenin biri, zamanında oldukça sükse yapmış ama senelerdir adını duymadığımız bir yönetmen hakkında haber yaptı: iddiaya göre, Genelkurmay, bu yönetmeni “film yaptırmak” üzere listesine almıştı.
Genelkurmay çatısı altında olanlar, tevatür olarak bildiklerimden ibaret; ancak gerçekten de, bu yönetmen çok kısa birsüre önce açıklama yapıp ordunun yıpratıldığını, amacında toryuma el koymak olduğunu söyledi. Anlaşılan borun modası geçiyor. Hemen söyleyip geçeyim; toryum öyle mucize bir element filan değil; toryum reaktörleri de temiz ve sonsuz enerji kaynağı değiller.
Diğer taraf da yoğun şekilde çalışıyor. İslami filmler birer ikişer vizyona girdi giriyor. “Cemaat” tarafından desteklendiği herkesçe bilinen filmler, oyuncular var. Hatta artık kendi eleştirmenleri, kendi yayınları da var. Eskiden “laik kesimin” yaptığı mastürbasyonu onlar da yapabilirler yani: Artık onların da “kendi çocukları” var.
Bildiğim kadarıyla Bono’nun para pul sıkıntısı yok; dolayısıyla üç kuruş daha kazanayım diye itibarını satması hoş karşılanır birşey değil. Öte yandan “piyasaya” yeni giren insanların şeytana ruhunu satmasından doğal birşey de yok. Çünkü karınlarını doyurmak zorundalar ve çoğu da bu şekilde dünyalığını yaparak kendi bağımsız eserini ortaya çıkarmayı hayal ediyor. Oysa genelde bir yola giren genelde o yoldan bir daha çıkamıyor kolay kolay. Ekonomik endişeler, yamanılan çevrenin beklentilerini karşılarken kendi hayallerini unutmak zorunda kalmanın acısı, genelde bu insanları yolun biryerinde hayata tamamen küsmeye kadar itiyor.