Nefes filmi çıktığında ve özellikle militarist görüşlü birçok tanıdığım filme gitmeyi amme hizmeti sayınca, açıkçası filmin uyduruk ve militarist bir film olduğunu düşünmüştüm. Hatta çoğu anti-militaristin düştüğü tuzağa ben de düşüp “faşistler tırt bir film yapmıştır” diye üfürdüm.
Doğal olarak, filmi izleyip çok beğendiğini ballandıra ballandıra anlatan bir genelkurmay başkanı görünce de, bu görüşlerim pekişti. Siz ne beklerdiniz ki? Genelkurmay başkanının anti militarist bir filmi övecek hali yoktu ya!
Tam aksine, Başbuğ filmi anlamamış. Sadece o olsa iyi; sinema eleştirmenleri, sosyologlar, gazeteciler, şovenistler, sosyalistler, nasyonal sosyalistler, dinciler…filmi anlayan bir kişiye rastladım henüz.
“Nasıl bir film” konusuna girmeden önce, filmin temasından bahsetmek farz oldu: belki çoğu insan farkında değil ama Türkiye’nin güneydoğusunda yıllardır bir iç savaş var. Sürekli insanlar ölüyor. Köyler boşaltılıyor, yakılıyor. Eğitime, sağlığa harcanması gereken paralar Avrupalı ve ABD’li silah şirketlerinin kasasına doluyor. Üstelik şimdiye kadar alınan yol gerçekten çok az ve o da biraz bu yerin dibine sokulan Kürt açılımı sayesinde oldu.
Bir kere, filme “militarist” diyenlere gülemeyecek kadar kızıyorum. Bu nasıl militarist bir film ki, filmdeki en sıkı asker çatışmada paniğe kapılıp paralize oluyor, yatakhanede asteğmene “oğlum ben gerizekalı mıyım, ben de bu meselenin böyle çözülmeyeceğini biliyorum” (gerizekalılıkla itham ettiği şey, Türkiye’nin resmi terörle mücadele planı) diyor, ölmekte olan bir PKK militanına işkence ediyor? Militarist bir filmde düzenli bir ordu neden pusuya yatarak 2 militanı uyarmadan -yasal prosedür gereği teslim ol çağrısı yapılmak zorunda- öldürür? Aynı askerler nasıl kendilerinden sayıca çok daha az bir gruba yenilirler? Bu mu militarist film? Finaldeki iki klişeyi hemen herkes yemiş. (Atatürk büstü ve militanı öldürmeyen Türk askeri). Eh; herhalde Levent Semerci “ulan çok ileri gittik, biraz da yağlayalım” demiş. Herhalde yazılanları okuduktan sonra bol bol gülmüş sonra da ülkenin entelektüel seviyesine ağlamıştır…
Militaristler de, sağcılar da kendilerince bir pay çıkarıyor Nefes filminden; “dağlarda askerlerimiz şehit oluyorlar” diyerek. Oysa filmde de açıkça söylendiği gibi, savaşta ya kurban ya da katil oluyorsun. Haklı haksız filan yok.
Yani uğraşıp duruyorum ama, filmi “militarist” diye yaftalayabileceğim birşey bulamıyorum.
Klişelere gelirsek; aslında kolayca yakalanmasını beklediğim bazı klişe sembolizm örnekleri de vardı; ama onlar bile yakalanmamış. Örneğin, “vatan” başlıklı bir gazete yazısına damlayan kırmızı boya, en büyük kıyımın yaşandığı anda gözümüze sokulan, çatıdaki “Güçlüyüz, Hazırız” yazısı gibi. Hele bir tane varki ondan bahsetmek istemiyorum, kurnaz bir savcı olsa Semerci’yi ipe kadar götürür.Gerçi Erke dönergecini “ülkemizin enerji bağımlılığını ortadan kaldıracak bir buluş” olarak lanse eden Vural Savaş’ı da gördük biz.
Bu ülkede sinema yazarları, 300 Spartalı filminin anlatımını “abartılı” bulmuşlardı; böyle bir zeka ve feraset seviyesinden bahsediyoruz! Sanattır filan deyip gözünüzde büyütmeyin; sanat ticareti yapan adamlar da pek öyle kültür, zevk ve zeka sahibi adamlar değiller. Piyasa bir şekilde birbirine kuyrukçuluk yaparak kendini idame ettiriyor. Levent Semerci gibi adamlar bizim sinema endüstrisinin ortalaması için çok üst düzey adamlar. Hatta sinemadan ve sanattan anladığını iddia edenlerin de fena halde çuvallayıp aptal durumuna düştüklerini de bu vesileyle bir kere daha gördük.
Eğer Levent Semerci’nin yaptığı iş anlaşılsaydı, bence bu Türk sineması adına çok büyük bir adım olurdu.
Filmde beni rahatsız eden bazı şeyler de vardı – 4, 5 yerde focus olamayan objektif, muhtemelen bozuk filmden kaynaklanan korkunç kötü bir yatakhanesi sahnesi, birbiriyle alakasız, video klip kıvamında bölümler. Film, kendi içinde çok alışık olduğumuz formatta akmıyor. Bu bende kısa bir kopma hissi yarattı ve başta bunu Semerci’nin video klip yönetmeni olmasına verdim. Ancak biraz düşününce, bu filmin ruhuna uygun da bir durum: medeniyetten uzak bir dağ başındasınız ve uğraştığınız hiçbir meşgale yok. Bütün gün tek yapmanız gereken ölmemeye dikkat etmek.
Ufak tefek 3-5 klişeyi de atın, zaten çok güzel olan çekimleri biraz daha elden geçirin, ufak tefek hataları halledin, alın size Full Metal Jacket tadında bir film. Ondan farklı olarak, Nefes daha “insana dair” bir film. Kimileri filmin “mesajlarını” yeterince güçlü bulmamış. Örneğin telsizdeki doktor, “dilimizi konuşturtmadınız” dışında Kürt meselesinin temellerine inen bir laf etmemiş. Doğru; birbirini öldürmeye çalışan iki insan telsizde genelde reel politik meseleleri tartışırlar. Araya bir mikro Siyaset Meydanı sıkıştırmak sanat adına çok şahane bir hareket olurdu.
Filmi askeri olarak gerçekçi bulmayanlar da varmış, onlara diyeceğimi burada yazamam…
Oyunculuk olarak Mete Horozoğlu doğal olarak çok ön plana çıktı ama bence herkes kusursuzdu. Abartmadan söylüyorum; kusurlarıyla bile, eğer yüksek dozda zeka içeren bir yerli film arıyorsak, Nefes şimdiye kadar çekilmiş en iyi Türk filmi.