Hatırladığım kadarıyla, ilk laser mouse modeli, bugün bahsedeceğim MX1100‘ün dedesi diyebileceğimiz MX1000‘di. “Dede” dememe bakmayın; MX1000, bugün bile güncel diyebileceğimiz özelliklere sahip bir laser mouse. Aslında MX1100‘ün yaptığı belki de en büyük iş, MX1000‘in zamanında kendi alanında yarattığı etkiyi daha makul bir fiyata yaratabilmesi.
Şu an 70 TL gibi bir fiyata satın alınabilen MX1100, bu parayı fazlasıyla hak ediyor. 1600 DPI tarama çözünürlüğü, 9 ay bekleme süresi (iki pille), standart AA pil kullanımı, birisi gizli
olmak üzere 9 tuş, 2.4 Ghz haberleşme frekansı aklıma ilk gelen özellikler. Yalnız, bu modelde beni çok şaşırtan ve açıkçası mouse’u aldıktan epey sonra keşfettiğim bir özellik var: tek pille çalışabiliyor! Bu gerçekten çok ama çok iyi bir fikir. 2 pille oldukça ağır -150 gr üzerinde- olabilen MX1100, tek pille hissedilir derecede rahatlıyor. Yani Logitech, bir nevi “ağırlık ayarı” yapmış.
Konu Logitech olunca, ilk merak edilen şey doğal olarak malzeme kalitesi oluyor. Malzeme kalitesi muhteşem. Mouse o kadar kaliteli ki, sanki plastikten frezede yontulmuş, kalıba dökülmemiş. Sol taraftaki lastik kısım, daha önce bahsettiğim Microsoft Natural Mouse 6000‘i yerin dibine sokacak kadar kaliteli bir malzeme. Bu bölümün altındaki kısma başparmağınızla tıklayabiliyorsunuz, yani bahsettiğim gizli düğme burası. Kullanımı oldukça yumuşak. Gerek düğmeler, gerek altlarındaki mikro şalterler çok tok, sağlam bir his veriyor. Yine daha önce bahsettiğim Logitech G9‘daki biraz gevşek plastik düğmeler, daha ucuz olan bu modelde daha tok bir his veriyorlar. Aslında MX1100‘ün ilk çıktığında 100 dolar gibi bir fiyata sahip olduğunu hatırlıyorum. Çok uzun süredir piyasada olması nedeniyle, Logitech G9′dan ucuz olması normal. Mouse üreticileri, uzun süre üretilen ancak yakın zamanda yenisi çıkacak modellerde ciddi indirimler yapıyorlar. Büyük ihtimalle, stoklar eriyince raflarda Logitech MX1200 modelini de göreceğiz. Bu yeni modelde muhtemelen Performance MX modelinde gördüğümüz Darkfield Laser kullanılacak. Yani cam üzerinde bile rahatlıkla çalışabilecek.
Aslında şu an top modeller ile MX1100 arasında iki önemli fark bulunuyor: Birincisi, az önce bahsettiğim Darkfield laser teknolojisi, ikincisi ise yeni yaygınlaşan unifying receiver. Unifying receiver, çok küçük, USB portuna takılan bir alıcı ve anlaşılan o ki, artık tüm kablosuz Logitech klavye ve mouse’lar tek bir unifying receiver ile bağlanabilecekler. MX1100 ise, serçe parmağından biraz daha ufak bir alıcı ile geliyor. Çekim gücü çok iyi. Özellikle optiği çok iyi çalışan, ama pil biraz zayıfladığında arada takılan A4Tech‘in optik modellerinin aksine, bir kez olsun takıldığına şahit olmadım. İşin doğrusu, yeni nesil kablosuz mouse ve klavyelerin hiçbirinde artık takılma problemi yok. Ben mousepad kullandığım halde, masa üzerinde de rahatlıkla, takılmadan kullanabiliyorum. Yani çok kötü bir marka/model almıyorsanız, artık ucuz kablosuz/optik mouselarda bile bu problemler yaşanmıyor. Oyuncuların merak edeceği şey tabiki hız konusu. Hız konusunda da çok iyi olduğu açık. Zaten bu mouse’un hızı size yetmiyorsa, muhtemelen profesyonel oyuncusunuz ve yıllık sponsorluk geliriniz birkaç yüzbin dolar demektir(!).
Normalde ilk yapılan şeyleri sona aldım: kutudan bahsedelim. Kutu, pahalı oyuncu fareleri gibi, çok dolu ve tok, janjanlı değil. Hatta, Natural Mouse 6000‘den bile sade. Çok tok ve kaliteli basılmış bir kullanım kılavuzu, SetPoint yazılımının yer aldığı bir CD, garanti kartı gibi şeyler çıkıyor kutudan. Elbette alıcı ve piller de kutuya dahil. Tek pille de çalışabildiği halde, 2 adet Duracell pil çıkıyor kutudan. Logitech‘in en sevdiğim yanı, kaliteden hiç taviz vermemesi.
Büyüklük olaraksa, MX1100 birçok ele büyük gelecektir. Bu arada, formları nedeniyle bu tip “ergonomik” diye adlandırılan mouseların sadece sağ elini kullananlar için üretildiklerini hatırlatma ihtiyacı duyuyorum. Bana -tabiki!- bu modelde küçük geldi. İşin kötü yanı, mükemmel forma sahip ama elim sağ taraftan taşıyor. Aslında bunun çözümü kolay: mouse üreticileri, bu tip mouseların sağ alt köşesini değiştirilebilir kauçuk malzemeden üretebilirler. Bu fikir, Beretta PX4 ve Walther P99 gibi tabancaların kabzalarında kullanılıyor.
Makul fiyatına rağmen, MX1000′de olan şarj girişinin bu modelde olmaması biraz can sıkıcı gelebilir. İlginçtir ki, Logitech, bu modelin klavye + mouse bundle’ı ile verdiği versiyonunda şarj girişine yer vermiş. Bir yandan, mouse tek pille bile çalışabildiğinden, önemli bir eksik değil ve fiyatının düşük olması bu eksisini kapatıyor.
[nggallery id=13]
Logitech G9 elime küçük gelince rotayı bu sefer başka bir modele çevirdim: Hayalimdeki mouse Logitech MX Revolution idi ama açıkçası korkunç diyebileceğim fiyatı (210 TL) bu kararımdan caymama neden oldu.
Bir süredir Microsoft‘un Natural Mouse 6000‘ini incelemek istiyordum. Ancak bu mouse’u gören hemen herkes şüphe ve önyargı ile yaklaşıyor. Açıkçası, bu modeli denemeyi kafama koyduğumdan bu belki de benim için sürpriz bir avantaj oldu: ABD fiyatı 79 dolar olan Natural Mouse 6000, muhtemelen stoklarda şiştiğinden sadece 49 TL’ye satılıyordu! Başlarda biraz alışamayacağım korkusu yaşasam da, fiyat cidden çok cazip olduğundan denemeye karar verdim.
Gerçekten de, MS Natural 6000, kutudan çıkınca korkutucu duruyor: O kadar sağa yatık ve yüksekki, elinizi neredeyse dikey olarak koyuyorsunuz masaya. Microsoft’a göre, bu pozisyon karpal tünnel sendromunu en azından yavaşlatıyor. Açıkçası bilek ağrımın azdığı bir zamanda aldım ve herhalde alalı 2 ay oldu. Günün yarısında kullandığım mouse bu ve bilek ağrım hissedilir ölçüde azaldı. Yalnız soldaki oyuğa parmağınızı sabitlemeniz gerekiyor; aksi halde düz bir mouse tutuşuna “kaçıyor” eliniz. Bu durumda mouse’un ergonomisi doğal olarak bir fayda sağlamıyor. Zira, karpal tünel sendromunu engelleyen mouse’ların “numarası”, bileği yere paralel değil dik konuma getirmek. Hatta bu amaçla üretilen ve Türkiye’de henüz rastlamadığım, tutuşu oldukça “dik” mouse modelleri de bulunuyor.
Mouse’un iyi yanı, şimdiye kadar kullandığım marka ve modeller arasında, “küçük” demediğim tek model oluşu. Çoğu insan için büyük gelebilir. Wireless özelliği çok iyi çalışıyor; alıcısı gerçekten çok kuvvetli. 2.5 metreden dahi pek takılmadan çalıştığını gözlemledim. Ancak alıcısı can sıkıcı derecede büyük olduğundan monitörün arkasına yapıştırmak zorunda kaldım. İki tuşun ortasında pil seviyesi düştüğünde yanan bir LED var. Mouse, AA tipi kalem pillerle çalışıyor ve kutudan 2 adet Energizer pi çıkıyor.
Plastik kalitesine gelirsek: Logitech tokluğu yok. Tabandaki bölüm çok kaliteli bir malzemeden üretilmiş; aynı şekilde kayganlığı sağlayan teflon parçalar da, Logitech’lerden daha kaliteli duruyorlar. Mouse üstündeki ve yanlarındaki plastik de genel olarak kaliteli. Yanlarda kullanılan siyah plastik ise farklı malzemelerden oluşuyor: sol taraftaki siyah kısım sert plastikken, sağdaki bölüm lastiksi bir malzemeden üretilmiş. Bu lastiksi malzeme, aynı başparmağın geldiği yer gibi hızla aşınıyor ve neredeyse onun kadar da yapışkan, kötü bir his veriyor. Soldaki şeffaf parmak dayama bölümü, üstteki tekerleğin kaplaması ve sağdaki siyah bölüm, jelibon gibi yapışıyor! Üstelik soldaki kaplamanın çok çabuk aşındığına birçok yabancı blogda rastladım.
Bunun dışında, mouse tekerleği son derece rahatsız edici şekilde çalışıyor: jelibonumsu lastik biryerlere sürtünüp fren etkisi yaptığından tekerlek zaman zaman sertleşiyor ve Logitech’in verdiği tok hissi vermiyor. Ayrıca yine Logitech’in hıza göre kaydırma oranını artıran, vitesli mekanizması bu mouse’da yok. Neyseki benim mouse tekerleği zamanla aşındı ve artık rahat çalışıyor. Switchler ise kaliteli ve tok. Logitech ile aynı diyebilirim. Mouse tekerleğinin tilt özelliği varmış gibi dursada aslında yok! En azından, Mac üstündeki MS tarafından üretilen IntelliPoint yazılımında yok. Sol taraftaki iki buton ve orta buton (wheel tıklanabiliyor) ise programlanabiliyorlar. Tilt olmaması ise bu tip bir mouse için büyük bir eksik. Onun yanındaki diğer mouse şu an Logitech MX 1100. Hem programlanabilir bir tilt özelliği, hem de soldaki iki düğmeye ek olarak altta “gizli” bir düğmesi var.

Kontrol yazılımı ise basit ama anlaşılır ve yeterli. Soldaki düğmelerin yeri iyi seçilmediğinden fazla kullanmıyorsunuz. Lazer optik ise gayet iyi çalışıyor; parlak yüzeylerde dahi sorunsuz. 1000 DPI olması ise açıkçası benim için yeterli ama daha fazla çözünürlük isteyenleri tatmin etmeyecektir. Pillerle 145 gram gelen mouse ne çok hafif, ne de çok ağır.
Sonuç olarak, Microsoft Natural Wireless Laser Mouse 6000, özellikle grafikle uğraşanlar ve oyuncular için yetersiz gelebilecek bir model. İkinci mouse olarak ise, bilek pozisyonunu değiştirdiği için tavsiye ederim. Tipik bir masaüstü kullanıcısı için göze çarpan bir eksiği yok. Pil ömrü çok uzun, (en az 6 ay) 2 adet programlanabilir tuş yeterli, Mac OS X ve Windows kontrol yazılımları Logitech ve A4Tech kalitesinde olmasa da makul düzeyde kontrol sağlıyor ve lastik kısımlar hariç malzeme kalitesi gayet iyi. 79 Dolarlık fiyat etiketi bu model için astronomik düzeyde yüksek; muhtemelen de üretimi durdu. Eğer 50-60 TL gibi bir fiyata bulursanız, cazip olabilir. Elbette, büyük elli kullanıcıları en çok memnun edecek modellerin de başında geliyor Natural Wireless Laser 6000…
[nggallery id=12]
Uzun yıllar boyunca A4Tech kullandım. İşin doğrusu, A4Tech, tasarımdaki titizliğini bir kenara atıverdi. Hiçbir zaman Logitech gibi tok bir malzemeye sahip olmasa da, A4Tech, benim için yıllar boyunca, sadece bir nedenden ötürü, doğal tercih olarak kaldı: MX serisi Logitech’ler çıkana dek, piyasada satılan en büyük ve ergonomik mouse modelleri A4Tech’e aitti.
Elimdeki A4Tech’ler iflas edince, ister istemez bir mouse almak zorunda kaldım. Bu benim için çok berbat bir durum: mouse, benim için ayakkabı gibi. Bozulmadıkça değiştirmek istemem çünkü yenisine alışmak çok zor oluyor. Üstelik, normal insanların aksine, ellerim fırıncı küreği gibi olduğundan, mouse konusundaki seçeneklerim çok çok az.
A4Tech dökülmekte olduğundan, tamamen iflas etmesini beklemeden 1 hafta teknoloji marketlerini dolaştım. Adaylar şunlardı: A4Tech Oscar, Microsoft Habu (ya da Razer Diamondback; ikisi aynı mouse aslında), Microsoft Natural Mouse 6000, Logitech G9 ve Logitech Performance MX.
İlk düşündüğüm mosdeller olan A4Tech Oscar ve MS Natural Mouse 6000′i sonradan edindim. Microsoft Habu ise Serhan’da var ve elime hala küçük gelmesine rağmen, piyasada bulabileceğiniz en büyük modellerden. Oldukça uzun olduğundan, elimi biraz dolduruyor. Ancak Habu’yu almak istemedim zira hem çok zor bulunuyor -piyasadan kalktı- hem de bu paraya satılan bir oyuncu mouse’unda olması gereken bazı özellikler yok. Bunlardan biri de ağırlık ayarı.
Logitech Performance MX ise beğendiğim bir model ancak çok zor bulunması ve parmak girintisinin abartılı olması nedeniyle listeden çıktı. Geriye ister istemez Logitech G9 kaldı. Açık söylemek gerekirse, Logitech G9, pek de beğenerek aldığım bir mouse olmadı.
Yeri gelmişken söyleyeyim: bu bir inceleme yazısı filan değil, markaya karşı bir sempatim yok ve Logitech bana şimdiye dek bedava kürdan dahi vermiş değil. O yüzden, “G9′u elime aldım dünyam değişti” tarzı itici bir fanboy yazısı yazacak değilim.
İyi yönlerinden bahsetmek oldukça kolay: “mükemmel kalite” filan denilse de, Logitech ürünleri öyle abartılı bir kaliteye sahip filan değiller. Her ne kadar harc-ı alem markalara göre kaliteli olsalar da, Steelseries gibi, Razor gibi daha niche pazarlara hitap eden markaların gerisindeler. G9, 130 TL civarındaki fiyatıyla oldukça pahalı bir model olsa da, bahsettiğim markalarla kıyaslandığında makul bir fiyata sahip diyebiliriz.
Diğer artıları: plastik kalitesi olarak rakipsiz, en azından bahsettiğim segmentte. Düğmelerin altındaki switchler mükemmel çalışıyor ama yeterli tokluk hissini vermiyor. Sağ ve sol butonlarda gereksiz bir boşluk var. Ayarlanabilir ağırlıklar iyi düşünülmüş bir detay ama mouse’un kullanımına etkisi minimal
düzeyde. Çok da gerekli değil.
Sol butonun altında hızlıca profil değiştirebileceğiniz bir mini buton bulunuyor. G9′un üstün özelliklerinden biri de, ayarları üzerindeki hafızada saklaması, bilgisayarda değil. Böylece ayarlar da mouse ile başka bir bilgisayara taşınabliyor-ek bir işleme gerek kalmadan. Yalnız ayarlamaları yapmaya yarayan SetPoint
yazılımı, rakiplerin yazılımlarına göre oldukça zayıf ve kullanışsız. Birsüre sonra pes edip tüm ayarları yapmadan uğraşmayı bıraktım. Belki tek güzel yanı, sol buton altındaki profil seçim ışıklarının rengini değiştirebilmesi.
Aslında G9′un altı üstünden daha güzel. Lazer sensör, muhteşem bir hassasiyete sahip. Hatta mouse’u yerden 3-4 santim kaldırıp gezdirdiğinizde bile, tek piksel atlamıyor. Yüzeyin ne olduğu da pek önemli değil.
Mouse ile gelen iki adet kaplama gayet kötü tasarlanmış. Her ikisi de pek ergonomik bir tutuş sağlamıyor. Verdikleri kalite hissi gayet iyi ama ergonomisi iyi değil. Bunu sadece benim gibi papuç elliler değil, “normal insanlar” da söylüyorlar.
Genel olarak, oldukça yüksek kalitesi ve müthiş lazer sensörüyle öne çıkan bir model. Onboard hafıza, ağırlıklar, ikisi de fazlaca büyük olmasa da değişen kaplamalar bu modelin artıları, ancak mouse ya da klavyede ergonomi kötüyse diğer kriterleri konuşmak anlamsızlaşıyor.
[nggallery id=11]