Gönül Tekin
Murat Bardakçı ile Fatih Altaylı‘nın Teke Tek programının müptelası oldum. Tarihi seviyorum; ancak gerek Fatih Altaylı, gerek Murat Bardakçı tarihle “gerçek” arasında çoğu zaman ilginç ve önemli bağlantılar yakalıyorlar. Programın aldığı reklam sayısının azlığı ise, bana bir kez daha Türkiye’de reklamcıların bu işi hiç bilmediğini gösteriyor. Çok geç saatte ve hiç olmayacak bir günde yayınlanmasına rağmen, normalde reklamcıların ağızlarını sulandıracak tabaka programı deli gibi izliyor, e-posta gönderiyor, arasında konuşuyor.
Bundan herhalde yaklaşık 2 ay önce, Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı‘nın konuğu Gönül Tekin’di. Gönül Tekin’i ilk defa bu programda tanıdım ve bundan dolayı da kendimi çok cahil hissettim. (Bu arada, bu program sayesinde Altaylı’yı sevdiğimi ekleyeyim!)
Bomba gibi bir programdı. Gönül Tekin öyle şeyler söyledi ki, Murat Bardakçı bile genelde susup dinlemek zorunda kaldı. Bu arada Murat Bardakçı’yı “ukala” bulup kendi çapında eleştiren cahil cühela kesime de söyleyecek laf bulamıyorum.
Lisedeyken “Sümeroloji” bölümüyle dalga geçerdik. Benim nedenim şuydu: Dünyada bu kadar çok medeniyet varken, neden sadece birkaçı -örneğin Mısır ve Sümer- ayrı bir bölümdü? Gönül Tekin’i dinlerken bunun nedenini çok iyi anladım. Yüzyıllardır özellikle Batı’yı -bence- Sümer ve Roma biçimlendirmeye devam ediyor. Tekin, tüm semavi dinlerinin kökeninin Sümer olduğunu çok güzel ve net ortaya koydu, ancak tepki çekmemek adına İslamiyet’e girmedi. Özellikle Hıristiyanlığın Sümer referansları hakkında Zeitgeist zaten gerekli ipuçlarını veriyordu; Tekin, konuyu Zeitgeist’ın bitirdiği yerden alıp çok ilerilere taşıdı.
Şimdiye kadar Sümerlerle yeterince ilgilenmediğim için kendimi kötü hissettim.
“AKP geldi memlekete sansür geldi” diyenlere gülüyorum; bunların çoğu 80 darbesini bile görmemiş çocuklar. Tabi aralarında üç darbe görüp hala “sansür konusunda 50 sene geriye gittik” diyen eşekler de var. Evet; Türkiye’de sansür var ama 80′lerle kıyaslarsak şimdi Türkiye o zamana göre Orwell’in dünyası ile Thomas More’un Ütopya’sı kadar farklı. Elbette arada çok talihsiz olaylar da oluyor. Ancak bütün bunları AKP’ye mal etmek doğru değil. Öyle “alanlar” varki, bu konularda AKP’nin de, derin devletin de, bürokrasinin de çıkarları kesişiyor. Bu troika’nın çıkarlarına karşıt birşeyler söylediğinizde, adalet size karşı yerini gayet güzel buluveriyor!
Bunlardan biri, Muazzez İlmiye Çığ vakası.
Bakın Murat Bardakçı bu konuda neler yazmış:
ELİF Şafak’a “Baba ve Piç” romanındaki bazı ifadelerinden dolayı açılan dava yüzünden kopan ve haftalar boyu devam eden kıyamet, Şafak’ın ilk celsede beraat etmesiyle sona erdi ama bu defa bir başka yazara, 90’ını geride bırakmış álim bir hanıma karşı dava açıldı: 92 yaşında olan dünya çapındaki Sümeroloji uzmanımız Muazzez İlmiye Çığ, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek ve aşağılama ile hakaret” suçlamasıyla 1 Kasım günü hákim karşısına çıkacak.
Muazzez Hanım’ın hayatını burada ayrıntılarıyla anlatmayı gereksiz buluyor, sadece “Sümeroloji’nin dünya çapındaki bir uzmanı” olduğunu tekrarlamakla ve onun kim olduğunu öğrenmek isteyenlere de kolayca temin edilebilen kitaplarını tavsiyeyle yetiniyorum.
Dava açılmasına açıldı ama bu dava hakkında ne AB’cilerden bir yorum geldi, ne de özgürlük yahut insan hakları şampiyonlarının sesleri işitildi. İddianamede 92 yaşındaki bir álimin hapsi isteniyordu ve gazetelerde çıkan bir-iki yazı haricinde Elif Şafak yahut Orhan Pamuk davalarında tozu dumana katan zevát şimdi yer yarılmış da içine girmiş gibiydiler.
GERÇİ DOĞRU AMA…
Mahkemenin sebebi, Muazzez Hanım’ın 90’ından sonra çıkarttığı bir kitabında başörtüsü ile ilgili olarak kullandığı ifadelerdi. Kadınların başlarını örtme ádetinin Sümerler’e dayandığını anlatıyor, hayatlarını tanrıça İnanna’ya vakfeden rahibelerin bazılarının fahişelik yaptıklarını söylüyor ve o devirde başlarını örten kadınların da sadece “mábed fahişeleri” olduğunu yazıyordu.
Muazzez Hanım’ın Sümerler hakkında buraya kadar anlattıkları bilimsel bir gerçekti ama daha sonra Sümerler’in başörtüleriyle günümüzün türbanını mukayese ederken söyledikleri ve “cami” ile “imam” yorumları galiba gereksizdi ve bu ifadeler sadece bizde değil, dünyanın hiçbir yerinde şık sayılmazdı. Dolayısıyla bir tarafta işte böyle bir ilmi mesele, diğer tarafta da mesleki hayatı pırıltılarla dolu olan ve sahasında dünyanın seçkin uzmanlarından kabul edilen 90’ını geride bırakmış bir hanımın hákim önüne çıkartılması vardı.
“Bu işi bakalım nasıl halledeceğiz?” diye düşünürken, Muazzez Hanım’ın sözünü ettiği tanrıça İnanna efsanesinin aslında bugün bile hayatımızın içerisinde bulunduğunu hatırladım. Sonra, şimdiye kadar hep karmaşık bir akademik üslupla anlatılan İnanna konusunu gazeteci diliyle ve basit şekilde nakledeyim dedim.
Önce, bilmemiz gereken bir kural var: Mezopotamya’nın eski tanrılarıyla tanrıçaları, sonraki asırlarda ortaya çıkan birçok dini etkilemiş, hattá bazıları kişilik özelliklerini yeni dinlerde de muhafaza etmiş ama başka isimlerle várolmuşlardır. İnançtaki binlerce senelik bu devamlılığın en önemli ve güçlü motifi de, tanrıça İnanna’dır.
İnanna, Sümer medeniyetinde bereket ve aşk tanrıçasıydı. Sümerler’den sonra ortaya çıkan Sami kökenli Babil uygarlığında “İştar” adını aldı. İştar, ismi bizde şimdi “Temmuz” olarak várolan çoban tanrı “Dumuzi” ile evlendi, bu evlilik didişmelerle geçti ve Dumuzi yeraltına sürgüne gitmek zorunda kaldı. Ama yılda bir defa yeryüzüne çıkarak karısı İştar ile ilişkiye girecek ve yeraltından yerüstüne “yükseldiği” inancı, sonraki binyılların dinlerinde de etkili olacaktı.
Türkiye’deki adalet,din,politika,devlet ilişkilerini çözmek göründüğü kadar zor değil. İşin en zor kısmı, bu ülkede son 150 yılda neler olup bittiğini anlamak.
İskenderiye kütüphanesi yanmasaydı muhtemelen tüm dinlerin yorumu daha farklı olacaktı
))
Tepki Çekmemek ucuz bir behanedir.
İncir çekirdeği dahi dolduramayacak bir şeyin etrafında, müthiş bir söz süslemesi zann’nın o sonu gelmez laf şovu kazanından kotarılır ve demegojinin doruklarına çıkar…
Tiyatro’nun bu perdesi de tamam! tamamlanmıştır. Swyirci büyülenmiştir!
Cehaletin en büyüğü ise bunun adına adına “bilim” demektir.
Bu şovu gerçekleştirene de kimliği “İslam Dini” hakkında zerre kadar bilgisi sahibi değildir!
Kur’an, Ne Azizenin ne de Gönülün Zann’ına göre bir kitap değildir.
Ne Muhammed ne de ondan öncekiler, Azizenin Ne de Gönül’ün zann’ına göre adamlar değildir !
Murat Bardakçanın şarlatanlığı, “Tepki alır kızıştırma ve merak tiyatrosu oyunuyla örtbas edilemez!
Bilim, ne şiirle ve ne de edebiyatla çalışır!
Kanıtlarınız varsa Kanıtlarınızı koyacaksınız ortaya.
etmenin ötesine geçen bir şey olmaz.
Ötekileri dinleyeceksiniz !
Öyle Şey yok!
Bilim bu değil!
Ferdin merakına dayalı, başlangıcı kadar sonu sa önceden kestirilemeyecek ve
merakçı kuşkunun tarafsız sorgulamasıdır bilim.
Gönül ise kendinden çok çok emindir. Her edebiyatçı ve şair gibi..
…
Zann ya da tahmin değil, Mutlak-Tartışma Kaldırmaz Belge adına, neyiniz varsa koyun ortaya ve hatta ve hatta dünyadaki bütün profesör tanrılarınızı da yardıma çağırın!
Elinizden geleni ardınıza komayın ve Sakın biza göz açtırmayın.
Biz Buradayız. Biz de bildiklerimizi getireceğiz!
Belgelerinizi bekliyoruz!
Buradayız !
Getirin belgelerinizi o zaman,size dur diyen yok
bu programda açıkça konuşulmayan elif lam mim meselesi var.bilginiz varsa bizimle paylaşır mısınız
Gönül hanım gibi türkoloji-mitoloji alanında dünya çapında sözsahibi bir bilimkadınının teketek programında anlattıklarını ilgi ve zevkle izledik.Anlattıkları çok da yabancısı oladığım şeylerdi.Tek tanrılı dinlerin ortaya çıkmasıyla ilgili bir çok kaynağı okumuştum.Ama bunları Gönül hanımdan teyit edercesine dinlemek çok iyi oldu.Ne yazık ki,bağnazlık ve tepki alır korkusu uğruna islamiyet pek kurcalanmadı.Bu dürüst bir davranış değildir.Bu konuda gerçekten dürüst davranan iki aydın tanıdım ben.Biri İlhan Arsel,diğeri de Turan dursundur.Tüm bu çekingen tavrına rağmen Gönül hanımın konuk olduğu program birşeylerinb artık kurcalanmasının zamanı geldiğininin ipuçlarını vermesi açısından takdire değerdi.
elif lam mim hakkında sürüyle yorum yapılabilir. Ben Hurufi değilim, olmadığım gibi nasıl yorumlandığı hakkında da bilgim yok. Ancak Kuran’da böyle mukattaa harfler vardır ve sadece hurufiler değil, çeşitli İslam alimleri de bunların kutsal olduklarını, anlamlarının sadece peygamber tarafından bilindiğini söylemişlerdir. hem de sadece elif lam mim yok. Açıkçası ilgimi çeken bir konu değil ve bundan öte fazla da bir bilgim yok.
hazar-deniz: Doğrusunu istersen bence tam da “kıvamında” konuştu. Yani inanan ama şüphesi olan birini araştırmaya itecek kadar. Herşeyi ispatlarıyla göstersen de inanan biri inancını sorgulamaz zaten.
İlhan Arsel yanlıdır. Üstelik aynı şeyleri söyleyip söyleyip duruyor. Turan Dursun ile İlhan Arsel’i kesinlikle birbirinden ayırmak gerek. Arsel’in sistematik bir din bilgisi yoktur; Dursun’un eğitimi ise bunun üzerine. Dolayısıyla Dursun hem duygusallıktan uzak objektif yaklaşımı, hem de bu alandaki eşsiz bilgi birikimi ile Arsel ile kıyaslanmamalı.
Zaten dikkat ederseniz Dursun’u öldürdüler; Arsel’i değil!
“Zann ya da tahmin değil, Mutlak-Tartışma Kaldırmaz Belge adına, neyiniz varsa koyun ortaya ve hatta ve hatta dünyadaki bütün profesör tanrılarınızı da yardıma çağırın!”
Koydu zaten… Sonuç?
Yaradılış hikayesinden, dünyanın oluşmasına, Adem-Havva’dan, Habil-Kabil (öldürme-kavga), yeryüzüyle gökyüzünün ayrılmasından, zaman kavramının oluşmasına, insanın ruhunun üflenmesine (yine üflemek olarak geçer!) mevzuların alayı araklanmış… Tek fark Sümerler çoktanrılı yazmış, tek tanrılı kitaplarda tanrılar gitmiş melekler gelmiş…
Gönül tekin hanımın konuşmalarını tümüyle dinledim bu anlattıklarının gerçek hıristiyanlıkla ve gerçek yahudilikle hiç bir ilgisi yok hele islamla hiç bir ilgisiyok. Ancak zaman içerisinde yahudilik ve hıristiyanlık değişime uğradığından eski sümer saçmalıkları bu dinler içerisine girmiş olabilir.Bu şuna benziyor nasılki İslam dininde bağlama nın herhangi bir yeri olmamasına rağmen bu gün Alevilerin neredeyse kutsallaştımaları gibi gönül hanım bağzı efsaneleri anlatıyor Fatih altaylıda islamla ilgili bir şey soruyor ilgisi varmı diye, hemen olabilir diyor yani kafasına göre yorumluyor herşey zan üzerine.Bütün bu anlattıkları mevzular islamın yapısına hiç bir şekilde uymuyor şaşırdım doğrusu.Zahmet edip İslamı biraz araştısaydı ozama hemen ne kadar yanıldığını anlayacaktı.
saygılarımla
Sümer yazıtları ilahi kitapların kökeni mi?
Vahye dayanan ilahi kitapların aralarındaki benzerlik onların hepsinin temelde Allah’ın kelamı olmalarından kaynaklanır. Eğer aralarında hiç benzerlik olmasa idi niçin hiç benzemiyorlar diye insanın aklına gelebilirdi.
Adem peygamberden İslam peygamberine kadar 124 bin peygamber gelip geçmiştir. Peygamberlerin çokluğu hadis-i şerifte bildirildiği gibi
“Nice peygamberler vardı ki…”3/146
ayetinde de işaret edilmiştir. Bunlardan;
• Hz. Adem’e 10 suhuf (sahife)
• Hz. İdris’e 30 suhuf
• Hz. Şit’e 50 suhuf
• Hz. İbrahim’e 10 suhuf gönderilmişti.
Bu suhufların hepsi Sümerlerden önce gelen peygamberlere indirilen sahifelerdi (İbrahim peygamber ise Sümerlere yakın yada aynı zamanda yaşamış olabilir). Eskiden iletişim imkanları ve kitabet çok zayıf olduğu için aynı zaman diliminde birbirine yakın bölgelerde küçük topluluklara bile peygamber gönderilirdi. Bu peygamberlerin kimisine inanan hayli çok olduğu halde kimisine hiç inanan olmamıştı. Bunların birçoğu kendisinden önce o topluluğa gelen peygamberin dinini devam ettiriyordu.
Fakat kendilerine peygamber gönderilen insanların çoğu peygamberlerin kendilerine bildirdikleri vahiyleri kendi uydurmaları ile karıştırıyor ve dejenere ediyorlardı. Kuran’da eski kavimlerin yaptıkları bu hareketler ve peygamberlerini ilah edindikleri yer yer bildirilmektedir. Tabiki aslı vahye dayanan fakat dejenere olmuş bu inançlarının yansımasına bu milletlerin yazıtlarında ve kültürlerinde rastlamak doğaldır.124 bin peygamberin gönderildiği düşünüldüğünde ise bu yansımanın kaçınılmaz olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu durum, aynı zamanda o dönemlerde de ilahî vahyin insanlara bildirildiğini gösteren bir delil niteliği taşır.
Eğer o zamanki insanlar bir ilahî kaynaktan esinlenmeden o anda yada belli bir süre önce yaşanmış bir olay olarak bunu anlatıyorlarsa bu yine ilahi kitapların anlattıkları olayların gerçekten yaşanmış olaylar olduğunu; hayali hikayeler olmadığını gösterir.
“Benziyorlar öyleyse birbirinden türemişler” şeklinde tarihsel gerçeklerle uyuşmayan yargılar edinmek ise araştırma kaynaklı fikir üretmek yerine felsefik önyargılarla fikir edinmektir
alıntıdır)
Çok köklü bir araştırma olmuş, derinden sarsıldım ve çok inandım.
Çok imana geldim, ehi ehi…
Yahu Sümerler ve öncesi çok tanrılı, sonrası tektanrılı, 120.000 peygamber zart zurt hikayelerinde kafanız hiçmi çalışmaz? Bu Tanrı önceden bi sürüydü diğerlerini öldürdü tek mi kaldı da tektanrılı dinler çıktı? Mağara insanlarının ben peygamber çizdiklerini hiç görmedim hep ay, güneş, kuş, ayı…
“• Hz. Adem’e 10 suhuf (sahife)”
Muhammet okuma yazma bilmiyordu da sözde ilk insan Adem nasıl biliyor yav?
Din dediğiniz şey gökten zembille inmez, geçmişi vardır demekki Sümerler öncesi inanç komple bal gibi çok tanrılıymış… Hani 120.000 peygambere inanan insanlar? 120.000 peygamber geldi bi halta yaramadıysa -ki yaramamış- organizasyon çok zayıf…
“Peygamberlerin çokluğu hadis-i şerifte bildirildiği gibi”
Daha yaşarken bi kaç yüz olan hadis sayısı 150 sene sonra 1.000.000! olmuş…
%90 – 95 gibi bir oranda benzer fikirlere sahip olduğumuzu halen şaşkınlıkla takip ediyorum. Kalan %5 – 10′luk bölgede de rahatlıkla tartışabileceğimizi görmek harika. Dün okuduğum yazılarından birinde insanların “tartışma” kelimesini kavga etmekle karıştırdıklarından şikayet ediyordun, bu benim bitmek bilmez dertlerimden biridir. Tartışma kelimesini kullandığımda mecburen aradaki ayırıma dikkat çekmek zorunda hissederim kendimi.
Gönül Tekin’i ben de televizyonda tanıdım, daha öncesinde haberim bile yoktu. Kendisini pek sevdim. Bilim insanı ahlakına saygı duydum. Bilmiyorsa “bilmiyorum” diyor. Bu ne kadar az rastlanır bir özellik değil mi? Zeitgeist’ı bilirim, üzerinde gezindiği konular fazlasıyla ilgimi çeker.
Ben de kendimi agnostik sınıfı içinde görürüm. Bazı şeylerin bilinemeyeceğine kanaat getirdim. En fazla isabetli tahminlerde bulunmak mümkün. Bilimsel yöntemler de bunun için var ve diğer yandan hiçbir zaman o yöntemler kesin kabul edilemez. Son hesapta mutlakiyette diretenin, ya akıl yetmezliği ya da gönül yetmezliği var demektir, en azından tecrübelerim bunu gösteriyor.
Dogma kelimesinin karşılığı olarak ne kullanabiliriz bilmiyorum. Dogma, günlük hayatını yaşamakta olan düşünmeye ve kurcalamaya uzak kişilere pek bir anlam ifade etmiyor. “Kesin fikir,” desek… Ne dersek diyelim önce bunun üzerinde düşünmüş ve kavramı içselleştirmiş olmak şart. Bu şart yerine gelmeyince sohbet etmek bile mümkün olamıyor. Bana birisi soruyor, “Hayvandan geldiğimize inanıyor musun?” Soruyu soran kişi orta yaşlarının sonlarını aşmış, bu önemli. Diyorum ki, “Neden olmasın?” Konu üzerine zaman ayırmışlığım var, aklıma yatıyor. Açıkcası “Evrim Teorisi %100 doğrudur arkadaş!” diyemem, çünkü bilmiyorum. Arkasından şu soruyla karşılaşıyorum: “Hayvandan geldiğini kendine yedirebiliyor musun? Ben kabul edemem. Annen baban hayvandan geliyor! Kabul etmem, hayır!” Bu noktada düşünüyorum, konuşmanın anlamı var mı? “Üzüyorsun beni” diyorum. Demek ki mesele Darwin Teorisini bilimsel bir zeminde tartışmak değil, mesele hayvana benzetilmekten duyulan rahatsızlık. Hayvanla akraba olduğunu düşünmekten gelen korku. Acaba Evrim Teorisi’ne karşı olan pek çok kişi aynı durumda olabilir mi?
Konuşma devam ediyor, karşı taraftan ısrar gelince neden hayvanlarla akraba olabileceğimizi, hatta neden doğrudan bizim de hayvan olmayabileceğimizi söylüyorum. Bana uygun görünüyor ama işte bu bir hakaret biraz evvel anlattığım açıdan bakılınca. Hata olduğunu bile bile kitaplardan bahsediyorum, ahlakım gereği kaynak vermeye mecbur hissederim kendimi. Karşı taraf cevaplıyor, “Demek ki sen yanlış kitap okuyorsun, Kuran’ı oku, hepsi yazıyor orada.” Okudum. Zaman zaman tekrar okurum, tüm “kutsal” kitapların yanında daima yakınımda bulunur. Fakat ben kitapların sadece kitap olduğunu düşünürüm. Bu kadar basit. Matbaa yoksa kitap da yoktur. Gutenberg yoksa matbaa yoktur. İlahi sözler arayacaksak bu sözlerin genetik bilimi yardımıyla okunabileceğini görüyorum.
Kendi dogmalarının farkında olmayan (kişinin masumiyeti açısından bu nispeten iyi sayılır) ve dogmaları kendi faydasına kullanan (bu kesinlikle kötü sayılır) kişilerle tartışılamayacağına kesinlikle katılıyorum. Boşa kürek çekerek kafa göz yarmamak adına Gönül Tekin’in sözlerini tartışmak yerine, “Hayır o değil ben doğru söylüyorum, çünkü böyle olduğuna inanıyorum,” diyen kişilerle hiç zaman kaybetmemeli. Sanılmasın ki kimseyi aşağılıyorum hayır, saygı duyuyorum, ama sevgi? Hayır.
Dini konularda ideolojik yaklaşımlar maalesef marjinal kutuplaşmayı yoğunlaştırıyor. Örnek olarak ilhan arsel ateistvari yaklaşımı ile hiç samimi ve inandırıcı değil. Zaten 1960 darbe anayasasını hazırlayan bir zihniyetten başka ne beklenebilirki. Yayınladığı kitabını okudum. Çok komik. Sap ile samanı karıştırmak bu olsa gerek. Dini konularda çok yetersiz olduğuna mı gülelim, İslam’ı küçültmek adına hakarete varan salvolarına mı gülelim bilemiyorum. Dinsel cehaletin ulaşmış olduğu son kertesi bu olsa gerek.
Orhan; İlhan Arsel ateistvari filan değil ateisttir. Arsel’i ben de pekçok yönden eleştiririm ama Arsel’i eleştirdiğim noktalar aynen sende de var. Aslında bir elmanın iki yarısı gibisiniz; ikiniz de dogmatik yaklaşıyorsunuz. İnsanlar inandığın dinin gerçek olmadığına dair kanıtlar ya da iddialar ileri sürebilirler. Sen inancından dolayı bunu hakaret olarak algılayabilirsin, ama seküler dünya düzeninde bu bir haktır. Hukuk ateisti de korumak zorunda. Hatta bu ülkede en çok ezilenler ateistler. Sana neden dogmatik dedim? Çünkü Arsel hakkında iddialar ortyaya atmışsın ama bu iddiaların hakkında kanıt göstermemişin. Arsel’in de kitapları böyledir. Bir iddia atar onu tek tarafından tutar, aynı şeyi de ciklet gibi çiğner durur. Şimdi buyur iddiaların neyse ortaya koy, delillerini de göster.
Murat Bardakçı’nın eleştirilmesinin en büyük nedeni porgramda kimseyi konuşturmaması ve egosunu tatmin etmeye çelışmasıdır. Hayır madem kimseyi konuşturmayacaksın bari İlber Ortaylı gibi bir program yap…
Arkadaşlar google videodan gönül tekin yazıp arattığınızda 3 saat 40 dakikalık teketek programının tamamı yer almaktadır ben 2 kez dikkatlice dinledim herkezin merak ettiği konuya açıklık getiriyor aslında prof. gönül tekin hanım iyi dinlerseniz farkedebilirsiniz 3.27 ci dakikalara iice dinleyin yavaş sesle elif lam mim daha ileri gidersek şeklinde bir ibare kullanıyor murat bardakçıya sessizce burada olay şu murat bardakçı şunu soruyor bu ebced hesabının gibi bir hesaplama sistemi mi var diyor yani başka olarak bu ilah ebced mukatu mu ne öyle bir şey diyor o 36 ya tekamül ediyormuş oda güneş ve 12 burç yıldızları dahil edip yapılan hesap mış ilah Ay Tanrısı olduğunu söylüyor ama asıl önemli nokta sessizce dillendiriliyor ebcedde n başka bir hesaplama sisteminin kullanıldığını bunlarında elif lam mim gibi anlamı şuan bilinmeyen mukatta harflerimiş yani benim anladığım buradan bu elif lam mim gibi bize anlamsız gelen şeyler bir hesaplama sisteminde kullanılıyor ve bunlar göksel olaylarda belli rakamlara tekamül ediyormuş belkide Allhın 99 adının olmasının sebebi bu hesaplama ile ortaya çıkıyor daolabilir bi nevi hesaplamaya dahil edilen bir şey yani üstü örtülü olan bilgilerin ve büyük ihtimallede rakamsal değerlerle alakalı rakamsal değerlere bu mukatta harfler kullanılarak varılıyor sanırsam bunu anlatmak istedi kısaca ve sessizce gönül hanım bu benim anladığım ve doğru anladığımı düşünüyorum sizinle paylaşmak istedim Hoşçakalın.
inanmayın bu şarlatanlara dinlerinizi imanlarınızı elinizden alırlar, sonra cehennemin önüne gelince de ee ne yapalım bize inanmasaydınız derler. Bu kişilerin görüşlerini değill kendi iç sesinizi dinleyin. Hz. Ali’nin kafir grubuna onların mantığı ile söylediği gibi, “Öbür dünya yoksa ki var ama sizin gibi düşünrswek yok, o halde benim bu dünyada namaz kılmam oruç tutmam bana bir zarar vermez, ama ahiret hayatı varsa işte o zaman siz yandınız ben ise kurtuldum”